Sohbetler (9 Mayıs 2017; 16:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Neşeli Saatler başlıyor inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CNN’deki programda Ahmet Hakan’ın: “Sizin söylediklerinizden sanki bir üst akıl var, bir operasyon merkezi var. Bizim CHP’yi o karıştırıyor gibi bir izlenim ediniyorum.” şeklindeki sorusu karşısında Altay:” Tam olarak öyle söylüyorum. Tam olarak öyle söylüyorum.” diye yanıt verdi.

ADNAN OKTAR: Doğru doğru doğru. CHP nur gibi parti. Gayet güzel kaliteli bir parti. Kaliteli insanlar. Tertemiz bizim milletimizin bütün fertleri gibi. Sayın Kılıçdaroğlu da mükemmel bir lider. Çok efendi aklı başında bir insan. Dindar muttaki ve seyittir. Elinden yüzünden nur akıyor bayağı da dürüst bir insan. Adildir. Makul bir insandır. Dolayısıyla bir oyun oynanıyor doğru. CHP’yi kendi içinde kompleksli insanların, zayıf insanların da desteğiyle darmadağın edeceklerini zannediyorlar. Böyle bir şey olmaz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çevresinde kilitlensin CHP. Sakın ha. AK Parti için de öyle bir operasyon düşünüyorlar. MHP için de öyle. Çok çok dikkatli olmak lazım. Çok çok dikkatli olmak lazım. Aman ha. Ne MHP’yi böldürürüz ne CHP’yi ne AK Parti’yi. Bunlar hep vatan için millet için hizmet eden değerli, güzel, yüksek kuruluşlar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Pandaların komik halleri vardı.

ADNAN OKTAR: Keyiflerinin yerinde olması şahane bir şey. Nasıl huylanıyor bak. Bayağı güzel.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP içinde son zamanlarda ortaya çıkan karışıklık hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı suçladı ve: “Saray düğmeye bastı, bazı milletvekili arkadaşlarımız da buna alet oldu.” dedi. Muharrem İnce bu sözlere yanıt verdi: “Saray düzenine muhalefet edersen basiretsiz CHP yönetimine muhalefet edersen sarayın adamısın. Alayınıza hayır. Bana sarayın talimatıyla hareket ediyorsun diyen kişiye dünyayı dar ederim. Basiretsizliğinizi iftirayla kapatamazsınız.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca kendi halinde bir insan. Başı İngiliz derin devletiyle belada. Paralel yapıyla başı belada aslan gibi mücadele ediyor. CHP’yle bir alıp veremediği yok. Hadi CHP bölünse bile yine muhalefet olmuş olur fark etmez yani. Ve Tayyip Hoca da CHP’nin bölünmesini istemez niye istesin? Ve bölünecek bir parti de değil ayrıca CHP niye bölünsün ki? Mantıklı değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Süslü bir tavşan vardı yemek yiyordu.

ADNAN OKTAR: Yazık hayvana. Ama bayağı şeker olmuş. Bunların mutluluğu insanın acayip hoşuna gidiyor. Fabrika gibi çalışıyor. Ne güzel yemek yemeleri. Allah’ın yemek yiyecek şekilde yaratması canlıları. Acz içinde olmaları acayip tatlı hale getiriyor onları.

KARTAL GÖKTAN: Etiketimiz 6 numara. “Muhteşem Said Nursi”

ADNAN OKTAR: Evet. 6 Numara.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Çünkü Said Nursi ile ilgili çirkin bir etiket yapmışlar. Ona karşılık biz de böyle cevap verdik. Bir daha göster.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz. Etiketimiz 6 numara. “Muhteşem Said Nursi”

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Muhteşemlerin muhteşemidir Said Nursi. Onu desteklemeye devam etsinler kardeşlerimiz.

Evet şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

ASLI HANTAL: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: “Allah için canımdan çok sevdiğim göz bebeğim, nur tecellim Rabbim’in en büyük nimetlerinden canım gibi sevdiğim. Sana sevgimi anlatmaya kelimeler yetmez. Aklını, sevgini, derinliğini, heybetini, her şeyini çok seviyorum. Rabbim cennette de beraber olmayı nasip etsin.” diyor Rana. Ah benim canım nasıl güzel maşaAllah. Ama resmini yayınlamayalım. Yani şimdilik olmaz ama çok çok güzel maşaAllah.

“Yıllardır sizi bilirim arada da takip ederim. Ki ben dini inancı olmayan biriyimdir. Ama artık sizi saygıyla takip etmeye çalışıyorum. Sizi çok iyi anlıyorum ve hayatı çok iyi anlamış birisi olarak görüyorum ve tam bir alemci görüyorum. “ Estağfirullah naçizane. “Yazacak birçok şey var ama ben özetle yazayım dedim.” diyor.  E doğruya doğru alemcinin şahıyım diyebilirim.

“Hocam 7000 yıllık takvimde 5600 yıllık süre 56 sayısına mı işaret ediyor?” Evet Peygamberimiz (sav) “5600 yılı geçti.” diyor. 56’ya da işaret etmiş oluyor. Ama 56 tabii çok önemli bir tarihtir. Mesela 55 ortadır. Yüzyılın ortasıdır ama 56 artık 100’e girmiş oluyor. Yani bitirmiş oluyor 100’ü.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sayın Devlet Bahçeli MHP’ye oyun oynamaya çalışan CHP’nin kendi kazdığı kuyuya düştüğünün altını çizdi ve CHP’yi şu sözlerle eleştirdi: “Göle maya çalmak için uğraşanlar milletin mesajını anlamaya çalışmalıdır. CHP kaosun dibinde anlaşmazlıkların girdabındadır. Bugün oyun var diye kıvrananlar bize karşı oynanan oyunda figüranlık rolüne bürünmüşlerdir.  CHP kazdığı kuyuya düşmekten kurtulamamıştır.” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok yok hiçbir şey olmaz. CHP’ye de bir şey olmaz, MHP’ye de, AK Parti’ye de hiçbir şey olmaz. Mehdiyet’in olduğu yerde hiçbir şey olmaz gayet güzel giderler.

Tesettürde çok ince kumaş tesettür hükmünde olmaz. Yani cilt belli oluyorsa o tesettür olmaz. Cildin belli olmaması lazım.

Dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sevimli gözlüklü bir köpek var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ha gözlüğünü de çıkarıyor. İnsan gibi çıkarıyor çok güzel. Yerim o dilini yerim o dilini burnunu falan senin.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Devlet Bahçeli idam cezası tartışmalarıyla ilgili şunları söyledi: “İdam cezasının getirilmesini öngören düzenlemenin TBMM’ye getirilmesi ve kabulü hususunda MHP bütün gücüyle vardır ve bu bahsin kapanmasını beklemektedir. İdam cezası toplumsal taleptir. AKP ve Cumhurbaşkanı bu talebe destektir o halde gecikmeyelim.” dedi.

ADNAN OKTAR: Nerde işe yarayacak ki ben onu anlamıyorum. Darbecilere zaten yaramayacak.  Bunun altından bir oyun çıkabilir buna çok dikkat etmek lazım. Yani paralel yapı bunu bir oyun olarak tezgahlayabilir. Yani ne götürür ne getirir onu iyi düşünmek lazım. Çünkü onlar hiçbir şekilde bununla muhatap olmayacak. Kime yarayacak bu? PKK’lı zaten polisle, askerle çatışıyor asılmak onun için bir kurtuluş olarak görür onu yani. Zaten ister adam onu sevinçle karşılar öyle bir derdi olmaz. Dolayısıyla onun ne faydası olacak niçin böyle bir şey düşünüyorlar onu bir araştırmak lazım. Yani ikinci bir darbe tehlikesinden bahsediyorlarsa öyle olmaz onun usulü, anında karşılığının verilmesi lazım. Yani mahkemeye daha intikal edecek, emniyete intikal edecek öyle bir şey değil. Halkımız onu anında durdurur nezaketiyle ve daha evvelkine benzemez. Daha seri, daha kararlı, daha net olur kanuna hukuka uygun olarak.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kuş resimleri göstermek istiyoruz. Kuşlar tüylerinin bakımı için de kuyruk tüylerinin altında bulunan yağ keselerini kullanırlar. Sıradan bir madde olmayan bu yağ son derece gelişmiş bir dezenfektandır. Kuşlar her fırsatta gagalarıyla aldıkları bu yağı titiz bir çalışmayla tüm tüylerine sürer, bakımı için dikkatli bir temizlik ve düzenleme yaparlar. Yaşamaları için gerekli olan bu çalışma sayesinde tüylerin esnekliği korunur ve suyun içinde veya yağmur altındayken suyun deriye ulaşması da engellenir.

ADNAN OKTAR: Hayret. Tam cennet kuşu gibiler. Ah severim ben senin süsünü. Severim senin tatlılığını, gayretini de severim. O ağzını da yerim senin. Deliliğe bak bakıştaki. Şahane renkler. İşte Allah’ın varlığına inanmayanlar bunların hepsini tek tek ahirette açıklayacak. Her nimet tek tek sorulacak. Her kuş, her meyve her güzellik her insana tek tek sorulacak. “Bu da mı tesadüftü? Bu da mı tesadüftü?” diye. Allah burunlarından getirecek.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Güzel şelale resimleri göstermek istiyorum. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Balıklar telef olurlar oradan düşerse hayvanlar. Bir tane kalmaz Allahualem. Oraya ağ falan yapsalar da bari hayvanlar telef olmasın. Bayağı balık düşüyordur aşağıya. Köyde çok iyi oluyordu Batmantaş Köyü’nde. Biz sabah oldu mu oltaları alıyorduk ağabeyimle beraber. Benim çantam da vardı. Efendim mantar tabancam da belimde. Yine diğer mantar tabancam da diğer belimde. Kamam da vardı Çerkez kaması. O da belimdeydi. Aslan Dayım bana güzel kılıf yapmıştı bana. Küçük bir yani böyle ne bileyim kama deyince öyle büyük bir kama değil küçük bir kamaydı Çerkez kaması. Çantamın içinde tuzluk şu bu her şey vardı. Kibrit. Ondan sonra işte yani pratik ihtiyaç olacak her şey. Ondan sonra bıçak, çatal, tabak falan her şey oluyordu. Biz bahçeye gidiyorduk bizim evin bahçesine. Patatesi şöyle tutuyorduk yeşil patatesi bir çekiyorduk çektiğimizle beraber böyle kilolarca patates onun altından çıkıyordu küçük küçük. Tahtayla da kazdığımızda hafif bir kazdığımızda hazine gibiydi altı. Böyle sarı sarı çok fazla patates çıkıyordu. Çantaya onları dolduruyorduk ilk malzeme olarak. Sonra hep birlikte balık tutmaya. Orda köylüler Çerkezler pek balık tutmuyorlar. Onlarda adet değil. Hatta hayvanın iç organlarını da yemiyorlar. Yani Çerkezlerde o yok. Sadece etini yiyorlar. Oltayı attığımızda anında böyle mantar tıpası oluyordu küçük mantarlar. Ucuna ekmek falan takıyorduk. Yahut işte onların yiyebileceği gibi bir şey takıyorduk. Attığımızda yani daha bir dakika bile geçmeden anında o tıpa önce şöyle bir oynuyordu birkaç kere. Sonra çok derince çekiyordu böyle suyun içinde kayboluyordu. Biz bir çekiyorduk kocaman balık böyle çırpına çırpına çıkıyordu. Hemen kenara alıyorduk. Ondan sonra ama şaşkınlıktan şoktan hayvanlar yazık böyle dehşet içinde bakıyordu balıklar. Çoğu da bıyıklı sazandı böyle. Bir de alabalıktı daha çok alabalık vardı. Hemen hemen her çıkardığımda öpüyordum ağızlarından. Ama çok tertemiz zaten acayip saftirik bakıyorlar böyle. Hani nereye geldik ki gibisinden. Onları dolduruyorduk tabii güzel ala. Ben ırmağın kenarında onları güzel temizliyordum. Pullarını falan her şeyini temizliyordum. Irmakta herhalde diğer balıklar da onları yiyordur tahmin ediyorum. Ondan sonra tuzluyordum. Ateş yakıyorduk dağda. Ateş iyice böyle yanıp közler oluştuktan sonra balıkları direkt ateşin üstüne koyuyordum közün üstüne. Böyle cazır cazır çok şahane kızarıyordu. Sonra onları ağaç maşayla orada oluşturduğum bir ağaç maşayla alıyordum tabaklara koyuyordum, tuzluyordum. Ye babam ye. Acayip lezzetli çok şahane. Patatesleri de o ateşin altına sokuyorduk közleri de üzerine örtüyordum küllü. Onu bırakıyorduk biz yine devam ediyorduk gezmeye. Sonra geri dönüp geldiğimizde o patatesler ne oluyordu biliyor musunuz? Mis gibi kokuyor böyle. Yani lezzetini tarif edemem. Kabuğu hemen soyuluyordu tuzluyorduk ye babam ye. Kuzukulağı topluyorduk yollarda. Çok fazla yolda kuzukulağı, mantar oluyor beyaz. Böyle tabak gibi mantarlar oluyordu koca koca. Her gördüğümüzü alıyorduk mantarın, onları da çantaya koyuyordum. Güzel ala. Onlara da tuz serpiyordum mantara. Közün üzerine koyunca onlar da köpürerek pişiyordu. Böyle kuzu ciğeri gibi oluyordu pişmiş. Bayağı güzel oluyordu. O, patates ve balık. Yani günü bedavaya mal ediyorduk adeta böyle.

Yalnız mantar dedik de gidip millet de sokakta mantar toplamasın. Yani Allah esirgesin hemen komaya girerler. Çok tehlikelidir mantar seçimi o kolay iş değil. Biz seçiyorduk ama işte artık çocukluk, birbirine çok benziyorlar. Süper tehlikeli oluyorlar özellikle böyle renkli mantarlar falan feşmekan. Yani koma arkasından ölüm Allah esirgesin çok tehlikelidir. Mantar tavsiye etmeyiz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: “Muhteşem Said Nursi” etiketimiz bir numara.

ADNAN OKTAR: Yaşa. Alkışlayalım. Sabah kalktım dediler ki “Said Nursi Hazretleri hakkında aleyhte etiket yapmışlar.” Şimdi ben onların tepelerine onu geçiririm dedim. Bak etiket yaptık Allah’a çok şükür tepelerine geçti. Neymiş? Muhteşemmiş. Muhteşemlerin muhteşemiymiş. Bir daha ağızlarını bozarlarsa ağızlarını bantlayacağız. Kanunla hukukla, ilimle irfanla.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yunus resimleri göstermek istiyoruz. Yunuslar diğer memelilerin aksine refleksle değil iradeyle nefes alırlar. Yani nefes almaya karar verirler. Bu hayvanın suda uyurken boğularak ölmemesi için alınmış bir tedbirdir. Yunus uykusu sırasında beyninin sağ ve sol yarım kürelerini yaklaşık on beş dakika arayla nöbetleşe kullanır. Bir yarım küre uyurken diğer yarım küre yüzeye çıkarak hayvanın nefes almasını kontrol eder. Başlarının üstünde nefes alıp vermelerini sağlayan bir delik bulunur. Suya duyarlı olan bu kapak otomatik olarak yunus suya girince kapanır ve yunus sudan çıkınca açılır.

ADNAN OKTAR: Çok acayip, o da hiç görülmemiş bir şey hayvanda. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kiraz resimlerimiz var. Besin değerleriyle ilgili bilgi vermek istiyoruz.

ASLI HANTAL: Yüz gram tatlı kirazda günlük C vitamini ihtiyacının yüzde on ikisi bulunuyor. K vitamininin yüzde üçü, B6 vitamini ihtiyacının yüzde ikisi, folat ihtiyacının yüzde biri, A vitamini ihtiyacının yüzde biri, kalsiyum ihtiyacının yüzde biri, demir ihtiyacının yüzde ikisi, magnezyumun yüzde üçü, fosfor ihtiyacının yüzde ikisi, potasyum ihtiyacının yüzde altısı, bakır ihtiyacının yüzde üçü ve manganez ihtiyacının yüzde dördü bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun? Allah mineralleri içine koymuş ve çok az ve belirli miktarlarda, tam insana yetecek kadar. Fazla olsa zarar verir az olsa zarar verir. Bu beslenmeyle insan mükemmel yaşıyor. Ve içi çaka çaka protein dolu. Protein sentetik elde edilemiyor. İçinde her türlü yağ çeşitleri var. Yani omega 3, omega 6, omega 9, doymuş, doymamış yağlar var. Yağ da sentetik yapılamıyor. Şeker var, şeker çeşitleri. Vitamin çeşitleri, mineral çeşitleri. Allah her türlü güzellikle içini donatmış insanın ihtiyacı olan. Kirazın hiç buna ihtiyacı yok, kiraz onu yemez bunu insan yiyor. İnsana Allah nimet olarak veriyor. Görünüşü nefis. Pırıl pırıl parlıyor vernikli gibi, tadı güzel görünüşü kıvamı her şeyi çok zengin ve olağanüstü güzel. Allah’a hamdolsun maşaAllah.

Şimdi yine Fikret bize bu başörtüsünün Kuran’da olmadığını çarşafın Kuran’da olduğunu; bak çarşaf var. Ama birçok insan işine gelmediği için çarşaftan bahsetmediğini, olmadığı halde Kuran’da hiçbir şekilde geçmediği halde başörtüsünü savunduklarını, çünkü kolayına geldiği için ama çarşaf olduğu halde çarşafı savunmadığını, Kuran’da olmayan başörtüsünün hükmünü de anlatacak, dinleyelim.

Evet sizlerden beyanat bekliyorum buyurun.

GÖRKEM ERDOĞAN: Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri Türkiye’de idam ile ilgili bir referandum olması durumunda kendi ülkelerinde propaganda yapılmasına ve seçim düzenlenmesine izin vermeyeceklerini açıkladılar.

ADNAN OKTAR: İdamdan bir şey çıkmaz. Boş o. Çünkü PKK’lılar zaten ölümü göze alarak geliyor. Çatışmaya giriyor zaten, sokakta bile çatışıyor. Onların öyle bir derdi yok. Fethullah Gülen, FETÖ’cüler için falan desek zaten adamların hepsi içerde. Onlara kanun geriye dönük olarak etkili olmaz. Bu sadece imajımızı bozar başka işimize yaramaz. İdamı nerede kullanacağız? Gerek yok.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sözcü Yazarı Can Ataklı referandum sonrası Hulusi Akar, Şükrü Karatepe ve Abdullah Gül’ün fotoğraflarının sosyal medyaya servis edilmesinin arkasında Sayın Erdoğan olduğuna dair duyumlar aldığını yazdı. “Söylentilere göre Erdoğan darbe gecesinden bu yana Akar’dan şüphe ediyor. Ancak dere geçilirken at değiştirmek istemediği için bugüne kadar Akar’la ilgili bir tasarrufta bulunmadı. Fakat önümüzdeki ağustos ayında emekli edileceği konuşuluyor. Saraya yakın bazı kaynakların Akar’ın cemaatle çok yakın olduğunu ama gelişmeler beklendiği gibi gitmeyince nötr davrandığını, sarayın da bundan hiç hoşlanmadığını söylediler” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım Akar Paşa’yı o gün boğazını falan sakatladılar yaraladılar. Bayağı eziyet çekti yani çok zor şartlarda direndi o adamlara. Bunca belanın derdin içinden geçmiş çileli bir insana üstüne bir de ‘sen de onlardansın’ falan bu çok acı olur. Böyle olmaz. Akar Paşa delikanlı, yiğit bir insan, dürüst bir insan. Ne zoru? Öyle olsa direkt söylerdi. Direkt o olayın içine girerdi. Aklı başında bir adam öyle tehlikeli işlerin içine girmez. Dürüstçe, sevecen, sakin hizmetine devam ediyor. Öyle ters bir karakter, ters bir kişilik hiç görülmedi onda. Müspet, olumlu. Uç bir insan da değil. Kendi halinde bir insan. Gereksiz. En baştan beri Hulusi Paşa’yı kolluyorum. Sürekli bir baskı var. Ne zorun? İstiyorsan emekli edersin zaten. Tayyip Hoca niye öyle bir şeyle uğraşsın? Riskli görse direkt emekli eder ve bir delil de varsa mahkemeye verir. Böyle bir şey yok. Hulusi Paşa tertemiz normal bir delikanlı. Normal bir Osmanlı paşası. Normal bir cumhuriyet generali, bir koçyiğit, tertemiz insan. Benim gördüğüm namazında niyazında, temiz, Allah’tan korkan Müslüman bir insan. Paşamıza laf yok. Paşa efendi, paşa aklı başında. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Gereksiz bunlar.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika ziyareti öncesi FETÖ’den ABD kongre üyelerine tek tek Türkiye’yle ilgili bir mektup gönderildi. Türkiye’nin İslami eğilimli otoriter bir rejime dönüştüğü savunulan mektupta FETÖ mensupları ABD kongresi üyelerine “Erdoğan, Amerikan ordusuyla birlikte IŞİD teröristlerine karşı başarılı bir mücadele yürüten ve Amerika’nın Suriye’deki en iyi dostları olan Kürtleri PYD, PKK bombalamaktan imtina etmiyor” denildi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunların adı FETÖ metö ama İngiliz derin devletidir ortada olan. Bunlar şubeleri. IŞİD bir şubesidir, FETÖ bir şubesidir. Taliban, El Kaide bir şubesidir. Ahmediler bir şubesidir. Moon tarikatı bir şubesidir. Bizde bir çok gelenekçi onların uşağı olan, gelenekçi Ortodoks sahtekar, homoseksüel hocalar var. Onların emrinde. Biliniyor, zannediyorum istihbarat da biliyor ki Tayyip Hoca ima etti söyledi. Bunlar hiçbir şey yapamazlar bütün güç Allah’ındır. Boş yere uğraşıyorlar.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sayın Devlet Bahçeli üstü kapalı olarak MHP’de ayrılık çıkaran Meral Akşener ekibini hedef alan şöyle bir açıklama yaptı; “16 Nisan’dan hemen sonra yeni parti kurmak için uğraşanlar, hava koklayanlar, zemin arayanlar, hayal aleminden çıkamayan siyasi mahluklardır. Türkiye yeni bir hükümet sistemine geçmiştir. Türk milleti 16 Nisan’da herkese yerini göstermiştir. MHP’ye engel olmak, MHP’yi zayıflatmak için rekabete girenler eninde sonunda hak ettiklerini bulacaklardır. Bulmaya da başlamışlardır” dedi.

ADNAN OKTAR: “MHP niye iktidar olamıyor?” diyorlar. MHP’nin iktidar olması ta Özal zamanına gider. Özal zamanında MHP iktidardı. Sonradan yine iktidardı. Demirel zamanında da hep iktidardı bütün kadrolarda ülkücüler vardı. Ben gayet iyi biliyorum o devri. Şu anda da yine MHP yine iktidarda. Öyle bir şey yok. Güya kendisi evde ama partinin ruhu iktidarda. MHP daima iktidar olmuştur yani devlet kadrolarında her yerde MHP vardır. Çok eskiden beri bu böyledir. Tahminin çok üstündedir MHP’nin gücü. Yani tahmin edilenin çok çok üstündedir. Görünen kısım buz dağının ucuysa görünmeyen kısmı denizin altındadır. Uçsuz bucaksız bir güçtür Milliyetçi Hareket Partisi. Bir tek Türkiye’de değil, yurt dışında da çok büyük bir güçtür Milliyetçi Hareket Partisi. Türki devletlerde her yerde Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Türkistan’da, Tacikistan’da adı konulmamış büyük bir güçtür. Dolayısıyla “Niye başbakan olmadı?” falan kardeşim oradaki insanlar başbakan olma, makam derdinde değil bunlar dava derdindeler. Kızıl Elma, turan, Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam Ülkücülerin hedefi budur. Kim iktidarda olursa olsun onlar daima iktidarda olurlar. Dolayısıyla boş o laflar. “Niye kadrolarda Ülkücüler yok?” diyor. Kadrolar zaten çaka çaka Ülkücülerle dolu. Nasıl olmuyor? Git emniyete hepsi Ülkücüdür. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın büyük bölümü Ülkücüdür. Adli sistemde de hep Ülkücüler hakimdir. Doğal olarak devlet Ülkücüdür zaten. Devletin yapısı Ülkücüdür. Bizim devletimizin resmi felsefesi zaten Ülkücülük üstüne kuruludur. Adı konmamış bir resmi felsefesi vardır. Rahmetli Atatürk zamanından kalma. Aslında ta Enver Paşa zamanına falan gider. Hepsi Ülkücüdür. Enver Paşa da Ülkücüdür. Atatürk de saf kan Ülkücüdür. Üslubuyla, konuşmasıyla hep İslam Birliği, Türk Birliği. Cesaretiyle üslubuyla, devleti koruyan ruhuyla bu kendini gösterir. Bu adı konulmamış bir terbiyedir. Bir devlet terbiyesidir. Bilinir bu, her insan bunu kavramaz. Bir devlet memuru mesela kaymakam olduğunda hemen onu kavrayamayabiliyor ama ileriki yıllarda kaymakam bunu kavrar. Kavradıktan sonra onun makamı zaten yükselir. Bunu anlamayan, kavramayan yüksek devlet memuru pek olmaz. Fethullah Gülen cemaati de yine Ülkücülüğü taklit ederek kendilerince yaklaşmaya çalıştılar. Ama İngiliz derin devletine yakayı kaptırdılar. Ülkücüye bu sökmez, İngiliz derin devleti. Şu muhaliflerin içine biraz sızmaya çalıştılar. Orada da çok küçük bir azınlık yani ciddi kaale alınacak bir şey değil. Bize sızmaya kalktılar daha kapıdan girmeyle ağızları burunları hoşafa döndü. Geldiğine geleceklerine bin pişman oldular. Öyle bir yakayı kaptırdılar ki İngiliz derin devleti yani arandılar durduk yere başlarını çok büyük belaya soktular. Şimdi üç büyük bir kitap geliyor tabii kanunla hukukla, ilimle irfanla. Üç kitap, üç tane de münafıklıkla ilgili kitap. Doğrudan onlarla ilgili bunlar. Münafıklarla ilgili üç kitap, İngiliz derin devletiyle ilgili üç kitap doğrudan münafıklarla ilgili. Ve akıl almaz bir atak başladı İngiliz derin devletine karşı bütün dünya çapında. Vesile oluyoruz.

Ülkücülük ana sütü gibi ak ve temiz bir harekettir. Çok fakir olur Ülkücü, Ülkücünün zenginini göremezsin. Hep fakirdir mesela gecekonduda oturur. Köyde oturur. Şık da giyinmez canını ortaya koyar. Beş bin Ülkücü şehit oldu 1980’lerde o dönemde. Beş bin Ülkücü günde en az on-on beş Ülkücüyü şehit ediyorlardı o dönemde. Şimdi yeni gençler bilmiyorlar haberleri bile yok. Onların kanıyla bu vatan kurtuldu.

Sayın Bahçeli de tabii çok dürüst, dem almış, efendi bir insan, aklı başında bir insan. “Niye başbakan olamıyor?” Kardeşim bu parti meselesi değil bu bir ideal meselesi. Bu bir misyon. Bir dev düşünce bu. İktidarı ne yapacaksın? Farz edelim Turgut Özal cumhurbaşkanı oldu o zaman ben çok iyi biliyorum ANAP kadroları Ülkücülerin kontrolündeydi. ANAP’ın bir ideolojisi yoktu ki o ideolojiyle iktidar olsun. AK Parti döneminde de şu an her yerde yine Ülkücüler var. Kilit olan mesela darbenin engellenmesinde Ülkücülerin çok büyük emeği ve etkisi oldu. Çok çok büyük etkisi oldu. Sayın Bahçeli çok güzel konuşur konuştuğunda. Dinleyenin kalbine ferahlık, neşve çok iyi vurgu yapar. Darmadağın eder öyle yaman bir delikanlı.

Dinliyorum.

ASLI HANTAL: PKK yanlısı Almanlar, Almanya’nın Türkiye’de tank üretmek için girişimde bulunmasına karşı eylem yaptı. Türkiye’de üretilen bu tankların PKK’ya karşı mücadele de kullanılacağını ve bunu istemediklerini söyleyerek kendilerini sanki Türkler tarafından vuruluyormuş gibi yerlere attılar. Protesto sırasında ayrıca “Erdoğan’a tank yok” sloganı attılar. Fotoğraflar vardı. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Onlar Türk askerini şehit ediyorlar, onlara ağır silah veriyor Amerika, nasıl Türkiye’ye silah olmasın? Olur mu öyle şey? Ayrıca biz kendi silahımızı kendimiz üretmesini biliriz öyle bir derdimiz de yok. Türk milleti öyle zannettikleri gibi kolay baş edebilecekleri bir millet değil bence hiç denemesinler.

Said Nursi’ye laf etmeye kalktılar bin pişman ettim ilimle irfanla.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Atatürk aleyhtarı sözleriyle büyük tepki çeken tarihçi Mustafa Armağan, İstanbul Üniversitesi’nde konuşma yapmaya hazırlanırken Türkiye Gençlik Birliği üyeleri tarafından protesto edildi, kapıdan içeriye sokulmadı. Fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: İçeri sokulmayan şahıs kimdir? Resmini göster görelim. Türkiye Gençler Birliği bu Maocu gençler vardı aydınlıkçı onlar mı? TGB o değil mi? Maocu aydınlıkçı gençler değil mi? O kadar var mı sayıları onların? Yine de Maocular azdır sayıları, küçük sayıları. Aslında ben onları tam komünist olarak da görmüyorum, milliyetçiler hayret ediyorum, koyu milliyetçi. PKK’ya şiddetli karşılar o yönden çok iyi. Bu gençlerin iyi değerlendirilmesi lazım, Türkiye Gençler Birliği midir artık neyse o TGB’li gençler.

ASLI HANTAL: Mustafa Armağan’ı görebiliriz tarihçi.

ADNAN OKTAR: Atatürk’e hakaret, dava açsınlar öyle bir şey olur mu? Veyahut getirsinler Atatürk’ü anlatsınlar ona. Ben anlatayım adama.

ASLI HANTAL: “Aleyhtar” diyorlar Atatürk’e ama…

ADNAN OKTAR: Canım Atatürk’e aleyhtar bir sürü adam var yani ne yazar aleyhtar olsa ne olur, o önemli bir şey değil ki. Bu aydınlıkçıların gençlik örgütü ama bence TGB’nin iyi değerlendirilmesi lazım, bayağı bölücülüğe karşılar. Öcalan’a şiddetle karşılar, Türkiye’nin bölünmesinden şiddetle tedirginler ve hep birlik, beraberlik ruhu onun üstünde duruyorlar, iyi pozitif yönleri var. Bence o gençlerin hepsinin değerlendirilmesi vatan, millet faydasına olur. Sayıları az ama onların. Çok aktif ve canlılar o yüzden sesleri çok çıkıyor. Bizim fosil sergisine bir ara bir saldırmıştı bazıları, bir tanesi ısırmaya falan kalktı taşları, fosil taşları ısırdı, hatta bölmüştü ısırıp maşaAllah. Fosilin gerçek olduğu anlaşıldı ısırınca yani fosilin detayları da ortaya çıkmıştı. Ama gereksiz eylem yapıyorlar mesela bunlar boş eylem, adam gitsin konuşsun Atatürk karşıtı olup olmamasını. Karşı olsa ne olur, olmasa ne olur? Bazıları hiç tanımıyor, bilmiyor yahut hakikaten karşı, bence onun üstünde o kadar durmamaları lazım önemli değil. Onu getirirler bir de Atatürk’ü savunan birisini getirirler olur biter. Zaten hakaret edemez. Nasıl olsun? Kanun var öyle bir şey olmaz.

Sabahtan bu yana Bediüzzaman’la, Atatürk’le ilgili Kemalistlerle, Nurcuları karşı karşıya getirecek açıklamalar geliyormuş etiketlerin nedeni de buymuş. Ya kardeşim Bediüzzaman’la Atatürk arkadaştı sen onu bana sor sen bırak yani, o ledün ilmi içinde değerlendirilecek bir şey. İkisi köşkte Atatürk’e akıl almaz yüksek sesle bağırıyor Bediüzzaman, Atatürk son derece alttan alıyor. Atatürk bayağı seviyordu Bediüzzaman’ı. Gerçek alim diye Anadolu’dan özel olarak onu getirttirdi. Bediüzzaman’ın kıymetini çok iyi biliyordu Atatürk. Atatürk de arkadaşı olduğu için Bediüzzaman’ın nazı geçiyordu istediği gibi konuşuyordu. Atatürk’e alenen ve açıkça hiçbir zaman için Bediüzzaman deccal falan dememiştir öyle bir konu yok. Deccal hakkında konuşmaların ima ettiğini düşünüyorlar. Asıl olan Bediüzzaman’ın mahkemedeki ifadesidir kardeşim, mahkeme ifadesi esastır çünkü yeminli ifade bu. Orada diyor ki, “ben Atatürk’e deccal demedim” bitti. Demedim dedikten sonra sen daha hala dedin diyemezsin. Açık ifade esastır, ‘ima etti’ ya imayı sen boş ver sen sormuşsun hakim savcı huzurunda, kalabalık hazirun karşısında “Atatürk’e ben deccal demedim” diyor bitti. Bunun artık üstüne gidilecek yönü olmaz ayıp yani artık. Demedim dedi mi ona hüsnü-zan edeceksin ondan gerisi artık geçerli olmaz, mahkeme ifadesi ya tutanak, resmi tutanak. Atatürk çok sağlam delikanlı yani abartıyorlar. Bir kere tam sahabe zamanındaki gibi İslam’ı savunuyor, Kuran’ın yeterliliğini savunuyor, çok aydın, aklı başında kaliteye, klaslığa çok önem veren nezih, Avrupai ve Osmanlı terbiyesini içinde barındıran has bir delikanlıdır.  Kaliteli bir delikanlıdır, hasbidir, samimidir ve cesurdur, delikanlıdır Atatürk. Dolayısıyla yakışıksız sözler benim zamanımda vardı lise yıllarında falan ben ortaya çıkıp açıkladıktan sonra o konu bitti zaten. Şu an Atatürk’e laf söyleyen adam ben göremiyorum gelsin bana adamın on dakikada cevabını veririm. Bu konuyu en kapsamlı inceleyen adamım, bıraksınlar bana Atatürk bayağı yaman delikanlıdır. İlahiyat fakültelerini kurmuş, İmam Hatip liselerini kurmuş, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurmuş bak yüz bin cami var Atatürk’ün vesilesiyle oldu. Yüz binin üstünde imam ve müezzin var Atatürk’ün vesilesiyle oldu. Yüz binlerce Kuran’ı Anadolu’da dağıttırdı. Elmalı tefsirini yaptırdı. Buhari-yi Şerif’i tefsir ettirdi, açıklattırdı say say say bitmez. Tek istediği modern İslam yani bağnazlık, gelenekçi Ortodoks İslam olmasın diyor haklı yani bunda bir şey yok. Bediüzzaman Atatürk’ün en sevdiği alimdi, en beğendiği alim, hayrandı Atatürk’e. Doğudan rica edip getirttirdi Atatürk. Cumhurbaşkanlığı köşkünde ağırladı konuştu. İngiliz derin devletine karşı çok cesurdu, kaç defa İngiliz derin devleti casus gönderdi suikast için hepsini tepelediler hiçbir şey yapamadılar.

Mustafa Armağan’a bundan sonra biz cevap veririz, yaptıkları çok ayıp her konuşmasına cevap veririz.

Bu kitap dağıtımıyla ilgili resimler var mı sizde? Göreyim.

ASLI HANTAL: Bu hafta sonu kırk bin adet Türkiye’de, yirmi bin adet de İsviçre Bern’de eserleriniz ücretsiz olarak dağıtıldı. Hafta sonu toplam altmış bin eseriniz dağıtılmış oldu. Dağıtım yapılan yerler şöyle, Bilecik’te beş bin adet Allah Akılla Bilinir eseriniz. Karaman’da beş bin adet Allah Akılla Bilinir eseriniz. Bunlar Karaman’ın resimleri. Karaman’daki kardeşlerimizin faaliyetlerini gösteren resimler. Burdur’da iki bin adet farklı eserleriniz karışık olarak dağıtıldı. Üç bin adet de imani eseriniz dağıtıldı. Burdur resimleri. Muş ve Bitlis’te toplam on bin adet Allah Akılla Bilinir eseriniz dağıtıldı. Muş ve Bitlis resimleri.

ADNAN OKTAR: Ne büyük fetih, ne büyük cihad, ne güzel faaliyet.

ASLI HANTAL: Fethiye’de beş bin adet karışık farklı eserleriniz halka ücretsiz dağıtıldı. Kars ve Ardahan illerinde toplam on bin adet Allah Akılla Bilinir eseriniz halka ücretsiz dağıtıldı. Türkiye’nin her yerinden çok sayıda gönüllü kardeşimiz bu dağıtımlarda yer aldı. İsviçre Bern’de 6 Mayıs Cumartesi günü İsviçre’nin başkenti Bern’de sizin İslam Terörü Lanetler ve Evrim Aldatmacası eserleriniz toplam beş bin adet olmak üzere halka ücretsiz dağıtıldı. Kitapların yanında beş bin adet de PKK Kürt halkının temsilci değildir broşürü hediye edildi. Dağıtıma İsviçre, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika ve Türkiye’den yaklaşık yirmi kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Allah mübarek etsin gazalarını. Gaza böyle olur ilimle, irfanla olur, cihad böyle olur ilimle, irfanla, sevgiyle çok güzel. Allah her adımlarına sevap versin, her nefeslerine sevap versin fetihleri büyük, cihadları büyük. Lafla olmaz, demagojiyle olmaz, sevgiyle, ilimle, irfanla ve ikna ederek konuşarak olur. Kitap mübarek bir arkadaştır, mübarek bir mürşittir, temiz bir hocadır, güvenilir bir hocadır, nurlu bir hocadır kitap. Küçüktür rahatsızlık da vermez sessiz, sedasız evinde oturur, yemek içmek de istemez o. Soğuktan etkilenmez, sıcaktan etkilenmez, evinin en mübarek misafiridir, her an tebliğe hazırdır mürşit olarak ve doğru konuşur, güzel konuşur. Kitapla tebliğ en mübarek tebliğ yöntemlerinden biridir.

GÖRKEM ERDOĞAN: Adnan Bey, Yaratılış Atlası İsviçre’nin en yüksek tirajlı gazetelerinden olan Blick’te bir haber olarak yayınlandı. Resmini görebiliriz. Haberde İsviçre’nin Bern şehrindeki milletvekillerinin beş kilo ağırlığındaki sekiz yüz sayfalık Yaratılış Atlası’nın ev adreslerine ulaştığında şaşkınlığa düştükleri konu ediliyor. Haberde şu ifadeler yer alıyor. “Adnan Oktar oldukça popüler bir insan. Kitap, sosyal medya ve televizyon yoluyla Türkiye sınırlarının dışında da mesajlarını dile getiriyor. Bern’deki politikacılar pek çok şeye alışıklar ama bu hacimde kitabı aldıklarında hepsi şaşkınlık geçirdi.”

ADNAN OKTAR: Ecdat öyle Osmanlı topları da biliyorsunuz apartman gibi kodu mu oturtuyor bizim kitaplar da öyle. İngiliz derin devleti kudurdu kitaptan sonra atak üstüne atak. Yancılarını, çakmalarını, çıkmalarını hepsini harekete geçirdiler münafıklarını ama kodu mu oturtuyoruz ilimle irfanla. Tam 3 kilo 200 gram. Çok şahane, baştan sona belge. Her sayfası delil, her sayfası.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Esad, Sayın Erdoğan’la barışmadığını belirten şöyle bir açıklama yaptı: “Eğer iki yıl içerisinde Suriye’yi kurtarmazsam istifa edeceğim. Ama ben Suriye’nin kurtulacağına dair yüzde 100 garanti veriyorum. Müzakereler ve bunun gibi konulara bakmayın Suriye’nin teröristlerden ve tekfircilerden kurtulmasının gerçek planı Suriye’nin bölgesel rolünün yeniden kazandırılmasıdır. Ayrıca ben Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile barışmadım çünkü o Suriye halkının öldürülmesine neden oldu ve Arabistan da çok pişman olacaktır” dedi.      

ADNAN OKTAR: İşte anlaşsınlar, konuşsunlar da artık küsme, darılma falan bunları ortadan kaldırıp Suriye devletinin bu işlere karışmamış elamanları kimse onlarla bir teknokrat hükümeti kurup Suriye’den de herkes çekilsin millet geri dönsün vatanına, milletine, bu iş bitsin İngiliz derin devleti de Suriye’yi bölemeyeceğini görsün, bu rezillik bitsin. Bak eğer Suriye bölünürse PKK Güneydoğu’da büyük bir devlet kuracak. Suriye’nin bölünmesine müsaade etmeyelim. Hiç uzatmadan hemen bir teknokrat hükümetini Türkiye kabul etsin. Suriye kendisi devlete dersin ki ‘Ya arkadaş şu hükümeti biz oluşturduk, Türkiye de kabul etsin, İran da kabul etsin, Rusya da kabul etsin hükümet hemen göreve başlasın.” O meşru hükümete de karşısında kimse direnirse onu da kabul etmeyeli, ona karşı hukuki tedbirler de alınır onun dışında bir yol olmaz ve o zaman PKK da bölgeden mecburen temizlenecektir. Türkiye ultramodern olursa, Avrupai olursa, kadın haklarına çok önem verirse, dekolteye önem verirse, dekolteye saygı duyarsa, sanata, müziğe, resme, heykele saygı duyarsa PKK’nın orda tutunma imkanı kalmaz. Şu an Avrupa ve Amerika diyor ki; “Türkiye’de” diyor “gelenekçi Ortodoks sistem var, bunlar da modern adamlar, bunlar sanatı, bilimi, estetiği her şeyi savunuyor, dekolteyi de savunuyor, kadın haklarını da savunuyorlar dolayısıyla Türkiye’ye karşı biz bunları savunalım” diyorlar. Biz bu iddiayı ortadan kaldıralım, biz modern olalım, biz kaliteli olalım, PKK’yı sadece terörist, aşağılık, yancı bir yapı olarak gösterip kökünden bu işi silip atalım. Bak başka kurtuluş yok gelenekçi Ortodoks sistem Türkiye’yi mahvedecek Allah esirgesin. Bayağı tehlikeli bir sistemdir gelenekçi Ortodoks sistem. Gece gündüz anlatıyoruz bu kahramanlık değil, felaketin kapısıdır. Bak gelenekçiliği, Ortodoks sistemi adamlar kahramanlık zannediyorlar savunmayı iyi niyetle bilemiyorlar. O dipsiz kuyuyu, o zor yaşanan dünyayı, o simsiyah dünyayı kendileri için Allah’ın emri gibi görüyorlar ve kendileri de felakete gidiyor, milleti de felakete götürüyorlar. Bak yayınlıyoruz görüyorsunuz adam üç yaşındaki çocuğun bacağına kafayı takıyor.

O tarihçi Mustafa Bey Atatürk’ün manevi kızı ile ilgili farklı şeyler söylüyormuş. Çok ayıp Atatürk kendi halinde sakin yani nefsini de ezmiş bir insan, nefsiyle de başı dertte olan bir insan değil vatan, millet, bayrak onun derdi. Dolayısıyla bu tip şeyler çok ayıp ve çirkin. Böyle adamları benim karşıma getirsinler ben bunlara gereken cevabı veririm.                                      

Süleyman Zengin, “Nursun. Allah yolunda dava adamısın. Allah razı olsun Üstad.”

Turay Emiroğlu, “Bol neşeli, huzur dolu, hayırlı ve bereketli sohbetler.”

“Allah aşkıyla sevdiğim canım nurum. Allah aşkıyla sevdiğim. Nurum, ışığım.” Evet.

Aynur, “Yakışıklı, güzel sevdiğim” diyor.

Serhan Nacak, “Sizleri çok seviyorum. Allah razı olsun” diyor.

Darul Furkan, “Allah sizi başımızdan eksik etmesin” diyor.

Mahmut Çelebi, “Hocam İngiliz derin devletine karşı en etkili güçsünüz” diyor.

Kenan Uzer, “Atatürk’e kötü laf söyleyen imansızdır. Bugünkü konuşman tarihe geçecek. Tebrik ederim.” Yok, ben her zaman söylüyorum. Tabii imanlı bir insan Müslüman hakkında, vefat etmiş, ahirete gitmiş bir Müslümanın kendini savunamayan bir insan, Müslüman hakkında böyle konuşmaz. Ayrıca konuşan, ilahiyat fakülteleri açmış mı kokuşan? Yok. İmam hatip liseleri açmış mı? Yok. On binlerce, yüz binlerce Kuran dağıtmış mı? Yok. Camide hutbe vermiş mi? Camilerde namaz kılmış mı? Cebinde Kuran taşımış mı? Yok. Elmalı tefsirini yaptırmış mı? Yok. Elmalı tefsirini yaptırıp halka dağıtmış mı? Yok. Buhari-ii Şerif’i bastırıp halka dağıtmış mı? Yok. Sen ne yapmışsın da Atatürk’ü eleştiriyorsun? Atatürk’ün yaptıklarını say say bitmiyor sabaha kadar. Sen ne yapmışsın? Atatürk’ün sen tırnağı olamazsın, tırnağı.

“Hocam Müslüman erkeğe ipek giymek günah değil mi?” Niye günah olsun? İpek böceğini Allah yaratıyor. Hayvan dut yaprağı yiyor. Oradan ipek yapıyor. Sen de onu giyiyorsun. Nimet. Allah’ın nimeti niye günah olsun?

“Hocam, Atatürk’e laf edenler, günahın ne olduğunu bilmeyen bazı dindar geçinenler” diyor.

“Bir sorum olacak. Mehdi’nin Kara Köyü’nden çıkacak manası Ankara’dan çıkmasına mı işaret?” diyor. “Bir de İmran Hüseyin adında bir alim Youtube’de Adnan Hoca hakkında ‘Ankara’dan biri çıkmış kendine Mehdi diyor. O Mehdi değil’ diyor. Bunu araştırın. Hocamıza selam.” Böyle bir sürü gariban var Allah aşkına. O dese ne olur, demese ne olur? Ben Mehdi’yim demiyorum. Hatta lanetleştim de. Hiçbir zaman için demedim ve demeyeceğim de dedim. Yani ömür boyu da demem. Ben sıradan bir insanım diyorum. Hoca da değilim. Alim de değilim. Adamın iddiası yersiz, boş. Onunla biz vakit kaybetmemize gerek yok. Kaç defa diyeceğiz işte, yüz kere söylemişimdir. Yemin billah ettim. Ömrüm boyunca hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmem. Öyle bir iddiam yok. Değil mi? Lanetleştim de ayrıca. Ben değil Mehdi dedim, alim de değilim, hoca da değilim. Halktan bir insanım. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ferdiyim. Evet.

 “Adnan Bey münafıkların, kafirlerin, pislik, kalleş, kahpe, fistanlı PKK’lıların ve İngiliz derin devletinin korkulu rüyasısın. Aslan Adnan Ağabey. Allah senden sonsuz razı olsun. O ezikler senin karşında duramayacaklarını Allah’ın izniyle görüyorlar, görecekler.” Diyor, Fikret Demir.

“Ellerinizden öper sevgilerimi sunarım.” Ben senin ellerinden öperim. “Her zaman olduğu gibi, bu akşam da sizi hayranlıkla izliyorum. İyi ki varsınız Adnan Bey, Allah sizi korusun.”

“Hazreti Hızır (as) cinler alemiyle bağlantı olabilir demiştiniz.” Doğru tabii ki.

“Adnan Bey’e mümkünse bu sorumu iletebilir misiniz? Çok seviyoruz kendisini. Allah nur cemalini yakından görmeyi nasip etsin.”

“Kuran’ı Kerim’de adı geçen peygamberler nereden Ortadoğu’yla sınırlıdır? Neden Çinli, Hintli peygamberin adı geçmemiştir?” Orada da peygamberler çıkmış. Fakat Kuran’da, yani o bölgede çıktılar diye geçmiyor. Yoksa Buda’nın gerçek bir peygamber olma ihtimali çok çok yüksek. Hak bir din olduğuna dair, o kadar çok delil var ki. Namazlar, tesbihatlar yani her şey. Zekatıyla, helallere haramlara bakışıyla, anlatımıyla, Allah’ın varlığıyla ilgili Budizm bayağı benziyor. Hint dinleri de, Mejdek inancı da çok çok benzer. Zamanında oralara peygamberler çıkmış. Fakat dinleri zamanla tahrif olmuş ve değişmiş.

Hayret, davul zurna Türk milletinin ruhunda çok olumlu etki yapıyor. Bütün Ortadoğu’da da çok yaygın. Halbuki bayağı sazlar var ama davul zurna bizim milletin ruhunu tam doyuruyor. Mesela gitsen ud kemanla olabilir, doymazlar Allahualem. Davul zurna tam oluyor.

“İslamiyet’te tesettür yok deyip, peçeli siyah çarşaf var olduğunu iddia ediyorsunuz.” Diyor. Evet doğru. Sen Kuran’a vakıf değilsin ki o zaman. Ahzab Suresi’nde, çarşaf vardır. Peçe yani tamamen kapanması vardır kadının. Ama işine gelmediği için onu söylemiyorsun. Nur Suresi’nde de kapanma, başörtüsü yok. Olmayan bir şeyi savunuyorsun. Olan bir şeyi de savunmuyorsun. Ahirette bunu nasıl açıklayacaksın? Olmaz.

Şu mason diplomasını yırtmamı bir gösterin bana. Bakayım.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, ben internetteki görüntüleri söylüyorum. Onlardan da, bilgisayarda tespit edin. 20:47’de bu sahte mi artık ne diyelim, uydurma belgelerini yırtıp paket edip adama göndermişim, 20:47’de. O, 21:18’de açıklama yapıyor. 21:18’de. Alelacele “masonluktan çıkarttım” diyor. Kardeşim ortada bir kere masonluk yok. Birde diyor ki “ben ayın 5’inde onu masonluktan çıkarttım” diyor. Ayın 5’inde. Kardeşim ayın 5’inde, 6’sında, 7’sinde benimle yazışmaları var. “Adnan Bey çok zeki” diyor. “Onunla oturup konuşalım. Durum değerlendirelim.” Diyor. Öyle bir derdi yok. Bütün yazışmaları bende.  

“Risale-i Nur kitabını incelediysen çok sıkıntılar var, özellikle şirk konusunda” diyor Murat Günay. Hiç öyle değil. Bayağı dürüsttür Said Nursi. O dürüstlük ve samimiyet ruhunun içinde bakılması lazım. Son derece dürüsttür. Eğer öyle zorlama bakarsan, o zaman sen şirki her yerde bulursun. Ben mesela diyorum ki “Bir kitap yazacağım” diyorum. Bu şirk olur eğer bu açıklanmazsa. Nedir? Kitabı Allah yazar. Benim onu bir kere söylemiş olmam yeterli olur. Yoksa ben her konuşmada bunu söyleyemem. Mesela “Söyleyemem” derken mesela demem lazım “Allah bunu bana söyletir” demem lazım. Onun için bunu genelde bir kere söylemek yeterli olur.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Diriliş Postası Yazarı Sabri İşbilen şöyle bir yazı yazdı. “Kılıçdaroğlu’nun en yakın yoldaşı Selin Böke’nin gemiyi terk etmesi CHP’yi sarsacak bir gelişme. Kılıçdaroğlu nasıl bir operasyonla alaşağı edilecek gerçekten merak ediyorum. Böke, CHP tabanında sevilen biri değil. Dış lobileri kuvvetli olan bir isim. Bu nedenle başkan adayı olarak yerine CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’i düşünüyorlar. Özel diyor ki; “Toplumu kucaklayacak “El-emin” bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmayız. Bu özellikler bana uyuyor ama ben aday değilim. Bu taktik İslam tarihinde çok görülmüş.”

ADNAN OKTAR: Çıkar çıkarmayız. Çıkarmalıyız mı diyor çıkarmayız mı diyor?

GÖRKEM ERDOĞAN: Çıkarmalıyız diye olması lazım.

ADNAN OKTAR: Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: “Bu özellikler bana uyuyor ama ben aday değilim. Bu taktik İslam tarihinde çok görülmüş. İslam tarihi ‘Mehdi’nin tüm özellikleri bana uyuyor ama ben Mehdi değilim’ diyen kişilerle doludur. Açıkça uyarayım; Kılıçdaroğlu’nu götürüp, Özel-Böke ikilisini getirmek CHP’nin altına dinamit koymaktır.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu’ndan hiçbir şey olmaz. Ama İngiliz derin devleti hakikaten CHP’yi gözüne kestirmiş. Zayıf buluyor kendince. Vurdu mu indireceğini zannediyor. Selin Böke, aklı başında bir hanım. Herhalde böyle bir oyuna gelmez. Akılcı yaklaşacağını düşünüyorum.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Oda TV Yazarı Rafael Sadi, Sayın Erdoğan’ın İsrail’e karşı tavrının gün geçtikçe daha olumlu hale geldiğini yazdı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünkü açıklamalarında bütün Müslümanların El-Aksa'yı ziyaret etmelerini önerdi. Bu gerek İsrail genelinde gerekse İsrail Turizm Bakanlığı nezdinde sevinç yarattı. Sayın Erdoğan'ın İsrail hakkındaki olumsuz ifadelerinin etkisi gün geçtikçe hafiflemektedir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam tabii akıllı delikanlı. İsrail’e karşı, Musevilere karşı da şefkatli bir insan. Ecdadının yolunda. Osmanlı döneminde Musevilere çok sevgi saygı gösterildi. Korunup kollandılar. Tayyip Hocam da Osmanlı ecdadına uygun olarak, tabii ki Musevilere şefkat duyuyor. Ama adaletsiz haksız bir şey gördüğünde de onu dile getiriyor. Musevilere karşı hiçbir tavrı yok Tayyip Hocamız’ın. Bunu yanlış değerlendirmesinler, sakın.

İngiliz derin devleti, Türkiye’de kudurdu. En büyük hedefi AK Parti. Onu bölmeye çalışıyor. İki: CHP’yi bölmeye çalışıyor. Üç: MHP’yi bölmeye çalışıyor. Dört: Asıl Türkiye’yi bölmeye çalışıyor. Bu akılsız adamların aklını başına getirmek için, Türk milletinin tek yumruk olması gerekiyor. Aman ha CHP’nin bölünmesine kimse müsaade etmesin. MHP’nin bölünmesine de müsaade etmeyelim. AK Parti’nin bölünmesine de müsaade etmeyelim.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere inşaAllah.