Sohbetler (13 Mayıs 2017; 20:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

ASLI HANTAL: Adnan Oktar ile Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sahibi ile uyuyan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Ne tatlı hayvan acayip şeker, hayret bayağı güzel. Mutluluğu hat safhada, sevgisini bu kadar güzel anlatan hayvan yok, en mükemmel kedidir sevgisini ifade eden. Temizlikte de en titiz hayvan, çok çok titizdir. Bir de çok zeki bir varlık kedi yani bayağı zeki.

“Adnan Bey müminin bütün ayetleri yaşaması ne anlama geliyor?” Kuran’a tam uyması. İslam’ın şartı beş diyor. Nerden çıkarttın onu beş diye olur mu? Altı bin altı yüzün üzerinde ayet var Kuran’da hepsinden mükellefsin. Nasıl beş oluyor yani?

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Muğla-Marmaris yolunda içinde kadın ve çocuklar dahil 34 kişinin bulunduğu bir tur otobüsünün devrilmesini sonucu 24 vatandaşımız hayatını kaybetti. 8 vatandaşımız yaralandı. Muğla Belediye Başkanı Osman Görün “Burası çok virajlı bir bölge üst yoldan alt yola uçuyor araç, freni patlamış olma ihtimali yüksek ama kesin bilgi değil. Kazanın sürücü hatasından kaynaklanmış olması muhtemel. Hastanedeki yaralılardan ikisi de çocuk dedi.”

ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. Dünya imtihan yeri olur bu tip olaylar. Kazalar olur, olaylar olur. Her insan nihayetinde ölümlü zaten vefat edecek bir kısmı kazayla oluyor, bir kısmı hastalıkla olur. Allah ailelerine sabr-ı cemil nasip etsin. Kardeşlerimize de cennet cemalullah nasip etsin Rabbimiz.

“Adnan Bey her şey beynimizin içindeyse dışarısı neden var?” Dışarısı da meleklere var işte, cinlere var. Allah öyle beğeniyor.

“Kılıçdaroğlu’nu insan olarak seviyor musunuz, sevmiyor musunuz ben anlamadım gitti.” Cem Güney. Tabii ki değerli bir insan, o yaşında şevkle gayretle muhalefetin lideri olarak vatanı için, milleti için bayrak için, kendi düşüncesi, kendi davası için gayret ediyor. Yanlış eksik yönleri olabilir ama çok zordur parti liderliği yani çok yorucu bir görev, keyif işi değil.

“Hocam Menzil tarikatına girmek istiyorum, girmeli miyim Menzil tarikatına?” Oraya ziyarete de gidersin. Orda temiz güzel insanlar var, sevgi dolu insanlar var. Onlarla sohbet edersin, namaz kılarsın, tanışırsın güzel olur, arkadaş edinirsin güzel olur.

“Papatyanın içinde nasıl Allah’ın ruhu var? O zaman papatya da ruh sahibi bir varlık ve imtihan mı oluyor?” Sezen Köseer. O sadece melek gibi Allah’ın emrini dinler papatya. Ne kadar açacak ne yapacak her şeyi dinler, zaten ağaçlar da Allah’a secde ederler diyor onlar da Allah’ın emrindedirler. Hepsinin içinde Allah’ın ruhu vardır ama Allah’ın ruhu her yerdedir. Yani Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir yer yoktur. Bütün evreni kaplamıştır.

Darwinizm’i çok hayati görüyorlar ama biz de feci şekilde ezdik bunlar da tahmin etmediler böyle ani bir vuruşla bu kadar şiddetli yıkacağımızı hiç tahmin etmediler. Avrupa, Fransa falan hiç tahmin etmedi, Amerika da tahmin etmedi. O Yaratılış Atlası tırlarla gidince çok büyük felakete uğradıklarını düşündüler. Kardeşim bak evrim olması için paleontolojik yani fosilleşmiş deliller gerekir. Böyle bir delil tek bir tane yok. Varsa ben on trilyon vereceğim dedim yok. Yok öyle bir delil. Mikrobiyolojik deliller gerekir. Hiçbir delil yok. O zaman nereden çıkarıyorsun bunu? ‘Patates yiyoruz, domates yiyoruz biz oluyoruz. Patates de domates de topraktan oluyor. O zaman biz evrime uğradık.’ Bu nasıl bir laf? İçler acısı bir ifade.

Şimdi evrimin açmaza girmesi PKK’nın da açmaza girmesi demektir. Darwinizm’in yıkılması demek PKK’nın da yıkılması demektir. Onun için onu kör topal ayakta tutmaya çalışıyorlar. Zaten PKK’lıları falan anti-Darwinist kitapları hiç okutturmuyorlar. Ödleri kopuyor. Ama işin acı tarafı Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarındaki Darwinist eğitimleri okutuyorlar. ‘Bak’ diyorlar ‘devlet de anlatıyor Darwinizm’in olduğunu, evrimin olduğunu devlet de söylüyor biz de size anlatıyoruz’ diyorlar. ‘Nasıl canlılarda evrim varsa tarihin de evrimi var, doğanın da evrimi var. Tarihin evrimi içerisinde de biz komünist olduk’ diyor adamlar. Sen evrimin propagandasını yaparsan adam da onu kullanıyor. Onun için Türkiye’nin PKK’ya karşı vuracağı en büyük darbe Darwinizm’e vurmasıyla olur. Eğer Türkiye Darwinizm’i yıkarsa, dünya çapında yerle bir ederse Amerika’nın, Avrupa’nın, İngiliz derin devletinin bütün yapıp ettikleri boşa gitmiş olur.

Annem yayını izliyormuş ona selam göndermemi istiyormuş. Ben de annemin ellerinden öpüyorum. Anneler Günü’nü kutluyorum. Ona selam ediyorum. Çok şeker doksan yaşında maşaAllah çakı gibi.

Bir kere Kuran’da bütün insanlık alemi daha dünyaya gelmeden önce Allah tarafından zer aleminde nefis, beden olarak yaratıldı diyor Allah. Yani mükemmel kaşı, gözü, ağzı, burnu her şeyiyle yarattım diyor Allah. Aklıyla, konuşması, hitabeti, görmesiyle Ben yarattım diyor zer aleminde ondan sonra dünyaya gönderdim diyor. Nasıl gönderiyor? İşte annesinin rahminden çocuk doğuyormuş gibi göstererek dünyaya sunuyor Allah. Yani geliş yeri zer alemi. Dolayısıyla insan önce yaratılmış, daha önce yaratılmış. Sen ne diyorsun? Evrimle olduk diyorsun. Primatlardan işte maymundan şundan bundan. Allah diyor ki Ben sizi insan olarak yarattım zer alemindeydiniz oradan dünyadan buraya sizi gönderiyorum diyor. Burada evrim nerede var? Ayrıca Hz. İsa (as)’a Cenab-ı Allah diyor ki “çamurdan kuş biçiminde bir şey yap üfür koy yere uçacak” diyor. Kuş olup uçuyor. İnsanı da Allah işte çamurdan, bak çamurdan yarattım diyor aynısı bak onu kuş biçiminde yapıyor ya Hz. İsa Mesih. Allah insanı insan biçiminde bir heykel şeklinde biçimlendiriyor çamurdan. Balçıktan porselen, pişmiş çamur zaten. Sonra ona Allah “ruhumdan üfürdüm canlandı” diyor. Şimdi aynı sistem Hz. İsa (as)’da var. İsa (as)’yı Allah vesile ederek yaratıyor, aynısı. Bak birinde çamurdan insan heykeli yapılıyor, birinde çamurdan kuş heykeli yapılıyor. Ona Allah insana üfürdüğünde insan Allah’a hemen yürüyerek Allah’a secde ediyor Allah’ın emrini yerine getiriyor. Kuşa da üfürdüğünde kuş olarak uçup gidiyor. Bakın tıpa tıp aynı sistem var burada. Her ikisinde de evrim yok. Peki bunu gördüğün halde niye inkar ediyorsun? Duyduğun halde niye inkar ediyorsun? Allah’ın “çamurdan yarattım” demesiyle Hz. İsa (as)’nın kuşu çamur biçiminde meydana getirip üfürmesi ve kuşun uçmasıyla aynı şekilde Cenab-ı Allah’ın insanı çamurdan insan biçiminde bir heykel olarak yapıp üfürmesinin arasında hiçbir fark yok. Bak orada da üfürme var, orada da üfürme var. Her iki tarafta üfüren Allah’tır. Birinde Hz. İsa (as)’yı vesile ediyor birinde doğrudan Kendisi yapıyor. Doğrudan derken tabii yine bir tecelli olarak üfürüyor Allah. Bak “iki elimle yaptım” diyor Allah “iki elimle.” Bak bir elimle değil iki elimle tecelli ediyor tecelli. İnsan gibi tecelli ediyor yapıyor, güzel mükemmel bir heykel yapıyor, ona üfürdüğünde o “Ya Rabbi ben senin emrindeyim” diyor. O an. İsa Mesih de kuş çamurdan balçıktan yapıyor özenle, alıyor otların içine koyuyor, üfürüyor otun içine koyuyor uçup gidiyor bu kadar. Aynısı her ikisinde de evrim yok. Hz. Musa (as)’a Cenab-ı Allah diyor “O elinde ki nedir Ey Musa?” diyor “Ya Rabbi bu benim asamdır.” “Neye yarar o?” diyor Allah. Halbuki Allah’ın ruhu her yerinde o asanın içinde Allah’ın ruhu. Yani bak o asanın içinde Allah’ın ruhu var her yerde var. “Davarlarıma ot alıyorum ağaçlardan. Ona dayanıyorum birçok işimde kullanıyorum onu” diyor. Zaten Allah biliyor onu da, konuşturmak istiyor. “At onu Musa” diyor. Attığı an yere değdiği an yılan oluyor. Hani nerede evrim?

Anneler günü saat 12:00’de başlıyor. Ben biraz önce başlattım.

“Sevgi kardeşlik ne güzel” diye etiket yapalım.

Zer aleminde insan yaratıldığında bütün uzuvları tam. Muhakemesi, düşünmesi, beyni, gözler, dudağı konuşuyor, bakıyor, teşhis ediyor normal insan. Nefis sahibi zaten, ayette “nefis” diyor Allah. Daha önce yaratılmış bütün kainat ondan niye bahsetmiyorsunuz? Bitmiş orada yaratılıp dünyaya gönderiliyorlar. Anne rahminden oluşuyormuş gibi Allah vesile ediyor. Mesela çeşmeyi de Allah vesile eder suyu orada yaratır ama çeşmenin ağzını vesile eder. Oradan su akmış olur. Mesela elektrik prizini Allah vesile eder. Oraya fişi takarsın aydınlatır halbuki aydınlığı meydana getiren Allah’tır. Sen onu elektrik yaptı zannedersin, santralden elektrik geliyor zannedersin.

PKK’nın beyninin dağıtılması Darwinizm’in dağıtılmasıyla olur. Yoksa PKK sürgit gider. Devletin Darwinist propagandayı durdurması şart. Hükümetin Darwinist propagandayı durdurması şart. Hem İngiliz derin devletine tokat olur hem bütün dünyadaki ateist sisteme tokat olur. Dev hamle yani hükümetin en hayati konusunun bu olması gerekiyor. Darwinist propaganda devam ettiği müddetçe PKK katlanarak devam eder.

Hükümetin en dikkat edeceği şey Darwinizm olsun. Eğer Darwinizm’i hükümet ortadan kaldırırsa PKK’yı da aynı anda kaldırmış olur. Yoksa Türkiye’yi Allah esirgesin bu PKK afatı gittikçe güçlenerek sarmaya devam eder. Bak bütün boydan boya Amerikan desteğiyle PKK devleti oluşturmuş oldular adeta. Boydan boya yani. Ve o devleti gittikçe de güçlendirecekler gibi görünüyor o hayali devleti. Tehlike büyük. Tek etki Darwinizm’le olur. Darwinizm’in bitirilmesi meseleyi bitirir o yüzden Darwinizm’i ayakta tutmaya çalışan odaklar var görüyorsunuz bütün güçleriyle ayakta tutmaya çalışıyorlar. Bir kısmı sırf inada bindirdiği için yapıyor ama bir kısmı da sırf PKK’yı ve komünist düşünceyi -Obama’nın da kafası biliyorsunuz komünist kafaydı- onu desteklemek için hareket ediyorlar. Bak hükümet değişti ama derin devletin anlayışı değişmedi Amerika’da. Aynı şekilde PKK’yı desteklemeye devam ediyor Donald Trump da. Ve kurtulamadı ondan. Yani o boyunduruk şu an sırtlarında. O yüzden biz bunları ideolojik olarak çökertmemiz gerekiyor. İdeolojik çökertmek için de Darwinizm’e devletin dehşetli bir tokat indirmesi gerekiyor. Bütün dünyayı sallar bu. Ve net netice alırız. Darmadağın olur Darwinist düşünce.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hatay’da düzenlenen operasyon sırasında jandarma ve polis arasında yanlışlıkla çıkan bir çatışma oldu. Bu çatışmada Jandarma Astsubay Çavuş Niyazi Elçin şehit oldu. Bir askerimiz, bir polisimiz de yaralandı. Niyazi Elçin şehidimizin resmini görebiliriz. İddiaya göre PKK’ya karşı başlatılan operasyon kapsamında pusu kuran polis Özel Harekat ekipleri aynı amaçla bölgede devriye gezen Jandarma ekiplerini termal kamerada fark edince terörist sanarak ateş açtılar. Ve bir çatışma yaşandı.

ADNAN OKTAR: Ama nasıl birbirlerine bildirmezler? Çok akıl almaz bir şey. Sorumlular hakkında dava açılsın. Yahut hukuki müracaatta bulunulsun. İnanılır gibi değil. Bir yere polis gidiyorsa, asker gidiyorsa hepsine, nerede ne yaptığını hepsinin bilmesi gerekir. Birbirinden habersiz gidilir mi? Birbirinden habersiz gidilirse buna benzer olaylar rahatça olur Allah esirgesin.

Evet, sorusu olan kardeşlerimizi bağlayabilirsiniz.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan bir kardeşimiz var.

VTR: Adil bir düzen nasıl kurulabilir?

ADNAN OKTAR: Adil düzen Mehdiyet’tir. Yani İttihad-ı İslam’dır, yani sahabe dönemindeki İslam anlayışıdır, yani Kuran’a tam uyulmasıdır. Kuran’a ilave veyahut ek yapılmamasıdır. O zaman dünyayı Allah cennete çevirir.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan Ali Bey’in bir sorusu var.

VTR: Amerika’nın Rusya’nın Suriye üzerindeki Türkiye’nin arkasından yaptığı düşmanca hareketlere karşı Türkiye’nin tepkisinin ne olacağı, mesela Amerika’ya karşı savaş açabilecek mi veya yaptırımı var mı?

ADNAN OKTAR: Amerika’ya tabii ki savaş açmak diye bir şey olmaz. Rusya’ya da savaş açmak diye bir şey olmaz. Kamuoyu oluşturmak olabilir. Yani kamuoyu oluşturarak çok net netice meydana getirilebilir. Ama en güzel kamuoyu oluşturma metodu Darwinizm’e vurmaktır. Türkiye eğer Darwinizm’e vurursa dünyada yer yerinden oynar. Çok çok büyük bir sansasyon meydana gelir. Bütün züppeler, İngiliz derin devletinin çakalları, it kopuk takımı, komünistler, ortada kalmış insanlar, dine karşı tereddüdü olan insanlar hepsi düz hale gelir, hepsi kendini toparlar ve düzgün hale gelir.

Amerika’ya karşı yapılacak İngiliz derin devletinin ifşa edilmesidir. Çünkü şu an Donald Trump’ın İngiliz derin devletine direnip direnemeyeceğini konuşuyorduk, düşünüyorduk. Birkaç hamlesi oldu. Baktık hakikaten İngiliz derin devletine karşı gücünün yetmeyeceğini kabul etti. Direnemedi, zaten bir iş adamı. Çok ciddi bir misyon adamı değil. Yani bir inanç insanı ama direnecek gücü yok tek başına zaten gücü olmaz. Çocukları var, etrafı var küçük bir topluluk etrafında onu destekleyenler. İngiliz derin devleti ne dedi?  Seni destekleyenlerin oranı yüzde kırka düştü dedi. Amerikan halkının yüzde altmışı sana karşı dedi. Bu ne demektir? Devrilmeye hazır ol demektir. Yani seni indirmeye hazırız demektir. Şimdi ikinci bir anket daha yaptık der adam yüzde otuza düştün diyecek. Yüzde yetmiş Amerikan halkı sana karşı diyecek. O zaman zaten tutunacak dalı kalmaz. Ve mecburen onu indirirler. Benim gördüğüm çekindi ve teslim oldu. Teslimiyetini nereden anladık? FBI’ın başını aldı onu koruyup kolladığı halde. Zaten İngiliz derin devletine karşı olduğunu söyleyen bir adamdı FBI’ın başı, adamı görevinden aldı. Bir kelle almış oldular. Şimdi ikinci olarak da Türkiye’deki talebi hiç yerine koydu. Ve PKK’ya silah yardımına başladı. Böyle bir konumda ne yapılır? PKK’nın beyninin darmadağın edilmesi lazım. PKK’nın beyni nedir? Darwinizm’dir. Darwinist materyalist faaliyetlerin Türkiye’de tamamen durdurulması ve yaratılış inancının bilimsel olarak anlatılması gerekiyor.

“İstanbul’da bazı belediyeler taksi duraklarına mescit yapmıyor. Belediye başkanlarıyla görüştüğümüzde bizi geçiştiriyorlar bunu nasıl yorumluyorsunuz?” Küçük bir mescit yapılabilir. Ne olacak? On metrekarelik hatta beş metrekare bile olsa olur, oraya gelen Müslümanlar namaz kılarlar. Belediye geçiştirmesi nasıl halledilir? Belediye başkanı bu konuya taraftardır bence de fakat daha geniş bir kamuoyu istiyordur o, daha rahat hareket edebilmek için, geniş kamuoyu oluşturursa kardeşlerimiz bu olur ama taksi duraklarına gerekiyorsa her yere mescit gerekir. Mescitlerin kolay yapılması konusu gündeme getirilebilir yoksa şimdi desek ki taksi duraklarına mescit, çocuklar derki okullara istiyoruz derler, hastanelere istiyoruz, lokantalara istiyoruz diyeceklerdir haklı olarak. O zaman her binanın yapımında, her tesisin yapımında mescit mecburiyeti getirilsin. Mesela ilk yardım kutusu mecburiyeti getirilsin mesela birçok yerde ilk yardım kutusu olsa çok fayda olur.

Seyhun Taşçı, “Bilimsel bir gerçek gösterebilir misin?” Bilimsel gerçek yedi yüz binin üstünde bak yedi yüz milyonun üstünde, yedi yüz milyonun üstünde fosil gösteriyorum yaratılışı ispat eden, yedi yüz milyonun üstünde fosil. Peki Darwinistlere soruyoruz, diyoruz ki, kardeşim deliliniz varsa bir tane delil, tek bir tane. Bak on trilyonu masanın üstüne koyacağım diyorum. Adamlar “yok” diyor. Yoksa kardeşim nasıl bilimsel oluyor bu teori? Sen ne diyorsun? “Her şey tesadüf.” Tesadüf bilim olur mu kardeşim? “Tamamen bilimsel bu teori” diyor. Kardeşim şimdi bilim olması için delille konuşursun. Mesela paleontoloji bilimdir, fizik, kimya, jeoloji bunlar bilimdir. Ama Darwinizm’de ne diyorsun sen biliyor musun? “Protein nasıl oldu?” Diyoruz. Bilimsel cevap ver. “Nasıl oldu bak cevabını veriyorum” diyor. “Tesadüfen oldu” diyor. Peki diyoruz koful, mitokondri, golgi cisimciği, hücrenin diğer parçaları “onlar da tesadüfen oldu” diyor. Hücre? “O da.” Hücre çekirdeği? “O da.” “Peki hücrenin bölünmesi nasıl oldu?” Diyoruz. “O da tesadüfen oldu” diyor. Kardeşim tesadüf aşağı, tesadüf yukarı, bilimin adı tesadüf mü? Böyle bilim olur mu?

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yusuf ve Burak’ın bir sorusu var.

VTR: Dünya dışında bir yaşam var mı?

ADNAN OKTAR: Dünya dışında yani uzaylılar anlamında soruyor herhalde. Olabilir tabii. Fakat tabii bizim evrenimizin dışında ikinci bir evren vardır, muhtemelen orada vardırlar. Ama bizim evrenimizde şu ana kadar yapılan incelemelerde bir radyo dalgası, bir frekans bir şey alınmıyor çünkü öyle bir medeniyet varsa televizyon dalgalarının veyahut ona benzer dalgaların bize ulaşması gerekiyor, hiçbir dalga alınamıyor, uzaydan hiçbir dalga gelmiyor muhtemelen uzay o anlamda boş. Ama şöyle denebilir ‘sizin cihazlarınızın tespit edemeyeceği bir dalga boyu vardır’ diye iddiada bulunuyorlarsa tamam ona bir sözüm yok ama muhtemelen uzaylılar diye bir varlık yok öyle görünüyor. Ama ikinci, üçüncü evrenlerde vardır olabilir yani bizim evrenimizde yok. Çünkü paralel evrenler var, başka evrenler var, alemler var yani biz kendi evrenimizin dışına çıkamıyoruz yani biz evrenimizin sonuna doğru yaklaştığımızda evreni zaten oraya sürüklemiş oluyoruz, evren bizle beraber sürüklenmiş oluyor oraya. Dolayısıyla evrenin dışına çıkmamız teknik olarak, bilimsel olarak mümkün değil yani hiçbir uzay aracı evrenin dışına çıkamıyor, hiçbir cisim de çıkamıyor, çıktığı yer zaten evren olmuş oluyor. Dolayısıyla tabii bazı varlıklar görüyorlar gökte giden cisimler, misimler, şunlar o şöyle olabilir, cinler arada sırada öyle bir keyifli gösteri yapıyor olabilirler zaten çıktıkları yerler de gereksiz, ilgisiz yerlere çıkıyorlar. Cinler biraz delidirler, pek dengeli değillerdir. Nerde, niçin bir şey yapar pek anlaşılmaz mantığı olmaz. Mesela köylü bir adam gidiyorlar çiftliğinin oraya indirme yapıyor bir mantığı yok manyak gibi adamlar. Jandarma alıyor arabaya koyuyor cini, gidiyor adamlarla beraber deli olduğu için, karakola kadar götürüyor karakolda da yok oluyor cin olduğu için yapacak bir şey yok. Adama anlatıyor “yemin billah” diyor “geldiler buraya” diyor yana yakıla anlatıyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Başbakan Binali Yıldırım, Amerika’nın YPG’ye yaptığı silah yardımının Trump’tan önceki yönetimin kararı olduğunu söyledi ve şu açıklamayı yaptı. “Ne yazık ki bu taktiksel plan bu yönetime ait bile değil, önceki hükümete geri gidiyor” dedi. “Ayrıca bu ağır silahların zaten Suriye’de sahada olduğuna ama bunların Rakka kuşatmasında kullanılması için bir yetkiye ihtiyaç duyduklarına inanıyoruz” açıklaması yaptı.

ADNAN OKTAR: İşte Türkiye’nin yapacağı şey PKK’ya karşı Darwinist propagandayı ortadan kaldırıp yaratılışı bilimsel izah etmektir. İkincisi de Türkiye’yi son derece modern hale getirmektir. Kadın haklarına müthiş saygı duyulmasını sağlamak, kadınların istediği gibi dekolte de gezebilmeleri, şık giyinmeleri, binaların, her yerin ultramodern olması, İstanbul’un mesela Paris’ten, Londra’dan çok çok daha ileri, çok çok daha kaliteli bir şehir haline getirilmesidir. Bakıyorum elli yıl önce yapılmış, altmış yıl önce yapılmış gecekondular İstanbul’un her yerini yüzde 90’nını hatta yüzde 99’nu kaplamış, yüzde 95’ni kaplamış ve bu İstanbul’un güzel olmasını engelliyor ve bizim Avrupalı olmamızı da bu engelliyor. Avrupalı Avrupai kalitemizi de engelliyor Çok perişan, eski, bitkin binalar yani çok soluk nasıl söyleyeyim mahvolmuş, mahvolmuş binalar, yol boyunca her yer bunlarla dolu. Dünyanın en güzel şehrini bu binalarla çok hoş olmayan bir görüntüye bürümüşler. Halbuki burada kardeşlerimiz fedakarlık edip ‘Allah rızası için ya bu güzel şehri güzelleştirelim bize devlet İstanbul’un yakın bir yerinde toprak arazi versin veyahut ev yapsın biz bu evleri bırakalım birçok sanayi ile ilgili hatta devlet binalarıyla ilgili yerleri oraya taşısınlar ve şehir oralara doğru gelişsin, biz yine deniz kenarında güzel yaşayalım’ deseler bu sağlansa İstanbul olağanüstü güzel olur. Yol boyunca içler acısı, bugün çarşıya gittim her yer elli, altmış sene önce yapılmış gecekondularla dolu her yer ve yapacak bir şey yok. İstanbul’un güzelliğini akıl almaz boğuyor. Mesela Avrupalılar yetkili olmuş olsalar İstanbul’da, belediye yetkisi verilse yahut sanat yetkisi verilse Avrupalılara İstanbul akıl almaz güzel olur. Mesela İtalyanlara desen ki, ‘İstanbul’u inşa edin’ İtalyan sanatçılara, ‘İstanbul’u güzelleştirin size tam yetki’ nefes kesecek hale getirirler. Roma, Londra kenarda köşede kalır. Bu dünyalar güzeli şehri ne hale getirdiler? Mesela Kahire de öyle, Mısır’ın başkenti baktığımızda koyu kahverengi yoğun bir kir görülüyor yani dini her türlü binayı veya her türlü cismi her şeyi tenzih ediyorum. Var mı Kahire’nin resmi?   

ASLI HANTAL: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şu görüntüye bak? Sanki bataklığa dönmüş mahvolmuş şehir. Böyle şehir mi olur? Her yer koyu kahverengi ve gri. Ne yeşillik var, ne bir güzellik var mahvolmuş vaziyette.

Türkiye dünya sanatının merkezi olsun. Burada resitaller verilsin, büyük konserler verilsin, büyük resim sergileri açılsın, sanat yarışmaları olsun o zaman Avrupa’nın Türkiye’ye söyleyeceği hiçbir söz kalmaz. Sanat kaybolursa kalite kayboluyor, kalite kaybolursa da o ülkeler yok oluyor Allah esirgesin. Çünkü Allah güzellik varsa hayat veriyor, güzellik yoksa hayatın anlamı olmaz. Allah güzel olmamızı, güzelleştirmemiz şartıyla bize dünyayı veriyor, eğer güzellik kalkarsa Allah o ülkeyi elimizden alır Allah esirgesin. Mesela genç kızları da hayattan bezdirdiler birçoğunu, güzel olmalarını suç gibi gösterdiler. Dışarıya çıkıyorum güzel genç kız nadir görüyorum, bakımlı genç kız nadir görüyorum çocukların hep başları yerde, yere bakarak gidiyor, dondurma yiyerek veyahut bir şey yiyerek geziyorlar. Bir kız arkadaşları oluyor genellikle onunla yüz yüze konuşarak kimseye bakmadan yollarına yürüyorlar ve çok çok büyük bir bölümü bakımsız ve sağlıksız da bu çocuklar, sağlıksızlar da epey bir bölümü öyle çünkü beğenilmenin bir anlamı kalmadı onlar için. “Kim beğenecek?” diyor adam, “beğense ne olur?” Çünkü beğenilmeyi suç haline getirdiler çocuklara o yüzden boş vermiş insanlar çok fazla oldu.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: İstanbul’dan bir kardeşimizin daha sorusu var. Emrah Bey.

VTR: Kültürel zenginliğimizi nasıl öne çıkarabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kültürel zenginlik deyince işte Hacivat, Karagöz, ok atmak, mehter takımı, Rumilerin, Mevlevilerin dönmesi bunlar olarak alıyorlar. Bütün dünya kültürüne bizim sahip çıkmamız lazım. Heykel sanatını her yerden alacağız. Müziği her yerden alacağız. Kendi kültürümüz tamam biz onu da kullanalım ama o bir şubesi olsun, bir bölüm olsun. İtalyan sanatını da kullanalım, barok sanatı da kullanalım hepsini kullanalım. Rus sanatının güzel yönlerini, Çin sanatının güzel yönlerini, Japon sanatının güzel yönlerini, Avrupa sanatının güzel yönlerini, Amerikan sanatının güzel yönlerini hepsini alırız güzellik, süs o zaman ortaya çıkar yoksa sadece Karagöz’le, Hacivat’la işte mehter takımı, küçük kalitesiz mehter takımları oluşturuyorlar. On kişilik, on beş kişilik arkasından da ortaya adamlar getiriyorlar Hacivat-Karagöz diye onlar bir şeyler konuşuyorlar üç, beş kişinin eline ok veriyorlar adam ok atıyor ondan sonra tamam diyorlar biz Türk kültürünü canlandırdık böyle bir şey yok. Bu bir şube olur ve bunun da çok kaliteli yapılması lazım yani uydurma olarak yapılmaz bunlar. Çok şaşalı, güzel ve kaliteli olur ama bak tekrar söylüyorum bir bölümü olur bu. Yoksa mesela İtalyan sanatının, İtalyan heykeltıraşlığının en güzel numuneleri Türkiye’de olsun. Mesela Fransız müziğinin en güzel numunelerini alalım kullanalım yani her türlü sanat bize aksın, gelsin dar olmaz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Şırnak Cizre’de 2015’te şehit olan Özel Harekat polisi Atilla Güneş’in küçük oğlu Doğan Güneş’in sünnet olacağını öğrenen vatandaşlarımız aileyi yalnız bırakmamak için sosyal medyadan vatandaşlara katılım çağrısında bulundu. Bunun üzerine binlerce vatandaşımız düğüne katılmak için sabah küçük çocuğun evinin önüne geldi. Küçük kardeşimiz Türk bayraklarıyla donatılan yüzlerce aracın bulunduğu konvoyla şehit polisin görev yaptığı Adnan Menderes Havalimanı’na oradan da düğün salonuna getirildi. Askeri araçlar da bayraklarla konvoydaki yerini aldı. Şehidimizin büyük oğlu “Babamın yokluğunu kardeşimin yüreğinde hissettirmediğiniz için teşekkür ederim, Allah sizden razı olsun” dedi. 

ADNAN OKTAR: Ama tabii böyle ferdi vakalar olmasın. Mesela bir vatandaş oluyor basına yansıyor bu, çocuğuna yardım yapılıyor. Mesela böyle bir vaka oluyor çocuğuna yardım yapılıyor. Ama öyle yüzlerce, binlerce insanın çocuğu bu güzellikten mahrum oluyor bunu Türkiye çapında bütün şehit ve gazi çocuklarına ve ailelerine yönlendirelim yani hiçbirini ihmal etmeyelim ama Allah razı olsun iyi olmuş bu.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Zeynep Sare’nin bir mesajı var.

VTR: Adnan Ağabeyciğim üzülmek haram mıdır?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni. Tabii. Çünkü kadere karşı gelmek olduğu için Allah’ın bir şeyi hayırla yarattığını da reddetme anlamına geldiği için üzülmek haramdır. Kuran’da sık sık vurgulanır. Üzülmek, korkmak haramdır.

Mesela kültürel zenginliğimizi ne halde tutuyorlar, koruma anlayışı nasıl? Mesela örnekler gösterelim. Mesela Hatun Kümbeti var Gevaş’ta, Halime Hatun Kümbeti görüyor musun yanına yaptıkları zevksiz binaya bak. Önceki halini göster. Bak önceki hali ne kadar nefis, güzel görüyor musunuz? Bak ikinci halinde mahvetmişler o güzelliği. Sanat anlayışı, kalite anlayışı çok çok bozuldu bunun bir an önce durdurulması için sanat ve kalite bakanlığı kurulsun ve geniş yetki verilsin bu bakanlığa. Mesela Kars’ta tren garı yıkıldı tarihi çok nefis bir bina, onun yerine hiç estetikle alakası olmayan, kaliteyle alakası olmayan bina yapıldı görüyor musun aradaki farkı? Mesela o garın mükemmelliğine bak, güzelliğine bak, o restore edilip o gar kullanılacağına onun yerine bunu yaptılar, müthiş bir zevksizlik çok ürkütücü bunlar. Mesela bak İstanbul’da tarihi caminin etrafına yaptıkları evlere bak, caminin cephesini ne hale getirmişler ve camiyi ne hale sokmuşlar? Orijinal hali bu caminin soldaki. Tek tek göster, önce orijinal halini göster. Bak orijinal hali nefis çok çok güzel. İkinci halini göster. Bak caminin önüne yaptıkları bölümü görüyor musun? Mahvetmişler adeta çok ürkütücü ve bu zevksizliğe de kimse bir dur demiyor. Halbuki kalite ve sanat bakanlığı olsa oradan elemanlar gelir, bu çok kalitesiz böyle olmaz bunu düzeltelim derler ve müsaade edilmez. Ruhsatı kaldırılabilir ve düzgün ve güzel haliyle yapılması mecbur hale getirilebilir.

ASLI HANTAL: Tek tek de görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak şu haliyle nefis çok çok güzel ama bak şu hali Allah vermesin içler acısı. Sanat diye bir şey yok, estetik diye bir şey yok.

Sanata, güzelliğe, estetiğe gelenekçi İslam anlayışı karşı yani gelenekçi düşüncede öyle bir şey yoktur. Kırk lokma bir hırka yeter derler, adam yerde oturur, hiçbir şeyin güzel olması onu ilgilendirmez. Binaların güzel olması, eşyanın güzel olması her şeyi eleştirir, kadının güzel olması, çocuğun güzel olması hiçbir şeyi istemez işte Avrupa’nın korktuğu bu Türkiye’den. Yani kalitesizlik, sanatın ortadan kalkması, hayatın anlamsız hale gelmesi yani böyle güzelliğin, estetiğin tamamen yok olarak sadece yaşamaya çalışan, canlı kalmaya çalışan insanlar olması. Bu son derece risklidir. Böyle bir şeye Allah müsaade etmez. Böyle toplumlar yıkılır Allah esirgesin. Onun için bizim bir an önce bunu toparlayıp düzenleyip kaliteyi, sanatı, güzelliği ön plana getirmemiz gerekiyor. Aksi çok riskli. Gelenekçi anlayışta İşte “kadını dövelim” işte “kaşını almasın, yüzündeki gereksiz tüyleri almasın, saçını boyamasın, makyaj yapmasın, dekolte giyinmesin, süslü olmasın...” Kadını köşeye sıkıştıracak, güzelliğini elinden alacak ne varsa yapma azmindeler. Genç kızlara da bakıyorum, hayata küsmüş büyük bir bölümü. Artık onun için hayatın anlamı yok. Çünkü güzelleşse hakaret ediyor adamlar, bakımlı olsa hakaret ediyorlar. Onlar da güzelliğe, bakıma önem vermiyor. Birçoğu salaş geziyor, perişan vaziyette. Altta kirli bir kot pantolon, kirli bir ayakkabı, üstünde uydurma bir tişört gibi bir şey, saçları keçeleşmiş, yüzü son derece bakımsız, solgun, bitap, elinde bir şeyle. Çok da kilo almış durumdalar birçoğu. Çünkü atletik bir vücuda sahip olsa ne olacak onun inancına göre, güzel olsa ne olacak? Bakımlı temiz olsa ne olacak inancında oluyorlar birçoğu.

Bağnazlık, İslam'ı içten çökertmek için şeytanın planladığı bir sistem. Bunu gelenekçi Ortodoks sistemin içerisinde elde etmeye çalışıyorlar. Bununla güzelliği, kaliteyi, neşeyi, sevinci, derin düşünmeyi, yaratıcı gücü; hepsini yok etmiş oluyorlar. O zaman insanlar uyuşuyor. Mesela bir caminin köşesinin dibine gidiyor, eline tesbihini alıyor, gözünü de kapatıyor. Hatta uyuyor birçoğu orada oralarda. Çok uyuşuk ve bitkin, üstü başı dökülen, çok az yemek yemesi gerektiğine inanan, evinde eşya olmaması gerektiğine inanan; güzel giyinmemesi, neşeli olmaması, gülmemesi gerektiğine inanan insanlar oluşuyor. Ve kadınları da adeta umacı gibi hale getirmek istiyorlar. Ve arkasından da dövmek de istiyorlar kadınları. Dövmeyi kutsal görüyor adam; "Deşarj olursun" diyor. Çok ürkütücü bir sistem. Avrupa ve Amerika bunun farkında. O yüzden bize karşı adamlar PKK'yı destekliyorlar bu sefer. Halbuki biz modern ve kaliteli olursak, Avrupai olursak adamlar ne PKK'yı desteklerler ne de bu tip olaylar olur. Öbür türlü Allah esirgesin, adım adım felakete doğru gideceğiz. Yani Gelenekçi Ortodoks sistem bizi boğmasın. Kuran'ın İslam anlayışıyla modern, aydınlık, ışıklı, parlak, güzel, zengin, sıhhatli, neşeli, dışa dönük, Avrupai, güzel bir dünya elde edelim. Kalite her yeri sarsın. Bunun dışında bir kurtuluş olmaz. Allah nefes aldırmaz onun dışında, Allah esirgesin.

Bağnazlık; bağnazlık denilen olay deccaliyetin ikinci koludur. Birisi işte Darwinist, komünist sistemle elde ediyor; ikincisi de IŞİD, El Kaide, Taliban gibi gelenekçi Ortodoks bağnaz sistemle elde ediyor. Çift koldan insanları sarmış durumda deccaliyet. Ve insanları adım adım felakete doğru götürüyor. Bizim anlatımlarımızdan sonra bu belaya, bu felakete ciddi set oluştu. Onun için şu an adeta debeleniyorlar, çırpınıyorlar ki kurtulalım diye.

Şeytan, Darwinizm kanalıyla insanlarla alay ediyor. Adeta alay ediyor yani “siz tesadüfen oldunuz” diyor. “Meyveler, çiçekler, bitkiler, hücre; her şey tesadüfen.” “Tesadüf nedir?” diyoruz, “bilimin adıdır” diyor. Yani Darwinizm’in bilim olmasını adamlar nasıl açıklıyor; tesadüf bilimi. Her şeyi tesadüflerle anlatıyorlar. Bilim nedir? Somut delillerle dayanan anlatımlara biz bilim deriz. Mesela arkeoloji bilimdir. Fizik, kimya, biyoloji, coğrafya; hepsi bilimdir. Tarih de bir bilimdir. Hepsi bilim. Ama Darwinizm nasıl bilim olsun kardeşim? Ne sorsak “tesadüfen oldu” diyor. “Her şey tesadüfen oldu” diyor. “Bu koful bu hale nasıl geldi?” diyoruz; “tesadüfen.” “Peki mitokondri nasıl bu hale geldi?” “Bu da tesadüfen” diyor. “Bunun adı ne?” diyoruz; “bilim” diyor. Tesadüf bilimi. Kardeşim tesadüfle bilim tamamen zıttır. Tesadüf kör açmaz demektir.

Evet, dinliyorum. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Ersel Bey'in bir sorusu var;

VTR: Yanınızdaki kadınları neden bu kadar çok övüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Allah'ı övmüş oluyoruz. Allah'ın sanatını övmüş oluyoruz. Mesela bir sanat eseri gördüğümüzde, bir tablo gördüğümüzde ne diyoruz; ne kadar mükemmel bir tablo, sanatçısını tebrik ediyoruz. Sanatçısı kim, asıl yaratan kimdir? Allah'tır. Sanatçısı nedir? Vesiledir. Ben de burada hanım arkadaşlarımı övdüğümde Allah'ı övmüş olurum. Allah'ın Cemal ismini övmüş olurum, Cemal sıfatını. Allah Cemal ismiyle tecelli ediyor. O güzellik tamamen Allah'a aittir. Bir insan övüldüğünde Allah övülmüş olur. Evet. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüştü. Resmini görebiliriz. Sayın Erdoğan, Büyük Halk Meclisi'ne girişinde Çin Devlet Başkanı tarafından resmi törenle karşılandı. Basına kapalı gerçekleşen görüşme sonrasında iki lider arasında üç anlaşma imzalandı. Suçluların Karşılıklı İadesi Anlaşması, Uluslararası Karayolları Üzerinde Taşımacılık Anlaşması ve Çin Halk Cumhuriyeti ile karşılıklı kültür merkezlerinin kurulmasına ilişkin anlaşma. 

ADNAN OKTAR: Tam onların istediği gibi. Buraya kaçan gariban Müslümanlar oluyor Çin'den. Şimdi onları isteyecek Çin, bilmiyorum Türkiye verir mi vermez mi de eğer buna kapı açacaksa bu felaket. Çünkü adam suçlu diyor. Ne yapmış? İşte Çin'i eleştirdi diyor. Adam; asacağım ben onu, bana iade edin diyor. Türkiye'nin zannediyorum bu konuları bir gözden geçireceği ihtimali olabilir. İyi değerlendirilmesi gereken bir konu ve kültürel; Çin bize Darwinizm’i, Marksist düşünceyi dayatacaksa bu olmaz. Biz onlara Darwinizm’in geçersizliğini anlatırsak onlar dinler mi; bu da ayrı bir konu. Hepsinin bunların gözden geçecek konular olduğu belli. Hepsini bir gözden geçirelim. Bunlarda amaç nedir, hedef nedir; zararımıza neler olur, faydamıza neler olur bunları bir bilmemiz gerekiyor. O anlaşmayı bana getirsinler, bir gözden geçirelim.

Evet, dinliyorum. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Tuğman Bey'in bir sorusu var.

VTR: Hastalıklara karşı tavrımız nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Hastalıklara karşı tevekkül tabii. Çünkü hastalık özel yaratılır, Allah tarafından yaratılır. Bir sanattır o da, Allah'ın sanatıdır. Sağlık, sıhhat de Allah'ın sanatıdır hastalık da Allah'ın sanatıdır. Mesela hücreye Allah emrediyor, kanserleşmesini söylüyor; kanserleşiyor. Bu mucizedir. Hücre normalde sözü dinler. Kanser hücresinin sözünü dinlemesi çok acayip. Normalde vücudun ona reaksiyon gösterip hiçbir şekilde o hücrenin gelişmemesi lazım. Kanserli hücrenin dumura uğraması lazım. Dumura uğramıyor. Allah bir insanın ölümüne hükmettiğinde onu vesile etmiş oluyor. Bazen de Allah onu düşündürtmek için de yaratıyor. Mesela kanser olduğunu hissediyor; Allah'a bütün gücüyle bağlanıyor, tövbe ediyor, istiğfar ediyor, önemli bir uyarı olarak görüyor; bütün hayatı değişiyor. O yönüyle de çok etkili bir imtihandır.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir sorumuz daha var, görebiliriz.

VTR: Tam olarak kalite ve modernlikten anlayışınız nedir?

ADNAN OKTAR: Kalite bütün dünyada insanların ruhuna hitap eden bir duygu vardır, insanın bilinçaltında olan bir duygu. Mesela bir saate bakarız biz, bu çok kaliteli deriz. Bir adam, başkası da o da der ki hakikaten çok kaliteli der. Herkes bunu ittifakla kabul eder. Yani insanın ruhunda en güzel duyguları uyandıran şey kaliteli olandır. Aksini söyleyen çıkmaz zaten kalitenin. Mesela İtalya'da bir sokağa gidiyoruz, bakıyoruz; kahvehaneler falan var. “Nasıl burası?” diyorsun. Kimse sorarsan sor, “kaliteli” diyor. Ama mesela bazen sokak arasında bazı yerlerde bir kahvehaneye giriyorsun, ahır gibi. “Burası nasıl, kaliteli mi?” diyorsun. “Ne kalitesi ağabey görmüyor musun?” falan diyor adam. En bilgisiz adam bile onu bilir. Kalite insan ruhunda çok olumlu duygular yarattıran, Allah'ın kalbe ilham ettiği güzel duyguya denir. Yani bir şeyin en güzel hale getirilmesi, en iyi hale getirilmesi, en temiz, en kullanışlı, en hoşa giden, en iç açıcı, en iç açan hale gelmesi.

Evet, dinliyorum. 

ASLI HANTAL: 12 Nisan'da beyin kanaması sonucunda yaşamını yitiren İbrahim Erkal'ın cenazesine sanat camiasından kimse katılmadı. İbrahim Erkal'ın cenazesine katılan şarkıcı Arif Susam, sanat dünyasına vefasızlık gerekçesiyle tepki gösterdi. Susam, “Cenazede sanatçılardan kimse yok. Böyle bir günde hatırlamayacaklarsa ne zaman hatırlayacaklar?” dedi. Fotoğrafları görebiliriz. 

ADNAN OKTAR: İşte sanatçıların büyük bölümünü Darwinist eğittiler. Darwinizm sanatçılar arasında çok çok yaygın. Materyalist eğitim verildi. Öyle olunca böyle bir karşılık veriyorlar. Materyalist, Darwinist eğitirsen böyle olur. Ama iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle eğitirsen bambaşka olur. Kardeşlik gözüyle, mümin kardeşi gözüyle bakar. Onu sevgiyle bağrına basar. Evet. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Sahibiyle oynayan rakunlar var. 

ADNAN OKTAR: Bunlar çok tehlikeli. Enerji patlaması var bunlarda. Ama çok güzel hayvanlar, bayağı güzeller. Neşeleri de çok iyi. Bayağı tatlılar maşaAllah. Huyları çok şeker.

Hastalık insanın şımarıklığını alır, büyüklenme hırsını alır, dünyaya kaptırıp Allah'ı unutmasını ortadan kaldırır. Hayırla yaratılır. Tabii hepimiz öleceğiz ama birçok hastalık genellikle hep tedavi edilir. Ama şahsı çok sarsar, insanları. Allah'a çok yaklaştırır. Allah'ın Kendine yaklaştırmada kullandığı bir sanatıdır hastalık. Bir ledüni sanattır bu. Allah'ın ledün sanatı içinde olan bir güzelliktir aslında. Çünkü insanın cennetine sebep olur. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Yakup Köse Bey'in bir sorusu var.

VTR: Hayırlı yayınlar. Mersin'den Cevval Yürekli. Sayın Adnan Oktar'a sorum: İslamiyet’in hakimiyet döneminde bilim ve teknolojide, nanoteknolojide muazzam gelişmeler olacağını biliyoruz. Daha sonra bozulma döneminde insanların yeniden inkara sapmasında; Kuran'ı Kerim'de ayeti Kerime’de var, “Allah'ın bir ilim üzerinde saptırdığı insan” diyor; acaba insanlar nanoteknolojide, simya ilminde muazzam değişiklikler gelişmeler olacak da insanlar biz kendimiz yaptık yapıyoruz imajına mı kapılacaklar? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Tabii o çok etkili. Ama asıl Mehdiyet’in ve İsa Mesih'in, Mesihiyet ruhunun ölmesiyle insanların ruhunda manevi heyecan kalmayacak. Bilim durağanlaşacak. Zannedildiği gibi bilim ilerlemeye devam etmeyecek. Bilakis bilim donuklaşıp insanlar ve hayat da donuklaşacak. Daha çok neden, saldırganlık, kavgacılık, nefret, öfke ve kin nedeniyle olacak. İmansızlığın nedeni de o olacak. Şu anda da imansızlığın nedeni kin, nefret, öfke ve sevgisizliktir. Bilimden kaynaklanan bir dinsizlik yok. Mesela hücrenin yapısını incelediğinde insanlar, bir şeyi keşfettiğinde Allah'a daha yaklaşıyorlar. Ama dinsizliğin ana nedeni öfke, nefret ve Darwinist düşüncedir. Muhtemelen Darwinist düşünceye benzer yeniden bir akım meydana gelecek. Yine Allahsız, ateist bir akım meydana gelecek. Ama insanlarda asıl saldırganlık hakim olacak. Çünkü Yecüc Mecüc'den bahsedildiğine göre Kuran'da "onlar her tepeden akar" dediğine göre insanlar kitle halinde birbirlerini katledecekler. Cinayet dünyada çok müthiş yaygınlaşacak. Cinayeti eğlence haline getirecekler. Birbirlerinden nefret edecekler. Asıl neden budur. Ama tabii o arada da, "Biz de her şeyi yaratırız. Ne olacak, hücreyi yaratmak mesele mi? Biz de insan..." Ama şu anda da bunu söylüyorlar zaten. Yani bu Firavun devrinde de vardı. Firavun, "Ben de diriltirim, ben de öldürürüm" diyordu. Deccal de mesela asrımızda şu an; "Ben de diriltirim, ben de öldürürüm" diyor. Ama asıl neden bu olmuyor. Bu bir yan nedendir, yan üsluplardan birisidir. Deccaliyetin züppeliğidir bu. Züppe üslubudur. Züppelikten kaynaklanan kindarlık, nefret, öfke ve saldırganlık asıl mahvedecek olandır. Yoksa ne sanat kalacak ne estetik kalacak Mehdiyet'ten sonra. Binaları yıkacaklar, ormanları yakacaklar; birbirlerini öldürecekler. Simsiyah kirli, karanlık, koyu kahverengi bir dünya kalacak. Herkes bulduğu yerde birbirini öldürecek. Din, İslam hiçbir şey kalmayacak. Güzel ahlak diye bir şey kalmayacak. Kadınlar saldırgan olacak, erkekler saldırgan olacak. Şimdi onların mukaddemeleri var, küçük küçük görüyorsunuz. Filmlerde falan da onları kısmen de olsa anlatmaya çalışıyorlar. Vefa hissi kalmayacak. Acıma hissi kalmayacak. Yani İslam'ın Kuran'ın insanlara verdiği nurani zincirler çözülecek. Bu nurani zincirler çözülünce artık, Bediüzzaman diyor, “cebr-i saldırganlık ortaya çıkacaktır. İnsanlar o zaman gayet şiddetli bir istibdatla artık zapturapt altına alınabilirler” diyor. Yani bir komünist ve faşist dikta sistemler olacak. Dünya diktatörlükle yönetilecek. Ama bu diktatörlük içerisinde de akıl almaz kan akacak. Hem diktatörler kan akıtacaklar hem halk kan akıtacak. En sonunda da kıyamet kopacak.

Atatürk'le ilgili hiçbir gelenekçi Müslüman kitap yazmamıştır. Atatürk'ü öven hiçbir Müslüman gelenekçi Ortodoks’un eserini göremezsiniz. Hiç yoktur. Ama arada sırada bizim de etkimizle güzel konuşmalar yapanlar olmaya başladı geniş çapta. Atatürk'le ilgili kitap yazan Müslüman olarak, hadi diyelim geçmişte gelenekçi Ortodoks görüşte olduğumuzu düşünürsek, sadece ben varım. Ve videolar, CD'lerle Atatürk'ün gerçek yönünü halka sevdiren de yine biz olduk. 

EBRU ALTAN: En güzel Atatürk kitaplarını da yine siz yazdınız. 

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela Erbakan Hoca hiç Anıtkabir'e gitmezdi. Onlara hep biz vesile olduk. Eskiden Atatürk'e karşıtlık ibadet gibi görülüyordu şu an utanç verici bir görünüm aldı. Öyle bir şey söyleyebilen pek yok. Onlarda bizim etkimiz çok büyük oldu. Anıtkabir'e gidip Anıtkabir ziyareti yapmayı ben öğrettim birçok gelenekçi Müslümana. Öyle bir adetleri yoktu, öyle bir yapıları da yoktu. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Sizin bir resminiz var Anıtkabir'de. 

ADNAN OKTAR: Biliyorum. Evet, dinliyorum. 

GÖRKEM ERDOĞAN: Murat Bey'in bir sorusu var.

VTR: Daha önceden insanlar derin uykuda ve derin hipnozda demiştiniz. Bunu birazcık daha açıklayabilir misiniz acaba bize?

ADNAN OKTAR: Deccaliyetin böyle bir etkisi var diyor Bediüzzaman. “Hipnoz ve manyetizmanın neviinden müthiş harikalara mazhar olan deccalse” diyor. Hakikaten dışarıya çıktığınızda, birçok insanın yüzüne baktığınızda derin hipnoz içinde olduğunu görebilirsiniz. Allah'ı, dini düşünemeyecek hale getirdiler insanları. Beyinlerine etki ettiler. Deccaliyet etki etti. Onun sonucunda da hatta bir Türkmen yazar mankurt diyor onlar için, biliyorsunuz. Böyle garip insan konumuna geldiler. Çin'de falan birçok insanda bunu görebilirsiniz. Yüzü insanlıktan çıkmıştır. Derin hipnoz halindeler. Rusya'da da birçok insanda görebilirsiniz. Allah'ı düşünecek değil, kendini düşünecek hali yok artık. Beyni uyuşmuş halde. Bu ancak işte imanla, Allah korkusu ve Allah sevgisiyle aşılabilen bir kirlilik. Bunun mutlaka imanla, Kuran'la, Allah sevgisiyle ezilmesi, yok edilmesi ve izale edilmesi gerekiyor. O zaman insan Allah'a yaklaşır, derinleşir, Allah sevgisi, Allah korkusu ve keskinlik, bilinç açıklığı o zaman oluşur. Yoksa bilinci kapanır.

O zaman Rönesans Dergisi vardı, kapağını da göster bakayım. “Gerçek Atatürkçüler göreve” diye. Yıllar önce biz yolunu açtık 1991 yılında, Şubat-Nisan 1991. Anıtkabir ziyaretimden başka fotoğraflar da vardı onları göster? 

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz. 

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Çorum'dan Ayşegül Hanım'ın bir sorusu var.

VTR: Kadınlarla neden bu kadar çok ilgileniyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kadınlar dünyadaki en güzel varlıklardır. En güzel, onun üstüne yok. Cennette de en güzel olan varlıklar kadınlardır. Allah'ın Cemal isminin en mükemmel tecellisidir kadınlar. Merhamet ve şefkat, sanat yönleri çok baskındır kadınların, üstündür yani. Allah cennette en büyük nimet olarak yarattığı bu güzel varlıkları dünyada da en güzel nimet olarak yaratmıştır. O yüzden Allah'ın nimetine şükretmek için onları övmek, yüceltmek, onların rahatlığını sağlamak, korumak kollamak; iffetine, huzuruna, sağlığına, sıhhatine, her şeyine dikkat etmek ibadet olur. Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yine bir sorumuz var.

VTR: Sağlıklı yaşamın sırrı nedir?

ADNAN OKTAR: Sağlıklı yaşamak; Kuran'a uymak. Çünkü Kuran için şifadır diyor Allah. Bir kere Kuran'a uyan insan tevekküllü oluyor. Tevekküllü olunca sinirli olmaz, üzülmez, kızmaz. Üzüntüler, asabi olmalar, insanın saldırganlaşması, yeis içinde olması, ümitsiz olması vücudunu kanserleştirir, çökertir. Görme gücü düşer, mesela bir şeyi net görecekse göremeyecek hale gelir. Ağzı kurur. İşitme yeteneğine olumsuz etki yapar. Saçlarına olumsuz etki yapar. Cildini bozar. Mide hastalıklarının büyük bir bölümü üzüntüden ve sıkıntıdan olur, stresten olur biliyorsunuz. Alerjik reaksiyonların, cilt alerjilerinin büyük bir bölümü hatta yüzde doksan dokuzu diyebilirim, sinirseldir. Psikolojik gerilimden kaynaklanır, sıkıntılardan kaynaklanır. Dolayısıyla imanda bunların hepsi izale olduğu için Kuran şifadır. Tabii Kuran'ın ışığı altında da sağlıklı yiyecekler yemek, sağlıklı uyku düzeni, spor yapmak da vesile olur. Ama tabii asıl güç Allah'ın elinde. Bunları Allah vesile eder. Yani bunu yapan illa sağlıklı olur diye bir şey yok. Allah'a sığınıp Allah'tan beklerse mümin, Allah bir güzellik yaratır. Umulur yani. 

Description: https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gifEvet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez gençlere dini anlatmak için yeni bir yol bulmak gerektiğini söyledi. “Çocuklarınızı yetiştirin ama 10 yıl önce yaptığınız vaazı şimdi yapamazsınız. Çünkü nesiller değişti. O nesillere hitap etmenin dilini bulup kalbine dokunmalıyız. Yeni nesil dinlemeyi değil, konuşmayı seven bir nesil. O zaman onlarla konuşacaksınız. Onlarla göz göze gelerek konuşun. İnanın yeni nesil kendisine tepeden konuşan hiç kimseye iyi gözle bakmıyor. Tepeden konuşmayacaksınız” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: İşte Hoca bizim anlatımımızın en doğru yol olduğunu sonunda kabul etmiş. Gelenekçi hocaların üslubunu görüyorsunuz dünya hakimi gibi anlatıyorlar ve çok bilmiş ve üst perdeden konuşuyorlar. Ve hakikaten de göz göze gelme diye bir konu yok. Göz göze gelen konuşan sadece benim ve bizleriz. Bizim dışımızda göz göze bakarak konuşan gelenekçi Ortodoks bir Müslüman bulamazsınız. Hoca’nın anlattığı, övdüğü biz olmuş oluyoruz. Stil olarak, yöntem olarak başkaları varsa söylesin peşinden gideceğim. Bu anlatım metodu, benim gördüğüm en mükemmel metot, bizim uyguladığımız. Diyanet İşleri Başkanı’nın anlattığı da tam bizim metodumuzu anlatıyor. Ama daha güzel yapan, bu konuları daha güzel anlatan, daha başarılı olan, daha çok insanların hidayetine vesile olan, Darwinizm’e, materyalizme karşı çok güçlü ataklar yapan, PKK’ya karşı çok güçlü ataklar yapan, İngiliz derin devletine karşı güçlü ataklar yapan, her konuda güzel kitaplar eserler yazıp insanların İslam’a, Kuran’a yakınlaşmasına vesile olan, sanatı, estetiği, kaliteyi ön plana alan bir topluluk varsa yani daha üstün, daha iyi bir topluluk varsa bunu bize bildirmezse kardeşlerimiz harama girerler. Günaha girerler ben hakkımı helal etmiyorum. Eğer öyle bir topluluk varsa söz bir, Allah bir ben o ilgili kişinin, kimse onun başı, lideri veyahut topluluğu diyelim ayaklarının altını öpüp peşlerinden gideceğim söz bir, Allah bir. Ayaklarının altını öpüp peşlerinden gideceğim ama ben göremiyorum. Bu bir övünme değil bu bir gerçek. Varsa derhal söylemeleri lazım.

Evet, dinliyorum. 

GÖRKEM ERDOĞAN: İzmir’den Kadri Akçakale bir soru gönderdi.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Sayın Adnan Bey, ölü olan bir cin veya insanın iman etme ihtimali var mıdır? Henüz iman etmemiş kişilerin hepsi ölü hükmünde midir?

ADNAN OKTAR: Tabii eğer iman etmediyse ölüdür. Ama tabii onu bilemiyorum Allah’ın bir sanatı. Ölüyü diriltip iman verdikleri oluyor mu? Oluyor olabilir. Yani ölü olarak yaşatır uzun süre ama ölüye birden iman verip canlandırabilir. Ama bütün imansızların ölü olduğunu Kuran belirtiyor. “Gözleri vardır görmez” diyor Allah. Muhkem ayet öyle müteşabih değil. “Kulakları vardır sen duyar zannedersin duymaz onlar” diyor “sen onları canlı zannediyorsun onlar ölüdürler” diyor Allah. “Kalpleri de” diyor “kapalıdır” diyor yani “bilinç de kapalıdır” diyor. Çok net ölüden bahsediyor Allah. Böyle müteşabih bir üslup değil bu.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Umut Bey’in bir sorusu var.

VTR: Kitaplarınızdaki mühür ne anlama geliyor?

ADNAN OKTAR: Allah, Muhammed Resul Peygamber Efendimiz (sav)’in damgası. Onu sonra IŞİD aldı bizden gördü. Yıllardan beri onu kullanan biziz. Peygamberimiz (sav)’in mührünün benim kitaplarımda olması bir nimet, bir güzellik, bir sevinç, bereketinden istifade etmek için Peygamberimiz (sav)’in tasdikini isteyen bir dua olarak ve o güzelliği yaşatmak isteyen bir tavır olarak kitaplarımda Resulullah (sav)’ın o mübarek mührünü bulunduruyorum. Gördüğümde de içim açılıyor, hoşuma gidiyor. Evet.

ASLI HANTAL: Amerika’nın Sesi’ne konuşan Salih Müslim, PYD’nin terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olmadığını savundu. “PKK ile ilgimiz yok. Türkiye’nin kaygıları yersiz. YPG, Rojava’nın koruma gücüdür. Onlar Rojava’ya mahsus bir grup ve oradaki Suriye demokratik güçleri içerisinde yer alan Suriye’nin bir gücüdür. Hatta ileride de Suriye güçlerinin bir çekirdeği olabilir” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Komünist uyanıklığı, PKK uyanıklığı kendilerince. Çete mensuplarını ikiye ayırmışlar. “Bunlar” diyorlar “PYD’li. Nereden anlıyoruz?” diyorlar “yani PYD’li olduğu için PYD’li” diyor. İdeolojisi, hedefi, düşüncesi farklı mı? Yok. Hangi PYD’liye diye sorsan komünist Kürdistan peşinde. Hangisine sorsan Türkiye’nin Güneydoğu’sunun Türkiye’den alınmasını düşünüyor. PKK ne diyor?  PKK da aynısını söylüyor. “Ama” diyorlar “biz şu an silahlı saldırı yapmıyoruz Türkiye’ye” Ne kadar süre? “Ya ne bileyim” diyor “yirmi dört saat de olabilir, on iki saat de olabilir, bir saat de olabilir ama şu an yapmıyorum. Yapmadığıma göre suçlu değilim” diyor. Oradan adamlar silahı alıp geliyor Türkiye’ye “Ben şu an eylem yaptım evet şu an kabul ediyorum” diyor “şu an PKK’lıyım” diyor. O tarafa geçiyor “Şu an PYD’li oldum artık bana hiçbir söz olmaz” diyor. Rezalet bir soytarılık, rezalet bir yöntem. Ben böyle bir kepazelik görmedim.

Kitaplarımızdaki mühür aynı zamanda Peygamberimiz (sav)’in hateme Resulü olduğunun, son Resul olduğunun damgası. Hatem, hatem damgası.

Tatsız tuzsuz, neşesiz bir Türkiye istemiyorum. Bu beni çok sıkar. İnsanlar dışarıda birbirlerine selam versin, birbirlerinin yüzüne baksınlar. Genç kızlar çok bakımlı güzel böyle dekolte giyinen de olsun, blue jeanle gezen de olsun, saçları püfür püfür, çarşaflı hanımlar da olsun ama her yer, her şey kaliteli olsun. Kahvehaneler, oturulan efendim diğer eğlence yerleri, dinlenilen yerler her yer birbirinden güzel ve bakımlı olsun. Ben sokakta böyle solmuş, bitmiş, mahvolmuş gecekondular, kirli sokaklar, bezgin insanlar, kirli giyinen insanlar, bakımsız genç kızlar, sevgisiz konuşan insanlar, birbirlerine selam vermeyen insanlar, birbirine öfke ile bakan insanlar veyahut birbirine soğuk, buz gibi bakan insanlar istemiyorum.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bir başka PYD yöneticisi Sinem Muhammed,  dün New York Times’da makale yazarak Amerika’ya “IŞİD’i yenilgiye uğrattıktan sonra bizi terk etmeyin” çağrısı yaptı. Sinem Muhammed makalesinde şöyle diyor; “Biz IŞİD’le savaşıyoruz, çünkü doğru olanı bu. Fakat zaferlerimiz için büyük bedeller ödedik. Savaşta binlerce genç erkek ve kadını kaybettik ve Rakka’da yüzlercesinin daha öleceğini biliyoruz. Bu savaşı kazandığımızda Amerika Türk baskısına boyun eğecek ve bizi bu fedakarlığa rağmen terk mi edecek?” İfadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim biz böğrümüzde komünist bir Kürt devleti istemiyoruz. Türkiye’yi bölmeye azmetmiş, Türkiye’ye sürekli katil gönderen, it sürülerinin beslendiği bir ahır istemiyoruz. O ahırı oradan söküp atacağız. Bu kadar açık yani.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Mersin’den Emir Osman Köse’nin sorusu var.

VTR: Merhaba Adnan Bey gaflet halindeki insanları nasıl uyarmalıyız? İyi yayınlar.

ADNAN OKTAR: Gafletten iman hakikatleriyle olur, Kuran mucizeleriyle olur. Ama tabii önce arkadaş, dostça yaklaşmak önemli. Yani insanları peşin sevmek lazım. Ateist olabilir, dinsiz olur, şu olur, bu olur. Şefkat şarttır. Yani nefret ederek, sonra onun düzelmesi sonucunda olunan arkadaşlık değil de peşin arkadaş olmak lazım. Şefkat duymak lazım. Çünkü Allah ona iman nasip etmemiş, sen ona acıyacaksın, şefkat duyacaksın. Nefretle yaklaşmak olmaz. Gafleti silecek şey; Allah korkusudur, Allah sevgisidir. Ama onu anlaması için de tabii iman hakikatlerinin, Kuran mucizelerinin ona çarpıcı delillerle  açıklanması ve Darwinizm’in geçersizliğinin izah edilmesi lazım. Darwinizm’in geçersizliği insanları mahvediyor. Yani mahvediyor, ne yapıyorlar? Nasıl durduracağız acaba diye atağa geçiyorlar. Biz Darwinizm’in geçersizliğini dünyaya anlattığımızda, dünya büyük bir beladan ve bu karanlık uykudan kurtulmuş olacak. Bu uykunun kalın yorganı işte Darwinizm. Bütün dünyayı uyutan ve mahveden budur. Yani bütün bu savaşların kavgaların nedeni de odur. Bu karanlık simsiyah yorganı insanların üzerinden kaldıracağız. Ve insanlar o zaman uyanmış, canlanmış, dirilmiş olacaklar. O gaflet uykusu da bitmiş olacak.

“Hocam her konunuz doğrudur. Yalnız hangi büyükşehir merkez belediyesine yakın etrafındaki arazileri imara açmamış? Bizler her dediğinize uyuyoruz ama şu imar konusunu belediyelerle konuşun ki bizler de her dediğinize uyum sağlayabilelim. Saygılar.” Ali diyor. Bilmiyorum, tabii sırf belediye değil hükümetle beraber bunu kararlaştırmaları lazım. İstanbul’un denizinin ucu bucağı yok. Her yer bomboş. Yani mesela birçok resmi binayı İstanbul’un çok uzaklarında denize yakın ama güzelliklerin, ormanlıkların olduğu bir yere alabilirler. Vatandaşa da arazi de verilir, tapulu araziler. Buradaki vatandaşlar evlerini oraya taşırlar. Bu evler de yıkılır ve tertemiz oralar bağlık, bahçelik, güzel sanat eserlerinin olduğu yerler haline gelir. Yani İstanbul’a biz bir bakıyoruz her yer gecekondu. Her yer mahvolmuş vaziyette adeta. Güzel bina çok nadir, çok çok nadir. Her yer sırt sırta yani İstanbul bunu hak etmiyor. Yayalım her yere, yani mesela AVM’ler falan buralarda olsun, resmi binalar da oralarda olsun. Çalışanlar da rahatça oradan gidip gelsinler. Buraya da şehir merkezine de gelmek istiyorlarsa şehir merkezine kolay ulaşım sağlanmış olacak zaten, yollar bomboş olduğu için. Ufacık eski yollar var, halbuki sekiz şeritli dev yollar yapılabilir. Geniş geniş değil mi? İstanbul’da geliş gidiş son derece rahat olur. Daha çok burada turistlik tesisler, güzel eski binalar kalsın, güzel bahçeler kalsın. Onun dışında bu geniş travmaya neden olan berbat perişan binalar yıkılsın. Yani hiçbir sanat özelliği olmayan, o anlamda berbat diyorum. Yoksa içinde yaşayanları tenzih ediyoruz. Ama mahvolmuş her yer buna hemen bir çözüm bulunması lazım.  

Kuşlarda bile makyaj var ama kadınlarda makyaj istemiyorlar. Böceklerde var, hepsinde var.

Dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni Şafak Yazarı Süleyman Seyfi Öğün yazısında Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devleti kurma planının İngiltere’ye ait olduğunu yazdı. “Türkiye’nin Güneydoğu’sunu boydan boya kuşatan bir Kürdistan devleti kurdurma tercihi ağırlık kazanıyor. Ben bunun ardında Britanya-İsrail mühendisliğinin başat rolü oynadığını düşünüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: İsrail’i karıştırmasına gerek yok. Tabii İngiliz derin devleti. İsrail’i kuran da İngiliz derin devletidir. Dolayısıyla her işin içine İsrail’i katmanın bir alemi yok.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yörünge belgeselinin yeni bölümü hazırlandı. Dizinin bu bölümünde dünyayı sarıp kuşatan ve yaşamamız için en büyük desteği bize sağlayan atmosferin yapısı konu edildi. “Atmosferin sınırları nereye kadar uzanıyor, Atmosfer bizi uzaydan gelen zararlı ışınlardan, meteorlardan nasıl koruyor, atmosferin katmanları nelerdir?” gibi soruların cevaplarının yanı sıra atmosferin yedi katman olmasıyla ilgili Kuran mucizesi anlatılıyor. Ayrıca uzayla ilgili çok değişik bilgilere de yer veriliyor. Yörünge’nin Atmosferin Yapısı isimli bölümü 14 Mayıs Pazar günü saat 14:00’da yayınlanacak. İzleyicilerimiz takip edebilirler.

ADNAN OKTAR: Şu kendini havadan atan bir adam var. Ben seyredemedim, kapattım. Bu nasıl bir iştir? Karanlık bilmem kaç bin kilometre yüksekten ferahlığa bak.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kağıt toplayarak geçimini sağlayan Romen vatandaşı 18 yaşındaki Kadir Dalkıran karma dövüş sanatlarında Rus rakibini yenerek dünya şampiyonu oldu. Dün çıktığı bir TV programında hala kağıt toplamaya devam ettiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Kağıt topladığı için zaten kuvvetli oluyor. Ama tabii yardım etmek lazım, devletin ilgili birimleri gereğini yapsın. Yetenekli bir genç, mütevazi de, mazlum da.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Antalya’dan bir sorumuz var.

VTR: Mehdi ve deccalı nasıl tanırız?

ADNAN OKTAR: Allah ilham eder, vahiyle eder. Kalplere vahyeder. İnsan onu vicdani kanaatiyle anlar. Mesela biz İngiliz derin devletini hemen anladık, anlıyoruz. Delilleriyle kitap haline getirdik. Ama tabii deccalın bizzat şahsı henüz kendini gizliyor. Daha çok kızdırmak gerekiyor ortaya çıkması için. O da İsa Mesih devrinde olacak. Çünkü o Mesihlik iddiasında deccal. Yani “Mesih benim” diyor. “Ben Allah’ım” diyor. “İncil’de belirtilen Mesih benim” diyor. Şimdi gerçek İsa Mesih gelince diyecek ki “ben Allah’ın kuluyum” ama Mesih vakti geldiğine göre yani “herhalde bu kişidir” diyeceğiz. O demez ama biz diyeceğiz. Deccalın bu ağrına gidecek, bu kızdıracak. O Kudüs’e apar topar gelecek o yüzden. Yani “asıl Mesih benim” diyecek. “Orada tuzun suda eridiği gibi erir” diyor “gerçek Mesih’i görünce.” Sahtekar bir adam, yaşlı, İngiliz derin devletinin başı olan bir mahluk, garip birisi.

Şimdi kısa bir ara verelim.