Sayın Adnan Oktar'ın 2 Mayıs 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 2 Mayıs 2017

 

İran ve Türkiye'nin Arasını Bozmaya Çalışanlara Tehran Times'daki Makalelerimizle Gereken Cevabı Verip, Oyunlarını Bozuyoruz.

Özellikle İran-Türkiye arasını bozmaya çalışanlara Tehran Times’ta çok güzel cevaplar veriyoruz ve oyunlarını sürekli bozuyoruz. İran mükemmel insanlardan oluşur, Türkiye de mükemmel insanlardan oluşur. Tertemiz iki ülke. İkisinin dost olmaması için, birleşmemesi için hiçbir neden yok, hiçbir gerekçe, hiçbir mantık yok. Zorlamalarla Müslümanların arasını bozmaya çalışıyorlar. Tayyip Hocam bu oyunları hep bozdu şu ana kadar. Bu oyunların bozulmasında hükümete destek olmak çok önemli. Biz de yazılarımızla yıllardan beri destek oluyoruz.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a hitaben şunları söyledi: “FETÖ’nün son mensubu, en son ferdi yakalanıp adalete teslim edilene kadar durmak, beklemek, gecikmek, hafife almak, dün yanımızdaydı, yakınımızdaydı, arkadaşımızdı, vefaydı, şuydu buydu demek haramdır. Bunlara karşı mücadele de ise sonuna kadar helaldir” dedi.)

Doğru söylüyor. Arkadaş falan dinlenmez. Kim varsa zaten onlar kendileri de gidip teslim olması lazım ki bu fitne dursun. Çünkü İngiliz derin devletine yakayı kaptırmışlar. O zaman bela çok çok büyük demektir. Bak bir belirsiz çete yok ortada. İngiliz derin devletinin kontrolüne girmiş bir çete var. O yüzden bela çok büyük. Burada akraba, tanıdık, arkadaş, eş, dost öyle bir şey olmaz. Kim varsa kendisi gidip teslim olacak ve bu beladan memleketi kurtaracak yani gönüllü olarak yapmaları lazım.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’ye katılma konuşmasında sizin yıllardır üzerinde durduğunuz konuları ön plana çıkaran bir program yapacaklarından bahsetti. Kadın ve Gençlik Kolları’na önem vereceklerinin, gönüllerle bağ kurmanın önemli olduğunun, bu ülkede kimsenin ikinci sınıf vatandaş olmayacağının altını çizdi. “Bizi tanımayan herkesle kimseyi ayırt etmeden mutlaka konuşun, anlatın” dedi.)

Kadın çok önemli, gençlik kolları önemli, gönüllerle bağ kurma önemli o da çok önemli evet, güzel.

(Televizyon yorumcularından bazıları bu konuşmayı: “Sayın Erdoğan, bina, yol, köprü yapmakla bu işin devam etmeyeceğini anlamış ve bundan sonra ona göre siyaset izleyecek” şeklinde yorumladılar.)

Onu çok söyledik. Kaç yıldan beri söylüyorum. “Hocam” dedim “Gençlik yetiştirelim. Manaya önem verelim” diye. Ama tabii Türkiye kargaşa halinde olunca tek başına o da ne yapabilir yani ne yapsın? Gelenekçi Ortodokslar da ayrıca bir sıkıştırıyor. Başına iş çıkarıyorlar. Bir şeyler yapmaya çalışacağı anlaşılıyor. Bundan sonra yollar açık Allah’ın izniyle. Yapacağız bir şeyler. Ha yapılmadı mı? Yapıldı zaten. Zemin yapılmasa böyle iktidar olamazlardı. Yani felsefi, bilimsel zemini olmayan bir hükümet iktidar olamaz. Hep yıkılır. Dünyanın her yerinde yıkılır. Mümkün değildir. Felsefi zeminini çok sağlam yaptığımız için hükümeti kıpırdatamıyorlar. Yoksa sol kan kustururdu yani yerle bir ederdi ortalığı. Solun elini ayağını bağlamanın nedeni nedir? Felsefi yönden onu çökertmektir. Çökerttiğimiz için komada sol hareket edemiyor. Türkiye’de sol diye bir şey bırakmadık. Avrupa’da da sol diye bir şey bırakmadık. Yok sol. Dünyada sol diye bir şey kalmadı. Allah’a şükür.

 

Mehdiyet Siyasete Karışmaz. Mehdiyet Akıl, Mana, Dostluk, Kardeşlik Ruhudur. Mehdi'nin Siyasi İktidar Konusu Yoktur

Mehdiyet siyasete karışmaz. Mehdiyet bir akıl, mana, sevgi, dostluk, kardeşlik okuludur. Ne diyor hadiste Peygamber? “Sedirinden yönetir.” Öyle deseydi o zaman anlardık. Deseydi ki mesela:  “Saraydan yönetecek.” İşte “Siyasetle yönetecek” diye o zaman aklım alır. Ama bak: “Evinden yönetecek.” Diyor. O ne demektir? Sevginin, dostluğun, kardeşliğin sultanıdır. O kadar. Siyasete karışmaz. Onun için Tayyip Hocam, Mehdiyet devrinin Cumhurbaşkanı’dır. Ondan sonra da bir başkasına nasip olur ayrı mesele o da devam eder ama Mehdiyet’te cumhurbaşkanlığı olayı yoktur. Başbakanlık yoktur. Siyaset yoktur. Bakanlık yoktur yani hiçbir Mehdi talebesi bakan falan olmaz, siyasete girmez. Onlar mana erleri yani o sistemi besleyen damarlardır. Yani dünyayı besleyen damar, dünyanın kalbidir Mehdiyet. Dünyayı besler. Dünyayı manen geliştirir. Dünyaya huzur ve mutluluk verir. Her yerde herkesin başkanı da vardır, başbakanı vardır, cumhurbaşkanı. Hiçbir yerde Mehdiyet siyasete karışmaz. İsa Mesih de karışmaz. Bediüzzaman diyor ya siyasetle diyor ama siyasete sevgiyi verir o. Barışı verir, kardeşliği verir. Yani siyasetin kan dökücülüğünü durduruyor. O yönüyle siyasete karışır. Yoksa cumhurbaşkanı, başbakan olmaz İsa Mesih. Bir mana eri o, mana insanı. Cumhurbaşkanlığı nedir onun için yani? Onun üstünde onun konumu yani cumhurbaşkanlığının üstündedir. Mehdiyet de bir sevgi denizidir. Mehdi (as) de o sevgi denizinin kaynağıdır, kalbidir. Öyle. Bunu önümüzde aylarda, yıllarda daha çok göreceğiz. Herkes de bilecek.

 

Bediüzzaman da Mehdi'nin Siyasetten Feragat Edeceğini Anlatmıştır. Mehdi Siyasetin Felsefesini Besleyecektir Ama Fiili Olarak Siyasette Olmayacaktır

Talmud’da bile bak 4 bin yıllık Talmud’da: “Moşiyah Mehdi sadece sedirinden, evinden hükümdarlık edecek.” diyor. O ne demek? Demek ki tavsiyelerde bulunacak. Sevgiyi teşvik edecek. Merhameti teşvik edecek. İman bütün dünyaya yayılacak. İmansızlık kalmayacak onun vesilesiyle konu bu.

Bak diyor ki Peygamberimiz, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, sf.26 ; “Sonra da hilafet” halifelik, Allah’ın halifeliği “yeryüzünün en hayırlısı olan İmam Mehdi'ye evinde otururken gelecek.” Evinde. Bak hep evinde görüyor musun? E evindeyse siyasetle alakası yok demektir. Değil mi? Siyasette olan evinde olmaz. Devlet başkanlığı neresiyse oradadır. Ama “evinde” diyor.

Bedizüzzaman diyor ki, Kastamonu Lahikası sayfa 57, Sikke-i Tasdiki Gaybi 43’te; “İmam Mehdi (as)” diyor “siyasetten feragat edecek.” diyor. Siyasete girmeyecek. Siyasetin ruhunu beynini yaratacak o. Zeminini yaratacak. Siyaseti siyasetçiler yapacak. O ona girmez. Ama o olmadan da siyaset olmaz yani dünya siyaseti olmaz. Mehdi (as) ve İsa Mesih olmadan dünya siyaseti olmaz.

 

Allah Tüm Dikkatin Kendisi'nde Olmasını İstiyor. Evleri, Televizyonları, Bilgisayarları, Tüm Dostlarımızı Yaratan Allah. Asıl Sevgi Allah'a dır.

Allah Kendi üstünden dikkatin ayrılmasını istemiyor. Haklı Cenab-ı Allah. Çünkü çok kızdırıcı bir şey bu. Evleri Allah yaratıyor. Evlerdeki televizyonları, bilgisayarları Allah yaratıyor. Ayakkabı, ceket, sevdiklerimiz, dostlarımız. Bütün sevdiklerimizi Allah yaratıyor. Nefes almamızı, görmemizi sağlıyor. Bütün renkleri yaratıyor. Gölgeyi ve derinliği yaratıyor. Bütün sesleri yaratıyor. Tat duyusunu yaratıyor ve bütün yiyeceklerin lezzetini tattırıyor. Böyle uydurma bir mercekle, böyle net bir görüntü olmaz. Göz görmüyor, bir kere onu kesin söyleyeyim. Gözle uzaktan yakından alakası yok, metafizik bir olay. Dille de tat alınıyor değil, kulakla da duyuluyor değil. Sadece mantıklı gelsin diye, Allah usulen bir şey koymuş. Yani hükmen usulen. Uzaktan yakından alakası yok. Tamamı metafiziktir. Bunlar olduğunu göre göre, Allah’la bağlantı olmazsa, haklı olarak Allah’ın ağırına gider. Bundan kaçınmak lazım. Bütün dikkatin Allah’ta olması Allah’ın hakkı. Çünkü “sevdiğim” dediğin kişi, Allah’ın tecellisi. Allah yaratıyor. Sevdirme denilen olayı da Allah yaratıyor. Sevdirmediğinde sevemezsin de. O çok vahim bir şey. Adam bunu düşünmüyor. “Ne kadar çok seviyorum” diyor. Aldı sevgiyi, ne yapacaksın? Hiçbir şey ifade etmez senin için. Yemeği seviyorsun. Bitkiyi seviyorsun. Hayvanları seviyorsun. Hayvanı gördün mü ödün kopar, istese Allah. “Sevdiklerim” dediğin kişilerdeki o nuraniyet ve tatlılığın hazzını Allah veriyor. Vermediğinde ödün kopar. Bütün bunları verdiği için Allah, Allah diyor ki; “Zalim ve cahiller insanlar” diyor. Bu duruma gelmemek lazım. Şiddetle kaçınıp, tövbe edip, kendine de öfkelenerek bu beladan şiddetle kaçmak lazım.

Allah’a karşı insanlar, büyük bir bölümü, büyük bir kalleşlik yapıyorlar. Çok dev bir kalleşlik. Büyük bir olay var. Bundan şiddetle kaçınmak lazım. Olay çok büyük, dünyadaki şu anki olay. Bin kere kıyameti hak etmiş vaziyette dünya. Bin kere. Onun için bütün dikkati Allah’a samimi olarak vermek, her türlü sevginin kaynağının O olduğunu bilerek, sevgiyi sadece O’na yöneltmek lazım. Tecellisini seversin ama O’nu severek seveceksin. Mesela biblo alıyoruz. Hoşumuza gidiyor. Bibloyu O yaratıyor. Biblodaki renkleri de Allah yaratıyor. Mesela vazo alıyoruz. Vazoyu da yaratan Allah. Yol boyunca o kadar çok ev var ki. Her evde televizyon var. Her evde, oturduğu yerde televizyon kumandası var. Kulları rahat etsin diye, onlara televizyon kumandasına kadar yaratmış Allah. Gazozlarını açmak için, gazoz kapağı açacağından tut, ayakkabı çekeceğine kadar. Mesela bir rahatsızlıkları olduğunda, ilaç almaları için eczaneleri doldurmuş Allah. Ne kadar ilaç varsa, o kadar rahatsızlık var demektir. Yani o ilaçların sayısı kadar rahatsızlık var, en az yani. Niye? Kendine yaklaşsınlar diye. Ama yine merhametinden o ilaçları da hazır tutuyor Allah. Yani öyle çok zorlu bir durum olmasın diye “gidip o ilacı alın ama Beni unutmayın” diyor Allah. Bakkallara bakıyorum. Peynir, zeytin şu bu dolu. Tamamı Allah’a ait nimetlerin. Hepsi lezzetli. Hiçbirine lezzet vermese ne yapacaktın? Zehir gibi acı olurdu ve yemeye de mecbur olurdun, ne yapacaksın? Bak hepsini sevdiriyor. Mesela, Allahsız dinsiz adamlar var. Kudurmuş gibi yiyor. Bazı tipler için söylüyorum. Nasıl oldu? “Tesadüfen oldu” diyor. Sakın bunlara etkilenerek bakmasınlar. Çünkü bunlar ayrı bir boyuttalar. Yani küfrünün etkisine girmek çok tehlikeli olur. Onlar ayrı boyutta, ayrı frekansta yaratılan varlıklar. Müminler ayrı boyutta frekansta yaratılıyor. Sakın onların frekansındaki görüntülere aldanıp “ya ben de onlar gibi bir parça olsam ne olur, o kadar kalabalık var” demeye kalkmasınlar. Çok şiddetli karşılık görürler. Çünkü onlar o frekansta özel olarak öyle yaratılıyor. Mümin o boyuttan çıkması süper tehlikeli olur. Çok çok tehlikeli olur. Kendi boyutunu asla terk etmemesi lazım. Allah’a hiç kuşkuyla bakmaması gerekiyor, bir an bile. Bu Allah’ın zoruna gider. Ağırına gider. Bundan kaçınmak gerekiyor.

Mesela yol boyunca otlara bakıyorum, çiçeklere. Hepsi özenli. Şeker. Şimdi arabayı durdurup insek, belediyeyle iki saat uğraşmamız gerekecek. O yol kenarları falan şahane yerler. Şimdi biz oraya çeksek, örnek olur millet de çıkar tabii oralar ezilir. Bayağı güzel. Çok şahane ama mesela bir papatya, ne var bir papatyada? Milyonlarca yıldan beri papatya, papatya. Ondan ona, ondan ona nesilden nesle hiçbir değişiklik olmamış. Sayılara bakıyoruz. Beyaz elleri var ya papatyanın, sayıları belli. Boyu da belli. Eni de belli. Üç milim daha ileri git. Gitmiyor. O kadarda kalıyor. Dünyanın her tarafında aynı kalıyor. O ortasındaki sarı göbekteki, o minik köfteler de öyle. Gayet düzgün. Jilet gibi görünüşü. Bayağı kibar. Ama ölümlü olduğu belli. Bir süre sonra hepsi ölüyor. Cennette ölümlü değil. Ölümlü olduğunu bilmek çok rahatsız edici. Ama dünya yönünden tabii tefekküre sebep oluyor. Allah onu özellikle öyle yaratıyor. Normalde o hiçbir şey olmazdı. Kalırdı. Atom nasıl ölmüyor? O da ölmezdi. Atom ölmüyor. Elektron ölmüyor. Proton ölmüyor. Duruyor. O da ölmezdi. Ama ölümü hatırlatıp Cenab-ı Allah, ahirete ve Kendisi’ne dikkat çekmiş oluyor. Mesela bir papatyanın aklı, bütün dünyanın aklından daha çok. Mesela o renk boyama tekniğiyle mineral alıyor o çamurun içerisinden. O minerallerle o rengi veriyor. Mesela ortası sapsarı, gövdesi yeşil. Yani oradaki sistemin tamamı, yaprağının ucundaki küçücük bir hücrenin içerisinde tamamı kodlu. Oradaki bir koful veya mitokondrinin yapılması mümkün değil bilimsel olarak. Hiçbir bilim adamı yapamıyor onu. Yani bütün dünya bir araya gelse yine yapamazlar. “Ne var papatya” diyorsun ama senden daha akıllı işte.

 

Küfür Ayrı Boyutta Ayrı Frekansta Yaratılıyor. Müminin Onların Halinden Etkilenip Bir An Şüpheye Kapılması Çok Çok Vicdansızlık Olur

Mesela küfür boyutundan adam yazı yazıyor buraya. Zırvalıyor. Abuk sabuk yazı yazıyor. Bazen bakıyorum bazı kişiler öfkeleniyor. Kardeşim onların boyutu ayrı. Özel yaratılmış varlıklar. Aman. Çok akılcı, ona bir bilim adamı gibi, bir doktor gibi bakacaksın. Yani orda bir mucizedir onun öyle yaratılması. Ve onlar ızdırap içinde yaşayan varlıklar. Onların etkisi altında kalmayacaksın. Onları akılcı şekilde kurtaracaksın. Sığırlar gibi yaşayan bir boyut onlar. Yemesi kaba. Oturması kaba. Kavgası aşağılık. Karakteri aşağılık. Bedeni pislik. Ruhunda her türlü ahlaksızlık var. Haysiyetsiz. Namussuz. Ahlaksız. Her şey var. Hasta. Onlar var diye, oturup onların etkisinde kalmaya kalkmak çok yanlış olur. Ayrı bir boyut onlar. Yani Müslümanlarla onların boyutu çok keskin hatlarla ayrılmıştır.

 

Küfür Anlatılan Doğru Bir Konuya Zahiren Tepki Gösterse Bile Bilinç Altında Mutlaka Anlatılandan Etkilenir ve Söylenin Doğru Olduğunu Bilir

Sevgiyi öğreten Allah’tır. Merhameti öğreten de Allah’tır. Şefkati öğreten de Allah’tır. Sevgisiz tiplere herkes hayvan muamelesi yapıyor. Her yerde aşağılanıyorlar. Onun için bu kadar azgın ve deli oluyorlar. Mutlaka ayetle, Kuran’la, sabırla anlatmak lazım. Anlatım “anlamıyor” diyor. Kardeşim, anlamaz olur mu? Anlamayan onun zahiri. Beynine anlatıyorsun, beyninin kabul etmemesi mümkün değil. Kuran’a göre imkansız. Teknik olarak da imkansızdır. Kuran’a göre imkansız zaten. Cenab-ı Allah diyor ki ayette. Kuran’a göre diyelim. Ama onların ateist olduğunu düşünerek de, teknik olarak imkansız diyelim. “Bildikleri ve anladıkları halde” diyor Allah. “Zulüm ve büyüklenme dolayısıyla reddederler” diyor. Sen anlattığında, aklı mecburen kabul eder beyni. Yani doğruyu kabul eder. Kurtulamaz ondan. Direnir direnir ama beyni kabul etmesi çok önemli. Beyni kabul ettikten sonra bitti. O küfür eder. Bağırır çağırır. Sen ondan etkilenme. Mesela “hiçbir şekilde inanmıyorum, etkilenmedim” şu bu falan der. O mümkün değil. O çelik kıskacın içindedir artık. İmkansızdır ondan çıkamaz. Sorduğunda alay eder, güler, bağırır. Kendince alay eder. Bağırır çağırır, küfreder, abuk sabuk konuşur. Hiç etkilenmeyin. Beyni kesin kabul etmiştir. Yani teknik olarak ikinci bir ihtimali yoktur. Şöyle düşünün. Şimdi adam odanın içinde oturuyor. Çok aksi, inatçı bir adam. Karanlık oda. Perdeyi açtın. Güneşi gördü. Kapattın. Adama dersin ki “güneş var dışarda.” “Hadi oradan” diyecektir. Bağırıp çağıracaktır. Bitti. Beyni inandı artık ona. Çaresi yok yani. İman da öyledir. Sen onu anlattıktan sonra, o artık istediği kadar çırpınsın, o tamamdır. Çırpınmayı esas alıyor. Çırpınmayı esas almayacaksınız. Sadece anlatın. Beyninin onu mutlaka alacağını bileceksiniz. Beyni aldıktan sonra o ilacı, vücudu aldıktan sonra bitti. Ondan sonra gidin siz, işinize bakın. O sonra ilaç onun etkisini gösterir. Sonra ayağı yere basar onun. Üç yıl sonra, beş yıl sonra da etkisini gösterir.

 

Küfürde Kadın da Erkek de Hem Ahlaken Hem Fiziksel Olarak Pistir. Adeta Birbirlerine Bela Olarak Yaratılmışlardır ve Pisliğe Mahkum Yaşarlar

Küfürde Allah, küfrün karşısına mesela küfürden kadınlar çıkartıyor. Adamların her yeri pislik. Ağzı ayrı pistir onların. Ayağı ayrı pistir. Burnu ayrı pistir. Kulağı ayrı pistir. Saçı ayrı. Her yeri pistir. Bunların muhatap olduğu kadınların da her yeri pis oluyor. Bunların her tarafında siğil, mantar, mikrop olur. Onların da her tarafında siğil, mantar, mikrop olur. Onun için o, ona bulaştırır. O, ona bulaştırır. Mikrop gibidirler. O, ona küfreder. O, ona küfreder. O, ona laf sokar. O, ona laf sokar. O, ona hakaret eder. O, ona hakaret eder. O, onu huzursuz eder. O, onu huzursuz eder. O, onu sinirlendirir. O, onu sinirlendirir. Yani Allah onları birbirine bela olarak yaratmıştır. Karşılıklı. İki, dört, sekiz on altı. Birbirlerinin başına bela olarak yaratmıştır. Şimdi bu insanlar sizi kıskanır. İnsan derken, o boyuttaki varlıklar sizi kıskanır ve zırvalar. Abuk sabuk konuşur falan. Hiç önemi yoktur. O görmesiyle, akıl almaz etkilenir. Hayran kalır. Gıpta eder. Ve onun acısını, azabını çeker. Siz doğru yolda devam edin anlatmaya. Hiç onların ikinci bir ihtimali olmaz.