Sohbetler (14 Mayıs 2017; 16:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

ASLI HANTAL: Adnan Oktar ile Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Sayın Adnan Oktar birazdan bizimle birlikte olacak, inşaAllah. Biz arkadaşlarımızla Üst Akıl İngiliz Derin Devletinin İçyüzü kitabından okumaya devam edeceğiz. Programımızda İngiliz derin devletinin hukuka aykırı uygulamaları konu edilmektedir. İngiliz halkı ve İngiliz devleti bu sinsi planlardan uzaktır ve masumdur.

Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Önce sevgi ve kardeşlik” diyelim.

Dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bugün Anneler Günü. Cumhurbaşkanı Erdoğan Anneler Günü’yle ilgili açıklamasında sizin her zaman söylediğiniz bir sözü tekrar etti: “Bizim için bir gün değil her gün her an Anneler Günüdür” dedi. Ve insanları karşılıksız sevmek gerektiğini belirten şu açıklamayı yaptı: “Bizler de annelerimizden öğrendiğimiz sabrı ve fedakarlığı kendimize şiar edinmek, insanlarımızı herhangi bir karşılık beklemeden yürekten sevmek durumundayız. Hayatının her anında anne özlemi çeken biri olarak bu ülkedeki tüm anneleri kendi annem gibi görüyorum. Hürmetlerin en büyüğünü hak eden annelerin Anneler Günü’nü kutluyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam güzel konuşmuş. Dedikleri de doğru. Bizim de her zaman söylediğimiz bir şey. Adamların bir kısmında anne sevgisi diye bir şey olmuyor. Senede bir kere gidip ona küçük bir hediye ediyor “anne nasılsın?” diyor içi de rahatlıyor. Bir dahaki seneyi bekliyor annesinin halini-hatırını sormak için. Çok korkunç bir şey bu, böyle bir şey olmaz. Her gün, her saat anneler günüdür. Anneler günü demek; Allah’ın tecellisini sevmek, yani Allah’ın Rahim isminin tecellisidir kadınlar, Rahim ve Rahman isminin tecellisidir. Allah’ın Velud isminin de tecellisidir. Yaratılışa vesile olan bir varlıktır. Allah’ın muhteşem tecellisine karşı sevgi, muhabbet Allah’ın emridir, Allah’ın bizden istediğidir. Anneyi sevmek zaten Allah’ı sevmektir, Allah’ın tecellisini sevmektir.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sayın Binali Yıldırım’a son zamanlarda İngiltere’yle yakınlaşıldığı hatırlatılarak, “İngiltere’yle stratejik ortaklık mı gündemde?” diye soruldu. Başbakan şöyle cevap verdi: “Bunu söylemek erken ama Avrupa Birliği’nden çıkmaları dolayısıyla biz aynı kulüpteyiz artık. Dolayısıyla ‘daha yakın çalışmamız, işbirliği yatırım yapmamız gerekir’ tarzında istekleri var. Bizde de aynı istek var. Çünkü İngiltere 15 Temmuz’da diğer Avrupa ülkelerinden ayrıştı. Darbeyle ilgili çok net duruş ortaya koydular. Dört gün sonra bakanlarını gönderdiler. FETÖ konusunda da bize daha yakınlar. Türkiye’nin FETÖ konusundaki hassasiyetlerini Amerika’ya aktarma konusunda da kısmen yardımları olabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Amerika’yı yöneten İngiltere zaten. Amerikan bayrağını çizen onlar, Amerikan marşını hazırlayan onlar, devletin anayasasını her şeyini hazırlayan yine onlar. Devletin kuruluşu, devletin dili İngilizce olması hepsi İngiltere’nin kontrolünde. Dolayısıyla İngiliz derin devletine karşı esaslı bir darbe indirdiğimiz için şu an İngiliz derin devleti şirin görünmek için İngiliz devletine baskı yapıyor, konu bu. Yani dikkati dağıtmaya çalışıyor. Hamle için vasat arıyor, zemin arıyor. Hükümetin de bunu bilmediğini zannetmiyorum biliyordur.

Tüm evrende 10 üzeri 78 atom bulunduğu hesaplandı. Yani 10’a 78 sıfır ekliyoruz o kadar atom. Bu atomların tek bir tanesinde bile kargaşa olmuyor ve hayatlarına da bir şey olmuyor. Ölme diye bir şey yok onlarda. Bazen 100’e yakın elektron aynı yörüngede dönüyor. Bazen de elektronlar yörüngeler arası geçiş yapıyorlar fakat hiçbir şekilde birbirlerine çarptıkları 15 milyar yıl içinde görülmemiş. Hiç olmuyor, hiç birbirlerine dokunmuyorlar. Gayet düzgün bir de nereden geçeceği belli olmadığı halde, ani karar vererek geçiyorlar. Her birinin ayrı aklı var. Ne zaman nereden geçeceği belli değil. Yani çılgın gibi dönüyorlar, dönerken de birbirlerine hiçbir şekilde çarpmıyorlar.

Mesela insan ölüyor ama insandaki atomlar hiçbir şekilde ölmüyor, muntazam yaşıyor. Toprağa karışıyor, buhar halinde göğe karışıyor, başka bitkilerin köküne gidiyor oraya buraya gidiyor ama o atomlar asla ölmüyor. Ne yaparsan yap ölmüyor, yaksan da, üstüne darbe vursan da ölmüyor. Ama insan ufacık bir şeyde ölüyor biliyorsunuz.

7 farklı yörüngede dönüyorlar. Neden bu 7 katlı yörünge var bu da bilinmiyor. Ve birbirlerine çarpma diye bir şey asla olmuyor. O yörüngeden dışarı da çıkmıyor. Baş döndürücü akıl almaz bir hızla dönüyor. Nerden enerji geldiği de belli değil, daha onu da çözemediler. Hiçbirinin ne benzini var ne gazı var, dışarıdan hiçbir enerji almıyor. Akıl almaz bir süratle dönmeye devam ediyor.

Yolda gidip-geliyorum her yerde çiçekler var küçük küçük, çeşit çeşit. Otlar var o otların, çiçeklerin 100 milyon yıllık, 200 milyon yıllık fosilleri var 300 milyon yıllık, tıpkısının aynısı hiçbir değişikliğe uğramamış. Bak 300 milyon yıldan beri babadan oğula o çiçek devam etmiş. Ve aynı süsü, aynı güzelliği, aynı hacmi, aynı yaprak genişliği, renkler aynı, kokusu aynı, gövde boyu aynı, içindeki mineral vitamin oranı aynı. Hepsinde de vitamin ve mineral var, hepsinde protein var, hepsinde yağ var. Hayvanlar da yediklerinde bundan bayağı istifade ediyorlar. İnsanlar da yediklerinde çok istifade ediyorlar.

Elektron çekirdeğinin etrafında saatte 10 bin veyahut 100 bin kilometre, bazen de 1000 kilometre kızla dönüyor çekirdeğin etrafında. Çekirdeğin küçüklüğünü biliyorsunuz, ona göre bir hesap edin düşünün. 100 bin kilometre hız ne demek? Atomun küçüklüğünü düşünün orada o elektronun dönüşünün tekrarını bir düşünün. Ve hiçbir şekilde çarpmıyor. Ne o ona çarpıyor ne o ona çarpıyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bitlis kırsalında güvenlik güçleri ve PKK’lı teröristler arasında çıkan çatışmada Korucubaşı Çetin Karabulut şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Bakayım kabadayıya.

ASLI HANTAL: Resmi henüz yok.

ADNAN OKTAR: Korucubaşı Çetin Karabulut. Çetin ne mutlu sana. İsminle çağırılmışsın. Bak, hemen icabet etmişsin. Allah seni seçmiş. Allah bizlere de nasip etsin. Ne güzel bir nimet, ne güzel bir son. Allah yatak ölümü vermesin. Bütün müminlere şahadet en büyük nimet.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara’da bir otomobil galerisinin çalışanları arasında çıkan kavganın büyümesi üzerine taraflar cadde ortasında birbirlerine silahla ateş açtılar. Olayda biri ağır iki kişi yaralandı. Polis olaya karıştıklarını belirlediği şüphelileri arıyor.

ADNAN OKTAR: Sevgisizlik ne korkunç şey. Devletin buna çok önem vermesi lazım. Bu milli bir felaket. Sevgisizlik 15 Temmuz darbesinden çok daha büyük bir felaket. Çünkü o darbeyi yapanlar da sevgisiz. Halen de ordu içinde sevgisiz olanlar var. Yani öyle ayıklanmış, temizlenmiş değil. İllaki FETÖ’cü olması şart değil. Adam Maocu oluyor yine ordu içinde oluyor. Ateist oluyor ordu içinde oluyor. İnsanlardan nefret ediyor. Dindarlardan, Müslümanlardan da nefret edenler var. Çok öfkeli olanlar var, kindar olanlar var. Her yerde var bu. Asker içinde, polis içinde, memurların içinde de var, halkın içinde, gençlerin içinde var. Milli bir felaket, milli bir tufan bu. Buna karşı tedbir alınması lazım. Bir sevgi seferberliği başlatması lazım devletin. Herkesin birbirini sevmesi lazım. Sarman’ı nasıl seviyorsak hayvanları da seveceğiz, insanları bitkileri.

Evet, soru var mı kardeşlerimizden?

ASLI HANTAL: Evet.

VTR: İnsanların önyargıları nasıl kırılır?

ADNAN OKTAR: İnsanların önyargıları nasıl kırılır? Ön yargı bazen makul olur adam PKK’lıysa tabii ki önyargın olur. Ama bazen önyargı felaket boyutunda oluyor. Birçok insana haksız ön yargılar oluyor. Bunun oluşmasının nedeni sevgisizlik yine, merhametsizlik, sevgisizlik, şefkatsizlik, kıskançlık, hasetlik hissi, görgüsüzlük, kültürsüzlük, nezaketsizlik ve sadist bir ruha sahip olan insanların tezahürlerinden bir tanesi olmuş oluyor. Ne yapılır? Allah sevgisi Allah korkusu, Allah sevgisi için iman hakikatleri, Allah’ın mucizeleri, Allah’ın yarattığı harikaların insanlara hatırlatılması, dikkatlerin çekilmesi gerekir. Her yerde Allah’tan bahsedilmesi lazım. Allah’ı herkes severse herkes birbirini sever. İnsanlar Allah’ı sevmezse hiç kimse birbirini sevmez. Allah’ı sevmeden insanların birbirini sevmesi mümkün değil. Önyargı da olur, yan yargı da olur, ters yargı da olur, her türlü yargı olur. Mesela CHP liderine öfkeyle bakan insanlar var milyonlarca. Cumhurbaşkanı Tayyip Hocamız’a da nefretle yaklaşan yüz binlerce insan var ön yargılı. Saadet Partisi’ne öfke duyan çok fazla insan var. MHP’lilere öfke duyan ta benim çocukluğumdan beri vardır MHP’lilere öfke gençliğimden beri, ülkücü gençlere karşı. Halbuki çok temiz insanlar. Ama önyargılılar, tanımıyorlar, bilmiyorlar. Kulaktan bir şeyden etkileniyor, tamam veriyor kararını. Böyle olmaz, ön yargı olmaması lazım. Akılcı değerlendirmek lazım. Bir de böyle bir insan kendi başına bazen güzel karar verebiliyor ama kalabalık içinde olduğunda kalabalığın etkisinde kalıyor. Kalabalıkların etkisinde kalmamak lazım. Tek başına müstakil karar vermek lazım, yani asil kişilikli, soylu karakterli insan olmak lazım. Kişiliksiz insanlar kalabalığa göre hareket eder. “Uydum kalabalığa” der. Kalabalık birini linç ediyorsa o da linç eder. Birini seviyorsa birine iyi bir şeyler söyleniyorsa hemen o da onu kabul eder. Öyle değil de müstakil güçlü karakterli insanlar gelişmesi gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Kağıthane’den Zübeyde Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Allah’tan niçin korkmalıyız?

ADNAN OKTAR: Allah’tan niye korkmalıyız? Çünkü insan sevdiğini gücendirirse bu insana büyük bir azaptır. Allah en sevdiğimiz olduğu için O’nu gücendirdiğimizde dehşetli bir yalnızlık hissi, dehşetli bir sevgiden uzak olma hissi gelir. Bu da çok büyük bir acıdır, çok büyük bir felakettir. Allah’ın sevgisinden mahrum olmak belaların en büyüğüdür. Allah’ın sevgisini kazandığından emin olursa, Allah esirgesin cehenneme giderse mahvolur insan tabii ki. Onun için müminler Allah’tan korkarlar. Yani Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkarlar, gücendirmekten korkarlar, böylece Allah’a sevgilerini yüceltirler, güçlendirirler, Allah’a daha yakın olurlar.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ahmet Bey’in sorusu var size.

VTR: Türkiye’deki terör nasıl bitecek?

ADNAN OKTAR: Türkiye’deki terör nasıl bitecek? İman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle, Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılmasıyla, materyalist felsefenin devlet eliyle öğretilmesine son verilmesi lazım. Darwinist eğitime, yani Allah’ı inkar eden Darwinist felsefenin hükümet eliyle devlet eliyle gençlere aktarılmasına son verilmesi gerekiyor. Her yerde iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, Allah’ın varlığı gençlere ve herkese aktarılıp bu güzellik her yerde insanların kalbine nakşedilmesi gerekir.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Aslıhan kardeşimizin bir sorusu var.

VTR: Türkiye’deki eğitim sistemi nasıl geliştirilebilir?

ADNAN OKTAR: Türkiye’deki eğitim sistemi nasıl geliştirilir? Eğer Tayyip Hocam güçlü bir çıkış yaparsa bu mümkün. “Milli Eğitim’de esaslı bir değişiklik gerekir” demişti. Ama o tabii şu an uygulamaya konmadı. Sürekli eğitim sistemindeki bozukluğa dikkat çekiyor Tayyip Hoca ama henüz bir atak yapamadı. Bu atak da ne olur? Açıkça ve alenen Allah’ın varlığının anlatılması lazım. Yani bunun milli bir sorun olduğu Milli Güvenlik Kurulu’nda konuşulup Allah sevgisi eksik olduğunda gençliğin batacağı, milletin batacağı, devletin batacağı riskinden dolayı devlet güvenliği için, millet güvenliği için, milletin hayrı için Allah korkusunu, Allah sevgisini, iman hakikatlerinin, Kuran mucizelerinin bütün gençlere, herkese anlatılması gerektiğine dair karar alınması lazım. Ve Darwinist, materyalist felsefesinin de milleti mahvedeceğine dair samimi kanaatin bilimsel delillerle ifade edilmesi gerekir. Ondan sonra yükseliş, muhteşem tırmanış devam edecektir. Onun dışında batış, mahvoluş Allah esirgesin kaçınılmaz hale gelebilir.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sarıyer’den Şevval Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Ülkedeki bilim faaliyetleri nasıl arttırılabilir?

ADNAN OKTAR: Her yere üniversite açacaksın, her yerde okullar olacak. Ve okullarda eğitim kolay olması lazım. Mesela tarih dersi; çocuk tarih kitabından akşam sabaha kadar öğrenmesi değil de film şeklinde seyrettirilsin. Üç yıl eğitiyorsun çocuğun kafasında üç kelime kalmıyor. Halbuki tarihi bir film olarak seyrettirirsen o film asla aklından çıkmaz. Hele ikinci kere seyrettiğini düşün o filmi. Çünkü görsel, hem görüntü hem ses, her yönüyle vücuduna beynine nakledilmiş oluyor. Öbür türlü kafasından silinip gidiyor. Ortaokulda, lisede herkes tarih okudu. Tek kelime akıllarında kaldı mı? Kalmıyor. Coğrafya okuyorlar dağlar, nehirler falan hiçbir şey kalmıyor birçok insanın aklında. Bunlar hep filmle öğretilmesi gerekiyor ve rahat sohbet ortamında. Ve burada amacın genel kültür olduğu, vatan millet yararı, Allah rızası amaçlı öğretildiğinin belirtilmesi lazım. Çocuk niye öğrendiğini bile bilmiyor. Birçok öğrenci derslerinden nefret ediyor. Yani nefret ederek okula gidiyor, baş belası gibi görüyor. Halbuki böyle öğretilse öğrenciler için o akıl almaz bir zevke dönüşür. Çünkü genel kültür öğreneceği, kalitesinin artacağı bir imkana kavuşmuş oluyor ve eğlendirici bu. Eğlendirerek eğitmek lazım. Tahta sıralar içine çocukları oturtarak kapalı bir odanın içerisinde hiç kıpırdatmadan saatlerce orada tutarak olmaz. Gerekirse açık havaya çıkartırsın, geniş salonlarda ve en ziyade de film seyrettirerek. Hatta tiyatro tarzında bile olur. Her tarzda olur. Ama böyle klasik ezberci metot geçerli bir metot değil. Bu çok klasik çok eski bir metottur.

Üniversite çok ama üniversitede eğitilen adamlara öğretilen bilgi ne ona bakmak lazım. Darwinist, materyalist eğitim yapıyorsun. Psikoloji dersinde Darwinizm. Psikiyatri öğreniyorlar Tıp’ta orda da Darwinizm. Mimarlığa gidiyor strüktür dersi oluyor orada da Darwinizm. Felsefede Darwinizm. Psikoloji ders kitabında Darwinizm. Yurttaşlık Bilgisinde Darwinizm. Tarihte, coğrafyada hepsinde, felsefede her yerde Darwinizm, materyalist eğitim. Çocuklar ne oluyor? Maddeden başka bir şey göremez hale geliyorlar. Manayı unutmuş oluyorlar. Televizyon filmleri de sürekli Darwinizm’i, materyalizmi enjekte edecek tarzda açık veya gizli eğitim veriyor ve bunun sonucunda felaket diz boyu oluyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kadıköy’den Ayşegül Hanım’ın sorusu var size.

VTR: Merhabalar adım Ayşegül, dokuz aylık bir oğlum var. Merak ettiğim bir soru var yani tüm anne ve babaların adına sormak istediğim bir soru var. Şimdi benim bebeğim daha dokuz aylık o da büyüyecek okul çağına gelecek her çocuk gibi büyüyecek. Benim çocukluğumda daha çok hani dışarıda rahat bir şekilde oyun oynayabiliyorduk. İşte bir seksek ya da toplu oyunlar oynayabiliyorduk. Şimdi çocukların daha çok elinde tabletler ve telefonlar görüyoruz. Bunların çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda kendim anaokulu öğretmeniyim. Anaokulunda daha çok çocuklara hani hep beraber toplu diğer çocuklarla oynayabilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri oyunlar oynatıyoruz. Hani bu çocuklara daha çok özgüven kazandırdığını düşünüyorum. Hani bir çocuğun tablete bağlı tek başına ona bağlı kalması çocuğu kısıtlıyor, sosyal dünyaya karşı. Bu yüzden merak ettiğim bunun nasıl önüne geçebiliriz diğer çocuklar için, ya da büyüyecek gelecek nesiller için nasıl önüne geçebiliriz çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi derste çocuklar tabletle eğitim aldılar. “Çocuklar” diyecekler “tabletleri sıranın altına koyun, tek sıra dışarı çıkıyoruz bahçeye” diyecekler. Bu kadar basit. Orada hem spor yapacaklar, hem koşuşturacaklar. Orada açık havada onlara film olarak da gösterilebilir. Televizyondan da yine gösterilebilir veyahut tiyatro tarzında da olabilir veyahut ilgili yerlere direkt çocukları götürebilirler mesela müzelere falan. Paleontoloji müzesi açılır çocuklara fosillerin hepsini gösterirsin. “Çocuklar bakıyorsunuz fosillere bakın hiç değişikliğe uğramamış. Ne demek? Demek ki yaratılış var. Üç yüz milyon yıllık, dört yüz milyon yıllık fosiller değişiklik yok. Bu yaratılışı gösteriyor. Bu kadar.” Her yeri çocuklara müze tarzında görsel etki yapacak yerlere götürerek de eğitebiliriz her yerde. Mesela Kars’ta müze yaparsın Osmanlı tarihini anlatan müze. Mesela Osmanlı dönemi kıyafetleri, Osmanlı’da yemek çeşitleri çocuklar tek tek tek hepsini görürler. Mesela farz edelim Viyana Muhasarası nasıl yapıldı, onun krokisi olur, onun kısa bir filmi olur filmini seyreder çocuk. Ve çocuğun genel kültürü üstünde çok durmak lazım. Yani genel kültür sohbetleri yapmak lazım ve genel kültürü teşvik etmek lazım. Yani görgülü, kaliteli insan olmaya teşvik edilmesi lazım. Yoksa onu imtihanla cendereye almak falan değil. Yani samimi öğrenmiş mi öğrenememiş mi ona bakmak lazım. Yani genel kültürünü artırmış mı? Normal bir zekaya sahipse zaten mutlaka genel kültürü artar o ortamda. Yani suizan etmeye lüzum yok çocuğa. Farz edelim paleontoloji müzesine gitti, görmüş müzeyi. Yani onun anlayamadığını iddia etmemiz çok zor, değil mi çok çok zor milyonda bir ihtimal. O görsel pratiği yaptıktan sonra o çocuğu bence imtihan etmeye bile gerek yok. Eğer akli dengesi de yerindeyse tamamdır, anlamıştır yani.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Alp Bey’in bir sorusu var.

VTR: Müebbet hapis almış insanları ilaç sektörü için bilimsel denek olarak kullanmalı mıyız?

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Yani adam hapse girdiyse yine Türk vatandaşı oluyor. Sadece o cezayı almış oluyor. Hürriyeti kısıtlanmış oluyor. Denek olarak o Mengele falan vardı sapık, faşizan bir hareket olur, çok ürkütücü. Tahayyülü bile mümkün değil. Olmaz öyle şey tabii ki.

Çocuklara işte “yarın sizi imtihan edeceğiz, kağıtları hazırlayın” falan öyle değil de görgülü, kültürlü olmanın süksesini onlara hissettirmek lazım. Yani kaliteli olmayı zevk haline getirtmek lazım, kültürlü olmayı zevk haline getirmek lazım. Kültürlü olduğunda hayatında her yerinde onu kullanacağını, o konuda başarılı olacağını ona göstermek lazım. Mesela farz edelim eli kanıyor. Eline tentürdiyot sürüyor ama tentürdiyot yarayı parçalar normalde. Mesela sadece oksijenli su sürüyor o da yeterli değildir sadece oksijenli su sürmesi. Tentürdiyodun kullanılacağı bir yer değil o. Mesela genel kültürü olursa oraya daha uygun bir antiseptik sürebilir. Mesela tıp bilgisi de verilmesi lazım çocuklara. İlkokulda, ortaokulda, lisede hiç tıp bilgisi verilmiyor. Ancak tıp fakültesine giden öğreniyor. Halbuki pratik tıp bilgileri çocuklara çok detaylı öğretilebilir. Kalbi durana kalp mesajı nasıl yapılabilir, tansiyonu yükselenin tansiyonu nasıl düşürülür, tansiyonu çok düştüyse tansiyonu nasıl çıkarılabilir, nefessiz kalan adama ne yapılabilir? Mesela oksijen nasıl verilir, ne mahsuru var bunların? Hepsi öğretilebilir. Çünkü doktor çağırmak çok zor bir şey. Ambulansın oraya yetişmesi falan, en az yarım saat sürüyor ambülans. Yarım saatte o insan rahatça ölebilir. Ama pratik bilgisi olan bir insan, o insanı kurtarabilir orada. Çocuklara da pratik tıp bilgisi verilebilir. Mesela hiç yapılmayan bir şey bu. Bu yapılabilir. Sanat bilgisi verilebilir. Estetik, kalite bilgisi verilebilir. Kalite nedir? Sanat nedir? Eşyalar nasıl güzel olabilir? Ev nasıl güzel olabilir? Bir insan nasıl güzel olur? İnsanların nasıl güzel olması gerekir? Mesela ben bugün de yine dışarıya çıktım. Baktım genç kızlara hep bakımsız çocuklar. Yani güzel genç kız çok nadir oluyor, bakımlı genç kız. Çünkü çocukları öyle yıldırmışlar ki. Eğer bakımlı ve güzelse, o kıza hakaret ediyor birçok kişi. Yani bir güzel hanım geçtiğini düşünelim. Tek karşılaştığı şey, birçok çevrede hakaret ve çirkin sözler. Taltif edilmiyor. Beğenilmiyor. Takdir edilmiyor. Bilakis. Mesela bakımsız olan, mesela saçları keçeleşmiş, sadece üstüne uydurma bir tişört giymiş. Bir ayakkabı ayağında, eski bir ayakkabı, spor ayakkabı veyahut bir şey. Blue jeanimsi bir şey, kirli, günlerden beri yıkanmadığı anlaşılan bir şey. Yüzünde hiçbir makyaj yok. Bakım yok. Elinde ya gofret ya dondurma. Başı yerde. Yahut elinde bir telefon. Yahut elinde bir sigara. Dümdüz gidiyor adam. Yahut kadın, bayan. Mesela bu çok ürkütücü. Mesela güzel, kaliteli, bakımlı insanların çok çok fazla sayıda olması lazım. Avrupa buna çok dikkat ediyor. Biz buna Türkiye’de çok dikkat edebiliriz. Evler çok kaliteli olması lazım. Kaliteli ev çok nadir. Evinin önü çiçeklik, bağlık bahçelik ev çok nadir görülüyor. Evler işlevsel oluyor. İnsanların kıyafetleri işlevsel. İnsanların hayatının gayesi de işlevsel oluyor. Canlı kalmaya çalışıyorlar sadece. Yani sanat, estetik, güzellik, kalite tamamen bir tarafa bırakılmış ve çok büyük bir kitle bunu kabul etmiyor. Avrupalılar da buraya geliyorlar. Bunu görüyorlar. Dehşete kapılıyor adamlar. “Aman aman Avrupa Birliği’ne bunları almayalım” diyor adamlar. Anlamıyor birçok resmi kurum ve kuruluş. “Bizi niye almıyorsunuz?” diyor. Adamlar bunu söyleyemiyor. Adamların almamasının nedeni, gelenekçi Ortodoks sistemin meydana getirdiği kalitesizlik anlayışı. Kadınlara değer verilmemesi. Dekoltenin ağır baskı altında olması. Kadınların güzel giyinmesinin, bakımlı olmasının ağır baskı altında olması ve çok fazla olmasa da adamlar az da olsa bu etki net kendini gösteriyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Üsküdar’dan Ferhat Bey’in sorusu var.

VTR: Şefaatin İslamiyet’te yeri nedir?

ADNAN OKTAR: Şefaatin İslamiyet’te yeri nedir? Şefaat; Cenab-ı Allah der ki “Ben falanca kulumu affedeceğim ama senin vesilenle affedeceğim.” Sen “Ya Rabbi affet bu kulu” dersen, “Ben affedeceğim” der Allah. Aslında affeden Allah’tır. Kulunun ona hiçbir etkisi yoktur. Sadece Allah kulu vesile eder. Mesela Peygamberimiz (sav) gelir der ki “Ya Rabbi benim kullarımı affet” der. Ama o biliniyordur zaten. Yani Peygamber (sav)’in demesi üzerine affedilmez. Yani Allah bilmiyor da Peygamber (sav) biliyor değil yani. Allah zaten affedeceğini biliyor. Sadece onu, o güzel nimetle süslemiş, şereflendirmiş oluyor. Yoksa Allah affetmeyi bilmiyor da, Peygamber (sav) ikna ediyor; böyle bir şey olmaz. Bazı rivayetlerde hep böyle Peygamber (sav)’in Allah’ı ikna ettiği iddia edilir. Yahut Musa Peygamber (as)’in Allah’ı ikna ettiği söylenir. Hatta Peygamberimiz (sav)’e aracılık ettiği iknada, Hazreti Musa (as)’nın söylenir. Bunlar çok korkunç ifadeler. Yani Allah akıl edemiyor da haşa, peygamber biliyor ve peygamber Allah’ı zorla ikna ediyor. Uzun uzun uğraşarak ikna ediyor. Böyle bir şey olmaz. Bunlar putperest inançlar. Çok vahim hatalar. Allah bu kardeşlerimizi affetsin. Allah hidayet versin. Akıl versin.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Volkan Bey’in bir sorusu var.

VTR: Benim merak ettiğim iki soru var. Size sadece birini soracağım. Diğeri bende kalsın. AK Parti’nin her seçimde neden kazandığını merak ediyorum. Birincisi bu. Çok düşünüyorum. Diğer partiler farklı kampanyalar yürütüyorlar ama genelde AK Parti kazanıyor ve yıllarca bu böyle sürdü. Daha ne kadar gidecek merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: AK Parti’nin iktidar olmasına illet olmuş. Herhalde bu işte bir yamukluk var diye düşünüyor, Allahualem. Usulsüzlük olduğunu düşünüyor olabilir. Bak AK Parti değil de, sen herhangi bir parti kur. Sağ bir parti, herhangi bir parti. Sağ merkez parti. Aynı AK Parti’nin aldığı oyu alır. Onun yerine mesela ANAP vardı. ANAP da alıyordu. Onun yerine Doğruyol Partisi’ni getiriyorlardı. Doğruyol da alıyordu. Menderes, Demokrat Parti’yi kurdu, o da aldı. Yani Türk seçmeninin yüzde yetmişi genellikle merkez sağa oy verir. Herhangi bir merkez sağ parti kurulsun ama tabii güçlü bir parti olması lazım. Yani halkın beğeneceği elemanlar olması lazım. Mesela biraz CHP’den, biraz Milliyetçi Hareket Partisi’nden, biraz Doğruyol Partisi’nden. Mesela AK Parti’nin yaptığı bu, dikkat ederseniz. Her partiden adam aldı. Böyle olunca orta sağ olmuş oluyor işte. Orta sağ. Merkez parti oluyor. Merkez parti oldu mu, zaten her zaman iktidarı alır. Ben onun için diyorum CHP’ye “Solun en sağına gelsin. Merkez parti olsun.” Mesela AK Parti’den adam alsın. CHP kendinden adam alsın. Milliyetçi Hareket Partisi’nden adam alsın. Saadet’ten adam alsın. Orta sağ görünen fakat aslında zayıf sol olan, bir parti oluşmuş olsa yine ezer geçer söyleyeyim.  Hiç fark etmez. Millet çok ezildi zamanında. Yani bizim Türkiye’mizin köylüsü çoktur. Ben de köylüyüm. Yani köylü çoktur. Köylü insanları çok ezdiler. Yani mazlum insanları çok ezdiler. Adam yerine koymadılar. Hep de bu çoğunluktur Türkiye’de, yani kasabalı, köylü. Mesela Kastamonulu, Manisalı insanlar, köy yerindeki insanlar ezilmek değil, onurlanmak isterler. Şefkat ve saygı isterler. Şimdi “Beyaz Türkler” tabir ediyor, bazı tipler var biliyorsunuz kendine Beyaz Türk diyor. Hakikaten bunlar görgülü, kaliteli insanlar. Ama dindarlardan, garibanlardan, bilgisi az olan insanlardan, bir kısmı nefret ediyor. Ve nefretini de azgın bir dille gösteriyor. Yani kin dolu bir üslupla gösteriyor. Bu asker içinde de var böyle tipler. Mesela dindarlara karşı öfkeli tipler var. Dindarlardan hoşlanmayan tipler var. Bunların sevgisizlik ruhunun ortadan kaldırılması, sevginin esas alınması lazım. Mesela bak Tayyip Hoca ne yapıyor? Sevgiyi esas alıyor. Gidiyor çocukları seviyor. Yaşlılara sarılıyor. Soldan adamlar almıştı başta biliyorsunuz CHP’den. MHP’den çok fazla adam aldı. Saadet Partisi’nden insanlar aldı. Her görüşe açık oldu ve orta sağı oluşturdu. İşin sırrı budur. CHP de eğer orta sağ benzeri sol bir partiyle iktidara gelmek istiyorsa, bütün halkı kucaklaması lazım. Said Nursi’ye, Süleymancılara herkese sevgi göstermesi gerekiyor. O zaman başarılı olabilir.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Levent’ten Serap Hanım sormuş.

VTR: İstanbul’un ulaşım problemine nasıl çözüm bulabilirsiniz?

ADNAN OKTAR: İstanbul’un ulaşım problemi, en güzel yeraltıdır. Kat kat yeraltından. Mesela tüp geçit yapıyorlar. O tüp geçidin altından da yine yapılır. Bunu yabancı firmalar bedava da yaparlar. Çünkü parayla alıyor geçiş. Mesela dersin “Arkadaş sen bunu yap. Beş yıl geliri sana.” Bıraksın. Kısa sürede yapar adamlar. Her yeri yollarla donatmak lazım, yeraltında. Bir de gecekondulaşma tarzında, İstanbul’un her yerini biçimsiz yapılarla kaplamışlar. Yol boyu. Yani büyük mağazalara gidiyorum her gün. Gelirken içler acısı. Her yer çirkin. Her yer çirkinleştirilmiş. Yüzde yetmiş, seksen çirkinleştirilmiş. O binaların hepsinin yıkılması lazım. Yeşillik, bağlık bahçelik güzel yerler yapalım. Tarihi görünümlü çok hoş binalar yapalım. Dünyanın en güzel şehri olsun. Mesela Tayyip Hocam’ın o Kanal İstanbul Projesi güzel o. Ama bu evlerle, bu olmaz. Kanal İstanbul Projesi’nin uygulamasında, o bölgeye, o tarafa, deniz kenarlarına bütün o vatandaşlarımızın evlerini taşıyalım. Onlara geniş arazi verelim. Mesela buradaki evi elli metrekare, yüz metrekareyse, bin metrekare toprak verelim. Ne yapıyorsa yapsın orada. Geniş güzel. Ama ev modelleri villa tipi ve güzel, gösterişli evler olarak gösterelim. Öyle yığma, bozuk, kalitesiz yapıya müsaade edilmesin. Planlı ve düzgün olması. Hem deniz kenarında yaşarlar, hem de güzel bir hayat yaşarlar. AVM’ler falan oraya kaydırılsın. Birçok resmi bina da oraya kaydırılsın. Mecburen oralar güçlensin gelişsin. Böyle bir tedbir alınabilir.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kartal’dan bir izleyicimizin bir sorusu var. Mete Bey.

VTR: Ben şunu merak ediyorum. Bu kadar kitabı nasıl yazdınız?

ADNAN OKTAR: Vallahi ben de şaşırıyorum. Şimdi yaklaşık yirmi kitap daha var. Yani hazırladığım şu an. Hatta yirmi iki tane. Yirmi iki tane daha, liste olarak var. Elimde anlatabilirim. Şimdi yavaş yavaş anlatıyoruz. Her anlattığım konu, ilgili kitaba bölüm olarak hazırlanır. Mesela ben şimdi burada bir konu anlattığımda, o bölümü alır arkadaşlarım, benim yardımcılarım arkadaşlarım. O kitaba bölüm olarak onu aktarırlar. Onun belgelerini bulurlar. Belgeleri bana gösterilir. Ben o belgeyi uygunsa, oraya yerleştiririm. Yani yerleştirilmesi için rica ederim. En sonunda redaktöre gider. Yani bu kısa sürede olan bir şey olmuyor. Şimdi o yirmi iki kitap en az benim iki yılımı alır. Şu an devam ediyor yani. Ama bir yıl, bir buçuk yıl sonra bayağı bir kısmı çıkmış olur kitapların. Her konuşmam kitaba geçer. Mesela bana her sorulan soru, kitapta bir bölüm olmuş olur.

Sevginin Türkiye’de milli bir sorun haline getirilmesi lazım. Yani sevgisizlik milli bir afettir. Milli bir afet, büyük bir beladır. Bu konuda devletin seferberlik ilan etmesi lazım. Sevgi seferberliği. Mesela Irak’ta sevgi yoktu, Allah mahvetti. Suriye’de sevgi yoktu, mahvetti. Herkes mahvoldu. Sevginin olmadığı her yer çöküyor. Sevginin ön plana alınması lazım. Bu ordu içinde de var, polis içinde de var, memurlar içinde de var sevgisizlik. Mesela sadece paralel yapının subayları sevgisiz merhametsiz biliniyor. Halbuki paralel yapı dışında da subaylarda İslam’a, dine karşı, Müslümanlara karşı çok öfkeli olan insanlar var. Müslüman tarikatlara, cemaatlere karşı çok öfkeli insanlar var. Mesela diyor ki adam “FETÖ’yle çatışmada vurulmuş.” Yani bu bir ölçü değil. Sadece biz bununla anlamayız. Adam kazayla da vurulmuş olabilir. Veyahut bir sıradan olayın içinde de yer almış olabilir. Yani orada hakikaten başkaları çatışıyordur, ona rast gelmiş olabilir. Veyahut o an menfaatiyle çatışan bir gruptur. Adam Maocudur mesela. Maocu bir askeri darbe yapmak istiyordur da ama onlar paralelcidir, onların darbesine karşıdır. Ama kendisi de darbecidir. Kendisi de darbecidir ama onlarla çatışabilir. Yani darbeci, darbeciyle de çatışabilir. Ve yaralanabilir. Onun kahraman olduğunu göstertmez. Ama tabii subaylarımızın büyük bölümünü ben tenzih ediyorum.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: 911 kilometrelik Suriye sınırına, 688 kilometre uzunluğunda duvar inşa eden Türkiye, İran sınırına da askeri kuleyle 144 kilometrelik duvar örme kararı aldı.  

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam Seddi Zülkarneyn’i oluşturuyor bakalım. Hayırlısıyla. Seddi Zülkarneyn yaptı. Tabii, bir nevi Seddi Zülkarneyn. Ama inşaAllah o duvarlar da yıkılacak. İttihad-ı İslam olacak. Duvarlara falan hiç gerek kalmayacak. O duvarları yüzme havuzuna çevireceğiz. Onlardan çok iyi yüzme havuzu olur. Güzel çerçeve içine alırsın. Sıcakta Urfa’da falan. Balıklama içine atlar yüzersin. İnşaAllah.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: İtalyan sokaklarına ait resimler var.

ADNAN OKTAR: İşte kalite anlayışı böyle olması lazım. Güzellik anlayışı böyle. Binalar güzel olacak. İnsanlar güzel olacak. Kıyafetler güzel olacak. Yiyecekler güzel olacak. Her şey güzel olacak. Yani sırf yaşamak için yaşanmaz. Türkiye’de acil kalitenin yükseltilmesi gerekiyor. Bak genç kızları, hemen hemen büyük bir bölümünü hayata küstürmüşler. Genç kızlarda beğenilme arzusunu ben göremiyorum sokakta. Hiç kimse göremiyordur. Beğenilmekten korkar hale gelmişler. Beğenmekten korkar hale gelmişler. Sevmekten korkar hale gelmişler. Sevilmekten korkar hale gelmişler. Güzel olmaktan korkar hale gelmişler. Bu nedir, bu? Böyle bir şey olur mu? İnsanlar güzel olsun. Arabalar güzel olsun. Evler, eşyalar, çiçekler, bahçeler her şey güzel olsun. Böyle olmaz. Böyle hayat olmaz. Sadece yaşamaya çalışan insanlardan oluşursa bir topluluk, büyük bir çoğunluk böyle olursa olmaz. Azınlık da öyle bu durumda olsa yine olmaz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Çöl çit kuşunun resimlerini göstermek istiyoruz. Güney Avusturalya’da yaşayan bir kuş türü çöl çit kuşu. Erkek kuşların mavi tüylerinin özelliği güneşten gelen ultraviyole ışığı güçlü şekilde yansıtmasıyla oluşuyor. Her durum için özel şarkıları var. Birbirlerini tehlikeden haberdar etmek için de şarkı kullanıyorlar. Çok hareketli bir kuş türü, ortalama on gram kadar ağırlığında. Küçük zıplamalarla geziyorlar. Günün sıcak saatlerinde de istirahat ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hürriyet’te son birkaç gündür “YPG ile işbirliği yapalım” çağrıları yapılmaya başladı. Dünkü Ertuğrul Özkök yazısından sonra bugün de Ahmet Hakan aynı çağrıyı yineledi. “Madem Amerika ve Rusya Suriye’de Kürtler üzerinden iş çevirmeye meraklı acaba biz de Suriye’de ezber bozup Kürtlerle işbirliğine mi gitsek? PKK ayrı, YPG ayrı falan mı desek? Salih Müslim’i Ankara’ya mı davet etsek? Barzani modelini temel mi alsak? Rakka’ya Kürtlerle ilerlemeyi mi düşünsek? Kısacası oyunu kuranların oyunlarını başlarına mı geçirsek?” Dedi. 

ADNAN OKTAR: Oyunu kuranların oyununu başına geçirmenin yolu bu değil. Orda sen oyuna gelirsin. Onların ana oyununu bozacaksın, ana oyun nedir? Darwinizm, materyalizmdir. Çünkü Obama mantığı halen devam ediyor yani Marksist mantık. Marksist, Leninist düşüncenin kökeni de Darwinizm’dir. Devlet anti-Darwinist politikayı izlemeye başlarsa bu sistemin beynini parçalamış oluyor ta en kökünden parçalamış olur ve mahveder, darmadağın olurlar onun dışında bu güçlü sel, bu güçlü kasırga önüne geleni silip, süpürür götürür söyleyeyim; öyle olmaz. Bizim asıl vurabileceğimiz yer ortada ve ona da güçleri yetmez, oradan vurursak en başından beyninden vurmuş oluruz ama öbür türlü ayağından direnmeye kalkarsak hem Amerika, hem Rusya’ya karşı direnmek Çin’e karşı da direnmek demektir bu, bütün dünyaya karşı direnmektir bundan pek netice çıkmaz, böyle netice alınmaz. En güzel netice onların beyin sistemini yok etmektir. Dolayısıyla Darwinizm’e, materyalizme vurmak, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatarak gençliği çok imanlı yetiştirip buradan Darwinist, materyalist, Marksist, komünist Allahsız, Kitapsız insan çıkmasını engellemek bununla net netice alırız.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kenan Erdal kardeşimizin oğlu Gökalp bir soru göndermiş size.

VTR: Allah beni yakar mı?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını, sen zaten bayağı iyi bir konumdasın, güzel bir konumdasın. Çünkü nesin? Vildansın. Vildanın hükmü ne? Melek hükmünde, sen şu an melek hükmünde olduğuna göre hiçbir melek cehenneme gitmez, sen ne yaparsan yap cehenneme gitmezsin zaten çünkü sabi yani masum hükmünde masum olduğu için yeri cennet. Zaten mümin olarak da yetişeceğine göre, muttaki olarak da yetişeceğine göre, Allah’a boyun eğeceğine göre de yine Allah’ın izniyle cennetle, Cemalullah’la şerefleneceksin. Cehennem kafirler içindir, sen küfre düşmezsen, Allah’ı çok seversen Allah’tan cenneti umabilirsin.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hanife Erol’un bir sorusu var Ankara’dan izleyiciniz.

VTR: Merhabalar Adnan Bey, terör eylemlerinin tekrarlanmaması için neler yapılmalı? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Terör eylemlerinin tekrarlanmaması için terörist yetişmesinin durması gerekiyor. Her gün ne diyorlar? İşte ‘kırk kişi etkisiz hale getirildi, yetmiş kişi’ kırk yıldan beri biz bunu duyuyoruz. Her gün işte elli kişi, yüz kişi demek ki tükenmeyecek, tükenmeyeceğine göre bu bataklığın kaynağına inmek gerekiyor, bu bataklığın özelliği nedir oraya bakmamız lazım. Bu bataklıkta insanların beyni ele geçiriliyor beyin neyle ele geçiriliyor? Fikirle ele geçiriliyor. Bu fikir ne? Darwinist, materyalist, Marksist sistem. Biz Darwinist, materyalist, Marksist sistemin geçersizliğini anlattığımızda bu beyinler bir daha ele geçer mi? Geçmez. Geçmeyince o bataklık kurumuş oluyor, kuruyunca bataklıktan sivrisinekler çıkmamış oluyor, çıkmayınca çatışma da olmaz, terör de olmaz, olay da olmaz yani meseleyi kökünden kurutmuş oluruz. Kökünden kurutmadıktan sonra elli kişiyi etkisiz hale getirirsin yüz kişi gönderirler, yüz kişiyi etkisiz hale getirirsin bin kişi gönderirler, bin kişiyi etkisiz hale getirirsin on bin kişi gönderirler. Nitekim bak Türkiye’nin çevresini de sardılar bütün sınır boyuna iki yüz, üç yüz kilometre kalınlığında yedi yüz, sekiz yüz kilometre boyunda bir Kürt, komünist, Marksist, Leninist devlet yapılanması krokisi oluşturdular güya. Şu an Amerika tanınmış olsa, Rusya tanınmış olsa orda Marksist, Leninist, komünist Kürdistan kurulmuş olacak. An meselesi yani an meselesi. Zaten Amerika, Rusya kabul etti mi bitti bütün dünya ülkeleri kabul eder. Çok nadir ülke kabul etmez. Büyük bir tehlike bu, onun için fikri mücadele esastır, bütün Avrupa’nın ve İngiliz derin devletinin desteklediği deccali bir yapıya karşı iman hakikatleriyle karşı konabilir. Bunu Bediüzzaman defalarca açıklıyor. “Koca Çin’i” diyor “az zamanda yutan bu komünisti kuvvetine karşı” diyor “ancak iman hakikatleriyle ve Kuran mucizeleriyle Kuran hakikatleriyle karşı konabilir” diyor. Yani “Darwinist, materyalist sistem dağıtılarak karşı konabilir” diyor “bunun dışında bunlara güç yetmez” diyor. Atatürk de diyor “bunlarla silahlı mücadele olmaz” diyor Atatürk, “fikri mücadele yapılması lazım” diyor. “Karşı alternatif fikir anlatılması lazım” diyor. Atatürk’ün çok uzun anlatımları var.

YPG’ye katılanların çok büyük bir çoğunluğu Türkiye’deki solculardan Kürtlerle de hiçbir ilgisi yok birçoğunun, çoğu da üniversite öğrencisi azılı PKK’lı komünist olarak gidiyorlar oraya. İçlerinde Ermeni de var, Kürt de var, Laz da var, Çerkez de var, Azeri de var hepsi var ama ortak özellikleri Darwinist, materyalist, komünist olmaları. Darwinist eğitimin sonucunda böyle olmuş adamlar.

Osmanlı savaş düzeninde düşman arkadan sarılırdı her yerinden hilal şeklinde alınıp içine kapatılıp o şekilde ezilirdi. Şimdi de komünist, Marksist sistemi hilal şeklinde sarıp Darwinist, materyalist yönlerini tamamen imha ederek ortaya alıp yok etmek gerekiyor yoksa onlarla böyle dışardan göğüs göğse milyonluk ordularla mücadele etmek bir yöntem değil, direkt küfrün beynini dağıtmak gerekiyor. Kuran’da diyor Allah, “Hakkı batılın üstüne atarız, beynini darmadağın eder” diyor. Darwinizm’i, materyalizmi yok ettiğinde hükümet dünyadaki en büyük zaferi elde etmiş olacak. Bunun dışında İngiliz derin devletiyle bir savaş mevzubahis değil. Mesela bak şu an “Türkiye’ye gelin sizle dost olalım” dedi İngiltere, eğer bunu kabul ettirirse -ki ettiriyor gibi görünüyor- işte diyecek bak adamlar bizim yanımıza gel dediler gayet iyi aramız dolayısıyla İngiliz derin devleti diye bir şey yok diyecekler, İngiliz derin devleti bunu İngiliz devletine yaptırtıyor. Çünkü İngiliz devletinin yapacağı bir şey de yok, direnebileceği bir şey yok. “Darbe günü onlar geçmiş olsun dediler” diyor. Kardeşim zaten en şüpheli olay bu, bütün dünya ilgisiz dururken İngiliz derin devletinin etkisiyle bir tek bunu yaptıranlar geliyorlar diyorlar “geçmiş olsun.” Devleti değil, İngiliz derin devletini biz burada suçluyoruz. Katili kan tutar genellikle. Yoksa adamlar bizim iyi olmamızı niye istesin, bütün Avrupa karşıyken bunlar bizden yana olacak, neden istesin? İngiliz derin devletinin merkezi İngiltere olduğu için ve yakalandıkları için onların bize iyi davranması gerekiyor şu an. Yıllardan beri iyi davranmamış adam sana niye iyi davranıyor birdenbire? Yakalanmaktan kaynaklanıyor. Yıllardan beri sana cephe almış, tavır almış, hiçbir şekilde kaale almamış ama şu an sana birden iyi davranıyor, bu niye bil bakalım? Gırtlağına çöktük de onun için kanunla hukukla, ilimle irfanla altımıza aldık, şimdi can havliyle elini uzatıyor. Tamam Türkiye elini uzatsın bir şey dediğim yok ama oyunu da bilmesi gerekir.

Mesela 15 Temmuz darbesinin komuta merkezi Akıncı Üssü iddianamesinde darbe planının 31 Aralık 2015’te Adil Öksüz’ün İngiltere’ye gitmesiyle başladığı tespit ediliyor. Niye İngiltere’den başlıyor darbe planı? Açık değil mi? Başlatan yer ora, bizi kurtarmaya kalkan da orası, geçmiş olsun diyen de orası. Adil Öksüz’ün İngiltere’de olduğu dönemde baş şüpheli diğer kişiler de İngiltere’ye gidiyorlar yani asıl darbeyi yönetenler de oraya gidiyorlar. Orda yapılan görüşmeden sonra Amerika’ya gidip Fethullah Gülen’in onayı alınıyor. Darbe planı sırasında diğer şüpheliler de sık sık İngiltere’ye gidiyorlar yani darbeden sonra da, darbe planının yapıldığı anlarda da sürekli İngiltere’yle bağlantı var telefon ve internet bağlantısı var başka hiçbir ülkeyle bağlantı yok, nedir bu? Sonra da diyor ki İngiltere “geçmiş olsun ya” diyor “ne oldu bir şey mi oldu, üstünüze bir toz falan mı bulaştı bakalım” falan diyor. 15 Temmuz darbesi İngiltere’den yönetildi, bütün tutanaklarda bu görülüyor, İngiltere de Türkiye’ye “geçmiş olsun” diyor. Biz İngiliz halkıyla bir alıp veremediğimiz yok, devletiyle de alıp veremediğimiz yok fakat İngiliz derin devleti tarafından yönetildi İngiltere’den darbe, herkes biliyor.

Evrim, Darwinizm bilim değil, tesadüf üzerine kurulu bir putperest inancı yani kainatın yaratılışını canlıların, bitkilerin, insanların yaratılışını baştan sona tesadüfle açıklayan bir pagan dinidir eski Sümerlerden kalma, eski Mısır’dan kalma bir pagan inancıdır. Hatta Hz. Musa (as)’ ya da Firavun Nil’in çamurlarından tesadüfen olduklarını söylüyor. O zaman işte o asasını atıyor Allah’ın yaratılışını gösteriyor. Yani yaratılışı ispat ediyor tek bir hareketle. Ama adam yine inanmıyor “Bu büyü” diyor.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Başka bir izleyici sorumuz var.

VTR: Depresyonu önlemek için neler yapılmalıdır?

ADNAN OKTAR: Hep hayır düşünmek lazım, pozitif düşünmek lazım. Yani aleyhte düşünmemek lazım. Çünkü her şeyi tek tek Allah yaratıyor. Her şeyde hayır vardır. Yani mesela başı ağrısa onda bir hayır vardır, ayağı bir yere takılsa hayır vardır. Hayırsız hiçbir şey olmaz. İnsanlar hep aleyhine zannettikleri için ondan çok sıkıntıya giriyorlar. Halbuki her şeyde hayır olduğunu bilmiş olsalar Müslümanlar hiç sıkıntı çekmezler. Kuran’a tam uymak, Kuran’ın ifadesiyle şifadır. Allah, “Gönüllerde olana şifadır.” diyor Allah, Kuran için. Şifa olan ayetler indiriyor Cenab-ı Allah. Kuran’ı tam yaşayan ne ruhi ne de o tarz rahatsızlıklar çekmez. Yani bedenen de sağlıklı olur ruhen de sağlıklı olur. Tabii imtihan olarak rahatsızlıklar gelebilir ama genel anlamda çok sağlıklı olur. Şifadır Kuran. Tevekkül eden, her şeyin Allah’tan olduğunu bilen bir insanın gönlü müsterihtir, neşelidir, rahattır. Akıl sağlığı da yerinde olur, ruh sağlığı da yerinde olur.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Antalya’dan Erol Bey bir soru yollamış.

VTR: Benim sorum maddenin hakikatiyle ilgili. Madde aslında yoksa Kuran’da Allah’ın ‘var ettim’ dediği varlıkların mahiyeti nedir? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Var ettim dediğini zaten görüyoruz. Allah sözünü yerine getiriyor. Mesela “Dağlar yarattım.” diyor dağı görüyoruz biz. Dağa gidip dokunuyoruz. Şimdi Allah’ın kastettiği ne? “Görmeyi yaratacağım.” diyor, “Dokunmayı yaratacağım, kokuyu yaratacağım ve tadı yaratacağım.” diyor. Yani “Beş duyuyu size yaratacağım.” diyor. Beş duyuyu yaratıyor, beş duyuyu sen onu hayal olarak alıyorsun. Yani Allah sözünden dönmüş değil. Ha sen kafanda ayrıca bilincinde bir madde oluşturuyorsan bu ayrı. Yani görmediğin bilmediğin bir şey oluşturuyorsan ayrı. Ama senin gördüklerin mesela güneşe baktığında güneşin görüntüsünü görürsün. Aya baktığında ayın beynindeki görüntüsünü görürsün. Mesela adam yatına bakıyor yatına baktığında yatın beynindeki görüntüsünü görür, yatını göremez. Veyahut mesela araba almış oluyor son model güzel bir araba alıyor. O arabanın beynindeki görüntüsünü görebilir. Allah sözünü yerine getiriyor. Çünkü onun istediği nedir arabanın görüntüsünü görmek değil mi? Görüyor. Dokunma hissi? Onu da alıyor. Tat, koku hepsini hissediyor. Mesela arabasının bir parfümü varsa onu da hissediyor. Allah sözünü yerine getirmiş oluyor. Yani olmayan, yapılmayan bir şey olmuş olmuyor. Allah “Yıldızlar yarattım.” Diyor. Bakıyorsun yıldızları görüyorsun. Ama görüntü olarak var. Allah sözünden dönmüş olmuyor. Sen denileni görmüş oluyorsun.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sevimli hayvan resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Hayret bak onları yavrusu gibi emziriyor. Kirpiler çok komik musallat olmuşlar. Dün yolda giderken dombili bir kirpi karşıdan karşıya geçiyordu. O taşı çıkamadı tırmanamadı. Biz de arabayla bekliyoruz beyefendinin keyfi olsun diye. Bir daha dombili canıyla denedi yine çıkamadı. Bu sefer baktı olacak gibi değil geri döndü gayet sakin uykulu gözlerle de bize bakıyor oradan çekti gitti.

Evet, soruyu çeken videoya alan arkadaşlar daha yüksek sesle montajlasınlar ses daha net duyulsun. Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan bir izleyicinizin sorusu vardı. Gülden Hanım.

VTR: Kuran ahlakını yaşamayan, dinin gerektirdiği vecibeleri yerine getirmeyen fakat sadece benim kalbim temiz diyen insanların ahiretteki akıbetleri ne olur?

ADNAN OKTAR: Samimi olan bütün kullar kurtulur. Ama şimdi samimiyse bir insan etrafa baktığında Allah’ın varlığı bütün açıklığıyla ve ihtişamıyla hemen görülüyor. Allah olduğuna göre yani Allah bir amaçla yaratacağı da belli olur. Çünkü biz hazır bir sofraya geldiysek o sofrayı yaratan biri vardır, meydana getiren biri vardır. Ve sofra sahibinin de bir amacı vardır. Biz orada yemeği yiyip, sofrayı yıkıp devirip dışarı çıkarsak bu bizim akıllı ve samimi olduğumuzu göstermez. Değil mi? Sofra sahibine teşekkür etmemiz lazım, saygı göstermemiz lazım. “Çok güzel olmuş eline sağlık.” dememiz lazım. Cenab-ı Allah da bir nimet yarattığında O’na hamd etmemiz, şükretmemiz, O’na teşekkür etmemiz gerekiyor. Eğer teşekkür etmiyorsa, hamd etmiyorsa bir insan nasıl kalbi temiz oluyor? Bir kere kalp orada bir kere eğrilmiş oluyor. Yani o kafadaki bir insana Allah neden cennet nasip etsin bir daha. Ona oradaki sofraya şükretmeyene yeni bir sofra neden olsun? Evet.

GÜLEN BATURALP: Bir izleyici sorumuz var.

VTR: Şirk nedir? İnsanlar nasıl şirke girer?

ADNAN OKTAR: Şirk genellikle gizli de oluyor. Ama açık şirk de vardır. Mesela Hz. İsa (as)’ ya Allah diye tapıyor bir insan. Bu şirktir tabii ki. Çünkü Hz. İsa (as) diyor, “Ben Allah’ın kuluyum. Ya Rabbi bana nimet ver imkan ver.” diyor. “Gitti uyudu” diyor “İsa. Yemek yedi.” diyor. İnsan olduğu her halinden belli Allah olmadığı belli. E sen ona Allah dersen bu şirk olur. Çünkü Allah Allah’a dua etmez. İsa (as) dua ediyor Allah’a. Değil mi? Kul olduğu belli. “Ya Rabbi” diyor hitap ediyor “Allah’ım beni koru.” diyor. “Bana yardım et.” diyor. Allah Allah’tan yardım dilemez. Dolayısıyla bu bir şirk olmuş olur. Ama bazen de mesela adam eline ilacı alıyor. “Şimdi ben bu ilacı alırsam hiçbir hastalığım kalmaz.” Diyor. Yutuyor hastalığı da iyi olmuyor. O hapı putlaştırıyor, o kurtaracak zannediyor. Halbuki Allah kurtarır. O hap vesile olur. Hap dediği şey bir görüntü. Allah’ın beyninde gösterdiği bir görüntü. Hapın kurtaracağına inanması çok yanlış olur. Veyahut mesela boğazında enfeksiyon alıyor “Antibiyotik alırsam geçer.” diyor. Allah geçirir, onu vesile eder. Eğer antibiyotiği putlaştırırsa o olmaz o şirk olmuş olur.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Erhan Bey bir soru yollamış izleyicilerimizden.

VTR: Samimi iman nedir? İnsan samimi imana ulaştığına nasıl kanaat getirir?

ADNAN OKTAR: Samimi iman insanın kendisine samimi olmasıyla olur. İnsan kendisinin samimi olup olmadığını bilir. Çünkü Allah vahiyle bildiriyor insanlara. Yani insan başıboş bırakılmamıştır. Her insana Allah her an vahyeder. Bu çok büyük bir nimet bak. Bak peygambere nasıl vahyediyorsa, ama onlara sesli vahyediyor ama Allah müminlerin de kalbine vahyeder, vicdanına vahyeder. Neyin yanlış olduğunu bize bildirir, neyin doğru olduğunu da bildirir her an bildirir. Ona biz uyduğumuzda işte buna samimiyet deniyor. Ve samimi olduğumuzda biz hissederiz. Çünkü işimize gelmeyen şeyi de yapıyorsak bizim nefsimizle çatışan fakat vicdanımıza uygun olanı yapıyorsak o zaman samimiyiz demektir. Ama vicdanımıza uyuyor diyoruz ama aynı zamanda nefsimize de uymasını istiyoruz. O zaman bu samimiyetsizlik olur. Nefisle çatışmasına rağmen yapıyorsak o samimiyettir. Mesela adam yemek yiyecek, on tane pirzola kızarttı yiyor. Bir fakir kardeşi var yakın mümin aynı şartlarda müminler. O pirzolanın beş tanesini götürüp ona verirse bu bir samimiyet olur, dürüst bir tavır olur. Ama gidip bir tanesini verirse dokuzunu kendi yerse bu samimiyetsiz olur. Bu anlaşılır yani. Çünkü kardeş artık yani çok yakını. Onun ne üstünlüğü var yani onun ne aşağı yönü var? Buna benzer yani çok fazla örnek verebilirim.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Yine bir izleyici sorumuz var.

VTR: Adnan Bey programlarınızda sevgiden çok bahsediyorsunuz. Sizce sevgi dünyayı nasıl kurtaracak?

ADNAN OKTAR: Zaten kainatın yaratılış amacı, dünyanın yaratılış amacı, Allah’ın amacı gayesi sevgidir. Sevgi olmadığında kıyameti koparıyor zaten Allah. Yani yıkar, o beldeleri yok eder insanları yok ediyor. Mesela Nuh kavminde sevgi yoktu yok etti hepsini. Mesela Babil’de sevgi yoktu Babil’i olduğu gibi ortadan kaldırdı Allah. Mesel Kudüs’te o devirde sevgi kalmamıştı. Allah bütün Kudüs’ü yaktı yıktı her yeri. Sevginin olmadığını Allah Rahmani alemde gördüğünde ve bir çözümün de görünmediğini gördüğünde, tebliğin yapılmadığını gördüğünde Allah helak ediyor tamamen. Sevgi olan toplumları Allah yaşatıyor. Yoksa öbür türlü biraz sabrediyor, biraz bekletiyor. Mutlaka helak eder. Mesela Mehdiyet vesilesiyle şu an dünya ayakta. Çünkü sevgi dünyayı saracağı için bekletiyor Allah. Yoksa dünyayı tamamen yok edecek Allah. Yani kıyamet emri gelmişken şu an kıyamet durduruldu. Kıyametin meleği kıyameti durdurdu şu an. Allah’tan gelecek emri bekliyor kıyamet meleği. Mehdi (as) vesilesiyle durduruldu, bunu Peygamberimiz (sav) açık açık söylüyor. Cenab-ı Allah da ayetlerde belirtiyor. Tevrat’ta da belirtilir mesela “11 kişi olsun” diyor. “Hiçbir şey olmaz İslam’ı hakim ederim” diyor. 11 kişi.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Bitlis’te bugün şehit olan Korucumuz Çetin Karabulut’un resmi var.

ADNAN OKTAR: Helal olsun Çetin’e. Allah nurunu artırsın. Cennet kuzusu olmuş ne mutlu ona. Ailesini de tebrik ediyoruz. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. İmrendik. İmrendik aslanımıza imrendik kabadayıya. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hüseyin Bey’in sorusu var size.

VTR: Maddenin gerçeği konusunu kavrayan bir insan hastalıklara şifa olabilir mi? Örneğin uçabilir mi? Bir de Allah rızası için maddenin gerçeği konusunu canlı yayında dillendirmenizi rica ediyorum. Sevgili Adnan Ağabeyim. Sevgilerimi saygılarımı hürmetlerimi gönderiyorum.

ADNAN OKTAR: Ben de sana sevgilerimi hürmetlerimi iletiyorum. O ikinci rican olmaz yani onu anlatmam mümkün değil. Gerekçesini de açıklamıştım. Ama o dediğin doğru. Çünkü eğer bir insan maddi alemden çıkar nur haline gelirse zaten meleküt alemiyle bağlantıya geçebiliyor. Yani melekleri görebilir, Cebrail (as)’i görebilir. Madde olmaktan çıkar. Mesela Peygamberimiz (sav)’e vahiy geldiğinde Peygamberimiz (sav) madde olmaktan çıkıyordu nur haline geliyordu ondan sonra bağlantıya geçiyordu. Zaten herkesin üzerine kurşun gibi ağırlık geliyordu. Boyut değişikliğinden dolayı. Yani Peygamberimiz (sav) de boyut değiştiriyordu. Ayette de var zaten. Şeytandan Allah’a sığınırım “Beni güzel bir girdirişle girdir, güzel bir çıkarışla çıkar. Beni Katından bir sultanla destekle.” Cebrail (as) yardımcı oluyordu Peygamberimiz (sav)’e çıkışında yani o boyuttan çıkışında yardımcı oluyordu. Eğer o alemde olursa madde olmaktan çıkıyor. Zaten maddeyle ilgili her türlü problem ortadan kalkmış olur. Başka bir şey olmuş olur. Maddenin meydana getirdiği her türlü zorluk üzerinden kalkmış olur. Ama anlat dersen anlatmam tabii.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. Hızır (as) nur aleminde mi?

ADNAN OKTAR: İşte o istediğinde boyut değiştirebiliyor. Açıkça görülüyor o. Kuran’daki ayetlerden de anlaşılıyor. Hadislerden de anlaşılıyor. Ve yüzlerce yazıtta, resimde Hızır (as) sürekli anlatılmış. Yeşil görünümlü genellikle yeşil. Yeşil adam deniliyor. O boyutun özelliği olarak yeşil renge giriyor benim anladığım. Yani o ikinci boyuta girdiğinde yeşil renk alıyor. Yani maddi yapısı değiştiği için nur haline geldiği için görüntüsü de açık yeşil yani ışıklı yeşil haline geliyor. Evet. O şeyde de dikkat edin filmde de öyle görünüyor. Açık ışıklı yeşil şeklinde görünüyor. Evet.

GÜLEN BATURALP: Muhabbat Hamrayeva kardeşimizin bir sorusu var.

VTR: Adnan Bey merhaba. Programınızda Kalite Bakanlığı’ndan çok bahsediyorsunuz. Bu Kalite Bakanlığı ülkemize ne getirir.

ADNAN OKTAR: Kalite güzellik demektir, estetik demektir. İnsan ruhunun en çok ihtiyaç duyduğu, olmadığında hastalandığı bir husustur. İnsan eğer güzelliği görmezse sevgiyi yaşayamaz. Sevgiyi yaşayamazsa da Allah esirgesin ölüme kadar gider. Yani sevgisiz bir insan yaşayamaz. Öldürür insanı sevgisizlik mahveder. Yani aklını da öldürür bedenini de öldürür. Sevginin oluşması için de kalite gerekir, güzellik gerekir, estetik gerekir. Kalite, güzellik, estetik de güzellikle, imanla, akılla olur. Mesela bir kadın çok bakımlı oluyor, çok güzel oluyor, kıyafetleri çok güzel oluyor, makyajı güzel oluyor, güzel hoş bir dekolte giyiyor Allah’ın verdiği o diğer güzellikler de ortaya çıkmış oluyor. İffetli oluyor, namuslu oluyor, dindar oluyor, dürüst oluyor. Akıllı, görgülü, kültürlü oluyor. Kalite her yerini kaplamış oluyor. Ruh ona karşı o zaman müştak oluyor. Şiddetli zevk alıyor ruh ondan müthiş bir sevgi duyuyor. İşte o sevgi ruhun gıdası oluyor. Ruh onunla beslenip yaşayabiliyor. Ama ruhtan sen sevgiyi alırsan toplum ve nesil bozuluyor kavrulmaya, çökmeye ve kanserleşmeye başlıyor. Her yer kanserleşiyor. Binalar, insanlar, hayat, akıl, ruh her şey kanserleşiyor ve çöküyor. En sonunda da Allah o toplumu tamamen çökertiyor. Sevgi olmayan her toplum çöker. Sevgi kaliteyle oluyor, güzellikle olur, estetikle olur. Estetik, kalite, sevginin olmadığı bir yerde hayat olmaz. Evet.

“Hasta ziyaretine geldik dualarınızı bekliyoruz seni çok seviyoruz Adnan Hocam.” Allah şifa versin gençler bir aradalar.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Almanya’dan bir izleyicinizin sorusu var, Yıldız Hanım.

VTR: Sayın Adnan Bey, her gün programlarınızı takip etmeye çalışıyorum. Her gün değişik sevgi etiketleri yapıyorsunuz. Bunun sebebi nedir? İyi günler, teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Deccaliyet her gün sevgisizlik etiketi yapıyor ama dünya çapında; televizyonlarıyla, radyolarıyla, savaşlarıyla, dehşetiyle, mafyalarıyla, ateist mason dernekleriyle akıl almaz kan döküp, ızdırap veriyor insanlara, İngiliz derin devletinin öncülüğünde. Onun verdiği negatif elektriği biz de Rahmani pozitif elektrikle yok etmiş oluyoruz sevgi etiketiyle. O dalga dalga yayılıyor yani dünyada iki elektrik çarpışıyor. Şeytani negatif elektrikle, Rahmani Mehdiyet’in pozitif elektriği. Bizler de, ben de, siz de Mehdi (as) talebesi olduğumuz için, bizdeki o pozitif elektrik o negatif elektriği yakıp kül ediyor. Onu çekmiş olsak çok büyük bir bela dünyanın üstüne çökebilir Allah esirgesin. O vesilelerden sadece bir tanesi. Deccaliyetin insanları kıyamete çeken fitnesine karşı biz kıyameti durduracak bir tavır içinde oluyoruz. Eğer kıyameti durduracak tavır çekilmiş olsa, Allah vermesin kıyamet kopabilir her an. Allah vesile ediyor, inşaAllah Mehdi (as)’ı görürüm, siz de görürsünüz, inşaAllah İsa Mesih’i görürüm, siz de inşaAllah görürsünüz.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Enes Bey’in bir sorusu var.

VTR: Yanınızdaki erkekler ve kadınlar modeller mi?

ADNAN OKTAR: Model gibi güzeller ama model değiller. Hepsi normal aile kızları. Hepsinin işi gücü var, hepsi üniversite mezunu. En az iki yabancı dili var her arkadaşımın. Su gibi hepsi İngilizce bilirler. Çoğu Fransızca bilir, Almanca bilir. Arkadaşlarım da öyle hepsi üniversite mezunudur ama içlerinde eski model olanlar var. Mesela Nadya eski modeldir, Ali eski modeldir. Bizim Bülent ve Gökalp eski modellerdir onlar ama arkadaşlarım hakikaten çok güzel insanlar, temiz insanlar. Maddi manevi temiz insanlar. Vicdanlı, merhametli, akıllı, kültürlü, görgülü, nezaketli, nezih, saygıya önem veren, hürmete önem veren, derinliğe önem veren, tutkuyu, aşkı en yüksek duygularla yaşayan, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, genel kültürü yüksek, çok klas, kaliteli insanlar. Tabii kıskananları da çok oluyor. Ama tabii mahlukat onlar, çok çok korkunç insanlar. Onlar bizi kendi cehennem boyutlarından seyrediyorlar. Biz de onları kendi cennet boyutumuzdan seyrediyoruz, cehennem ehlini görür gibi biz onları görüyoruz. Onlar da cennet ehlini görür gibi bizleri görüyorlar. Bu, dünyanın bir özelliğidir. Allah onlara hidayet versin. Mesela Gülay Pınarbaşı o da eski modeldir, Serap Akıncıoğlu eski modeldir aynı zamanda aktrisliği de var.

İnsanın kendini sürekli teskin etmesi, geliştirmesi çok büyük bir nimettir. O masonlukta ham taşın mikap taşa çevrilmesi olarak alınır. Yani sürekli o taşı yontarak, onun içinden o düzgün taşı çıkartmak yani o ham taşın içinden insan çıkartmak. Mümin de Kuran’la, İslam’la kendini teskin edecek. Basitliklerden, sıradanlıklardan kurtulacak. Mesela çok basitlikler vardır insanlar arasında görülür, çok iticidir. O yüzden de birçok insan kompleksli yaşar, huzursuz yaşar. Mesela birbirlerine bakıp sırıtırlar sebepsiz, durduk yere. Ortada hiçbir şey yoktur, o aşağılık kompleksinden kaynaklanır. Sıradan insanlarda görülen bir şeydir. Görende bir şey var da ona gülüyor desinler diye yaparlar. Çünkü onlara yapılmıştır, ondan o rahatsız olmuştur yahut bir kuyruk acısı vardır, bir yerden canı yanmıştır. O yüzden o basit insanlarda bu görülür. Sebepsiz birbirine bakıp sırıtma, sebepsiz anlamsız gülme. Yani karşı taraf da diyecek ki herhalde bir şey var ama ben göremedim. Fark etmediğim bir şey var ona gülüyorlar. Hem kendine güven getirmek için bunu yaparlar aşağılık kompleksi içinde olan insanlar, hem de o basitliklerini, o kenar mahalle kültürünü vurgulayarak bir yere varacaklarını zannederler. Mesela bu bir alt kültürdür bu, bir alt karaktersizlik yönüdür. Ama kaliteli Müslümanlar böyle şeylere hiç tenezzül etmezler. Bunun üstüne çıkar, daha da onun üstüne çıkar, daha da onun üstüne çıkar, her türlü basitlikten kendilerini korurlar. Çünkü basitlikler bir tane, iki tane, üç tane değildir, çeşit çeşittir. Ben sıradan bir örnek verdim. Mesela bir dil sürçer. Ona birbirlerine bakarak, katılarak gülerler. Bu adiliktir, basit bir insan yapar bunu. Veyahut ayağı bir yere takılır, oturup ona güler.  Bu onun basitliğinden, ne kadar düşük seviyede, çok alt derecede sıradan, görgüsüz, kalitesiz birisi olduğunu gösterir. Yani vahşiliğinin oranını gösterir. Asil bir insanın aklının ucundan bile geçmez öyle basit şeylere gülmek. Onun için ünlü sözdür; “Basit insanlar, basit şeylere, basit şekilde güler” derler. Basitliğe basitlikle karşılık vermek Müslümana yakışmaz ayrıca. Mesela adice çirkef bir söze, onun çirkefliğinde bir söz onun seviyesine düşürür. Müslüman çok asil karşılık vermesi lazım. Adi insana karşı sükut da gerekebilir bazen. Sadece uzaklaşmak da gerekebilir. Basitliğe basitlikle cevap vermek en büyük belalardan birisidir. Durduk yere insan onun seviyesine düşmüş olur.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Antalya’dan bir izleyicinizin sorusu var, Hüseyin Bey.

VTR: Hocam, bir köpeği sevdiğimizde, köpek kıyafetlerimize değdiğinde o kıyafetlerle namaz kılınmaz diyorlar. Bunun nedeni nedir? Veya bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Köpek seveceğin vakit özel bir tulum giyeceksin, kıyasıya rahat rahat seveceksin köpeği bahçede. Tabii sonra da o tulumu çıkartırsın, o kirliyi asarsın. Bir dahaki köpek sevmene kadar orada durur. Tabii ki yani çünkü köpek hayvan, kontrol edemez, her yere dokunur, her türlü kire sürünür. Sen de onu üstüne aldığında o kir olduğu gibi senin üstüne geçer. Çünkü hayvan şuurlu bir varlık değil. Namaz kılınmaz diyemeyiz, kılınır ama temizliğe uygun olmaz. Titiz bir Müslümanın her türlü temizlik kuralına dikkat etmesi gerekir. Mesela köpeği seviyor; gidip onunla yemek yiyor, olmaz. Çünkü hayvan o yani her türlü kontrolsüz hareketi yapar. Neye dokunacağı, nereyi kirleteceği yahut nereden kirlenmiş olacağını bilmez. Sen de alır onu nakledersen olmaz. Hayvanlardan bulaşan birçok hastalık var biliyorsunuz.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Yukarı Ayrancı sahnesinin uzun versiyonu var.

ADNAN OKTAR: Mesela bu filmde de insanların küçüklük kompleksleri alaycı bir dille çok iyi yerilmiş. İnsanların basitlikleri, basit eylemleri, küçük gururları, çirkin çıkışları, yakışıksız yöntemleri birçok insanın tanıyacağı şekilde gösteriliyor. Toplum arasında gördüğümüz basitlikler, onları hicvetmiş sanatçı filminde. Ama ders alacağı yerde adam, oradan örnek alıp daha da adisini yapıyor. Halbuki oradan görüp, utanıp hiç yapmaması lazım.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Nevşehir’den Hayriye Hanım’ın sorusu var size.

VTR: Hayırlı yayınlar Adnan Bey, size sorum şu olacak. Ahir zamanın fitnesinden nasıl korunabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kuran’a sıkı sıkı sarılarak, Allah’ın hükümlerine sıkı sıkı sarılarak. ‘Şeriat-ı garra’ tabir edilen Kuran’ın hükümlerine Allah aşkıyla, Allah’a sevgiyle, güçlü bir bağla bağ kurmak ve titizlikle uygulamak gerekiyor. Bu, insanın ruhen ve bedenen, sosyal yönden de çok sağlıklı, güçlü olmasını sağlar. Dünyada da kurtuluştur, ahirette de kurtuluştur.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Nevşehir’den Mine Hanım’ın yine bir sorusu var size.

VTR: Adnan Bey, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’dan ayrılmamak için imanımızı nasıl geliştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Hz. İsa (as) ve Mehdi (as)’ı biz henüz görmedik. Ben de görmedim, siz de görmediniz. İsa Mesih’i de henüz görmedik. Ama Kuran’a titizlikle bağlanarak onların yolunda olmuş oluyoruz. Çünkü Mehdi (as) gelse bizi Kuran’a davet edecek yani görsek. Ki bana göre geldi ama görsek bizi Kuran’a davet edecek. İsa Mesih de Kuran’a davet edecek. O zaman Kuran’a sıkı sıkıya bağlanırsak, hurafelerden kurtulursak, uydurmalardan kurtulursak, sadece Kuran’la amel edersek, sadece Kuran’a göre hareket edersek, Mehdiyet için en uygun talebe karakterini, öğrenci karakterini göstermiş oluruz.

GÜLEN BATURALP: Sevimli köpek resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Çok güzel oluyor bunlar. Nedir bu güzellik böyle? Yüzlerindeki o saf ve çocuksu ifade çok güzel. Allah şefkatimizi çok tahrik edecek şekilde yaratıyor. Bu çok büyük bir mucize. Halbuki hayvanlar bayağı korkunç olabilirlerdi ama hepsi çok güzel.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin mükemmel bir kitabınız var. ‘Allah’ın Munis Sanatı’ diye.

ADNAN OKTAR: Allah’ın Munis Sanatı evet.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Osman Bey’in bir sorusu var size Adnan Bey.

VTR: Hepinize iyi yayınlar. Adnan Bey, bize gelen bir bilginin doğruluğunu nasıl teyit edebiliriz?

ADNAN OKTAR: Allah onu insana ilham eder. Ama teknik bir bilgiyse bunu tabii teknik değerlendirmek lazım. Mesela bir haber geldiyse gidip soruştururuz. Bir bilgiyse onun tıbbi kaynaklarına veyahut bilimsel kaynaklarına bakarız, internetten araştırırız. Ama imani bir konuysa zaten Kuran’la hemen anlarız. Ama bunların dışında bir şeyse, herhangi bir şeyse vicdanımıza Allah ilham eder. Mesela bir insanın dürüst olup olmadığını gözlerinden, üslubundan, konuşmasından anlayabiliriz. Allah ilham eder. Müslüman için bunlar zor değildir.

Evet.

GÜLEN BATURALP: Şelale resimleri görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şelale dünyanın süslerinden bir süs. Allah’ın yarattığı mucizelerden bir tanesi. Çok çok güzel görünüyor görünüşü. İnsanın içini açıyor. Suya karşı insanın içinde içgüdüsel bir sevgi vardır, cennetten kaynaklanan bir sevgi.

İmam Mehdi (as) zuhur ettiğinde Peygamberimiz (sav) fukaha en çok ona karşı olacak diyor. O devirde mezhepler olacak diyor Peygamberimiz (sav). Mezhep imamları ve mezhebe uyanlar, mezhep mukallitleri hepsi Mehdi (as)’a karşı gelecekler. Çünkü kendi mezheplerinin karşısında olduğunu gördükleri için yani sadece Kuran’a göre hükmedilmesini istediklerini anladıkları için. Yani sadece Kuran dediği için, mezhepleri kabul etmediği için ve dolayısıyla fukahanın izahlarını kabul etmediği için fukahaya uyanlar ve fukahanın tamamının Mehdi (as)’a karşı olacağını Peygamberimiz (sav)’belirtiyor. Ekseriyetinin, çok çok büyük bir çoğunluğunun karşı olacağını söylüyor.

Onu Muhyiddin Arabi de söylüyor, İmam Rabbani de söylüyor. İmam Rabbani Mektubat’ında “Hatta bu sapkın diyecekler” diyor. “Zındık diyecekler” diyor. “İstanbul’daki büyük alim, onu zındıklıkla, dinsizlikle itham edecek” diyor Peygamberimiz (sav). İmam Rabbani de bunu belirtiyor. Böyle bir şahıs çıkacak diyor İstanbul’da, açık açık söylüyor. İmamı Rabbani’nin Mektubat’ında bu konular çok geniş geçiyor. Muhyiddin Arabi’nin yine Fütuhat-ı Mekkiye’sinde ve diğer eserlerinde çok çok geniş geçiyor. Fukaha diyor kendi mezheplerinin aksine hüküm verdiğini gördükleri için ondan hoşlanmayacaklar diyor. Karşı gelecekler ama bir şey de yapamayacaklar diyor, çekinecekler diyor. Mehdi (as) zahir olduğunda bunu da anlayacağız. Mehdi (as)’ı fukahanın kabul etmesini beklemeyin. Fukaha karşı çıkacaktır. Oradan anlayacağız zaten Mehdi (as) olduğunu. Eğer fukaha kabul ediyorsa o Mehdi (as) değildir. Fukahaya uyan mukallitler kabul ediyorsa yine Mehdi (as) değildir. Mukallitlerin de, fukahanın da o şahsa karşı olmasından anlayacağız onun Mehdi (as) olduğunu.

Bak diyor ki İmam Rabbani Hazretleri Kaddesallahu Sirruhu; “İmam Mehdi çıktığı zaman hasseten (özellikle) fukaha (fıkıh alimleri) ona (Mehdi’ye) düşman olacak.” Karşı olmayı bırak düşman, yani elinden gelse öldürecek yani. Elinden gelse saldıracak. Öyle kinlenecekler. “Onun (Mehdi’nin) kılıncı kardeşleridir. Elindeki kılınç olmasaydı, (yani kardeşleri olmasaydı) zamanın fukahası (fıkıh alimleri) onun (Mehdi’nin) katline fetva verirlerdi.” Yani öldürülmesine fetva verirlerdi. “Lakin Cenâb-ı Hak onu (Hz. Mehdi (as)'ı) keremiyle ve kılınç (kardeşleriyle) ile tathir (pak) edecek, onlar ona (Hz. Mehdi (as)'a) itimad edeceklerdir. Hükmüne inanmayan da kabule mecbur olup aksini izmar (gizlemek, saklamak) edecekler.” (Ramuz el-Hadis’te, 56, 73) “Onun (Hz. Mehdi (as)'ın) döneminde din tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır.” Yani “sahabe dönemi gibi olacaktır” diyor. “Mehdi’nin vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir.” Yani Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, Şia ve Vahabilere muhalefet edecektir. “Bundan dolayı ondan (Hz. Mehdi (as)'dan) uzak duracaklardır. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlardan sonra bir müçtehit bırakmadığını kabulleneceklerdir.” Yani “İmam-ı Hanbel, İmam Malik’ten sonra yahut İmam Cafer-i Sadık’tan sonra başka bir müceddid, müçtehit gelmeyecek diye inanacaklar. Mehdi’yi kabul etmeyeceklerdir” diyor. Yani “Mehdi’yi reddedeceklerdir. Mehdi diye bir şey yok diyecekler” diyor. Nerede geçiyor?  (Futuhat-El Mekkiye, 66. bab, cilt 3, sayfa 327)

Yine Futuhat-El Mekkiye isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle diyor; “Hz. Mehdi (as), dini Peygamber (sav)’in zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.” Yani Vahabi, Şia, Sünni, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, hiçbiri kalmayacak. “Halis ve hakiki dinden başka bir mezhep kalmayacak. Bak, “Halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” Yani sadece Kuran’a göre hareket edilecek sahabe dönemi gibi. “Onun Hz. Mehdi (as)'ın) düşmanları içtihat alimlerinin taklit edenleri olacak.” Yani bir mezhep imamları var mesela İmam Hanefi, İmam Hanbel gibi, bir de ona uyan halkta kişiler var. Ona ne deniyor? Mukallit deniyor. “Ona karşıt olanlar işte onların içinden çıkacak.” Diyor. Mukallitlerin içinde çıkacak. “Halktan çok fazla kişi Mehdi’ye tavır alacak” diyor Peygamberimiz (sav). “Çünkü onlar Hz. Mehdi (as)'ın mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar, fakat karşı da gelemeyecekler.” Yani Mehdi (as)’nin gücünden dolayı da karşı gelemeyecekler. “Onun gücü kardeşleridir” Mehdi (as)’nin. “Ondan çekindikleri için hakimiyetine boyun eğecekler.” Diğer rivayette de Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Ümmetimden başı sarıklı yetmiş bin alim kişi deccala tabi olacaklar” Mehdi (as)’ye karşı gelecekler, bak, sarıklı, başları sarıklı, taylesanlı diyor. Başka bir rivayette de “başları tıraşlı ve sarıklı” diyor. Başları tamamen tıraş edilmiş, yani kazınmış, sakallı fakat sarıklı. “Sarıklı yetmiş bin alim karşı gelecek Mehdi’ye” diyor.

Mektubat’ında İmam Rabbani diyor ki; “Medine’deki (yani İstanbul’daki) alim bizim dinimizi yok etti” diyerek Mehdi’ye karşı gelecektir” diyor. “Bugün” diyor İmam Rabbani, “bidatleri her yere yayılmış olduğundan bu sözümüz çok kimseye ağır gelir. Fakat ahirette hangimizin doğru olduğunu anlayacaklardır” diyor İmam Rabbani. “İşittiğimize göre Hz. Mehdi hüküm sürdüğü zaman dini yayarken, sünneti diriltirken, (yani Kuran’a uymayı anlatırken) bidat işlemeye alışmış olan (yani Kuran’ın dışında hurafelere uyan) Medine’deki alim, (yani İstanbul’daki alim) bidati (hurafeleri) güzel sandığı ve ibadet olarak yaptığı için Hz. Mehdi’nin emirlerine, anlatımlarına şaşarak “bu adam bizim dinimizi yok etti ve dinimizi öldürdü” diyecektir” diyor Hz. Mehdi (as) için. Nerede? İmam-ı Rabbani’ni 255. Mektubu’nda.

Yine İmam Rabbani diyor ki; “Geleceği vaat edilen Mehdi, dinin tervicini (değerini) artırmayı, sünnetin ihyasını (yeniden canlandırılmasını) murat ettiği (istediği zaman)” diyor. Bak, “Geleceği vaat edilen Mehdi, dinin değerini artırmayı, sünnetin ihyasını, (yani Kuran’a uyan Peygamber (sav)’in o devrini yeniden canlandırmayı) murat ettiği istediği zaman bidat ehli ile amel eden (yani hurafeler anlatan hocalara uyan) hasene zannı (yani güzel bir şey zannı ile) dini karıştıran (işte “kadınları dövün, üç yaşındaki çocuk bacağını açmasın. Heykel gördü mü tükürün” diyen) dinin aslında özünde olmayan şeyleri dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar hayretle şöyle diyecekler; “bu kimse (yani Mehdi) dinimizi kaldırmak ve şeriatımızı izale etmek (mahvetmek istiyor)” diyecekler” diyor. Bunu kim diyor? İmam Rabbani diyor? Mektubat-ı Rabbani’de, 1 cilt, 535’te.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Arkadaşlarımız Cihat ve Mehmet sizleri temsilen İsrail’den Musevi bir grup öğrenci ile birlikte Polonya’da Soykırım Müzesi’ni ziyaret ettiler. Ziyaretleri sırasında öğrenciler Mesih’in gelişi için dua edip ilahi söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as)’ın gelişi için.

ASLI HANTAL: Evet, videosunu izleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hükümete yakın Sabah Gazetesi’nden Melih Altınok, Trump’ın İngiliz derin devleti tarafından satın alındığına işaret eden şöyle bir yazı yazdı: “Suriye politikasındaki çarkından ötürü Trump’taki değişimi konuşan yalnızca bizler değiliz. Amerikan televizyonları da sabah akşam bu soru üzerine kafa yoruyorlar. Ülkede üzerinde durulan ilginç tezlerden birisi ise Trump, Rothschild ailesi tarafından satın alındı iddiası.”

ADNAN OKTAR: Derin devlete direnemedi evet, İngiliz derin devletine direnemedi. Ben en başında söylemiştim zaten. “Bakacağız” dedim “direnebilecek mi?” dedim. Çok güçsüz çıktı, yani daha ilk yumrukta çökerttiler. Şu an kucaklarına düştü. Şimdi oradan oraya savrulur, oradan oraya savrulur. Hepsini yaptırırlar ona. Ben direnecek falan zannettim ama yapamadı. Zaten adamlar da diş göstermeye başladılar. İlk hamleleri zaten çok esaslı bir ataktı. Dediler ki “senin oy oranın yüzde kırka düştü. Haberin var mı?” dediler. Onun kanı iliği çekildi öyle duyunca. Yani bir dahaki sefere mesela bir ay, on beş gün sonra “yüzde otuza düştü” diyecekler. Ondan sonra “sen çekil” diyecekler. Yani gayet kolay onlar için o. Maalesef kaptırdı. Ama yine de tabii kurtarmaya çalışacağız, yani destek olup kurtarmaya çalışacağız becerebildiğimiz kadar. Yani İngiliz derin devletine kafa tutmak her kabadayının her delikanlının yapacağı iş değildir. Bak, bize P2’den, P3’ten adam gönderdiler. Adamların diplomasını yırtıp dürüp büküp aldım onların kavanozuna attım. Tarihte görülmüş bir şey değil. Hiçbir kimse mason diploması yırtamaz, yani aklının ucundan bile geçemez. Tahayyül dahi edemez. Yani çünkü bütün masonları karşısına almış olur, alacağını zanneder. Ben de diyorum ateist masonlara “alayınız gelin, beşer beşer, onar onar gelin, anında karşılığını veririm kanunla, hukukla, ilimle, irfanla.” Ama dindar masonlara her zaman saygım var. Yunanistan’daki dostlarımı çok seviyorum, Rusya’daki dostlarımı çok seviyorum, Kanada’daki mason dostlarımı çok seviyorum. Amerika’daki yine dindar mason arkadaşlarımı çok seviyorum. Amerika’da da ateistler var ateist masonlar buna bağlı, bu Pilloni’nin ekibinden ateist bayağı mason var Amerika’da. Başka ülkelerde de var, Almanya’da falan da var, onlara karşı bilimsel bir mücadele gösteriyoruz ve devam edeceğiz.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Erhan Bey bir soru yollamış.

VTR: Sorum şu şekilde. Benim burada soracağım Kılıçdaroğlu ile alakalı. Şimdi izlediği politikayla her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu neden hala CHP’nin başında?

ADNAN OKTAR: CHP’nin başında eğer Kılıçdaroğlu olmasa CHP çok daha küçük bir parti olur. Yani daha da küçülür. En güçlü halini onun sayesinde elde ediyor. Biraz avantajları var, işte biraz İnönü’ye benziyor tipi. Oradan insanların hoşuna gidiyor. Bir de kişilikli, yani yaşına göre enerjisi iyi, ataklığı iyi, mücadele gücü iyi. Fakat CHP eğer -her zaman söylüyorum- solun en sağına gelirse, halkı kucaklarsa o klasik komünist, Marksist felsefenin görünümünü, ruh halini, dilini, jargonunu terk ederse, halkı kucaklarsa, köylüyü, garibanları, Nurcuları, Süleymancıları kucaklarsa, her yerden adam alırsa, mesela Saadet’ten adam alıyor ama solcusunu alıyor Saadet’in, Saadet’in solcusunu niye alıyorsun? Sağcısını al. Mesela MHP’den destek alırsa, diğer partilerden destek alırsa ve hepsini kucaklarsa modern ve kaliteli bir partidir, rahatça iktidar olur. Ama bu durumda sadece güçlü bir muhalefet olarak devam eder. Onun dışında olmaz.

Bir misafirimiz var. Onu bir yayına çıkaralım o zaman. Kısa bir süre yine biz devam ederiz. Onun da söyleyeceği önemli şeyler var. Bu kardeşimiz kilit konumda birisi Bangladeş’te Müslümanlara yapılan zulmü en iyi bilenlerden. Birçok yerde önemli görevler alan bir kardeşimiz. Bu konuları anlatmak için geldi. Biz de onu şeref misafiri olarak çağırdık.

Ama o arada Fikret kısaca şu başörtüsünün olmadığını bir daha bir anlatsın çünkü çok hayati bir konu. Bak o anlatıldıktan sonra kimseden çıt yok başörtüsü ile ilgili. Hiç kimse de artık ağzına almıyor başörtüsü konusunu. Kökten bitti ama iyice bir vurgulayalım. O arada misafirlerimiz ve kardeşlerimiz buraya gelsinler.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

OKTAR BABUNA: Yayınımıza devam ediyoruz. Çok değerli bir konuğumuz var. Misafirimiz Muhammed Ebubekir Sıddık Molla Beyefendi, Bangladeş Cemaat-i İslami Avrupa Temsilcisi. Londra’da yaşıyor. Aynı zamanda avukatlık yapıyor. Mısır ve Bangladeş’teki idam cezalarının kaldırılması için sizin çalışmalarınızdan haberdar olduğunu ve İslam adına yaptığınız hizmetlerin çok değerli olduğunu düşünüyor. Geçen sene de sizin yayınınıza katılmıştı. Cemaat-i İslami üyelerinin gördüğü baskılar için yardım talep etmişti. Bangladeş’teki insan hakları ihlalleri, şiddet uygulamaları ve hukuksuz yargılamaların durdurulması için çağrıda bulunmuştu.

Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, sefa geldiniz, lütfettiniz. Şeref verdiniz.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Ben size minnettarım bana zaman ayırdığınız için.

ADNAN OKTAR: Bizim için şeref sizin gelmeniz. Sizler çok önemli görev yapıyorsunuz. Müslümanların huzuru rahatı bizim için hayati bir konu.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: İslam zaten kelime anlamı barış demektir ve barış içinde yaşamak anlamına gelir İslamiyet’in amacı budur.

ADNAN OKTAR: Evet, buyurun sizi dinliyoruz. Çok anlatacağınız vardır.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Size Harun Yahya olarak yaptıklarınızdan dolayı çok teşekkür ediyoruz, adaletsizliklere karşı yaptıklarınızdan dolayı. Genel olarak dünya çapında yaptığınız faaliyetlerden dolayı adaletsizliğe karşı verdiğiniz mücadele için size minnettarız Cemaat-i İslamiye ve genel olarak Bangladeşliler için.

ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Kardeşiz. Bir kardeşimizin dünyada bir yerde canı yandığında hepimizin canı yanar. Hepimiz birleşip onu kurtarmak durumundayız, bu farz, Allah’ın emri. Zaten bu görevi yapmakla mükellefiz.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Bir örnek vermek istiyorum ne kadar adaletsizlik olduğuna dair. Mesela idam edilen Mir Kasım Ali ve Ghulam Azam İslami Cemaati lideriydi idam edilen. Oğulları tutuklanmış, polis nerede olduklarını hayatta olduklarını bile söylemiyormuş. Bu nasıl bir adaletsizlik olduğunun, nasıl bir zulüm olduğunun güzel örnekleridir. Başka örnekler de verebilirim.

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç bir kepazelik, çok müthiş büyük bir ahlaksızlık, vicdansızlık. Bunu gece gündüz capslerle, yazılarla gündemde tutalım. Bu çok aşağılık bir hareket. Bize onları mutlaka göstersinler. Dünyanın her yerinde onları kınayalım. Bir toplantıya gittiklerinde de her zaman demokratik yönden protesto edelim. Bu pis duruma bir son vermeleri için her türlü gayreti gösterelim.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: O kadar uygulamalar varmış ki mesela Kuran okumalarına dahi izin verilmiyormuş ve polis tarafından tutuklandığında işkence uyguluyorlarmış bu Cemaati İslami liderine ve onların akrabalarına karşı. Kuran okumalarına dahi, Kuran çalışmalarına dahi izin verilmiyormuş. Polis işkence yapıyormuş. Özellikle cemaatin bayan üyelerine karşı böyle uygulama yapılıyormuş.

ADNAN OKTAR: Çok büyük bir ahlaksızlık. Bunun her şehirde, her yerde sabit protestosunun yapılması lazım. Bunun için daha güçlü girişimlerde bulunalım.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Sırf başörtüsü taktıkları için hanımlara karşı terörist olduklarını söyleyerek karşı uygulamalar yapıyorlarmış, erkeklere de sakallı oldukları için.

ADNAN OKTAR: Bu çok büyük bir ahlaksızlık. Türkiye’de de vardı böyle bir zulüm daha önce bazı yerlerde. Bu Allah’a çok şükür kalktı. Oradaki zulmü de İslam alemi çapında protesto edelim. Türkiye’de de sürekli internette, her yerde gündemde tutalım. Sizin bunları anlatmanız çok önemli. Bu konularla ilgili internet siteleri kuralım.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: İnşaAllah sizin duanızla ve yardımınızla Bangladeş’teki insanların haklarının geri alınmasını sağlayabiliriz, hep birlikte gayret ederek, mücadele ederek bu zulmü ortadan kaldırabiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, ben küçük de bir broşür hazırlayayım, onu da basalım. O da elimizde bulunsun.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Sadece 2016 yılında yapılan haksızlıklar ve zulümle ilgili broşürünüze yardımcı olmak açısından hediye olarak bu raporu size takdim etmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Tamam ben tabii bunu özetleyeceğim. En vurucu yerlerinden alacağım. Elimizde böyle İngilizce, Arapça bir broşür bulunsun. Cep kitabı boyutunda ufak bir şey yapalım, daha kolay okunur, daha kolay dağıtılır. Bunu süratle yaparız. Ramazanda bütün Müslümanların dua etmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı’na müracaat edelim. Bu konuda camilerde dua edilmesi için bir talepte bulunalım. Onu bir liste haline getirelim. Birçok girişimde bulunalım. Şimdilik aklıma gelenler bunlar ama peş peşe peş peşe bu tip girişimlerimiz olur.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Mesnetsiz ve delili olmayan iddialar öne sürüyorlar ama şimdi çok açık olan bir şey var bunların mücadelesi İslam’a karşı.

ADNAN OKTAR: Olay açık zaten, yani doğrudan ahlaksızlıklarından kaynaklanıyor. Başörtüsüne, sakala akıl takmaları çok alçakça ve ahlaksızca bir şey. Ayrıca bu insanları biz “asmayın” dedik. Müebbet hapis verebilirlerdi. Asmaları için hiçbir neden yok. Çok görgüsüz ve akılsızlar, yani güya modern hayatı koruduklarını gösterecekler ama asıl amaçları Allah, Allah’a öfkelerinden bu azgınlıkları.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Evet, dediğiniz gibi İslam’a karşı olan kin ve nefretleri asıl sebep.

ADNAN OKTAR: Allah’a, Peygamber (sav)’e ve dolayısıyla İslam’a öfkeleri.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Cemaat-i İslam’ı ortadan kaldırmak istemelerinin sebebi İslam’a karşı olmaları. Aslında İslam ılımlıdır, İslam barış dinidir, modernlik vardır İslam’da. Radikalizme karşı olduklarını söyleyerek aslında bağnazlığa ve tutuculuğa karşı olduğunu söyleyerek bunları yapıyorlar ama biz bağnaz ve tutucu değiliz. İslam’da modernlik vardır. Biz ılımlıyız.

ADNAN OKTAR: Dinin kendisi modern zaten. Doğru söylüyor evet. Zaten açıklamalarında ülkede herhangi bir İslami harekete asla izin vermeyeceklerini söylüyorlar. Bu ahlaksızlıklarının ve gözü dönmüşlüklerinin asıl delili bu zaten.

İngiliz Derin Devleti kitabımın ikinci cildi var bu kitabın. O kitapta Bangladeş’te oynanan oyunları çok kapsamlı anlatıyorum. Şimdi ikinci cildi çıkacak bu kitabın orada anlatıyorum. Onda da çok istifade edilecek bilgiler var. Onun da İngilizcesi çıkacak, çıktığında onu da size sunacağım. Özetle daha ciddi girişimlerde bulunalım, daha güçlü.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Müslüman ümmeti için çok teşekkür ederim. Çok faydalı olacağına inanıyorum.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Geldiğiniz için de ayrıca çok mutlu oldum, çok teşekkür ederim, şeref verdiniz, nur verdiniz. Her zaman kapımız açık, kardeşinizim. Her emrinizi yerine getiririm. Bir Müslüman Çin’de de olsa canı yandığında bizim de canımız yanar. Onu korumak hepimiz üstüne farz olur.

MUHAMMED EBUBEKİR SIDDIK MOLLA: Çok teşekkür ederim değerli zamanınızı ayırdığınız için.