Sohbetler (19 Nisan 2017; 10:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

ASLI HANTAL: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Üst Akıl İngiliz Derin Devletinin İç Yüzü kitabından okumaya devam edeceğiz.

Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Burhan Çaçan aslan delikanlıdır o. Çok güzel söylemiş. Tam Anadolu delikanlısı o. Allah ömrünü uzun etsin. Güzel, bütün parçaları güzel, aşağı yukarı hepsi iyi.

Allah bizi şu an seyrediyor Cenab-ı Allah ve bizi dinliyor. Her yeri, herkesi dinler Allah. Her yeri görür. Ama insanlardan dolayı insanların imanı zayıf oluyor. Allah imanı zayıf insanları gösteriyor insanlara. Adamın aklı gidiyor. “Ben o zaman” diyor “demek ki onlar gibi olsam kurtulurum.” Kardeşim ne biliyorsun neyin ne olduğunu? Sen varsın Allah var. Sen kendinden sorumlusun. Bırak etrafındaki görüntüleri. Yani “o zaman” diyor “onlar da herhalde cehenneme gider o zaman” diyor. Kardeşim bir de bakarsın ki ahirete gidersin, hiçbiri yoktur. Veyahut başka bir mahlukattır. Senin neyine lazım? Allah’la bağlantını tam sağlama getir. Yahut neyine lazım demeyeyim de Allah affetsin, yanlış anlaşılır o. Tam birebir, bir Allah var, bir sen gibi düşünüp sağlam imanda olacak. Zaten mümin olarak yaratılanda bir sorun olmaz. Mutlaka imanlı olur onlar. Cennetten geliyor onlar. O kadar kafir var ne olacak? Kardeşim o zaten cehennemden geliyor. Ne bilelim işte, bir çeşit varlık. Ama mümin bak “Allah’ın azabından emin olmayın” diyor Cenab-ı Allah. Kendinden emin olmayacak. Allah affeder diye. O zaman yan gelir yatar adam. Olmaz. Allah’tan korkacak ama o korku tabii Allah’ı gücendirme korkusu. Değil mi? Allah’a karşı mahcup olma korkusu.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da geçtiğimiz hafta “Kadın insan mıdır?” konulu bir seminer düzenlendi. Ve kadının insan olup olmadığı tartışıldı. Böyle bir seminerin yapılması büyük tepki topladı. Fotoğraf vardı, görebiliriz.

ADNAN OKTAR: İşte şeytanın etkisiyle yapıyorlar. Kadın insanın hasıdır, hakikisidir, gerçeğidir, mükemmelidir.

Son beş yılda Suudi Arabistan’da iki bin çocuk şiddete maruz kalmış. Kimi hastaneye bile götürülmeden morga kaldırılmış. Diyor ya “Çocuklarınızı dövebilirsiniz.” Karısını dövüp komaya sokan, çocuğu dövüp komaya sokanın haddi hesabı yok. Tam bir rezalet.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sevimli bir videomuz var. Küçük bir kız, ayıyla saklambaç oynuyor.

ADNAN OKTAR: Onun şakası olur mu? Bir tane çakar, camı çerçeveyi aşağıya indirir.

Artık başörtüsüyle ilgili hiç yazı gelmiyor. Niye? Çünkü bütün açıklığıyla olayı gördüler. Yanlış olduğunu anladılar. Bir tanesi şaşırmış gönderdi, bir tane. O da zaten kısa sürede olayı anlayacak.

Anadolu’da hiçbir yerde insanlar gelenekçi Ortodoks sistemi istemez. Ankara, İstanbul, İzmir modern şehirler. Burada ne alaka? Ama modern İslam anlayışını hepsi benimsemiş durumda. Hepsi benimsiyor. Mesela ultra modern gençler var, gidiyor namaz kılıyorlar. Ultra modern genç kızlar var. Göbeğinde piercing falan, dövmeli. Bakıyorum hepsi beş vakit namazını kılıyorlar. Böyle bir İslam anlayışı Türkiye’yi sarmaya başladı. Doğrusu olan da budur. Yani Kuran Müslümanlığı, özgürlük demektir, hürriyet demektir, demokrasi demektir, sanat kalite demektir, estetik, en mükemmel hoşluk, ferahlık, rahatlık demektir. Mesela Putin kiliseye gidiyor, ertesi gün hip hop kulübe gidiyor dans ediyor. Böyle olması lazım. Sportif faaliyetlere katılıyor, hayatın içinde, kaliteye önem veriyor. Mesela, Musevileri bütün gücüyle destekliyor. Müslümanları destekliyor. Hocaların toplantısına gidiyor. Böyle bir Müslümanlık anlayışı esas olması lazım.

Televizyonlarda güzel güzel genç kızları çok kavgacı, hırçın gösteriyorlar. Bayağı da şekerler. Hayır, bağırıp çağırmak da yakışıyor onlara. Her halükarda şekerler de ama yapmamaları lazım. Çocukları çok yoruyorlar. Sinirleri bozuluyor. Hasta olur onlar. El kadar çocuk onlar. Nazik, nazenin varlıklar. Onların üzüntüden midesine vurur. Hasta olur. Vücut savunmaları kırılır. Ağlıyorlar. Yazık günah yani.

O hatırlatmayı yapıp gösterebiliyor muyuz?

ASLI HANTAL: Gösterebiliyoruz. Şu anda yazıyorlar. Evet, çocukları uzaklaştırmak şartıyla gösterebiliyoruz. Uyarımız bu.

ADNAN OKTAR: Şimdi göstereceğimiz bu filmi çocukların seyretmesini istemiyoruz. Aileler çocuklarını uzaklaştırsınlar. İşte bu bir kısmı. Dolu. Bu çocuklara yazık günah. Tansiyonları yükseliyordur bunların. Değil mi bayağı tehlikeli olur. Tansiyon hastası olur. Kalbi durabilir. Bin bir türlü hastalığa sebep olur. El kadar çocuk bunlar. Bunları bu kadar gergin yaşatmanın alemi ne? Bunların huzurlu, neşeli, sevinç içinde yaşamaları lazım. Sevgiyi, tutkuyu yaşayarak yaşamaları lazım. Çocuklara sevgi ve tutku sunulacağı yerde şiddet, dehşet, bağırtı, çağırtı, korku sunuluyor. Bu çok yanlış. Bu ilgililerin, kimse bu konularla bağlantısı olan herkesin bu konulara çok dikkat etmesi gerekiyor. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Yazık bu çocuklara.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Abdülkadir Selvi, referandumda Büyük şehirlerde hayır çıkmasını şöyle değerlendirdi. “Özal, 1989 yerel seçimlerinde büyük şehirleri kaybedince gerilemeye başladı. SHP ve Refah Partisi’nin yükselişi büyük şehirlerin kazanılmasıyla başladı. Büyük şehirdeki sonuçlar, AK Parti’de, ‘erken uyarı’ olarak alındı. Eğitimli ve şehirli kesimlere yönelik yeni bir politik dilin oluşturulmasının üzerinde duruluyor.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Politik dil ne? Sert bir üslup kullanılmayacak. Gerilim üslubundan kaçınılacak. Sanata, estetiğe, kaliteye önem verilecek. Dekolte hanımlara daha çok saygı gösterilecek. Onlar korunup kollanacaklar. Başörtülü hanımlarla, dekolteli hanımlar aynı ayarda, aynı değerde, aynı bakış açısıyla değerlendirilerek ortada güzel bir görünüm verilmesi gerekiyor. Ortalı bir siyaset izlenmesi lazım. Sanatın en güzelini bizim, Türkiye’nin elde etmesi gerekir. Resimde, heykelde, müzikte dünyaya öncü olalım. En güzel resim yarışmaları burada olsun. Heykel yarışmaları burada olsun. Büyük müzik yarışmaları burada yapılsın. Resitaller verilsin. Operalar buraya çağırılsın. Her yönden bu çok olumlu etki yapar.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Tarihçi Profesör Doktor Ahmet Şimşirgil, resmini görebiliriz. Tarihimizin sil baştan yeniden yazılması gerektiğini söyledi. “Maalesef tarihimizi yüz elli yıldır İngilizler ve muhipleri yazıyor. Bu yüzden tarih müfredatını mutlaka yeni baştan kaleme almak lazım. FETÖ durduk yere yeşermedi. Din, tarih ve edebiyat kitaplarının değişmesi lazım. Üniversitelerimiz de çok kötü durumda. Bu zihniyet nasıl ortaya çıktı iyi düşünmek lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani İngiliz derin devletinin etkisini Hocamız çok güzel anlatmış. İngiliz derin devletinin yönlendirdiği tarih anlayışını ortadan kaldıralım. İngiliz derin devletinin yönlendirdiği tarih anlayışını, sanat anlayışını, her türlü anlayışı ortadan kaldıralım ve özellikle siyaset anlayışını, politika anlayışını tamamen ortadan kaldıralım. İngiliz derin devleti Türk siyasetinden elini çeksin. Çekmiyorsa o eli kıralım, kanunla hukukla. Türk siyasetine muazzam etki yapıyor şu an İngiliz derin devleti.

Türkiye, dünyanın sevgi merkezi olsun. Sevgi okulu olsun Türkiye. Gerginliğin yaşandığı bir yer olmasın.

“Kemal Kılıçdaroğlu referandum sonucunu tanımadıklarını söyledi.” Ama referandumlar zaten ucu ucuna olur dünyanın her tarafında. Bu normal. Abartılı bir fark; o zaman bu kanunla konulması lazım. Dersin ki “yüzde altmış olmadıktan sonra olmaz” demen lazım. Yüzde elli bir değil, on fark bile olsa kabul ediliyor. Yirmi oy bile fark etse kabul ediliyor. Bunu baştan kabul ettiğinize göre, neticede kabul etmek durumundasınız. Çünkü mesela, hayır aynı farkla ortaya çıkmış olsaydı kabul edilecekti. Evette niye hata olmuş oluyor o zaman?

Şehirli görünümün daha çok verilmesi lazım, AK Parti tarafından. Modern genç kızlar, modern delikanlılar, edepli adaplı gelenekçi Ortodoks gençlerle bağlantı güzel. Ben ona bir şey demiyorum ama yine edepli adaplı modern gençlerin de devreye sokulması lazım. Modern genç kızların da devreye sokulması lazım. Onlar da bu vatanın evladı ve çoğunluklar. Görüyorsunuz işte. Ankara, İstanbul, İzmir’de ağırlıklarını bir parça koydular, net bu ortaya çıktı. Öyle küçük bir kitle değil ki, dev bir kitle. Türkiye’nin en az yüzde seksen, doksanı böyle yani. Kimse hayal kurmasın. Doğrusu bu. Onun için modern insanların, şehir kültürünü almış insanların, aydınların; sanat anlayışını, kültür anlayışını, kalite anlayışını AK Parti’nin öncelikli olarak ele alması gerekiyor. Bu açık görülüyor. Gelenekçi Ortodoks insanları da tabii koruyup kollayalım, sevelim ama tamamen ağırlık yüzde doksan beş onlara verilirse, sonuç böyle olur. Ben bunu söyledim. Yine söylemeye devam ediyorum. Hemen tamir edip, hemen düzeltelim bu durumu. Referandumlar genellikle böyle oluyor. Onun için şaşıracak bir şey yok. Yüzde elli buçuk falan gibi oluyor. Elli bir, elli iki. Bu hayret edilecek bir şey değil.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: İngiltere Avrupa Birliği’nden çıkma kararını yüzde elli dörtle aldı.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela İngiltere yüzde 51.8 Avrupa Birliği’nden çıktı. Yüzde 51.8 yaklaşık aynısı.

Bu Fikret’in anlattığı konuyu bir yine dinleyelim. Buradayız. Devam edeceğiz.

ASLI HANTAL: Neşeli Saatler programımız sona erdi. Videolarla devam edeceğiz yayınımıza.