Sohbetler (24 Nisan 2017; 10:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

GÖRKEM ERDOĞAN: Fransız siyaset bilimci Philippe Moreau Defarges, BFM kanalında skandal bir açıklama yaptı. Defarges , Türkiye’deki halk oylamasına itiraz konusunda hukuki yolların tıkandığını iddia etti. Şöyle dedi: “O zaman geriye ya iç savaş ya da bunu söylemek zor ama Erdoğan’ın öldürülmesi kalıyor.” diyerek suikast iddiasında bulundu. Ancak bu sözleri büyük tepki alınca Twitter hesabından özür dilemek zorunda kaldı. Konuşması vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Akla bak ya. Kafaya bak. Tayyip Hocam çok rahat olsun kılına dokunamazlar evvelAllah. O vazifesini yapacak. Vazifesini yapıncaya kadar kimse ona dokunamaz.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Oyun oynarken kendini birden yere atan bir köpek var.

ADNAN OKTAR: Tabii umarım hayvana sıkıntı vermiyorlardır. Gülüş şekilleri biraz garibime gitti. Çok çekiniyorum bu insanların bu hayvanlara eziyet etmesinden. Çok tedirginim yani. Bilmiyorum güvenemiyorum tam. Çünkü gülüşler mülüşler bir acayip. Hayvan da tek başına ağzı var dili yok. Aslında her hayvanı olanı bir veteriner kontrolüne mecbur etmek lazım. Yani hayvan işkence görmüş mü? Öyle değil mi? Haftada bir, ayda bir veterinerlerin gezip bakması lazım bir. Hem sağlığına hem sıhhatine hem de işkence görmüş mü herhangi bir acı çektirilmiş mi? Bazen hayvandaki stresten de anlaşılıyor kanındaki. Stres hormonları çok yükseliyor. Canını yakıyorlar. Ama inşaAllah olmuyordur yani.

Türkiye İsrail’deki hükümet gibi olması lazım. Bak iktidardaki parti ultra modern, kadınlar istediği gibi dekolte geziyorlar, pop konserleri oluyor her şey serbest. Müzik resim heykel her şey serbest. Ama aynı zamanda koyu Ortodoks. Koyu dindar. Bütün Katolik dindarları, Ortodoks dindarları çok iyi koruyor. Toz kondurmuyor ama özgürlüğe de toz kondurmuyor. AK Parti iktidarının da bu şekilde olması gerekiyor. Her yer  aydın insanlarla dolu. Tayyip Hocam da aydındır, hükümet de aydındır. Ama ben sola anlatamıyorum bu konuyu, herhalde yavaş yavaş anlayacaklar. Tayyip Hoca’ya sahip çıkmaları lazım. Yani modern sağın lideri o, modern sağın. Hem gelenekçi Ortodoks Müslümanları çok iyi koruyup kolluyor. Solu da çok iyi koruyup kolluyor. Hangi ateist ezilmiş? Kim ezildi yani? Hiç kimseye bir şey olmadı. Dekolte hanımlar alabildiğine özgür olsun. Çarşaflı başörtülü hanımlar da alabildiğine özgür olsun. Hükümetin çizgisi bu olacak.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sevimli kedi resimleri var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Böyle baygın yatan kedilerden ben şüpheleniyorum. O beni tedirgin ediyor. Çünkü gözü kapalı hayvanın. Mesela bunlar tamam, bunlar mesela çok şeker çok tatlı. Ama öyle sırt üstü, kıpırdamadan yatması beni tedirgin ediyor. Yani ben sahiplerini tenzih ederim de adam psikopat falan da olabilir. Hayvanı uyutmuş olabilir. İlaç vermiş olabilir. Allah esirgesin daha da fenası olabilir. Onun için ben o resimlere şüphe gözüyle bakıyorum. Yani canlılığının görünmesi lazım. Aktivitesinin. Yani garip bir pozisyon alıyorsa bir hayvan bir şey vardır. Değil mi? Yani hiç olmayan bir şeyi yapıyorsa bir acayiplik vardır. Kedisi, köpeği olanların aslında kayıt yaptırması lazım, bir yer olması lazım mahallelerde değil mi? Kedi, köpek sahipleri getirip, gelip veteriner ev ev gezip adıyla tanıyacak, gelip sevecek bakacak muayene edecek. Rahatı yerinde mi, keyfi yerinde mi hayvanın? Tavsiyelerde bulunacak. Eğer şüpheli görürse de hayvana el koyacaklar. Yani işkence falan varsa zaten hapis cezasına kadar vardırmak lazım.

BEYZA BAYRAKTAR: Yeni yasayla inşaAllah hapis cezası olacak artık.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yazık günah hayvana ağzı var dili yok. Bir şey de yapamıyor. Şimdi onu koruyacak bir şey de yok. Adam manyak, sigara içiyor olmadık kepazelik yapıyor. Mesela ben daha hala unutmuyorum. Bir köpeği arabanın arkasına bağlayıp hayvanı koşturuyordu caddede. Kilometrelerce koşturmuş hayvanı bütün ayakları kanamış. Adamın resmini gösterin dedim göstermediler. Gösterin önden yandan ben tanıyayım adamı Allah Allah. Tanımak istiyoruz. Bu adam bizim aramızda gezecek ben bu adamla konuşmak istemiyorum. Evime de sokmam hiçbir yere de yanaştırtmam. İşi varsa işine de son veririm. Mecbur muyum ben bu adamla içi içe olmaya yahut adamı koruyup kollamaya? Böyle tipleri bize tanıtmaları lazım.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: 22 Nisan Cumartesi günü Siirt ve Batman’da sizin toplam on bin adet “Fosiller Evrimi Reddediyor” isimli eseriniz halkımıza ücretsiz dağıtıldı. Dağıtıma Siirt, Batman ve Güneydoğu bölgesinden kardeşlerimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Siirt’in, Batman’ın yiğitleri. Çok güzel haber. Büyük nimet. Deccalın başına esaslı bir darbe. İlim irfanla.

“Adnan Bey, öğle vakti sizin kanalınızı izliyoruz. Arkadaşlarım askerden gelir gelmez sizin ve talebelerinizin konuşmalarından çok etkilenip namaza başladılar” diyor. MaşaAllah.

“Adnan Bey Allah’a olan sevgimizi nasıl artırabiliriz?” Ceyda Erdoğdu. Hep Allah’ın lehine düşünerek. Allah’ın aleyhine düşünülmez. Ona asla müsaade etmeyin. Yani serbest düşünme diye bir şey yoktur. Mutlaka sevgiliden yana. İnsan mesela değil mi sevgilisi oluyor hanım, hep lehine düşünüyor. “O yapmamıştır, o etmemiştir” değil mi? Allah’a da hep hüsn-ü zanla. Çünkü sonra mahcup olur. Suizan eder sonra da sırrı ortaya çıkar her seferinde. Her seferinde mahcup olur küçük düşer. Hayrı göremez ilk başta göremeyebilir. Hikmeti göremeyebilir Allah ona gösterir zamanla. Ama isyan veyahut şüphe çok büyük utanç vesilesidir.

Bağnazlar aşırı enaniyetli ve aklı zayıf oluyorlar. Çok çok akılları zayıf. Hem ülkeleri felakete sürüklüyorlar hem kendileri felaketin içine düşüyor hem kendilerini yakıyorlar hem insanları yakıyorlar. Çok çok akılsızdırlar. Yani dünyanın her yerinde baş belasıdır bunlar. Hükümetlere insanlara. Ama tabii iyi niyetle yapıyorlar kendilerine göre. Yani şirk içine girdiklerinden haberleri yok. Allah için yaptıklarını düşünüyorlar mahvediyorlar ortalığı. Onun için bunları sabırla eğitmek gerekiyor.

“Adnan Bey, sizin çevrenizdeki herkes güvenilir mi?” Levent Güloğlu. Ekseriyet. Yani yeni gelenleri bir tek tanımıyorum ama eski tanıdıklarımın hepsi güvenilirdir. 35 sene, 30 sene sadakat göstermiş artık insaf. Bütün hayatını vermiş yani.

“Hocam tutku nasıl oluşur?” Şule Acımaz. Tutku. Kabadayılık gerekir tutku için. Dünyadan geçmek, başkaları için sevdikleri için yaşamak gerekir. Başkası için yaşayamayan tutkuyu asla elde edemez. En çok istenen budur. Allah’ı seveceksin. Allah için yaşayacaksın. Bütün hayatın Allah olacak. Kendin için istemeyeceksin. Hep Allah için isteyeceksin.

“Hocam sizi Van’dan takip ediyoruz. Beğenerek izliyoruz. Sizi izlediğim için, takip ettiğim için arkadaş çevremden ve ailemden olumsuz tepki alıyorum. Sizce nasıl bir yol izlemeliyim?” E sen şimdi Hz. Musa (as) olduğunu düşün Firavun seni niye desteklesin? Firavun’un çevresi seni niye desteklesin? İbrahim (as) olduğunu düşün. Yani onun yanında olduğunu düşün. E seni niye desteklesin adam? Nemrut ve çevresi. E tabii ki tavır alacaklar. İblis sana düşman değilse, karşı değilse sen nasıl Müslüman olacaksın? O olacak ki sen Müslümanlığın lezzetini tadasın. O olacak ki bereket gelsin sana. O gelecek ki güzelleşesin. Zıttın olmazsa sen güzelleşmezsin. Elması kumun içine at görünmez. Simsiyah kadifenin üzerine koyacaksın. Elması getirip üzerine koyarsın o kadifenin, üzerine ışık verirsin cayır cayır yanar. Müslüman da böyledir. Simsiyah ortamda elmas gibi pırıl pırıl parlayacak. Eğer kumların içine düşerse Müslüman görünmez. Allah her peygamberi her velisini simsiyah karanlığın içinde yanan bir ışık gibi yaratmıştır. Allah diyor ya “bir kandil misali” diyor ayette. “Bir çerağ, bir nur kandil oldun.” diyor. Ne yapıyor? O karanlığı aydınlatıyor. Karanlığın içinde kandil. Mümin de öyle olacak.

“Adnan Bey, Allah’a nasıl dua etmemiz lazım bir mümin olarak? Her gün dua etmemiz gereken konular nelerdir?” Yusuf Aykan. Her şeyin en güzelini isteyin. En hayırlısını, en fazlasını. Yani en kısa dua bu olur.

Dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Çek Cumhuriyeti’nin Prag kentinde dünyanın en güzel kütüphanesi olarak adlandırılan kütüphane var Klementinum Kütüphanesi. Bu kütüphane 1700’lerde yapılmış, mimarisi açısından dünyanın ne güzel kütüphanesi olarak adlandırılıyor.

ADNAN OKTAR: Şahane. Adı var mı kütüphanenin?

GÖRKEM ERDOĞAN: Klementinum.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

ASLI HANTAL: Mete Yarar sevgiden bahseden şöyle bir yazı yazmış, “Bugünlerde geçmişimizi, değerlerimizi, vatanımızı, milletimizi bir annenin evladını sevdiği gibi sevmek zorundayız. Aynı zamanda koruyup kollamak, büyütmek, yanlışlarını düzeltmek zorundayız. Çünkü etrafımızda o kadar büyük bir nefret kuşağı var ki bu kuşağı yarabileceğimiz en büyük silahımız yüreğimizdeki sevgi gücümüz olacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel Mete Hoca’yı tebrik ediyorum. Mete Hoca akıllı. Mesela bak Avrupai bir delikanlı, uyanık. Bak sağcı, gelenekçiliği tam anlamıyla savunur ama moderniz mi de tam anlamıyla savunur.  Böyle olmak lazım. İsrail modeli. İsrail’de iktidara geliyor mesela Likud Partisi iktidara geliyor akıl almaz özgür ortam. Alabildiğine özgür. Ama Ortodoks Museviler akıl almaz korunuyor. Ne derse devlet yapıyor. Ama dekolte alabildiğine rahat, müzik, resim, heykel her şey rahat. Türkiye’nin modern sağa ihtiyacı var, modern sağa. Süleyman Demirel modern sağın kurucusudur. Uzun saç, favori.  Kimse uzun saç bırakmazken Demirel o yaşında uzun saç bırakıyordu. Kimse favoriye yanaşmazken, favoriyi çok riskli, yanlış, İslam’a zıt görürken o uzun favori bırakıyordu. Modern sağın çok iyi bir temsilcisiydi. Ve Nurculara laf ettirmezdi, Süleymancılara laf ettirmezdi acayip güçlendi Nurcular, Süleymancılar. Ülkücüleri çok iyi korudu o dönemde. Ben biliyorum acayip, müthiş güçlenmişti MHP o devirde. Ama Süleyman Demirel’in de desteği çok açıktı.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hiçbir aday cumhurbaşkanı seçilebilmek için ilk turda gerekli yüzde elli salt çoğunluğa ulaşamadı. Macron, oyların yüzde 23.7’sini alarak seçimden birinci çıktı, Le Pen ise 21.7’lik oy oranıyla ikinci oldu. 7 Mayıs’ta düzenlenecek ikinci tur oylamada yarışacaklar. Yani sonuca göre ülkenin ortalama yüzde yirmilik kesiminin oyunu alan kişilerden biri ülkeye cumhurbaşkanı olarak seçilecek ve o ülkeyi yönetecek.

ADNAN OKTAR: Evet hayırlısı ne ise o olsun.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bir ayıyı tanıtmak istiyorum. Ayı Stephan. Üç aylıkken evlat edinilmiş. Ve şu an 23 yaşında. Ev halkıyla birlikte yaşıyor. Bahçe işlerini yapıyormuş ev halkıyla birlikte.

ADNAN OKTAR: Ama tabii kimse heveslenmesin hayvanın hiç şakası olmaz. Birdenbire bir şeye sinirleniyor hiç ummadık bir şeye akıl almaz vahşileşiyor. Ne atta, ne kedide, ne köpekte güven olmaz. Mesela kedi bir anda hayvan delirebilir canını yakarsın bilmeden. Köpek de öyle çılgına döner bir anda. Hep dikkatli, temkinli olmak lazım insanları teşvik ediyorlar hep felaket geliyor sonunda. Mesela kurt besliyor şakası olmaz direkt boğar.

“Adnan Bey paralel dünya yani zer aleminden dünyaya insanlar gelip sonra tekrar geri döner diye söylemiştiniz Kuran’da ayette geçen uyandırılan insanlar bir süre dünyada kaldıkları olabilir mi? Zer alemindekiler uyuduklarında dünyaya gelip yaşayıp da öldükleri zaman zer aleminde uyanabilirler mi?” Kafanı o kadar karıştırma sen Hafız Yusuf, zannettiğiniz gibi olmuyor. Mesela Cenab-ı Allah diyor ki “cehennemde yakacağım insanları ateş göklere yükselecek” diyor ama adamlar orada birbirleriyle eğdişiyor boğuşuyorlar yani biz azgınlık var adamlar öyle ateşten falan etkilenmiş değiller. O kadar kudurmaları için bir neden yok çünkü daha hala “Ya Rabbi sen benim Allah’ımsın” demiyor adam. “Söyleyin Allah’ınıza da bana yiyecek versin” diyor daha hala orada züppe yani. Bir şey var orada, bir mantık var gittiğimizde göreceğiz. Bir boyut o, oranın acısı bildiğimiz acı değil, oranın alevi bizim bildiğimiz alev değil. Nasıl rüyamızdaki alev bizim bildiğimiz alev olmuyorsa değil mi rüyamızdaki ateş bizim bildiğimiz ateş olmuyor? Adam yangının içine giriyor eşyalarını alıp çıkıyor hiçbir şey olmuyor. Veya çıkıyor gidiyor hakikaten canı yanıyor bağırarak kaçıyor falan bu belli olmaz. Allah sözünü tutuyor nihayetinde, Allah sözünü tutuyor ama bizim kafamızda tahayyül ettiğimiz gibi olması mecburiyeti yok. Ama Allah “Ben sözümü tutarım” diyor yapıyor yani dediği oluyor. Senin kafandaki gibi olmayabilir. Mesela “Mehdi çıkacak” diyor bizim kafamızdaki gibi olmayabilir. Çıkıyor. “İsa Mesih’i” mesela “indireceğim” diyor Allah, bizim kafamızdaki gibi olmayabilir. Sözünü tutuyor ama nihayetinde Allah.

Kusursuz insan olmaz bu dünyada, burası dünya imtihan yeri. Ben genç kızlarla tanışıyorum yok işte burnum eğri yok kulağım. Ya kardeşim kusursuz nasıl olacaksın? Hep üzülüyorlar ben üzülmeyen genç kız bir tane görmedim. Burası dünya zaten en güzel bile olmuş olsan çok kısa süre sonra böyle güzel bir menekşe gibi çürüyüp toprak olup gideceksin. Ne dert ediniyorsun? İmtihan için gelmişsin kısa bir kurs. Zer aleminden geldin buraya buradan da inşaAllah Allah’ın izniyle cennete gidersin.

Şefkatin üstünde çok durmak lazım, şefkat ferahlatıcıdır, yatıştırıcıdır. Bir insana şefkatle bakılmadığında öfke meydana gelir, sinir meydana gelir. Her şeye şefkatle bakmak lazım. O sinir de insanı parçalar, öfke kalbi parçalar Allah vermesin.

Türkiye’yi bak yıkmak için yüz yıldan beri uğraşıyorlar. Türkiye bir dev. Onun üstüne gelip böcek möcek konduğunda işte kene falan hiçbir etkisi olmaz. Şimdi hükümet PKK’yla mücadele ediyor, silahla askeriyle falan kültürel ilmi mücadele olmadıktan sonra asla yenilmez PKK söyleyeyim. İlmi mücadele şart. Darwinist, materyalist sistemin ortadan kaldırılması gerekiyor. Devlet eliyle Darwinizm’in anlatılması PKK’nın kanını beslemiş oluyor. Çünkü en çok ihtiyaçları olduğu konu komünist felsefenin temeli olan Darwinizm’in yüceltilmesi. Devlet eliyle Darwinizm yüceltilirse PKK’nın Darwinist propaganda yapmaya ihtiyacı kalmıyor sadece onun üstüne komünizmi kurması kalıyor. Ve gayet kolay oluyor onlar için komünizmi onun üstüne bina etmek. Onun için devlet ne yapıp yapıp Darwinizm’e tam tavır alması gerekiyor. Hükümetin yani. Marksist, Leninist, Stalinist sistem kalkması isteniyorsa Darwinizm’in mutlaka kaldırılması gerekiyor. Çünkü bak binanın temeli o, bunun üstüne kurulmuş. Mao da bunu söylüyor Stalin de bunu söylüyor Marks da bunu söylüyor hepsi “bizim davamız Darwinizm’in üstüne kurulu” diyor. Onu sen yıktığında bütün bu bina çöker. Çöktü mü bu beladan kurtulmuş olursun. Yoksa bu perili köşk sürekli içinden canavar çıkaracak. Yahut şeytanlı köşk diyelim.

Bir insanın davası olmadı mı bunalımda olur. Bomboş bir kütük gibi sürüklenir. Sele kapılmış kütük gibi. Davası olan adam çok şık bir gemi gibidir. Böyle rotası belli, yolu belli engin denizde dümdüz yol alır. Davası olmayan bir insan da sel suyuna kapılmış kütük gibi oradan oraya çarpar, oradan oraya çarpar nereye gideceği belli olmaz. Mutlaka bir insanın davası olması lazım. Hak davası.

Darwinizm eskiden bilgisizlik ortamında acayip gelişiyordu. İnternet çıktı, televizyonlar çıktı, telefonlar çıktı Darwinizm köşeye sıkıştı. Bilim karşısına dikildi. Zannediyorlar ki bilim onlardan yanaydı. Bilim onlara onların anladığı anlamda ihanet etti. Bilim onları altına aldı. Bilimden şu an korkar vaziyete geldiler. Okumak istemiyorlar kitapları ısırıyorlar, üstüne çıkıp tepiniyor. Yemeye çalışıyor, yutmaya çalışıyor kitabı. Yenmiyor da ne yapacaklarını şaşırdılar. Cehalet ortamıdır Darwinizm’in gelişeceği ortam. Bilgisizlik ortamında acayip gelişir. Muazzam gelişir, dikkat ederseniz hep böyle Ortadoğu ülkelerinde falan çok gelişmiştir. Mesela Amerika’da falan çok okuyan adamların yerinde adamlar ciddi şekilde kuşkuyla karşılıyorlardı bizim kitaplar oraya yüzbinlerce gidince Darwinizm diye bir şey kalmadı. Yüzde yetmiş Amerikalı inanmıyor Darwinizm’e. Türkiye’de de oran böyle.

Birçok insanı ben yorgun bitkin görüyorum. Şeytan insanları yorgun ve bitkin hale getirir. Deccalin büyüsü bu zaten ahir zamanda. Ona karşı mücadeleye imtihan deniyor. Direnirsen hemen gider üstünden. Ama mağlup olursan o sana saldırır. Bitkinlik bir yarasa gibidir yani bir vampir yarasa gibidir, bırakırsan senin kanını emer. Yani iflahını da keser. Ama ayağa kalkarsan o senden kaçar. Onun için Peygamber (sav)’e Cenab-ı Allah diyor “İşinden kalktığında yeni bir işe başla ve yorul” diyor “devam et” diyor Allah. Hareketsizlik; ısrarla, inatla kalkıp hareket etmek lazım. Kabul etmemek lazım hareketsizliği. “Ben bitkinim” diyor bitkin değilsin, şeytan senin üstüne çöktü. Kalk, kalktığında kaçar o senden. Senin ona direndiğini görürse seninle uğraşmaz.

MHP, Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisi Türkiye’nin üç büyük manevi okuludur. Bu okullar parti değil maneviyat okullarıdır bunlar. Bu okullar sonuna kadar ayakta duracak. İktidar olmaları önemli değil, başbakan olmaları önemli değil zaten fikirleri iktidar. Şu an sürekli MHP, Büyük Birlik ve Saadet’in görüşleri iktidarda, sürekli. Kendileri parti ama iktidarlar sürekli onların iktidarı oluyor.

Bizim milleti Cenab-ı Allah inayet altında tutuyor özel bir millet olduğu için. Parçalanmıyor, bölünmüyor, komünizm gelişmiyor yani bu kadar bütün dünyanın abandığı bir ülke toz duman olurdu. Hiçbir şey yapamadılar ve yapamayacaklar. Mehdi (as) çıkıncaya kadar bu böyle. Bir yandan Darwinist eğitim var. Bir yanda gelenekçi Ortodoksların bu işte ‘asacağız keseceğiz döveceğiz’ işte ‘kadınları dövün, resmi gördün mü tükürün, heykeli gördün mü tükürün, sakın gülmeyin’ izahları var onun için gençliğin neşesi kaçtı. İnsanların mutluluk anlayışı değişti. İçine kapandı genç kızlar ve genç delikanlılar. Darwinist eğitimi de durdurmak lazım, gelenekçi Ortodoks baskıyı da ortadan kaldırmak lazım. Tayyip Hocam’a tam destek sağlarsak -o modern bir delikanlı- çok başarılı işler yapacağını düşünüyorum. Yani İngiliz derin devletine karşı tavır alan ben net bir karakter görüyorum, net bir kişilik görüyorum onda. Gri bir gençlik oluşturmak istiyorlar gri. Hiçbir şeye karışmayan, etliye sütlüye karışmayan gri olmak iyi bir şey değil. Bembeyaz olacaksın, bembeyaz.

“15 Temmuz’un hikmeti ne?” 15 Temmuz’un hikmeti, milletin nasıl kabadayı, nasıl yiğit olduğunu dünyaya göstermekti. Bütün Arap ülkeleri hayretler içinde kaldı. Bütün Avrupa ülkeleri hayretler içinde. Böyle bir darbe de darbe olur, biter bu kadar basit. Darbeye halk direnmez öyle bir şey olmaz görülmemiş bir şey bu. Hem tankla saldıracak hem uçakla saldıracak, denizden desteklenecek, roketler çıkarılacak mümkün değil. İki yüz tank çıkaracaklardı ayrıca. Öyle bir şey olmaz halk herkes evine çekilir sonucu bekler ama millet kabadayı, delikanlı millet. Öyle yetiştirdik, öyle yetiştiler, öyle yetiştirildiler. Şehadeti arayan bir gençlik oluştu. Yapacak bir şey yok adamlar için bak darbeden vazgeçtiler. “İkinci darbe olur mu?” diyorlar boğuk seslerle “biraz zor” diyor. Yani çünkü tadına tuzuna baktılar. İkinci bir kalkışmada nasıl bir cevap alacakları da artık netleşmiş oldu çünkü böyle nezaketli bir üslup olmaz ikincisinde onu söyleyeyim yani böyle bir nezaket gösterilmez çünkü onu da bilmiyorlardı. Ben dedim ‘sakın ellemeyin dokunmayın bak bunlar bilmiyorlar kandırılmışlar yanlış yönlendirilmişlerdir. Çocukları kendi haline alın kışlalarına götürün’ dedim. ‘Sakın linç falan olmasın’ dedim. Allah’a çok şükür çok küçük vakaların dışında öyle bir şey olmadı. Ama dediler ki çocuklar “biz bilmiyorduk” dediler tamam. Ama şimdi bilmiyorduk yok herkes ezberledi. Allah vermesin bir daha olursa tavrımız böyle olmaz onu söyleyeyim. Bu şekilde olmaz yani hepsi suç işlemiş olur kim yaparsa. Çok büyük suç işlemiş olur. Çünkü kanunsuz emre itaat yok. Sen kanunsuz emre itaat ettiğinde sen de katil olursun. Cinayete teşvik edene ittiba edersen bağlanırsan sen de katil olursun. Azmettiricisine uyuyorsun bizzat sen de katil oluyorsun ve tam teşebbüs var yani düşünerek ve tasarlayarak taammüden cinayete tam teşebbüs. Bunun karşılığı normalde müebbet hapistir Türkiye’de.

İdamı çıkaralım diyorlar idamı çıkarmasınlar bence. Bu Türkiye’yi gerer, bir faydası da olmaz, gerek de yok. Zaten yapacak adam eğer darbe yapmaya kalkarsa cezasını o anda orada görür. Yani olay yerinde görür cezasını. Mahcup olur, rezil olur, hapse girer. Ben söyleyeyim. Müebbet hapis yeterli idama gerek yok. İdamda bir oyun olabilir onun arkasında ona dikkat etmek lazım. Tayyip Hocam ona yanaşmasın bence. Benim burnuma bazı garip kokular geliyor ona yanaşmasınlar.

İnsan öfkelendiğinde kendine gülmesi lazım. Mesela barut gibi oluyor gözleri kocaman olmuş, eli ayağı titriyor bayağı komik duruma düşüyor. Kendine gülmesi lazım o kadar acze düşüyor ki eli ayağı boşalmış kalbi çıkacak gibi atıyor. Zoruna ne olmuş, ortada ne var? O kadar dehşete kapıldığın olayı sana on yıl sonra sorsam hatırlayamazsın, aklının ucundan bile geçmez ama o anda kafayı çizmiş oluyorsun. Öfkeyi komik bulmak lazım, öfkeyi alaya almak lazım, öfkeyle dalga geçmek lazım. Çabuk öfkelenmek küfür ahlakından gelen bir alışkanlık, çocukluktan öğretiliyor her şeye öfkeleniyorlar barut gibi. Hepsi komik. Küçük sincaplar falan yapsa tamam aklım alır da. Sana ne oluyor? Bize kafeste bir sincap getirmişlerdi. Baktım ters ters bakıyor böyle. Ama hiç hareket etmiyor. Ben de bir çöp aldım, uzunca bir çöp hafifçe şöyle başına dokundurdum. Nezaketiyle çöpü tuttu çat diye kırdı böyle. Isırdı “hırr” diye sesler çıkartıyor. Yani öyle bir bakış attı ki “baba” dedik “yani hakikaten yanlış yaptık” dedik. Bacak kadar canıyla ufacık şu kadar. Bir de “çat çat” diye sesler çıkartıyor peş peşe, ama aynı “çat” tarzında. Sinirlendi arkasını döndü oturdu. Dedik “babaya hiçbir şey yapılmaz, tamam.” Sonra bıraktık ormana acayip neşesi gelmişti. Oraya fındık kabı koyduk gelip alıp alıp götürüyordu. O tip hayvanları esaret altına almak doğru değil. Akıllarını atıyorlar. Yani stresten ölür Allah esirgesin. Keklik olsun, bunlar hür hayvanlar. Ufacık kafesin içerisinde Allah esirgesin intihar eder hayvan. Mesela atar kendini vurur kafasını intihar edebilir. Bunaltmamak lazım. Bırak dışarıda yaşasın. Kafeslik hayvan değil onlar.

Sevgisiz, öfke dolu, nefret dolu gençlerin eğitimi için devlet özel bir çalışma programı yapsın hükümet, tedbir alsın. Öfke dolu, nefret dolu  çok fazla genç var sevgisiz. Yani bu milli bir tehlikedir, bu çok ciddi bir tehlikedir. Yani her yöne çekilebilecek gibi bunlar. Tek yaşadığı duygu öfke ve nefret. Çok fazla insan var. Her şeyden nefret ediyor. Anasından, babasından, arkadaşlarından, parti liderlerinden, bütün partilerden, kendinden, sevgilisi oluyor mesela ondan da nefret ediyor. Bu ciddi bir tehlike ama çok çok ciddi bir tehlikedir. Hükümetin bu konuda geceli gündüzlü eğitim programı uygulaması lazım. Televizyon programları olabilir, her şey olabilir.

Öfke çok tehlikeli bir şey. Öfkede mesela saç dökülür, ağız kurur, göz küçülür, görme kabiliyeti düşer, gözümüzün keskin görme kabiliyeti düşer. Midede rahatsızlıklar meydana gelir ülser tarzı. Vücutta kaşıntı ve alerji meydana gelir, bütün vücudu kaplayabilir. Hatta ürtiker, deri döküntüleri falan da olabiliyor. Mesela belde, omurgada kasılmalardan dolayı omurga fıtıkları, boyun fıtığı meydana gelebilir sinirden öfkeden. Aman aman öfke yer bitirir insanı.

BEYZA BAYRAKTAR: Kortizon hormonu çok yükseliyor karaciğerde hasara neden oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii her türlü belaya sebep olur.

AYLİN KOCAMAN: “Hafızaya etki eder” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, hafızaya etki eder. Muhakeme, yargı bozulur, konuşma kabiliyeti gider insanın. Öfke, nefret çok tehlikeli bir şey. Peşin belası vardır. Allah bak, haram kılmış “yapmayın” diyor. “Bela getirir” diyor Allah ayette. Bela hemen geliyor işte. Anında geliyor. Yıldırım hızıyla gelir. Öfke bir nevi şehvettir yani o doymak ister ama müthiş tahribat yapan bir şehvet. Hemen kaçınmak lazım. Meşru şehvet güzel ama öfke şehveti çok tehlikeli. Mesela kırıp yıkmadan rahatlamaz. Cam çerçeve aşağı indirecek. Ağzını burnunu kendi kafasını bir yerlere vuracak, üstünü başını yaralayıp kanatacak. Mahvettin kendini, yazık ettin. Ne kazandın? Hiçbir şey kazanmadın. Çok tahrip edicidir. Yani bunun eğitiminin yapılması şart. Mesela diyor ki Süleyman’ın Özdeyişleri Hz. Süleyman (as) dedem, “geç öfkelenen akıllıdır, çabuk sinirlenen ahmaklığını gösterir.” Diyor. Yine diyor ki, “Çabuk öfkelenen ahmakça davranır. Ahmak sinirlendiğinde hemen belli eder ama ihtiyatlı olan aşağılanmaya aldırmaz.” Adam istediği kadar küfretsin kendine küfrediyor. Ağzından pislik saçılıyor. Ağzı lağım olmuş, onun üstüne akar o zaten. Sen niye üstüne alınıyorsun? Her pis laf edenin o lağım ağzından üstüne başına akar. Kendi üstünü başını kirletir. Sen diyorsun ki “bana geldi.” Sana gelmedi ki onun üstüne aktı. Sen niye üstüne alınıyorsun?

İmansız gençlik hasta olur. Sinirleri, bedenleri her yeri hasta olur. Yani insanı Allah yaratırken imanla normal yaşayacak gibi yaratmış. İmanı olmadan beden mahvolur. Yani çok çok tehlikeli. Sağlık yönünden de çok tehlikeli. Hem akıl hem beden sağlığı yönünden. Onun için bu milli bir sorun iman. Yani hükümet tamam laik ama halkın sağlığı, milletin beden ve ruh sağlığı için imana çok ciddi eğitim programında yer vermek lazım. Darwinizm derhal kaldırılması lazım. Hurafeyle uğraşacak halimiz var mı? Bütün dünyaya mahcup oluyoruz. “Gül nasıl oldu?” diyorum. “Tesadüfen oldu” “Havuç?” O da tesadüfen. “Portakal?” “O da tesadüfen.” “Limon”  “O da.” Narlar, çiçekler, ballar baklavalar bütün onların kökeni bitkisel. “Her şey tesadüfen.” “İnsan?” “O da tesadüfen” diyor. “Sülünler, tavus kuşları bunlar da tesadüf” diyor. “Elma, armut, portakal, çilek, muz hepsi tesadüfen oldu” diyor. Alay mı ediyorsun sen? Bunun TRT’de ne işi var bu anlatımların? Devletin kitaplarında ne işi var bu anlatımların? Üç bin yıllık, dört bin yıllık Sümer efsaneleri bunlar, putperest inancı. Bilimle ne alakası var? Ne sorsak “tesadüf” diyor. Dalga mı geçiyorsun sen? Nasıl tesadüf böyle bir şey yapsın? “Bilimsel konuşuyorum” diyor. Bilimsellikle tesadüfün ne alakası var?

Yılmaz Bayrak, “Tutkuyu elde edeyim derken tuttuğum kaçtı. Sevgilim beni terk etti” diyor. İyi olmuş. Kim bilir kıza ne yapmışsındır. “Aldım tabancayı elime kurşunu bastım, cigaraya çektim bir nefes suratına üfledim…” var ya şarkılar. O kafada kız ne yapsın çocuk? Kabus gibi.

Benim her düşünceden arkadaşım var aşağı yukarı yani. Ateist, Marksist, komünist, Maocu şu bu falan. Ben sadece teröristle bağlantım olmaz. Terörist istemiyorum.

Twitter’da “Kızlar sevmeyi bilmiyor” diye etiket varmış. Siz öyle olursanız tabii ki sevmezler. Kızlar iman arar, yiğitlik arar, kabadayılık arar, dünyadan geçme arar. Egoistlik, bencillikten tamamen kurtulmayı ister. Sevdiğin için yaşayabiliyor musun? Yok. Sabrediyor musun? Yok. Şefkat gösteriyor musun? Yok. Sağlığına sıhhatine, geleceğine özen gösteriyor musun? Yok. Takdir ediyor musun güzelliğini? Yok. Hemen ağız dalaşına giriyorsun. Kavgaya giriyorsun, bilmem ne yapıyorsun. Kızlar çok nazik varlıklar, çok nazenin varlıklar. Kalbini kırıyorsun. Bir de kızların en hassas olduğu şey akılsızlık. Kızlar akla çok önem verirler. Akıl kadını çok derinden etkiler. Akıl zafiyeti gördüğünde kadın artık çaresi yok. Beyni isyan eder o insanın. İstediği kadar göbeği baklava gibi olsun, ramazan pidesi gibi olsun isterse karnı bilmem neresi, hiç fark etmez. Onu ilgilendiren akıl, derinlik ve tutkudur. Yani normal bir insan olduktan sonra onun için fark etmez. Ama iman yoksa, derinlik yoksa, akıl yoksa münasebetsizse, densizse, alaycıysa, lafını sözünü bilmiyorsa, derin düşünemiyorsa kadınlar bunu derhal fark eder ve birden soğurlar. Kendi soğuma kararı alır mı? Yok. Beyni ona emir verir. Onlar direniyor o canlarım yani direniyor. “Ya” diyor “olmasın böyle bir şey” diyor ama beyni diyor ki “asla olmaz” diyor. “Senin karşında akılsız var” diyor. “Konu bitmiştir” diyor. Artık beynine teslim oluyor. İnsanın güç yetiremediği tek bedeninin parçası beynidir. Beyin “sevmeyeceksin” dedi mi sevemez. Beyin “o akılsız” diye teşhis koydu mu bitti. Sen istediğin beynine delil ver. “Ya işte şundan dolayı akıllı, bundan dolayı akıllı” Yok, beyin gördüğüne inanır. Mesela bize anlatıyorlar dini imanı. Adam diyor ki “kesinlikle kabul etmiyorum, çok yanlışsınız.” Bak sana ne oldu biliyor musun? Beynin kabul etti. Ben senin beynini ele geçirdim. Sen istediğin kadar çırpın. Beni dinlediğinde beynin itaat eder ve beynin ele geçti mi sen kendini yerlere atsan istediğin kadar küfret, istediğin kadar bağır çağır, istediğin kötü sözü söyle beyin artık sana hakim olur. O düşünce sana hakim olur. Nitekim birkaç sene sonra bakıyorum namaz kılıyorlar. “Hocam” diyorlar “seni canım gibi seviyorum” diyor. Niye? Beynine direnemediği için. Önce çırpınıyor ama sonra direnemiyor beynine.

“Tesadüf sizi var etti” dersen bir gence sanat da, sevgi de, derinlik de her şey kaybolur. Mahvedersin o insanı. Tesadüf ne demek ya? “Sen hiçsin” diyorsun. “Hayatının hiçbir anlamı yok” diyorsun. “Her şey bomboş” diyorsun. Mahvedersin o insanı. Tek bir elma ağacındaki akıl bütün dünyadaki insanların bin misli olsa yine o aklı elde edemiyor. Elmadaki aklı elde edemiyor. Tek bir elma meyvesindeki aklı elde edemez. Ne kadar magnezyum gerekiyor, her elmada magnezyum sayısı aynı, miligram olarak. Her elmada kalsiyum sayısı aynı, molibden, mangan, bakır, iyot, çinko. Mesela çinko eksik olduğunda elma gidiyor ağaç çürüyor. İllaki, mesela magnezyum olmadığında yaşayamıyor ağaç. Kalsiyum olmadığında yaşayamaz. Hemen ağır hastalanır. Elmanın içinde hepsi muntazam olarak vücuda hiç zarar vermeyecek şekilde ve vücutta rahatça emilecek tarzda istif ediliyor. Bütün vitamin çeşitleri aşağı yukarı. A vitamini, C vitamini, B kompleks vitaminleri, K vitamini, hepsi var. C vitamini tam oranlı. Mesela vitamin zehirlenmesine de uğramıyor insan onları yediği için. Mesela tablet olarak alıyor zehirlenme oluyor ama orada zehirlenme olmuyor. Şeker, sentetik elde edilemiyor. Omega 3, Omega 6, Omega 9 yağları sentetik elde edilemiyor. Canlı hücreye ihtiyaç var olması için. Proteinler hepsi var elmanın içinde. Bütün dünya bir araya gelse yapamaz. Kokusu, tadı, kıvamı hepsi. Büyüyor, bütün hücreler gelişiyor “aman” diyorlar “dur” orada duruyor. Artık milim gelişme olmuyor. Bütün hücreler haber alıyorlar yani gelişmenin durduğunu. Mesela çekirdek, çekirdeğin içinde elmanın ağacın bütün milyonlarca özelliği ve gelecek nesillerin de milyonlarca özelliği kodlu. Ufacık elma çekirdeğinin içinde. Elma çekirdeğinin içindeki herhangi bir hücrede de kodlu. Yani sırf elma çekirdeğinde değil, elma çekirdeğinin sapında da kodlu. Her yerde var. Adam yiyip atıyor mesela attığında içi adeta dünyalar dolu. Yani muazzam şehirlerle dolu içi.

Bitkinin beyni yok. Mesela elma ağacının beyni yok. Baharda “hadi bakalım çiçek çıkaracaksın” diyor. “Hadi bakalım tomurcuk çıkaracaksın” diyor. “Çiçeklerini dökeceksin” diyor. Dökme emrini de veriyor. “Şimdi meyveyi çıkart” diyor. “Şimdi meyveleri dök” diyor. “Şimdi de yaprakları dök” diyor. “Şimdi kış uykusuna geç” diyor. “Şimdi bahar oldu, hadi uyan” diyor. Kimin söylediği belli değil. Beyni yok. Tamamı beyin, çünkü her yerde Allah var. Ağacın her yerinde Allah’ın ruhu var. Yani küçücük bir çekirdeğin içinde de Allah’ın ruhu var. Mesela caddede, sokakta gittiğin bir ot, küçük bir papatya, Allah’ın ruhu onun içinde. O papatyadan yeni bir evren meydana gelebilir Allah istese papatyanın içinde. Çünkü Allah’ın ruhu onun içinde. Ama o emredildiği kadarını yapıyor. Mesela yaprak sayısı belli, ortasını sarıya boyuyor, yapraklarını beyaza boyuyor Allah, Allah’ın ruhu. Yaprak fazla gelişemiyor, o kadar yani çiçek yaprakları. Üst üste dizilimi de belirli. Üstteki organların yapısı hepsi alttaki çöpü falan, yaprak süslemeleri falan hepsi belli. Ama Allah’ın ruhu her yerde geziyor. Atomların içinde, elektronların içinde, kofulların içinde, her yerde geziyor. Yani tek bir kofuldan koskoca bir evren yapabilir Allah. Bir anda olur. Onun için mesela Hz. Musa (as)’ın asasını bir anda yılana çeviriyor. O yılanı bir anda saraya da çevirebilir Allah. Allah’ın ruhunun içinde olması önemli. Allah’ın ruhu her yerde var.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bal petekleri resimleri göstermek istiyoruz. Bal peteğinde bal üretiminde ilk aşama bal mumunun üretimi. Birçok işçi arının grup halinde kenetlenmesiyle belli bir sıcaklık değerine ulaşılıyor ve salgı başlıyor. İlk salgı beyazken salgı ve polenlerle renk sarıya doğru dönüyor. Toplu iğnenin başı kadar minik üretilen bal mumları çok fazla enerji tüketimiyle gerçekleşiyor ve sonuçta 1 kilogram bal mumu üretmek için 22 kilogram bal üretiliyor, maşaAllah. Bilim adamları ve matematikçiler yaptıkları araştırmalar sonucu en verimli depolama şeklinin altıgene uygun olduğunu ispatlamışlardır. Burada önemli olan en az malzemeyle bir alanı optimum şekilde bölmek, arılar da bunu yapıyorlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani şimdi Darwinistler diyor ki; “bu tesadüfen” diyor. Ahirette bunu söyleyebilir mi? Söyleyemez. Yani bu çok münasebetsiz bir açıklama. Darwinizm’i desteklemenin alemi ne? Şuradaki mühendislik harikasına bak. Hayvanın hiçbir şekilde aklı şuuru yok. Allah’ın ruhu var içinde ama. Bunu insan yapamaz.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir kovandaki arılar dört yüz kilometrelik bir alanda bir milyon çiçeğin üremesini sağlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak, sırf arı Allah’ın varlığı için milyonlarca kere normal akılda bir insana yeterli.

Mesela diyor ki; “Ben şiddetle karşıyım” diyor. Ama esir olmuş, kurtulamıyor. Akıl almaz küfürler ediyor ama bütün dediklerimi kabul ediyor. Çünkü bak beyni ele geçmiş. Çırpınıyor ondan kurtulmaya çalışıyor. Onun için zaten bağırıp çağırıyor küfrediyor ki kurtulayım diye. Ama beynine daha da fazla nüfuz ediyorum.  Çünkü vicdanı kabul ediyor. Beynini devreden çıkaramıyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Gazeteci Ömer Turan, resmini görebiliriz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partide temizlik yapılması için düğmeye bastığını bu ayki kabinede köklü bir revizyon yapılacağını ve FETÖ’nün siyasi ayağına dokunulacağını iddia etti. “Son günlerdeki tüm patırtının gerçek nedeni bu. Bu büyük temizliği engellemek ama eğer bu ay köklü temizlik yapılmazsa yakında TRT’de hüzünlü gurbet şarkısını söyletirler, Türkçe olimpiyatlarını tekrar yaparlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani biraz doğru söylüyor ama Tayyip Hocam gereğini yapar. Ama işte sol da, sağ da Tayyip Hoca’yı desteklemesi lazım. Dürüst bir delikanlı Tayyip Hocam.

GÖRKEM BAYRAKTAR: Bayanlar Avrupa Voleybol Challenge Kupası’nda Bursa Büyükşehir Belediye Spor Bayan Voleybol takımı şampiyon oldu. Birinci resimde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti Recep Altepe.

ADNAN OKTAR: Şimdi olmuş. AK Parti böyle olacak. Yani dekolte hanımlar, gençler, canlı bir hayat. Adam üç yaşında çocuğun bacağına kafayı takıyor. Şimdi AK Parti bu kafada olamaz. Üç yaşında çocuğun bacağına bakmayan bir AK Parti düşünemiyorum ben. Dolayısıyla bu çizgi güzel. Boş yere korkuyor gelenekçi kardeşlerimiz de. Tabii gelenekçilere kızmamak lazım. Acıyarak yaklaşmak lazım. “Heykel gördüm, küfrettim yani, tükürdüm üstüne” falan diyor. Ama samimi inancı, öyle biliyor. Öfkelenmek doğru değil yani akılcı anlatmak lazım. Birdenbire de kopamaz onlar, çok sarsılırlar. Yavaş yavaş, akılcı olarak anlatarak geri çekilmelerini sağlamak lazım. Çünkü dinin esasını muhafaza ettiğini anlamıyor. Bu detayları din zannediyor, bu hurafeleri. Ya sen Allah’ın birliğine inanıyorsun, Peygamber (sav)’e inanıyorsun. Namazını kılıyorsun. Orucunu tutuyorsun, zina etmiyorsun, şarap içmiyorsun. İşte tamam. Nereden çıkarttın bunları? Yapma etme, kendine boş yere eziyet ediyorsun. Yavaş yavaş ikna edeceğiz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Küçük bir efenin videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Aslanım benim. Aferin. Geleceğin kabadayısı, efesi. Aferin. Tamam çok güzel.

Köşkte onlar konferans mı veriyor? Sohbet mi ediyorlar?

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Görebiliyor muyum ben onu? Ne yapıyorlar?

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Misafirler var evde. Ne güzel. Beşir Ahmet Paşa’nın konağı gibi olmuş. Ne güzel. Çok güzel olmuş. O iç kısımları görebiliyor muyuz? Neler var oralarda? Bu kısmı daha detaylı göreyim. Bir daha çevirsinler. Hep Osmanlı maşaAllah. Tombaklar. Edirnekariler. Tophane işleri. Beykoz camlar. MaşaAllah çok güzel. MaşaAllah, her parça ayrı kıymetli. Tavanı da göreyim. Şöyle yüksekliğini. Çok güzel. Bazı noktalar yedi metreye kadar yükseliyor. Tavan yüksekliği altı buçuk metre falan, çok güzel. Küçük de minik bir köpekleri de var ayrıca. Ufak. Kedileri var üç beş tane maşaAllah. Buranın ilk halini bir görseniz, “o ev bu ev değil” dersiniz. Uzaktan üç yüz atmış derece değişti yani öyle. Yüz seksen derece diyelim. Evet. Teşekkür ederiz. Şimdilik bu kadar iyi. Çok şahane kediler var. Çok şahane köpekler var. Köpek yavruları var.

Arkadaşlar arasında yakışıklı olduğu söylenen bir gencim. Ne komik adam. Kendini tanıtıyor, evlenmek için. “Arkadaşlar arasında yakışıklı olduğum söylenir” diyor. Yakışıklıysan söyle. Ne çekiniyorsun.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1915 olaylarının yıl dönümü vesilesiyle Ermeni Patrikhanesine şöyle bir mesaj gönderdi: “Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimi sunuyorum. Ülkemizdeki Ermeni cemaatinin huzuru, güvenliği ve mutluluğu bizim için özel öneme sahiptir. Tek bir Ermeni vatandaşımızın dahi ötekileştirilmesine, dışlanmasına, kendini ikinci sınıf hissetmesine tahammülümüz yoktur.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Helal, helal Tayyip Hocam’a. Musevilerle ilgili de açıklama yapsın.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Alparslan Kuytul’a yakınlığıyla bilinen Furkan Vakfı’nın, dün Adana’da gerçekleştirmek istediği ve valiliğin son anda iptal ettiği Kutlu Doğum toplantısına polis çok sert müdahale etti. Türbanlı kadınların da, TOMA’ların sıktığı tazyikli suyla yerlere düştüğü ve bazı kişilerin yaralandığı görüldü. Furkan Vakfı açıklama yaptı. “Vakfımızın konferansları üç yıldır çeşitli yollarla engelleniyor. Ya da son anda iptal ediliyor. Engellemeler her geçen gün artarak devam ediyor.” Denildi.

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum ben, izinsiz bir gösteriyse o ayrı mesele de ama izinli toplantılarına müsaade edilmesi lazım. Yani konferans vermek istiyorsa, yapsınlar. Türkiye’de demokrasi olduğu görülsün. AK Parti karşıtı olabilirler. Gayet normal. Milyonlarca karşıt var. Onlar da karşı olabilirler. Toplantılarına bilakis imkan tanımak lazım. Ama kanunsuz bir toplantıysa, tabii ki bir engelleme savcılık talimatıyla verilmiş olabilir. Bir de olağanüstü hal var. Orda biraz anlayışlı davranmak lazım, tabii hükümete. Çünkü sen izinsiz toplantı yaparsan, başkası da yapar. Ortalık birbirine girer. Kanuna hukuka riayette fayda var. Ama meşru, bak “dağılın” diye uyarı yapılmış. İzinli değilse olmaz tabii. “Dağılın” dendiğinde, dağılırsın. Meşru toplantının da engelleneceğini zannetmiyorum. Ama oluyorsa, bize söylesinler. Takip edelim. Yani meşru legal bir toplantı engellenmez. Ama o gün olağanüstü bir olay varsa falan, güvenlik açısından tabii ki toplantı bazen iptal edilebiliyor. Yani hükümeti biraz anlayışla değerlendirmek, olayların cıvcıvlı zamanında daha yatıştırıcı olmak gerektiği açık.

Ağaç mesela çok acayip. Hepsinin ömrü var ağacın, insan gibi. Kiminin otuz sene ömrü var. Kiminin altmış yıl. Kiminin yüz yıl. Gençken cıva gibi oluyorlar. Ne mantar dinliyor ne bir şey. Ama yaşlandı mı böyle hımbıl dede oluyor böyle. Artık eğiliyor, bükülüyor, yamuluyor, her yerinde kanserler ülserler oluşuyor. Delikler açılıyor. Yaralar açılıyor. Hakikaten ölüyor sonra. Allahualem alenen yaşlanıyor yani. Bakıyorsun “yaşlı ağaç bu” diyorum, belli. Bugün ağaç bakmaya gittim. Çok güzel zeytin ağaçları var, beş yüz yıllık, bin yıllık. İki bin yıllık olanlar var. Beş bin yıllık olan da varmış. Eğer doğruysa, oradaki hanımın dediğine göre. Acayip şaşırdım. Ama iki bin yıllık olanları gördüm. O çok acayip bir şey. Vinçle götürülüyor.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Muayene edilirken doktora kendisini sevdiren bir tane ufaklık var.

ADNAN OKTAR: Sevilmek istiyor. Tam kuzu. Ama kartal bayağı tehlikeli bir hayvan. Kuzuyu falan kapıp kaçırabiliyor. Çocuğu da kaçırabilir. Çok dikkatli olmak lazım. Açık yerlerde, açık alanlarda, kartal olan yerlerde çocuğu olanlar özellikle, kundakta falan acayip tehlikeli. Hatta yürüyen çocuk da tehlike. Bir yaşında falan. Kartal, hayvan bilmez yani. Kafası da çalışmıyor. Çok dikkatli olmak lazım. Bazı yerlerde yoğun kartal oluyor yani böyle büyük gelişmiş kartallar.

Bu kartal olayı önemli. Çocuklar için çok tehlikeli. Mesela köylerde falan çocuğu kundağa koyup şey yapıyorlar. Hayvan deli yani alır kaçırır, Allah esirgesin. Bilmiyorum, Türkiye’de bu vaka var mı da? Olur. Tehlikeli. Dikkat etsinler kartala.

Türkiye sanatın kalesi olsun. Kalitenin kalesi olsun. Avrupa’nın göbeği Türkiye olsun. Gerçek Avrupa, Türkiye olsun. En yüksek kalite, en yüksek sanat anlayışı. Her yeri heykellerle donatalım. Mükemmel heykellerle. Sarımsak soğan heykelleriyle değil. İtalya’daki heykellerden daha güzel heykellerle. İtalyan sanatçıları getirelim, her yeri döşesinler. Çok güzel tablolar, resimler. Güzel saraylarımız var zaten, onları daha da güzelleştirebiliriz. Bahçelerini genişletebiliriz. Evlerinin önü, çiçek bahçeleri olsun, bütün her yer. Meyve bahçeleri, salkım çiçekler, sarmaşıklar falan. İsveç, Norveç’ten çok çok daha güzel hale getirelim. Avrupa Birliği’ne herkes akın akın gitmeye çalışıyor. Türkiye bütün Ortadoğu’ya örnek olsun. Yani gerçek Avrupa, Ortadoğu olsun. Gayet kolay. O gelenekçi Ortodoks zihniyetin ortadan kalkması gerekiyor.

Evet, şimdi ne yapalım? Kısa bir ara verelim devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Fikret’i dinleyelim.