Sohbetler (12 Mayıs 2017; 16:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

ASLI HANTAL: Yayınımıza Sayın Adnan Oktar’la devam ediyoruz. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz başlamışsınız. Neler anlattınız?

BEYZA BAYRAKTAR: İngiliz derin devleti kitabından okuduk.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti. İngiliz derin devleti kendince ufak tefek yahut büyük çaplı ataklar yapıyor. Son zamanlarda Türkiye’ye de atak yapmaya başladı. Bu YPG’yi falan silahlandırma Amerika’nın işi değil. İngiliz derin devletinin talimatıyla oluyor. Oraya bir komünist devleti kurmak istiyorlar. Üç yıldan beri ben bağırıyorum. “Bak oraya bir komünist devleti kuracaklar aman aman” dedim. Bakan efendi çıktı ne dedi? “PYD terör örgütü değil.” dedi. Bir başka bakan da çıktı dedi ki: “YPG terör örgütü değil.” dedi. “Salih Müslim Beyefendi’yi Türkiye’ye davet ediyoruz.” falan dediler. Al başına belayı. Şimdi de adamlar diyor ki: “Kardeşim siz bunları çağırıyordunuz güveniyordunuz. İşte biz de güveniyoruz o zaman” falan diyorlar. Neyse umarım bir daha böyle hatalar olmaz. Tabii ki gereği yapılacak.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Geçtiğimiz cumartesi günü Almanya’nın Frankfurt şehrinde sizin beş bin adet “Evrim Aldatmacası” ve “İslam Terörü Lanetler” başlıklı eserleriniz ve beş bin adet eserlerinizden hazırlanan “PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir” broşürü halka ücretsiz dağıtıldı. Dağıtıma Almanya’nın farklı yerlerinden yaklaşık 25 kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim işte mesela Almanya’da kitap dağıtıyorsun hiçbir sorun çıkmıyor. Alman halkı sevinçle alıp okuyorlar falan. Ama Türkiye’de bazı hanzolar var, kitabı ısırmaya kalkıyor, yalamaya kalkıyor bir şeyler yapıyor üzerine çıkıyor. Kitap okunur kitap ısırılmaz. Adam kitabı kim bilir ne zannediyor? Bazıları için tabii yani binde bir de olsa cinslikler çıkıyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Geçtiğimiz pazar günü Almanya’nın Hamburg kentinde sizin beş bin adet “Evrim Aldatmacası” ve “İslam Terörü Lanetler” başlıklı eserleriniz ve beş bin adet eserlerinizden hazırlanan “PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir” broşürü halka ücretsiz dağıtıldı. Dağıtıma Almanya’nın farklı yerlerinden ve Danimarka’dan yaklaşık 25 kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanlarıma.

ASLI HANTAL: Yine pazar günü Lihtenştayn’ın başkenti Vaduz ve diğer şehirlerinde sizin beş bin adet “Evrim Aldatmacası” ve “İslam Terörü Lanetler” başlıklı eserleriniz ve beş bin adet “PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir” broşürü halka ücretsiz dağıtıldı. Dağıtıma İsviçre, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve Türkiye’den yaklaşık 20 kardeşimiz katıldı. Kardeşlerimiz Almanya Berlin’deki bir okulda “Fosiller ve Biyonik” hakkında sunum yaparak çeşitli konular anlatmışlar. Dersten sonra da fosil sergisi düzenlemişler. Sizin Yaratılış Atlası kitabınız da hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel. Bak son derece medeni modern insanlar. Gayet güzel dinliyorlar. Rahatça anlatılabiliyor. Sergi yapılabiliyor, fosil sergisi yapabiliyor Müslümanlar. Türkiye’nin de bu olgunluk içinde olması gerekiyor. Yüzde 90, yüzde 95 olgun ama az da olsa sığırlar var. Tahammülsüz, kitaba tahammülü yok, fosil sergisine tahammülü yok. Ya kardeşim paleontolojik bilimsel delilden niye korkuyorsun? Kitaptan niye korkuyorsun? Kitabı al evinde dursun. Okumasan bile bir başkası okur. Veya sen oku. Kabul etmediğin bir yönleri varsa sen de ona bir cevap yazarsın. Bilgini geliştirirsin. Ne okuyorsun ne okutturuyorsun öyle olmaz. Ama buna rağmen tabii direnmek beni daha güçlü kılar. Daha kararlı hale getirir. Direnmede daha iyi etki meydana getiriyor. Ben birisi direndi mi daha hoşuma gider. Yani daha güzel atak yapabiliyoruz o zaman. Direnmezse makul oluyor. Direndi mi daha hızlı daha güçlü oluyor atağımız. Bilimsel ataklar devam edecek.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Şırnak merkeze bağlı Bestler-Dereler bölgesinde devam eden operasyonda bugün PKK’lı teröristlerin saldırısında bir astsubayımız şehit oldu. Resmi ve ismi henüz yok.

ADNAN OKTAR: İsimsiz daha kahraman.

ASLI HANTAL: Evet isimsiz.

ADNAN OKTAR: İyi Allah gani gani rahmet etsin. Allah annesine babasına uzun ömür versin. Sabr-ı cemil. Hidayetle nuruyla Cenab-ı Allah sarsın annesini babasını. Cennette hepimize kardeş etsin bu güzel şehidi.

Ne diyelim etiket? “Herkese sevgi lazım” diyelim.

Ya kardeşim bu çocuklar evde yalnızken oyun oynuyorlar. Çamaşır makinesi kapağı açıldı mı büyük bir bölüm oluşturuyor. Yani ilginç bir şey çocuk için ilginç bir oyuncak haline geliyor o. Oraya tabure mabure koyuyor bir şey koyuyor içine giriyor çocuk. Uzay aracı gibi ona yani filmlerde gördüğü şeylere benziyor. Onu bir araba gibi de görebilir. Bir uzay aracı gibi de görebilir. Bir eğlence unsuru olarak. Çekiyor çocuk kapağını çekti mi kilitleniyor bu. Artık çocuk itse de acıkmıyor. Bir ölüm makinesine dönüşmüş bu çok tehlikeli bir şey. Şimdi bu çamaşır makinelerinin piyasadan toplatılması, yeni bir çamaşır makinesi sistemi oluşturulması için bakanlık devreye girsin. Şimdi bu kapansın tamam açılmama sistemi de olsun bu normal. Ama makinenin yan tarafında bir düğmeyle bu ayrı gizli bir düğmeyle olsun. Yani kapaklı bir düğme. O düğmeyi açacak kişi çamaşırı koyacak kapağını kapatacak düğmeye basacak ondan sonra kilitlenecek. Ama burada öyle değil ki kardeşim. Kapağını kapatıyorsun dışarıdan istersen kapıyorsun, istersen açıyorsun. Dışarıdan açık. Ama içeriden ittiğinde ölüm makinesi. Böyle çamaşır makinesi olmaz. Bakanlık bu çamaşır makinelerinin imalatını yasaklasın. Mevcut piyasadaki olanlar toplatılsın. Evlerde olanlar da yenileriyle değiştirilsin. Çünkü çocuk için bu dayanılmaz bir fırsat gibi oluyor. Yani tam bir uzay aracı gibi. İçine rahatça girebileceği gibi. Alçak zaten boyu. Hadi ayağı yetişmedi diyelim oraya bir tabure koyar bir şey koyar çıkar üzerine. İçine de giriyor. Kapağını kapattığı an asla açılmayacak şekilde kilitleniyor. Böyle bir sistem olmaz kardeşim. Böyle bir makine olmaz. Bakanlık buna derhal el koysun. Bu kaçıncı? Bir kişi bile olsa biz bunu istemiyoruz böyle bir riskle yaşamak istemiyoruz. Bu sübyanlar, bu sabiler nur gibiler bunu çocuk aklı bilmez. Eğlenmek için o çamaşır makinesinin içine girer. Ve kapağını da kapatmak ister zaten onun en eğleneceği şey de odur yani. Kapandığında onun içinde kalacak bir süre falan arkadaşıyla. Açılmıyor. Bu bir kabus böyle şey olmaz. İçeriden açılmıyor. O zaman yandan düğmesi olsun. Fabrika bunu eğer becerebiliyorsa mevcutlara böyle bir ilave sistem koysun şu an. Ama yapamıyorsa piyasadan bir kere acil bir toplatılsın. Evlerdeki mevcutlar da toplatılsın. Aslında mümkünse savcılık kararıyla toplatılsın. Bir dilekçe verelim savcılığa, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na riski anlatalım toplatma kararı isteyelim. Şirketlerin saygı duyacağını düşünüyorum. Bütün mevcutlar toplatılsın. Çünkü bu tekrar tekrar olacak demektir ve oluyordur basına yansımıyordur. Bu olaylar kim bilir kaç tanedir? Evde bir çocuk için öyle bir alet yani çok eğlenceli bir araç gibidir. Çocuk böyle bir fırsatı kaçırmak istemez çocuk aklıyla. İçine girmek ister zaten el kadar oluyorlar onlar yani ufacık. Rahatça da içine sığıyor. Kapağını da patisiyle çekiyor kapatıyor bitti. İnfaz oluşuyor. İşin garip yanı bağırsa da annesi de duymaz onu. Tabii kalın cam. Yani içeri odada olduğunu düşünün kadının, misafirliğe gittiğini düşünün bitti. Oksijen kısa sürede tükenir içinde. Boğucu ve çok tehlikeli. Yarın sabah Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verelim. Piyasadaki mevcutların hemen toplatılması. Evlerdeki mevcutlar da toplatılsın. Evinde çocuk olanlar için çok büyük bir risk. Evinde çocuk olanlar için. Bunun lamı cimi yok. El kadar sabiler çocuk ne bilsin onun açılmayacağını? Şimdi çocuk eliyle açıyor açılıyor. Kapatıyor kapatılıyor. Yine açıyor yine açılıyor. İçine girdiğinde açılmayacağını nereden bilsin çocuk? Bu bilebileceği bir şey değil ki. Değil mi bilinecek şey mi bu? Yani çocuğu aldatan bir sistem var burada. Çocuğun çocuk zekasıyla bunu keşfetmesi anlaması mümkün değil. Büyük adama bile söylemesen bilmez bunu. İçinden açılmayacağını nereden bilsin çocuk? Derhal tedbir alınsın.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Antalya’da 3,5 yaşındaki bir kız çocuğu küçükken sol ayağını kaybetmiş. Resmini görebiliriz. Babası evinin tavanından sarkıttığı iple alüminyumdan bir düzenek kurarak çocuğu yürütmeye çalışıyormuş. Bu durum basına yansıyınca Sayın Erdoğan küçük çocuğun tedavisi konusunda bir talimat verdi. Ayrıca küçük çocuğun durumunu duyan Şırnak’ta terörle mücadele eden komando birliğimiz kendi aralarında topladıkları parayla yüzünün gülmesi için küçük kıza bir koli oyuncak yollamışlar. Küçük kız şu an aşırı mutlu.

ADNAN OKTAR: Ama hakikaten istediği her şey olmuş aşağı yukarı. Evet.

Bir de çocuğu yalnız evde bırakmak ya kardeşim şimdi beni konuşturmayın. Niye doğuruyorsun o zaman bakmayacaksan? Çocuk evde yalnız başına bırakılır mı? El kadar çocuk evde nasıl bırakılır? Bir tek o değil ki; rafın üzerine çıkar düşer. Çiviyi eline alır Allah esirgesin elektrikli bir şeyin içine sokar ölebilir şehit olur. Her şey olabilir. Bıçağı alır oynar bir şey olur. Çocuk tek başına evde bırakılır mı? Yanında götüreceksin veyahut başına bir adam koyacaksın. Tek başına çocuk evde bırakılmaz. Evde bir çocuğun yalnız bırakılması kanun kapsamında suç unsuru haline getirilsin. Kanun maddesi konsun. Tedbirsizlik suçu kapsamına girsin. Ciddi bir para cezasıyla hatta gerekirse hapis cezasıyla cezalandırılsın çocuğun evde yalnız bırakılması. Çocuk evde yalnız bırakılmaz. Allah vermesin gelir masanın üzerine çıkar düşer. Kafasının üzerine düşebilir. Her şey olur hatta bazen tükürük boğazına kaçıyor ondan bile boğuluyor. Evde tek başına çocuk bırakılır mı? Yangın çıkabilir, yangın çıkarabilir, bir şey yutar, ummadığın bir şey yapar. Yani akıl almaz bir mantık. Onu da kanun teklifi olarak sunalım ilgili mercilere. Türk Ceza Kanunu’na madde olarak koysunlar. Yani çocuk bakımıyla ilgili seri maddeler olsun. Bir tanesi de çocuğun evde yalnız bırakılmaması. Bakmayacaksan niye doğuruyorsun? Evde yalnız bırakacaksan niye doğuruyorsun yani? Sorumluluğunu alacaksan doğur. Arabaya bırakıp gidiyor. Suç o, suç olması lazım. Kanun maddesi eklensin. Arabada çocuk üstü kapatılmış olarak bırakılırsa cezası olsun. Yani şahıs gözaltına alınsın, ifadesi alınsın gerekirse hapis cezası olsun. Arabanın içinde çocuk ne olur? Bir de yazın ben çok gördüm. Dışarıda 40 derece sıcaklık çocuğu arabanın içine koyuyor. Arabanın içi cehennem gibi oluyor. Çekip gidiyor adam mağazaya. Sen nasıl güveniyorsun kardeşim böyle bir şeye?

EBRU ALTAN: Sıcaktan güneş koruyucular eriyor.

ADNAN OKTAR: Akıl almaz tehlikeli. Bunu madde madde yazalım. Bu felaketlerin önüne geçelim.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cem Küçük, Türkiye’de İngiltere düşmanlığı yapan kişilerin bulunduğunu ve bunu doğru bulmadığını söyledi: “İngiltere sanki her şeyi kontrol ediyormuş gibi düşünmek yanlış bir düşünce. İngiltere ile ilişkileri geliştirmekse çok doğru bir adım. Nitekim Binali Yıldırım da zaten öyle bir açıklama yaptı ve yeni bir döneme girdiğimizi söyledi.” dedi. Ancak programdaki Cemil Barlas ve Ümit Zileli, Amerika’nın aslında İngiltere’nin kontrolünde olduğunu söyleyerek Cem Küçük’e karşı çıktılar. Özellikle Ümit Zileli şunları söyledi: “Amerika ile İngiltere iç içedir. Ben size inancımı söyleyeyim. Okuduklarımdan anladıklarımdan şunları söyleyeyim. Ben hala Amerikan Üst Aklı dediğimiz şeyin İngiltere olduğunu düşünüyorum. Yüzyıllara dayanan müthiş bir şey var.” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani bu meşhur bir konu. Binlerce delille sabit olan bir konu. İngiliz derin devletini herkes biliyor. Başbakan biliyor, Cumhurbaşkanı biliyor, MİT biliyor, devlet biliyor, Başbakan biliyor. Başbakan tabii ki idare-i maslahatçı idare edip konuşacak. “Siz İngiliz derin devletini üzerimizden çekin.” diyecek hali yok. Tabii ki dengeleyici konuşacak. İngiliz derin devletini Türkiye’de bilmeyen yok. Osmanlı Devleti’ni kim yıkmış? Haritaları kimler çizmiş? Derin devlet nedir, kimler tarafından oluşturulmuştur? 300 yıldan beri devam eden bu karanlık yapı nedir? Bunu bilmesi lazım.

Abdülhamit devrinden beri Osmanlı’nın başının belasıdır İngiliz derin devleti ve Amerika’nın da başının belasıdır. Şu an Amerikan Başkanı’nın başına bela oldular. Bak YPG-PYD’yi Amerika şu an destekleme kararı aldı. İngiliz derin devletinin talimatıyla oldu bu. Amerika bunu kontrol edemiyor şu an. Trump kontrol edemiyor.

Şimdi mesela Binali Yıldırım Hocamız diyor ki: “İngiltere ile ticari anlaşmaları güçlendireceğiz iyi olacak.” diyor. Halbuki İngiliz derin devleti Osmanlı döneminde de Osmanlı’yla ticari anlaşmalar yaptı. Rusya’ya karşı Osmanlı’yı koruyacağını söyleyerek yaklaştı. Osmanlı’yı adım adım içten çökertti. O zaman da ekonomik anlaşmalar yapmıştı İngiltere İngiliz derin devletinin öncülüğünde. Osmanlı’ya dost gibi görünüp Kıbrıs’a el koydular o devirde. Bir yandan da Balkanlardaki ayaklanmaları organize ediyorlardı. Ve felaket başımıza çöktü. Şimdi YPG-PYD’ye Amerika’nın silah vermesinin nedeni İngiliz derin devletidir. Yoksa Trump şiddetle karşı komünistlere, anti-komünist bir lider. Ama Obama devrinde alınmış bir karar var İngiliz Derin devleti tarafından alınmış bir karar. Onu uyguluyor. Bak “Obama ne yapacak?” falan dedik. Bak şu an kurtaramıyor kendisini.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yeni Şafak Yazarı Kemal Öztürk, İngiltere’de bir dizi kişiyle görüştükten sonra bugün şöyle bir yazı yazdı: “Meşhur Kraliçe’nin meşhur adamları kim acaba? Sanırım ülkeyi ve dünyayı Kraliçe’nin yönettiği iddiası bir şehir efsanesinden ibaret. Yıllarını İngiltere’de siyaset, medya ve iş dünyası arasında harcamış kişilerle bunu konuştum. Onlar Kraliçe’nin sarayı yönettiğine dair bir iz görmediklerini söylüyorlar. ‘İngiltere’yi kurumlar, bürokrasi ve sermaye yönetir’ diyorlar. Ben de aynı kanaatteyim. Buna derin devlet denilir mi? Eh çok canınız çektiyse deyin. Ama ben kurumsallaşmış devlet demeyi tercih ederim. Derin devlet derseniz bu sistemi anlayamazsınız. Ve bu bir yeraltı örgütü gibi size müphem ve anlaşılmaz gelir. Ancak kurumsallaşmış devlet derseniz sistemi anlayabilirsiniz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Kraliçe yönetiyor diye nereden çıkardın? Kraliçe garibanın teki. Sen başıboş bir sistemden bahsediyorsun. Yani kırk ayaklı örümcek gibi gösteriyor. Öyle bir şey yok. Başı olmadan bu sistem hareket etmez. Başlı ve kontrollü. Mesela YPG ve PYD’ ye silah verilmesi. Bunun kararını birinin vermesi gerekir. Trump mı verdi, Obama mı verdi? Mesela Obama zamanında bu kararı verdiler Obama vermedi. “Trump da şu anda karar verdi.” diyor. Trump da vermiyor. Bu kararı veren İngiliz derin devletidir. İngiliz derin devleti işin doğrusu masonlardan oluşan bir yapı. Büyük bölümü masondur. Bu açık bilinen bir şey. Ateist masonlardan oluşuyor. Yapı ta üç yüz yıl öncesine dayanıyor. Üç yüz yıldan beri Abdülhamit döneminde de öyle, asıl merkezini masonluk oluşturuyor. Abdülhamit döneminde bürokrasideki hemen hemen herkes masondu. Abdülhamit döneminde, Abdülhamit’in çevresinde olan bürokratların hemen tamamına yakını masondu. Ve İngiliz locasına bağlıydılar. Masonik bir yapıydı. İngiliz derin devleti de masonik bir yapıdır. Ve dünyaya kan kusturuyor. Bu dökülen kanın şiddetin kökeninde onlar vardır. Ama Trump direnir mi dedik? Direnemeyeceği belliydi zaten direnemiyor şu an. Ne diyorlarsa yapıyor. Masasına getirdiler büstü koydular konu bitti. Adam tam teslim vaziyette. Zaten biraz direnmeye kalktı bir şeyler yapmaya kalktı dediler ki ‘sana destek düştü yüzde kırk falan şu seçimleri bir daha yenilesek mi acaba?’ falan. Adamı götürecekler belli. O da artık şu an teslim oldu. Yani direnemiyor. Dolayısıyla bu konuları anlamazdan gelmenin bir anlamı yok. Osmanlı döneminde İngiltere’yle yapılan ticari anlaşmalar Osmanlı’nın ekonomik olarak tamamen çökmesine sebep oldu. İngilizlerin yaptığı en güçlü taktiklerden biri ekonomiye sızmaktır İngiliz derin devletinin yaptığı sonra ekonomiyi çökertmektir. Mesela o zamanlar İngiliz dostu Mustafa Reşit Paşa’nın ikinci Mahmut’a ölüm yatağında imzalattığı Baltalimanı Anlaşması var meşhur. İngiliz kapitülasyonlarının iki devlet var oldukça devam edeceği şeklinde zaman sınırı konulmayan şartlar kabullenilmişti. Baltalimanı Anlaşması’nda. Baltalimanı Anlaşması’yla Osmanlı’yı ekonomik yönden mahvettiler. Dolayısıyla bizim yaptığımız atak doğru, İngiliz derin devletine yaptığımız atak doğru. Köşeye sıkıştılar onun için şu an Türkiye’ye şirin görünmeye çalışıyorlar. Darbe gecesi de darbeyi yapan İngiliz derin devleti olduğu halde kan tuttu biz dediler darbeye karşıyız, kardeşiniziz, size yardımcı olmak istiyoruz. Bütün Avrupa’yı tembihlediler sizler darbeye karışmayın, darbeyi destekleyin biz darbeden memnunuz ama darbeye karşı göstereceğiz kendimizi dediler İngiliz derin devleti. Ve bir tek onlar darbeye karşı gibi göründü. Bütün Avrupa’yı ve Amerika’yı tembihlediler. Hepsi darbeden yana göründü. Dolayısıyla bunu anlamamanın bir alemi yok. Bütün İslam alemini uyandırmak lazım. Bütün Türklük alemini uyandırmak lazım. Mesela Abdülhamit döneminde kurulan bu borçlar idaresi Duyunu Umumiye’yle Osmanlı ekonomisi tamamen İngiltere’nin kontrolüne verilmişti. Duyunu Umumiye’yle. Toplanan vergiler Osmanlı kasasına değil doğrudan İngiltere’ye gidiyordu. Şimdi Türkiye’nin bütün altınları zaten İngiltere’de. Türkiye’nin bütün altınları İngiltere’de duruyor. Fotoğraflarını görebiliyor muyuz? İşte Türkiye’nin altınları İngiltere’de. Orada depolanıyor. Bir tek Türkiye’nin değil herkesin altınları orada. Bütün dünyanın altınları orada. O da garibanın teki onun bir gücü yok. Diyorlar ki işte Kraliçe dünyayı yönetiyor. Kadın korku içinde yaşıyor ne alakası var? İngiliz derin devleti psikopatlardan oluşuyor adamların bu işlerle alakası yok. Sadece İngiltere Kraliçesi dedi geçen günler “Dünyayı kana bulayacaklar, büyük savaş çıkaracaklar dikkatli olun. Herkes yakınlarını uyarsın” dedi kadın. Başka bir şey diyemedi. Ondan sonra da kadına seni öldürürüz mesajıyla geri adım attırdılar. Geçenlerde biliyorsunuz yanlışlık oldu falan tam kafasının üstünden geçti mantığıyla ipsiz sapsız konuşmaya başladılar.

Dünya Altın Borsası Londra’da. Bütün ülkeler altın rezervlerini yani altınlarını Londra’da tutuyorlar. Şimdi evinde ocağında nerede altın varsa arabalara, gemilere yükleyip İngiltere’ye götürüp adamlara veriyorlar. Türkiye’nin de bütün altınları onlarda. Adamların deposunda duruyor şu an. Yetmiş iki ülkeye ait iki yüz elli milyar dolarlık altın duruyor İngiltere’de. Ton hesabıyla. Mesela Çin, Rusya, Venezüella, Orta Asya Cumhuriyetleri bu kasalarda altın saklamıyorlar. Türkiye dahil bütün Avrupa ülkelerinin hepsinin altınları İngiltere’de. Altın fiyatlarını iki yüz yıldan beri Londra belirliyor. Türkiye hiç kimse karışamıyor. Mesela adam diyor ki iki ton altın satın alacağım diyor tamam diyorlar alıyor. Şimdi zannediyorsun ki sen altını alıp arabasına yükleyip götürüyor öyle değil kağıt üstünde alabiliyor altını. Ve satarken de kağıt üstünde satıyor. Altın sürekli İngiltere’de duruyor, kasada duruyor. Londra’da kasalarda duruyor.  Oradan kıpırdamıyor. Altın satışı kağıt üstünde oluyor. Yeni bir sistem bu İngiliz derin devletinin çıkarttığı bir sistem. Mesela diyor ki ben elli ton altını aldım, teslim aldım diyor imzayı atıyor. Nerede diyorsun altınlar? Londra’da duruyor diyor. Benim altınlarım diyor. Adamın altını Londra’da duruyormuş. Alabilir mi oradan? Yok. Orda duruyor. Altın senin değil mi diyor adamlar işte duruyor bizde sen rahat ol. Sahibi sensin diyorlar merak etme diyorlar. İmza sende olduğuna göre sahibi sensin. Alabilir miyim diyor? Yok alamazsın diyorlar. Altın satışı olayı bu şekilde.

Bu kasaların anahtarları yaklaşık bir metre uzunluğunda. Var ya Kuran’da “onu taşımaya büyük bir heyetin gücü yetmiyordu” diyor. Bu anahtarları taşımak için çok büyük araçlar lazım. Yani son derece ağır. Bir tanesi farz edelim on beş kilo geliyor. Bir anahtar, bir metre boyunda çelik anahtar. Ayette var ya şeytandan Allah’a sığınırım “Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki” yani altın hazineleri “anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu.” (Kasas Suresi, 76) Şimdi bu İngiltere’deki altınların muhafaza edildiği kasaların anahtarları ton hesabıyla öyle ağır. Bir tanesi bir metre boyunda düşünün. On beş kiloluk anahtarlar.

Londra’da şehir diye adlandırılan The City dedikleri yaklaşık üç kilometrekarelik bir bölge var. Bu bölge tıpkı Vatikan’ın İtalya’dan bağımsız olması gibi İngiltere kanunlarından muaf. Yani İngiltere buraya karışamıyor. Üç kilometrekarelik bir yer. Bu bölge dünyanın finans merkezi ve buranın altında İngiltere’nin altın rezervi deposu var. Burada yer altında. Tonlarca, yüzlerce ton, binlerce ton altın. Dünyanın günlük faiz oranı da bu The City denilen Londra’daki bu özel alanda belirleniyor. Almanya, ABD ve İngiltere’deki altın rezervlerini hızla ülkeye taşıyor, buraya. Türkiye’nin tonlarca altını da İngiltere’de emanette duruyor. İngiltere’nin Türkiye’nin tonlarca altınlarına herhangi savaş halinde Allah esirgesin el koyma ihtimali var. Daha önce yapmış çünkü el koydum diyor vermiyor. Bizim donanmamıza da el koymuştu vermiyorum dedi. Yapmadığı bir şey değil yapıyor.

ASLI HANTAL: Irak Savaşı sırasında da altınlar kaçırılmıştı. 1.24 milyon dolar değerinde altın külçeleri kaçırılmıştı. İngiltere’ye götürülen Irak Savaşı’nda kullanılan bir tankın içinden çıkmıştı bu altınlar.

ADNAN OKTAR: Sırf tank değil bütün askeri araçlarla falan taşıdılar. Tırlarla taşıdılar Irak’ın altınlarını. O bir tanesi tanklardan bir tanesinden çıkan altın. Yüzlerce kilo altın tanklara yüklendi, askeri carrierlere yüklendi jeeplerle, cemselerle, askeri araçlarla da taşındı.

GÖRKEM ERDOĞAN: Irak askerinin resimleri var altınların üzerinde otururken.

ADNAN OKTAR: Evet bütün Irak’a ait altınlar taşındı. Şu an İngiltere’de Londra’da. Dört yüz elli ton altınımız İngiltere’de şu an. Bak dört yüz elli ton altın. Altınların İngiltere’ye teslim edildiğini açıklayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek halen İngiliz vatandaşıdır. Hem Türk vatandaşı hem İngiliz vatandaşı. Teslim edildi diye gururla söylüyor onu.

EBRU ALTAN: Siz Irak hükümetini de anlatmıştınız büyük bir çoğunluğu İngiliz vatandaşı aynı zamanda diye.

ADNAN OKTAR: Evet Irak hükümetinin neredeyse yüzde sekseni İngiliz vatandaşıdır. Ürdün’de falan da öyle, Mısır’da da öyledir. 

Benim bir kitabım var Kabala ve Masonluk çok eski bir kitaptır. Meşhur Kabala be Masonluk. Ben bu kitabımda bakın burada açık açık P2 ve P3 mason localarını anlattım. “Sıra P3’de mi?” diyorum bak görüyor musun? Ne diyoruz burada? “P2’den sonra P3 de mi var?” Loca başkanının adını veriyor muyum? Veriyorum. Gladyo hakkında bilgi veriyor muyum? Veriyorum. Gelli’nin ismini veriyor muyum? Veriyorum. Licio Gelli’nin ismini veriyorum. Demek ki biliyormuşum. Bilmezden gelme ayrıdır. P2 locasının üyelerinin hepsini biliyor muymuşum? Liste olarak vermiş miyim isimlerini? Tek tek tek hepsini liste olarak vermişiz. Demek gözümüzden kaçan hiçbir şey yokmuş. Adamlar onları yakalayacağımı anlayınca tabii ki hoplayacak. Ama ben onları yakaladığımı nasıl anlattım? Verdikleri çakma diyelim yahut çıkma diyelim diplomayı yırtarak gösterdim. Ve masonluk tarihinde diploma yırtan bir kişi yoktur ilk defa oluyor. Hiç kimse buna cesaret edemez. Çünkü masonlukta bir mason masonluktan çıkarılamaz. Yani Allah vermesin adam öldürse dahi çıkarılamaz. Hiçbir iddia ile çıkaramazsın. Masonluktan çıkmaz, en fazla uykuya yatar. Hiçbir mason masonluktan çıkarılamaz. Mümkün değildir. En fazla uykuya yatar. Ama diplomasını yırtar da rulo haline getirirsen adama o zaman çıkmış olursun. Rulo haline gelmesinin hiçbir açıklaması yoktur. Mesela Rothschild’lerle bağlantısını falan hepsini anlattım ben bu kitabımda. İtalya’da mason skandalını. En ince detaylarına kadar. Bütün bu olayları anlattık. Büyük Şark Locası skandalı da var ayrıca bunların.  Büyük Şark Locası’na ona da girdik. Yani benim girmediğim bir menfez kalmadı söyleyeyim. Ve hepsinin bilgisi bizde mevcut. Çok geç kaldılar. Ateist masonlara ilimle irfanla, kanunla hukukla nefes aldırmayacağım. Allah’a inananlara da saygı, sevgi, hürmet, destek her zaman olacak. Mesela Yunanistan’daki locadaki arkadaşlarımı çok seviyorum, Rusya’daki locadaki arkadaşlarımı çok seviyorum. Dindar Ortodokslar. Yunanistan’dakiler de dindar Ortodokslar hepsini çok seviyorum. Ama ateist olanlara ilimle irfanla mücadele yapacağız. Büyük Şark Locası da mesela bu konuda ayrıca sonra bilgi vereceğim. Onlar da derdest vaziyetteler şu an. Neyle yapıyoruz? İlimle irfanla, kanunla hukukla, demokrasiyle. Bende kanunsuz bir şey olmaz. Licio Gelli ben ta zamanında adama teşhisi koydum, Licio Gelli’ye.

Münafık çok değerli bir köpektir. İz sürmede kullanılan mükemmel bir köpektir. Müslüman münafığı bulamaz, münafıkla münafığı bulabilirsin. Mesela İngiliz derin devletinin izini münafıkla sürebilirsin. Münafık olmadan çok zordur. Münafığı besleyeceksin köpek gibi kullanacaksın. Müslüman münafığı nereden bilsin? Köpeğin burnu biliyorsunuz acayip koklama kabiliyetiyle donanmıştır. Münafığın da münafığı bulma yeteneği bir Müslümanınkinden daha üstündür. Çünkü o münafığı sezer bulur. Derin devletin alçaklarını da onlar çok iyi bulurlar çünkü onlara işi düşeceği için. Onu izlediğinde onları yakalarsın.

Münafıkların özelliği karşılıklı birbirlerine sır verirler. O ona sır verir o ona sır verir ikisinin sırrını da bu arada bulursun. Çünkü münafık güven vermek için karşısına sır verir öbür münafık da ona sırrını verir. Mesela aralarındaki fısıldaşmaları, sır tutmaları onların hepsi Allah’ın bildirmesiyle bilinir. Cenab-ı Allah diyor ki Zuhruf Suresi 80’de şeytandan Allah’a sığınırım “Yoksa onlar; gerçekten bizim, sır tuttuklarını” bak sır tuttuklarını “ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.” (Zuhruf Suresi, 80)  Tevbe Suresi, 67’de “Münafık erkekler ve münafık kadınlar” şeytandan Allah’a sığınırım “bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar.” Yani her türlü ahlaksızlığı yaparlar. “…ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” (Tevbe Suresi, 67)

Münafıkların evleri de biri bizi gözetliyor evi gibi, BBG evi gibi çünkü o ona karşı hıyanet ediyor o ona karşı hıyanet ediyor. Birbirlerine karşı bir sadakatleri olmuyor Allah ayette diyor “Onlar birbirlerine hainlik ederler” diyor. O yüzden o onun sırrını veriyor o da onun sırrını veriyor. Dolayısıyla bunlar hakkında bilgi edinmek çok kolay oluyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bugün Şırnak’ta şehit olan askerimizin resmi var Hüseyin Işık.

ADNAN OKTAR: Hüseyin’i yaklaştır bana bakayım. Yüzünü yaklaştır. Ne mutlu sana kabadayı, ne mutlu sana kabadayı. Ağabeyinin aslanı elinden yüzünden nur akıyor sen değil mi cennet kuzusuna benziyorsun sen. Tebrik ediyoruz şehadetini. Allah makbul etsin, Allah meşhur etsin. Allah anana babana uzun ömür versin. Senin şerefinle biz de şereflendik. Ne kadar güzel peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin mekanındasın. Ne güzel yerdesin. Değil mi? Bak burada gece oluyor, gündüz oluyor. Burası rahat bir yer değil. Senin gittiğin yer rahat ve çok güzel bir yer. Allah bize de nasip etsin.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Geçtiğimiz hafta; “Okul Öncesi Eğitim: Çocukları Geleceğe Hazırlayalım” isimli bir kongre yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı destekli bu kongrenin amacı çocukları geleceğe hazırlamak olarak anlatıldı. Milli Eğitim Bakanı Doktor İsmet Yılmaz ve Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Direktörü Doktor Cem Gençoğlu, Eğitimci Kayhan Karlı konuşma yaptı. Bu zirvedeki konuşmacılardan bazıları evrim teorisi ve homoseksüellik propagandası yaptı. Bu kongreye Caner Taslaman'a yakınlığıyla bilinen İslam'da evrimin olduğunu savunan Sinan Canan da katıldı. 

ADNAN OKTAR: Sen madem bu konuda samimisin, anlatıyorsun. Bana cevap ver; Hazreti Musa (as)'nın asası bir anda canlı yılana döndü mü dönmedi mi? Döndü. Burada evrim var mı? Yok. Ani bir yaratma var. Hazreti İsa (as), çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor. Ve derhal o çamurdan yaptığı kuş uçuyor, normal kuş oluyor. Ve onun nesli devam ediyor şu an, o kuşun nesli. Peki burada evrim var mı? Yok. Zer aleminde bütün insanlık yaratıldı. Çamurdan bu dünyada Allah vesile ediyor fakat zer aleminde zaten hazır yaratılmış. Burada çamuru vesile ederek, çamurdan bir heykeli vesile ederek Allah dünyaya getiriyor. Yoksa zer aleminde zaten insanlar yaratılmış. Var insanlar. Evrimle yaratılmamış zer aleminde yaratıldığına göre; zer aleminde evrimle yaratıldığını iddia etmediklerine göre, bir anda yaratıldıklarına göre. Zer aleminde de evrimle yaratıldığını iddia ediyorlarsa artık sağlık sıhhat olsun. Ne zer aleminden bahsediyorlar; ne Hazreti İsa (as)'nın çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp onu üfürmesiyle canlanması konusundan da bahsetmiyorlar. Hazreti Musa (as)'nın asasının bir anda yılana dönüşmesinden, bundan da bahsetmiyorlar. Cinlerin yaratılışı evrimle olmadı. Bundan da bahsetmiyorlar. Meleklerin yaratılışı evrimle olmadı. Bundan da bahsetmiyorlar. Cennette huriler, gılmanlar, vildanlar var; onlar da evrimle yaratılmıyor. Bundan da bahsetmiyorlar. Sadece insan evrimle yaratıldı diye tutturmaya çalışıyorlardı. İnsanların zer aleminde zaten yaratıldığını söyledik. Konu bitti.

“Adnan Bey, ben Gaziantep'te özel bir sağlık kliniğinde çalışıyorum. Gün içerisinde birçok Suriyeli hasta kardeşimiz kimlikleri olmadığı için hastanelerde tedavi olamadıklarını dile getiriyorlar. Çok zor durumda kalıyorlar. Bunun için ne yapabiliriz?” Bir an önce kardeşlerimize Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanını verelim. Vatandaşlığa alalım, bu mağduriyet de kalksın. Geçici kimliklerle zaten muayene mümkün olsun. Ama bir an önce nüfus cüzdanlarını verelim.

Evet, dinliyorum. 

ASLI HANTAL: Siz hep genç bayanların çok zayıflamalarını teşvik edip güzelliklerinin ve sağlıklarının tehlikeye atıldığını söylüyorsunuz. Sosyal medyada son günlerde paylaşımlarıyla çok ünlenen bir güzellik kraliçesi bu duruma örnek oldu. İzlanda'nın güzellik kraliçesi Arna Yr Jonsdottir geçtiğimiz yıl dünyanın en önemli güzellik yarışmalarından birinin kurulu tarafından çok kilolu bulunmuş ve acilen diyete girmesi istenmişti. Yirmi yaşındaki kraliçe bu isteği reddederek yarışmadan çekilmişti. Eski jimnastikçi Yr Jonsdottir'un resimlerini görüyoruz şu an.

ADNAN OKTAR: Aslan gibi delikanlı kız. Çok iyi yapmış. Kadın dediğin böyle olur. Çok güzel. Aferin benim canıma.

Genç kızları süslenmekten, güzel olmaktan o kadar alıkoydular ki bugün çarşıdan dönüşte baktım genç kızlara, çok çok büyük bölümü bakımsız. Hiç bakımsız. Artık hayatla adeta bağları kopmuş. Ne neşeleri kalmış ne sevinçleri. Ne güzel görünme gayretleri var ne zarif görünme gayretleri var. Çünkü kim beğenecek diyor. Beğenilse suç. Mesela güzel giyinirse suç oluyor çocuklar. Bakımlı olursa suç oluyor. Cazibeli olursa suç oluyor. Onlar da en bakımsız hatta bir kısmı çok salaş geziyor, çok perişan geziyor. Yazık günah değil mi? Normalde çiçek gibi olması lazım genç kızların. Hiçbiri başını yerden kaldırmıyor. Dikkat ettim, etrafına bakan kız çok nadir. İsterseniz siz de gidip bakın, bakımlı güzel giyinen bir hanıma rastlamak çok güç. Genç kızları acayip köşeye sıkıştırdılar. İşte bakımlı olursan şöyle zarar verirsin böyle zarar verirsin; şöyle yanlış yolda olursun böyle yanlış yolda olursun. Çocuklar içine kapandılar. Onların hayat sevincini, güzellik arzusunu, beğenilme arzularını, beğenme arzularını da yok ettiler bazı insanlar gelenekçi Ortodoks sistemin etkisiyle. Ama bunlar tabii zaman gelecek, düzelecek. Genç kızlar çiçek gibi ortada gezecekler, güzelliklerini gösterecekler. Her yer böyle çiçek bahçesi gibi olacak, birbirinden güzel hanımlar olacak. Mesela genç kızlar sıkıntıdan büyük bir bölümü kilo almış. Çünkü beğenilme arzusu kalmamış çocukların. O kadar fazla kilolu kız var ki. Hatta vücut patolojisi meydana gelmiş. Önü sonu yok yani. Birçoğunun saçları saçak saçak artık, son derece bakımsız. Ciltleri bakımsız, eli ayağı bakımsız. Ayağında bir spor ayakkabı, üstünde eski bir kot, uydurma bir tişört; perişan şekilde sokaklarda geziyorlar birçoğu. Güzel, aklı başında, düzgün genç kızlar da var. Ama yeterli değil sayıları. Ve hayata küsmüş durumdalar, beğenilme arzularını kaybetmişler. Ve beğenme arzularını kaybetmişler. Neşelerini kaybetmişler. Yazık günah değil mi? Ellerinde bir kısmının işte dondurma veyahut bir yiyecek; yere bakarak, gözünün önüne bakarak telefonda da sürekli konuşarak dümdüz robot gibi yürüyorlar. Böyle hayat olmaz. 

Description: https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gifEvet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: 15 Temmuz gecesi yaşananları ortaya koyan yeni telsiz kayıtları ortaya çıktı. Darbeciler telsiz kayıtlarında tüm polis arabalarının ve mavi lambalı araçların ambülansların vurulmasını emrediyor. Bir videosu var, görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Allah Allah azgınlığa bak adamlardaki.

“Adnan Bey evrimi bilimsel olduğu için kabul ediyorum. Deistim ama modern, çağdaş sanata, bayanlara değer verdiğiniz için size saygı duyuyorum ve seviyorum” diyor. Ya kardeşim, Türkiye’nin çektiği sıkıntının ana nedeni bu zaten. Yani Amerika’nın şunun bunun PKK’yı desteklemesinin nedeni o. Türkiye diyecek ki; “Biz dekolteye de saygılıyız. Sanata da saygılıyız. Kadınları ön planda tutuyoruz. Gelenekçi Ortodoks sistemin kadınlara bakışını asla kabul etmiyoruz. IŞİD’in, El Kaide’nin, Ortodoks bazı insanların kadınlara karşı çirkin üslubunu, mantığını kökten reddediyoruz. Avrupa’daki sanatı, müzik anlayışını yetersiz görüyoruz. Daha yüksek bir sanat anlayışı, daha güzel şeyleri talep ediyoruz, istiyoruz” demesi lazım Türkiye’nin. O zaman Avrupa’nın, Amerika’nın bize söyleyeceği hiçbir söz kalmaz. Bunu mutlaka yapmalıyız. Öbür türlü diyor ki adam; “DAEŞ, El Kaide, Taliban, gelenekçi Müslümanlar, Ortodoks Müslümanlar hepsinin kadınlara bakışı aynı, sanata estetiğe bakışı aynı. Dolayısıyla bunlara biz ortak gözle bakıyoruz” diyorlar yani Avrupa ve Amerika. İngiliz derin devleti de bunu çok iyi fırsat olarak kullanıyor. Biz bu fırsatı yıkalım. Yani onların bu olumsuz fırsatını yıkalım. Son derece Avrupai, kadın haklarını en yüksek noktaya taşıyan, Avrupa’dan daha ileriye taşıyan, dekolteyi destekleyen, müziği destekleyen, sanatı destekleyen olalım. Ayrıca Ortodoks Katolik Müslümanları da en güçlü şekilde destekleyen de biz olalım yine.

İki gün evvel Sinop’tan ilk defa üç yüz kilometre menzilli füze denemesi yaptık. Başarılı oldu. Karadeniz’e doğru gitti füze. Rusya hiç tepki vermeyince Türkiye’nin askeri olarak Rusya’yla müttefik olduğunu anladılar. Yani yakın olduğunu anladılar. Panik haldeler. Ama bu dediğim yapılırsa süper olacak.

Halktan, kardeşlerimizden gelen sorular varsa onlara bakalım.

ASLI HANTAL: Evet, var.

VTR: Kitaplarınız neden bu kadar süslü?

ADNAN OKTAR: Süs, güzellik Allah’ın sanatıdır. Allah çiçekleri süslü yaratır. Bütün çiçekler süslüdür ve renklidir, parlaktır, göz alıcıdır, simetriktir, altın oranla yaratılmıştır. Bütün böcekleri cezbeder. Bütün kelebekler, kuşlar renkli, süslü ve güzeldir, caziptir, göz alıcıdır. İnsanları Allah güzel yaratmıştır, kainatı güzel yaratmıştır. Allah’ın sanatına uygun olması lazım kitapların da. O güzellik, o estetik anlayışı aynı şekilde kitaplara ve kitaplardaki üsluba, oradaki resimlere yansıması lazım. Yani o kitabı okuyan insanın içi açılacak, kapağını gören insanın içi açılacak. Kalbinde Allah’ın güzelliğine, Allah’ın sanatına karşı içinde bir sevgi oluşacak. Ve insanların kalbinde o sevgi anlayışıyla o kitabı okumaları sağlanacak. Vesile olmuş olur.

ASLI HANTAL: Samet Bey’in bir sorusu var.

VTR: Programlara katılan insanlar sizden ücret alıyorlar mı?

ADNAN OKTAR: Sadece modeller alıyorlar. Onlar da çok cüzi bir ücret alıyorlar, yabancı modeller. Onun dışında kız arkadaşlarım çok tecrübeli, eski arkadaşlarım, yani çoğu iki senelik, üç senelik, beş yıllık arkadaşlarım, tamamen Allah rızası için yaşayan, sadece sevdikleri için gelen, Allah’ı sevdikleri, Allah için de beni seven insanlar. Yani akıllarının ucundan dahi geçmez onun karşılığında bir ücret almak. Allah’a sığınırlar. Çok çirkin ve ürkütücü bulurlar öyle bir şeyi. Bir Müslüman’ın asla düşüneceği bir şey değil. Ama modeller bu konuda haklılar. Çünkü o çocukların herhangi bir mesleği yok, işi yok. Sadece bundan geçiniyorlar. Yiyecek, kıyafet, doğal ihtiyaçları için paraya ihtiyaçları var, onlara belirli bir ücret takdim ediyoruz. Ama arkadaşlarımızın Allah’a çok şükür öyle bir ihtiyaçları yok. Hepsi üniversite mezunudur. Hemen hemen hepsinin iş gücü var. Hepsi iyi seçkin ailelere mensup arkadaşlarımız. Kibar, saygılı nezih, Allah için yaşayan, haysiyetine, namusuna, şerefine düşkün, tertemiz, hürmetli, Allah’tan korkan, dindar, nezih insanlar.

GÖRKEM ERDOĞAN: İstanbul’dan Tugay Bey.

VTR: Kanalınızda niçin reklam yok?

ADNAN OKTAR: Reklam olursa sıkılırsınız. Yani şu an mesela konuşmayı kessek reklamlar başlasa televizyonu kapatırsınız büyük bir ihtimalle. Saniye bile kıymetli olduğu için geceli gündüzlü Allah’ı anıyoruz. Geceli gündüzlü İslam’ı anlatıyoruz. Reklama ayrılacak vakit boşa giden vakit olmuş olur. Çünkü insanların imana ihtiyacı var, Allah korkusuna, Allah sevgisine ve tehlikelere karşı uyarılmaya ihtiyaçları var; İngiliz derin devletine karşı, PKK’ya karşı. Düşünün, bir adam açtı televizyonunu ve bizim kanala rast geldi. Biz orada bisküvi reklamı yapıyoruz. Şimdi yazık günah değil mi? Birçok tehlikeye karşı eğitilmesi gerekirken, imani bilgi alması gerekirken reklamla vakit geçmiş olacak. Onun için reklamın getireceği gelirden vazgeçmiş oluyorlar. Allah için hizmet etmiş oluyorlar arkadaşlarımız.

Evet.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan Ece Hanım’ın bir sorusu.

VTR: Programınızda neden herkes güzel ve yakışıklı?

ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman (as)’ın yöntemidir. Hz. Süleyman (as) çok güzeldi, çok yakışıklıydı. Yedi yüz hanımı, üç yüz cariyesi vardı. Dünyanın en güzel kadınlarıydı hepsi. Bak, Tevrat’ta geçiyor yedi yüz karısı, üç yüz cariyesi vardı. Yani toplam bin tane hanımı vardı. Bin hanımı vardı, bini de dünyanın en güzel kadınlarıydı. Çok asil, şerefli, nezih insanlardı. Orada hizmetliler çalışıyordu, hizmetçiler. Onlara o devrin en mükemmel kıyafetlerini giydirmişti Hz. Süleyman (as). Ve çok yakışıklıydı hizmetçiler. Hizmetçi kadınlar da çok çok güzeldiler. Eşyaların hemen hemen tamamı altın kaplama ve mükemmel. Ahşap işçiliğinin en güzeli, porselen işçiliğinin en güzeli, mobilyalar en değerli ve en güzeliydi. Hz. Süleyman (as)’ın sarayına, mescidine gelenler daha tebliğ yapmadan Müslüman oluyorlardı. Diyorlardı “eğer bir din bunu getiriyorsa, bu mükemmelliği getiriyorsa, bu din mükemmeldir” diyorlardı. Hepsi “La İlahe İllaAllah Musa Resulullah” veya “Süleyman Resulullah” diyorlardı. Hepsi imana geliyorlardı. İmani tebliğde çok hayatidir güzel insanlarla İslam’ı tebliğ etmek. Resulullah (sav) Hz. Dıhye’yi tebliğe gönderiyordu her yere. Peygamberimiz (sav)’e çok benziyordu; iri siyah gözlü, geniş omuzlu, kadınların nefesini kesen yakışıklılıkta mükemmel bir delikanlıydı Hz. Dıhye. Uzun kirpikli, büyükçe ağızlı, atletikti. Bizans’a gönderdi Peygamberimiz (sav) İstanbul’a. İstanbul’da ne kadar kadın varsa sokaklara döküldü onu görmek için. Pencerelerden falan sarkıyorlardı böyle. Sokakta geziyor yani sadece o kadar. ‘Peygamberin elçisi gelmiş’ diye bütün Bizans ayağa kalkmıştı, Hz. Dıhye geldiğinde. Ve tebliğde çok etkili olmuştu, çok olumlu etki yapar. Güzel insanlarla tebliğ Osmanlı’nın da yaptığı bir yöntemdi. Camilerdeki müezzinler ve hoca efendilerin çok güzel ve yakışıklı olmasına dikkat ediliyordu, yüksek tahsil yapmalarına dikkat ediliyordu. Hatta karılarının da güzel olmalarına çok dikkat ediliyordu. Eğer o vasıflara sahip değilseler büyük camilerde görev verilmiyordu. Osmanlı’nın da uyguladığı bir yöntemdir. 

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Çorum’dan Hatice Kara.

VTR: Adnan Bey, Mehdiyet’in üzerinde neden bu kadar duruyorsunuz? Başka konu yok mu?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in devrinde olduğumuz için çok önemli görüyorum. Çünkü Peygamberimiz (sav) çok önemli gördüğüne göre, Kuran’da da önemine çok dikkat çekildiğine göre, ahir zamanın en önemli meselesi olarak Bediüzzaman Said Nursi tarafından da vurgulandığına göre bizim de Mehdiyet’i ön planda tutmamız gerekiyor. Çünkü Bediüzzaman’a sorduklarında “senin görevin ne?” dediklerinde, “benim görevim” diyor “Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona yer hazır eden, Mehdi’ye yer hazır eden bir dümdarıyım.” diyor. “Benim görevim bu” diyor. Biz neyiz ki de Bediüzzaman’dan geri kalalım? Ahir zamanın en mühim meselesi İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’ın içinde de en önemli konu Mehdi (as)’nin zahir olması, İsa Mesih’in zahir olmasıdır ve ahir zaman alametleridir. Bunlar Peygamber Efendimiz (sav) tarafından mucize olarak bizlere bildirilmiş ve aynısıyla çıkmış hayret verici olaylardır. Mesela on binlerce yıldan beri iki uçlu kuyruklu yıldız hiç geçmemiştir dünyadan. İlk defa bak Mehdiyet devrinde iki uçlu kuyruklu yıldız geçti, Peygamberimiz (sav) bildiriyor. Peygamberimiz (sav)’in net, büyük mucizesidir. Bilim adamları hiç kimse bilmiyor böyle bir kuyruklu yıldızın varlığı bilinmiyor. Peygamberimiz (sav) 1400 yıl öncesinden bildiriyor ve dediği doğru çıktı. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak dedi. Aynen dediği gibi çıktı. Kabe’de baskın olacak, kan akıtılacak dedi. Aynen dediği çıktı. Şam ve Suriye’de Irak’ta savaş çıkacak dedi. Doğru çıktı. İran ve Irak savaşacak dedi. Doğru çıktı. Fırat’ın suyu kesilecek dedi. Doğru çıktı. Bütün dedikleri doğru çıktı. Peygamber (sav)’in bu kadar dediği doğru çıkarken biz bu konuyla ilgilenmiyorsak ve Kuran’da da Allah kurtarıcı beklememizi bizden istememizi istiyorsa, zor anlarda kurtarıcıyı Allah’tan istememizi istiyorsa biz de bu kurtarıcının alametlerini gördüysek tabii ki bu konuyu birinci plana almak durumundayız.

Evet.

ASLI HANTAL: Nur Hanım’ın sorusu.

VTR: Sanat ve eğitim yönetmeliği neden yürürlükten kaldırıldı? İnsanlar neden sessiz kalıyor ve ülkede sanata karşı neden bu kadar ilgisizlik, duyarsızlık var?

ADNAN OKTAR: İşte sanat kalktığında sevgi de kalkıyor. Sevgi kalkınca şevk ve heyecan kalkıyor. Onun yerine gelenekçi Ortodoks, acımasızlık, merhametsizlik, sevgisizlik ve şiddet hakim oluyor. İngiliz derin devletinin en korktuğu şey, İslam aleminde sanatın, estetiğin, güzelliğin yayılması, kadın haklarının üstün hale gelmesi, dekoltenin serbest hale gelmesi, özgürlüğün Türkiye’de oturması. Çünkü öyle bir şey olduğunda Türkiye’nin bölgenin, dünyanın lideri olacağı açık. Ve İslam’ı herkesin kabul edeceği açık. Onun için Türkiye üstüne bir oyun oynanıyor. Sanat boğulmaya çalışılıyor. Sarımsak, soğan, patlıcan heykelleriyle meydanlar donatılıyor. Bunu yapanlar tabii bilgisizce ve kötü niyetle olmayacak şekilde bu zararlı faaliyetleri yapıyorlar. Sarımsak, sucuk heykelleriyle Türkiye’yi donatmak bir felaket. Sanatın önemli olduğunu çok vurguladık. Tayyip Hoca’nın da atakları oldu mesela müzik üniversitesi kurdu. Fakat bu yeterli değil tabii. Yani mutlaka sanat ve kalite bakanlığı kurulması lazım. Kalitenin, sanatın ön plana alınması lazım, kadın özgürlüğünün ön plana alınması lazım. Kadınlara akıl almaz baskı var Türkiye’de. Dışarıya çıktığımızda bunu görüyoruz. Bana mutlu bir kadın göstersinler dışarıda. Böyle güzel giyinen, güzel giyinmekten zevk alan, bakımlı olmaktan zevk alan kadın çok nadir görülüyor. Kadınların büyük bölümü bakımsız çünkü beğenilmek onları artık ilgilendirmiyor, beğenmek de ilgilendirmiyor, sanat da ilgilendirmiyor, estetik de ilgilendirmiyor. Bu çok korkunç bir şey. Hükümetin öncelikli atağı bu olması gerekiyor. Çok hayati bir şey bu. Genç kardeşimizin sözü haklı. Tayyip Hoca’nın bir atağı oldu, yeni ataklar bekliyoruz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Doğukan Bey’in bir sorusu var.

VTR: Herkes paraya çok önem veriyor. Sizce para araç mıdır? Amaç mıdır?

ADNAN OKTAR: Parayla tabii İslam’a hizmet kolay oluyor. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında Hz. Ebubekir (ra) çok zengindi, Hz. Osman (ra) çok zengindi. Onlarla İslam’ın hakimiyeti çok kolay oldu. Para, sevdiklerini mutlu etmek içindir. İnsanları mutlu etmek içindir para yani egoistlik için paranın bir anlamı yoktur. Egoistlik insanı boğar. İnsan sevdikleri için yaşaması lazım, kendi için değil. Sevdiklerinin mutlu olması için yaşaması lazım, parayı da sevdikleri için kullanması lazım. O zaman Allah parayı bereketli kılar. Yoksa parayı saklamak, muhafaza etmek Kuran’da haram kılınmıştır. Para geldiğinde sevdikleri için, mutluluk için, güzellik için, estetik için, Allah’ın rızası için zibil gibi harcanması lazım. Fi sebilillah. O zaman Allah bol para verir, bolca kullanılır.

Evet.

ASLI HANTAL: Eymen Bey’in sorusu.

VTR: Hanım arkadaşlarınız niçin yanınızdalar?

ADNAN OKTAR: Hanım arkadaşlarım beni çok seviyorlar. Ben de onları çok çok fazla seviyorum, onlar beni çok çok fazla seviyorlar. Ben onları tutkuyla seviyorum, onlar beni tutkuyla seviyorlar. Ben onları Allah aşkıyla seviyorum, onlar beni Allah aşkıyla seviyorlar. Bu, karşılıklı yüksek enerji sağlar. Yani onların da kalbinde ferahlık, suhulet, derinlik, güzellik, neşe, sevinç ve kudret sağlar. Aynı şekilde bende de bu güzel etkiler oluşuyor. Dolayısıyla hatta halk arasında derler “güzele bakmak sevaptır” derler. Çiçeğe bakmak insanın içini açar. Güzel bir kuşa bakmak, güzel bir manzaraya bakmak, güzel bir insana bakmak insanın içini açar. Ama tabii onlara sevgi duyarak, saygı duyarak, hürmet ederek, haysiyetine onuruna dikkat ederek, onun iyi olmasını, sağlıklı olmasını sağlayarak olur bu.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Malatya’dan Hasan Kılınç ve Gökhan Gökçe’nin bir sorusu var.

VTR: Selam Adnan Bey, Kuran’ı tam olarak hayatımıza nasıl geçirebiliriz? Tefekkürü en doğru şekilde nasıl yaparız?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Risale-i Nur’un dili gerçi ağırdır ama çok halistir, çok samimidir. Risale-i Nur’un içindeki o ruh samimiyetten kaynaklanan bir ruhtur. Allah’a samimi yaklaşılırsa, Allah Kendi yollarını ona açar. Allah’a samimi yaklaşılırsa, Allah Kendisini sevdirir. O kişiye güç kuvvet verir, imkan verir, hidayetini arttırır. Tek şart samimiyet, başka bir şey yok. Hiç karmaşık değil. Din son derece kolaydır, çok sadedir. Samimiyetle, samimiyet anahtarıyla her kapı açılır. Ama alabildiğine samimi olunacak. Tabii samimiyim deyip çıkarcılık sağlamak değil. Samimi olan bir kere egoist olmaz. Başkası için yaşayana samimi denir. Nefsi için yaşayan samimi olamaz.

Evet.

ASLI HANTAL: Küçük Ceren’in bir sorusu var.

VTR: Adnan Hocam, Hz. Mehdi çocukları sevecek mi?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin tatlılığını, şekerliğini, ballığını severim ben senin. Sen biraz fazla tatlısın. Mehdiyet’in ana vasfı odur zaten. Çocukları, kadınları, düşkünleri, mazlumları sevip, koruyup kollamasıdır. Kuran’da çok fazla işaret vardır buna, hadislerde de çok fazla işaret vardır. Resulullah (sav) da biliyorsunuz çocukları çok severdi. Allah’ın cemal isminin tecellileridir. Mehdiyet’te en ziyade zevk alacak varlıklardan birisi de çocuklardır. En çok mutlu olacak varlıklardan birisi de çocuklardır.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Serhat Bey’in bir sorusu var.

VTR: İnsanların tabuları nasıl yıkılabilir?

ADNAN OKTAR: Tabular Allah’tan korkarsak, Allah’ı samimi seversek, Kuran’a tabi olursak, Kuran zaten tabuları yıkan bir kitaptır. Bütün toplumun tabularını yıkar. Toplumda meydana gelen putları, put inançları hepsini yıkar. Ve insanı özgürleştirir Kuran. Kuran’a uyan zannediyor ki tabuların içerisinden böyle sıkışacak, kapanacak zannediyor. Halbuki Kuran toplumdaki bizi sıkan, bizim neşemizi, şevkimizi kaçıran, hayat enerjimizi alan bütün tabuları, put inançları yerle bir eden sistemdir Kuran. Akıl almaz özgürlük sağlar Kuran.

ASLI HANTAL: Kartal’dan bir kardeşimizin sorusu var, Sedef Hanım’ın.

VTR: Bir çocuğa dini eğitimi verme yaşı kaç olmalıdır?

ADNAN OKTAR: 2 yaşında bile başlanır. Çocuk çünkü küçükken ölümü düşünür aklına gelir. Hemen ona ölümden sonra cennetin olacağını, çocukların koşuşturacağını, neşeli olacağını, sonsuz yaşayacağını söylemek lazım. Çocuk ölümü biliyor, 3 yaşında bir çocuk ölümü bilir. Ama ona anlatmamak, örtbas etmek konuları falan garip anlatımlarla çocuğu korku içinde yaşatmak çok çok yanlış olur. 3 yaşında çocuk eğer Allah’ın varlığını bilmezse kabusa döner hayatı. Ölümü bilir ve onu çözemez çocuk. Çocuğa ölümden sonraki hayatı en güzel şekliyle, cennetin varlığını en coşkulu üslupla anlatıp onun o sevinci yaşamasını sağlamak lazım. Allah’ı çok sevdirmek lazım. Allah’a teslim olmasını sağlamak lazım. Çocuk hem o zaman çok akıllı olur hem dirayetli oluyor hem çok şahsiyetli olur hem de o kabusu ve korkuyu yaşamaz. Çocuktaki huysuzluğun, gerginliğin, o şiddetli stresin, bağırmaların ana nedeni çocuğa dini eğitim verilmemesidir. Ama dini eğitimi veriyorum deyip çocuğu tabii böyle işte kadınları dövmek gerekir, falanca bir şey yaparsa kesersin, şöyle olacak böyle olacak yani dehşet dini gibi değil, İslam’ı sevgi dini olarak anlatmak lazım. Çünkü adam dehşet dini gibi gösteriyor olmayan bir şeyi gösteriyor. Hurafelerle müşrik dehşetini İslam’a ekliyor. Çocuklara o korku dolu hayatı göstermiş oluyor. O olmaz tabii çocuk için. Çocuğa İslam’ın sevgi dolu, coşkulu, merhametli, koruyucu, müjdeli o parlak, zengin ruhunu göstermek lazım.

GÖRKEM ERDOĞAN: İstanbul’dan Furkan Bey’in bir sorusu var.

VTR: Her hoca farklı bir şey söylüyor, biz hangisine inanacağız?

ADNAN OKTAR: Sana Allah ilham eder yani hangi hocanın doğru söylediği hemen anlaşılır. Zannediyorlar ki “ya aklımız karıştı, ne yapacağımızı şaşırdık” böyle bir şey yok. Samimi insanı sen hemen anlarsın. Samimi anlatımı hemen anlarsın. Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ben size yanlış olanı vahyettim. Yanlış olduğunu vahyettim, kalbinize bildirdim. Ondan sakınmayı yani nasıl doğrusunu yapacağınızı size vahyettim” diyor. Dolayısıyla bilmemek diye bir şey olmaz. Bir insan bir delikanlıya birisi bir şey anlattığında, onun yanlış mı doğru mu olduğu kalbine vahyedilir, ilham edilir. Sadece dürüst karar verecek, o kadar.

Evet, şimdi devam edelim.

ASLI HANTAL: Bengü Hanım’ın sorusu var.

VTR: Kanalınızın adı neden A9 TV?

ADNAN OKTAR: Bir isim koymamız gerekiyordu. 9 Kuran’da makbul bir rakam, İslam’da makbul bir rakamdır. Diğer rakamlar da diğer kanallar tarafından alınmış. 1,2,3,4,5 hepsi alınmış, 9 kalmıştı. 9 da yine alınmıştı da biz ona A’yı ekledik. A9 o zaman diğerlerinden farklı olmuş oldu. Ama farkına varmadan tabii hayır yapmış olduk. Bir hikmete binaen bu olmuş oldu. Aslında Arapçada 19 şeklinde oluyor A9. Elif 9 oluyor. Arapçası var mı sizde, görebiliyor musunuz? Elif harfi ve 9 yan yana 19 olmuş oluyor. Müddesir Suresi biliyorsunuz 56’yla o da bağlantılı. Cenab-ı Allah kaderde onu hazırlamış bize de söyletti ve hakikaten hayra vesile oldu. Kim bilir ne hikmetleri vardır? Ama mecburiyetten biz o ismi verdik yani bütün isimler alındığı için A9 olmuş oldu.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Gaziantep’ten Hüseyin Kılınç.

VTR: Allah iyi günler versin Adnan Bey. İki sorum olacak. Birinci sorum, sizin eserlerinizde evrenin büyük bir patlama ile yoktan yaratıldığını anlatıyorsunuz. Ancak bazı bilim adamları big bangin iki paralel evrenin çarpışmasıyla ortaya çıktığını söylüyor. Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz? İkinci sorum, Hz. Nuh (as) ve Hz. Lut (as) gibi iki büyük peygamberin eşleri münafık. Bu iki büyük peygamber bunu neden ve nasıl fark edememiştir?  Bu konu hakkında bilgi verirseniz sevinirim.

ADNAN OKTAR: Münafık zaten fark edilmemesi gerekiyor imtihan için. Mesela şeytan da fark edilemiyor. Cinler vardır insanın etrafında, fark edilemez. İmtihanın da bazı sırlarının fark edilmemesi lazım ama münafığın fark edilmemesi müminin eğitimi için son derece önemlidir. Yoksa müminlerin arasına münafık giremez o zaman. Münafık olacak ki Müslüman doğruyu görebilsin. Münafığın etkisiyle müminin derecesi artsın. Yani negatif olmazsa pozitif gelişmiyor.

İki paralel evrenin; paralel evren de olsa o paralel evrenin de yaratılması gerekiyor. Onlar için de yine big bang gerekir. Ondan kurtulamazlar. Sonsuzdan beri gelmesi mümkün değil zaten bilimsel olarak. Sonsuzdan gelme bilimsel olarak imkansız olduğu her taraftan anlaşılıyor, herkes biliyor bunu. Mutlaka başlangıcı olması gerekiyor eğer 9 milyon 999’a geldiysen mutlaka bir başı vardır onun. Durduk yere gelmez o. Bir şey sürekli hareket ediyorsa mutlaka bir başlangıcı vardır. Mesela peş peşe bir şeyler devriliyorsa bunu ilk deviren vardır, ilk başlatan vardır. Kainatın da mutlaka bir başlangıcı olmuş olması gerekiyor. Paralel evren de olsa o da bir evren olmuş oluyor onun da bir başlangıcının olması gerekir. Onun da yoktan yaratılması gerekiyor. O da yine big bang ile yaratılmış oluyor. Ki doğrusu sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktaki bir şeyden yani yokluktan yaratıldığı bilimsel olarak anlatılıyor. Kuran’ın tarif ettiği de odur. Ama zaten paralel evren var ayrıca. Paralel evren ahirettir ama bir bütündür bunlar yani hepsi aynı anda yaratılmıştır.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim ama müzikli olarak yapalım. Var mı öyle bir şey?

ASLI HANTAL: Evet var. Yayınımıza videolar ile devam ediyoruz.