Sohbetler (15 Mayıs 2017; 21:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

ASLI HANTAL: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden haberler vardı. 7 Mayıs Pazar günü Bandırma’da sizin kitaplarınızdan otuz iki adet ücretsiz olarak dağıtmış kardeşlerimiz. Geçtiğimiz günlerde kardeşlerimiz Hatay’ın Dörtyol İlçesinde üç yüz yirmi adet eserinizi halkımıza armağan etmişler. Kardeşlerimiz İzmir’in Konak Meydanı, Bornova Atatürk Parkı, Göztepe Sahili ve Narlıdere semtlerinde kitaplarınızı hediye etmişler halkımıza. Kardeşlerimiz 6 Mayıs’ta Eyüp AK Parti, CHP ve MHP ilçe başkanlıklarına İngiliz Derin Devletinin İç Yüzü kitabını vermişler. 9 Mayıs’ta da Cevizlibağ’da altmış adet Müşrikler İstemese de Hz. Mehdi kitabınızı dağıtmışlar. Kardeşlerimiz geçtiğimiz hafta boyunca Ankara’nın birçok yerinde toplam bin sekiz yüz elli iman hakikati broşürü ve yüz on beş adet Harun Yahya eseri dağıtmışlar. Dağıtım yaptıkları semtler şöyle; Kızılay 15 Temmuz Mili İrade Meydanı, Aktepe, Bakanlıklar, Keçiören, Bağlarbaşı Mahallesi, Batıkent, Ümitköy Batı Merkez ve Dışkapı. Ayrıca iman hakikatleri capslerinden okulda öğrencilerin iman hakikatlerine yönelmesi ve düşünmesi için bir köşe hazırlamışlar. Bu pano öğrencilerin çok ilgisini çekmiş. 2 Mayıs Günü Konya’da on beş adet eseriniz dağıtılmış. Adapazarı merkez civarında A9 TV broşürü dağıtımı yapmış bir kardeşimiz cumartesi günü. 13 Mayıs tarihinde Malatya Kitap Fuarı’nda Yazar Yunus Arıkan, Yazar Prof. Mehmet Kubat ve Hanefi Avcı’ya eserlerinizden hediye etmişler kardeşlerimiz. Geçtiğimiz hafta içinde Adana’da kitaplarınızın dağıtımı yapılmış. Erzurumlu kardeşlerimiz Allah Akılla Bilinir ve Evrimin Fosillere Yenilişi kitaplarınızdan iki bin adet halka hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Her yeri nurlandırmış ışıklandırmışlar. Çok güzel olmuş.

“İngiliz derin devletini bitireceğim diyorsun yani hem de tek başına.” Cenk Karlı. Deccaliyet tek başına Hz. Mehdi (as) tarafından bitiriliyor. Ben tek başına bitireceğim demedim. Mehdi (as) vesilesiyle bitirilecek dedim. Kardeşlerimizle ben de Mehdiyet’e destek olarak, kardeşlerimiz de destek olarak o şekilde bitireceğiz dedim. Ama Peygamberimiz (sav) tek başınaydı ama etrafında sahabeleri vardı. Hiçbir zaman için müminler tek olmaz.

“Başörtü yok çarşaf var nasıl oluyor anlamadım?” Sevda Yardımcı. Kuran’da başörtüsü diye bir kelime yok. Nur Suresi’nde başörtüsü geçmiyor. Bütün vücudu örten cilbab vardır, çarşaf vardır. Kadınlara sarkıntılık yapılması tehlikesi olduğunda, onlara güvenlik imkanı sağlanmadığında yoksa kadınlar kendilerini çarşafla korurlar. Her taraflarını örterler yüzleri de dahil. Belki bir gözü açıktır. Yahut iki gözü açıktır görebilmek için, o kadar. Eli, ayağı her yeri kapalıdır. O şekilde bir yerden bir yere gider. Mümin olduğunu vurgular yani kendisine laf atılmasını böylece engeller yahut daha kötü hareketlerin yapılmasını engeller.

“İmam Ali (ra) şöyle buyurdu: İmam Mehdi tüm yaratılmışların mahbubudur (sevgilisidir). Allah onun vesilesiyle sevgisizlik ve samimiyetsizlik fitnesini dünyada söndürür.” Demek ki sevgi ve samimiyeti öğretecek Mehdi (as). Siyasetle alakası yok. Öyle olsaydı siyasetle ilgilenecek derdi Peygamberimiz (sav). Ne diyor? Sevgi ve samimiyeti öğretecek diyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Trump dünyanın en büyük Hristiyan üniversitesi olarak bilinen Liberty Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada “Biz Amerika’da hükümete değil Tanrı’ya taparız” açıklamasında bulundu. ABD’nin her zaman için rüyaların diyarı olduğunu ABD’lilerin de gerçekten inançlı insanlar olduklarını söyleyen Trump, “Kurucularımız bağımsızlık bildirgesini kaleme alırken Yaratıcımız’dan dört kere bahsetti çünkü biz Amerika’da hükümete değil Tanrı’ya taparız” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel, iyi konuşmuş. Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika’da “Türkiye IŞİD’e karşı gerekeni yapmadı” iftirası atılmaya çalışıldığını oysa bu örgüte karşı en büyük mücadeleyi Türkiye’nin verdiğini belirtti. Şöyle devam etti, “Başından beri niçin Tayyip Erdoğan batı basınının olduğu gibi DEAŞ’ın da hedefindedir? DEAŞ’ın hedefinde ben varım kendi yayın organlarında benim boy boy resimlerim var. Bu iftirayı atanların bu yayın organlarında resimleri var mı? Yok. Biz inandığımız şeyi inandığımız şekilde yaparız” dedi.

ADNAN OKTAR: Onlar münasebetsiz laf. Aklı zayıf zayıf adamlar, hiç kaale dahi almasın. Olur mu? DEAŞ, Tayyip Hoca’yı direkt haşa zındık ilan ediyor. Katli vacip diyor katli için fetva çıkarıyor. Adamlar gözü dönmüş şekilde karşılar. Oturmuş ‘dostlar’ işte ‘birbirlerini destekliyorlar’ diyor öyle bir şey yok. Buna cevap dahi verilmez.

Trump üç yer ziyaret edecekmiş; Mekke, Vatikan ve Kudüs. Güzel.

Etiketimiz yok, bir etiket yapalım. “Selam sevgi kardeşlik” diyelim. Çünkü selam demek, barış esenlik demek.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Putin sorulan bir soru üzerine Rusya’nın Suriyeli Kürtlere silah desteği verme ihtiyacı duymadığını belirterek “Başka ülkelerin aksine Kürt gruplara silah göndermiyoruz. Onların da bizim göndereceğimiz silahlara özellikle gereksinimi yok zira silah alacakları başka kaynakları var. Bu konuyu Sayın Erdoğan’la konuştuk. Soçi’de bir araya geldiğimizde bu konudaki endişelerini anlattı. IŞİD’le mücadelede Kürtlerle iletişim halinde olacağız ama Türkiye’nin endişelenmesini gerektirecek bir durum yok” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Tamam ama bir PKK devleti oldu olacak gibi görünüyor. Sonra Türkiye’nin başına bela oluyor o. Çünkü öyle bir yapılanma Türkiye için PKK ablukasının daha da artması demektir. Kabul edilebilir bir yanı yok. Ama tabii Türkiye iyi hazırlık yapıp bir gecede PKK sorununu kökten bitirecek bir güce sahip olması lazım yani bir gecenin belirli bir saatinde mesela saat akşam 12:00’den sabah 6:00’a kadar güneş doğmadan bitirmesi lazım. Boydan boya tamamen bölgenin tamamında böyle bir güce sahip olması lazım. Amerikan askerlerinin güvenliği sağlanır, Rus askeri ise onun da güvenliği sağlanır ama diğerlerinin hepsi tutuklanır. Yalnız PKK’dan sürekli Rus silahları çıkıyor. Buna karşı Rusya’nın bir önlem alması gerekir.

Erbakan zamanında ‘Erbakan yaşlandı gençlere imkan tanınsın’ diyerek Erbakan’ı devirmeye çalışmışlardı. Bütün gücümle Erbakan Hocam’ı savundum. En az iki yüz bin kişiyi falan karşıma aldım. Adamlar bana bayağı öfkelendiler. Buna rağmen Erbakan Hoca’yı korudum. Onur duyuyorum, şeref duyuyorum. Erbakan Hoca sonunda Saadet Partisi’nin başına geçti o şekilde şehit oldu sonunda. Her zaman onur duyacağım bir konu bu. En yakın bilinen adamlar bile birçoğu ona karşı tavır aldılar. Milli Gazete’de yazıları yayınlanmadı. İsmi çıkarıldı, resmi çıkarıldı. Ve bir tek o değil Milli Selamet Partisi’nin yani Saadet Partisi’nin gençlik yapılanmalarında da aynı netice oluştu. Milli Görüş Teşkilatı’nda da Erbakan’ın ismi, resmi, yazıları çıkarıldı. Ben buna karşı şiddetle mücadele ettim, ilmi. Sonunda da Allah’a çok şükür başarılı olduk. Ama ben binlerce insanı karşıma aldım. Benim için Hak önemlidir batıl hiçbir zaman için beni yıldırmaz. Saadet Partisi’nin listesinden Erbakan’ın ismi çıkarılmıştı ben uğraştım yeniden eklettirdim. Milli Gazete’de Erbakan Hoca aleyhine haberler yayınlanıyordu benim uyarılarımdan sonra bu ekip Milli Gazete’den uzaklaştırıldı. Rahmetli şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu bulundu diye aramayı bırakmışlardı. Ben aramaya devam etmelerini söyledim sabaha kadar uğraştım inanmadım bulunduğuna. Israrla arama talimatında bulundum herkese söyledik, telefon ettik, ihbarlarda bulunduk. Sabaha ertesi gün öğlen, öğlenden akşama kadar sürekli uğraştık. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimize bu yapılanın suikast olduğunu ilk ben söyledim. Israrla suikast olduğunu savundum, yıllarca da savundum halen de savunuyorum.

EBRU ALTAN: Siz bir hafta öncesinde de uyarmıştınız dikkatli olsun liderler diye.

ADNAN OKTAR: Evet bir lideri vuracaklar dedim. Vurabilirler dedim. Ben Tayyip Hoca’ya bir şey yapacaklarını zannettim. Kurşungeçirmez camın arkasından konuşsun dedim Tayyip Hocam. Hatırlıyorsunuz kurşungeçirmez camın arkasından konuşsun. Bir lidere suikast yapılacak dedim çünkü duyuldu o devirde. Herkes biliyordu. Aramalar birçok yerde ağırdan alınıyordu ben hızlandırılması için her yere dilekçe verdim. Israrla üzerinde durdum gece gündüz televizyondan, hızlandırıldı. Ama çok geç oldu tabii.

Mesela Zaman Gazetesi Bediüzzaman hakkında tek bir yazı yazmıyordu ben uyardım gece yarısı saat 1:00’de uyardım, gece 2:00’de Said Nursi ile ilgili yazı çıkarttılar. Gece 2:00’de. Gezi olaylarında da olduğunda hemen herkes Erdoğan gidecek Tayyip Hoca gidecek diye düşünüyordu birçok kişi. Hepsi olmasa da büyük bir kitle öyle düşünüyordu. Yani ayaklanma başladı diye düşünüyorlardı. Hatta Tayyip Hoca’yı havaalanında karşılamaya bile gitmeyeceklerdi o kadar korkmuşlardı, biz çağrı yaptık ve o ayaklanmaya karşı geceli gündüzlü uğraştık. Yurtiçinde yurtdışında binlerce yazıyla bu ayaklanmanın bastırılmasında öncü rol aldık. Gezi olaylarında olayın bir komünist kalkışma olduğunu ilk ben söyledim. Gezi olaylarında bu devlete karşı ayaklanma bunun suçu çok ağır müebbet olur bunun cezası dedim. Ondan sonra ortalık yatıştı. Bayağı coşmuştu birçok kişi. Devleti yıkmaya yönelik bu dedim. Turgut Özal’ın ölümünün normal olmadığını söyledim. Ondan sonra olaylar bu şekilde gelişti. Yoksa konu kapanmıştı. Suikast olabileceğini söyledim ondan sonra öyle. Ama daha hala aydınlığa kavuşmuş değil. Mesela Eşref Bitlis rahmetli, helikopteri düşürüldü. Ben bu suikast dedim daha ilk gün. Ondan sonra suikast ihtimali üzerinde duruldu. Helikopter düşer düşmez buzlanmadan oldu dediler. Daha saat hesabıyla. Ben, bu suikast dedim. Bu kadar kısa sürede açıklama yapılmaz dedim. Mesela bu Gülen Örgütü’nün Mehdiyet’ten, İslam Birliği’nden uzaklaşıp başka bir yapıya doğru gittiğini 6-7 yıl önce ilk ben açıkladım. İsa Mesih’e karşı tavır aldıklarını, Müslümanlara karşı tavır aldıklarını söyledim. Böyle giderse Allah başınıza bela verir, uğursuzluk gelir dedim.

“Mehdi’nin eliyle içinde sekine bulunan tabut Taberiye Gölü’nden çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’de O’nun (Mehdi’nin) önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce, pek azı hariç, çoğu Müslüman olurlar” diyor Peygamberimiz (sav). Bu yakında bunu göreceğiz. Taberiye Gölü’nden çıkarılacak. O taş yığması var ya onun görüntüsü vardı. Var mı onun sizde görüntüsü?

ASLI HANTAL: Bakalım.

ADNAN OKTAR: Mesela Özal’ın vefatı için rahmetli Özal’da kalp krizi görüntüsü vermek çok kolay dedim. Söylüyorum ya mesela potasyumla bunu çok rahat yapabilirler. Ama bir kere Özal’ın cesedinden DDT çıktı. Bu bir zehir. DDT’nin ne işi var? Kadmiyum çıktı, ağır metal bu da anormal. Mesela amerikyum ve polonyum, radyoaktif madde çıktı. Yani bu zaten çok zor elde edilen dünyada çok nadir bulunan maddeler. Amerikyum ve polonyum cesedinden çıktı. Bu çıkan dört madde de zehir. Bu dört zehir birden nasıl çıkıyor ondan? Normal ölçülerde deniyor ama dördü birden nasıl bir arada bulunuyor? Yani değil mi çok acayiplik var. Mesela halbuki herhangi bir mezarı açsınlar bu dört zehir birden çıkmaz. Mesela amerikyum olacak iş değil yani. Polonyum olacak iş değil. Radyoaktif maddeler bunlar. DDT. Ne işi var ya cesette DDT’nin? Mesela kadmiyum ağır metal. O da çok zor. Bu konu bir daha araştırılması gerekir.

Evet, sorular varsa dinliyorum.

ASLI HANTAL: Evet var. Gönül Hanım’ın sorusu var.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Farklı düşüncedeki insanlara nasıl tebliğ yapabiliriz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Gönül alıcı olmak lazım. Selamlayıcı, sevgi gösteren yani kabil-i hitap olduğu gösteren, tartışılabilir, konuşulabilir makul bir insan olduğunu göstermek lazım. Böyle bazı hocalar var kaşı çatık, yüksekten bakan, asabi yani yanına varmak bile bir mesele dağlar benim der gibi bakıyor. Böyle olursa olmaz. Müslüman mütevazi, sevecen olursa rahat konuşulabilen kabil-i hitap olursa olur.

GÜLEN BATURALP: Murat Bey bir soru yollamış size.

VTR: Birçok ülkede elektrik ve su ücretsiz kullanılırken acaba neden Türkiye’de yani bizim güzel ülkemizde elektrik ve su, eğitim ücretli? Bunu sormak istiyorum ben.

ADNAN OKTAR: Elektrik ve su komünist ülkelerde ücretsiz oluyor ama sosyal devlet ilkesine göre olabilir de. Ama Amerikalılarda işte Avrupa’da falan bu mümkün değil. Türkiye’de İttihad-ı İslam anlayışı, İslam kardeşliği anlayışı pekiştiğinde, oturduğunda makul olarak bunun olması lazım.  Bir; sağlıktan para alınmaması lazım hiçbir şekilde. İki; işsizlik sigortası olması lazım. Yani işsiz adama ya iş ya para verilmesi lazım. Üç; su temizlik için zaruri bir şeydir sudan para alınmaz. Çünkü su olmayınca temizlik olmaz. Su başka neye yarar. Değil mi? Bitkiye yarar ve insan yarar. Sudan para alınmasının bir mantığı yok. Su mutlaka bedava olması lazım. Elektrik de aydınlanmayı sağlıyor ve medeni ihtiyaçları sağlıyor ondan da para alınmaması gerekir. Öyle günler de gelecektir. Yani köprüden geçişten para al, elektrikten para al, sudan para al. Her şeyden para alınıyor şu an. Ama zamanı gelecek böyle hayati konularda para alınması diye bir konu olmayacak. Mesela normalde ekmek de belediye tarafından ücretsiz dağıtılması lazım ihtiyacı olanlara. Çünkü hayati gıda bunlar. Mesela katık ona yetecek kadar. Peynir veyahut bir başka besleyici gıda da fakirlerin alması için ücretsiz dağıtılması lazım. Çünkü ekmek bulamayıp ölürse bütün toplum sorumlu olur. Veyahut 50 gram, 100 gram peynir bulamayıp ölürse bütün toplum sorumlu olur. Bir ekmek 50 gram, 100 gram peynir bir insana verilebilir devlet tarafından. Gayet de makul çünkü adam kabul ediyor fakir olduğunu öyle geliyor, fazla da bir şey istemiyor. Bir ekmek, 100 gram da peynir istiyor. Canlı kalmak istiyor, yaşamak istiyor. Ondan para alınmaz. Adam diyecek ki “Ben açlıktan ölmek üzereyim ekmek alabilir miyim?” “Getir parayı al.” “Peynir alabilir miyim?” “Getir parayı al” Bu olmaz bu. Haram olur bu. Böyle şey olmaz. Adam öbür türlü açlıktan ölür. Mutlaka ücretiz olarak verilmesi lazım. İşte Mehdi devrinin özelliği budur. Mehdi devrinde elektrik, su, yiyecek parasızdır. Mal mesela evi olmaması diye bir konu yoktur. Adamın buzdolabı olmaması, çamaşır makinesi olmaması olmaz. “Mehdi malı” diyor “saymaksızın dağıtır.” Yani acil ihtiyaç olan her şey. Ama mesela altın dağıtmıyor Mehdi (as), mücevher dağıtmıyor. Ama mesela soba, kömür, odun, yiyecek, battaniye, ayakkabı, ceket, palto bunların hepsi zaruri ihtiyaç. Çünkü aksinde ölüm tehlikesi var. Zaruri olan her şeyi dağıtacak Mehdi (as). Ama inşaAllah bunu bu hükümet zamanında da yaparız.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Yine bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Paralel evren var mı?

ADNAN OKTAR: Paralel evren ahirettir. Tabii ki var. Paralel evren ahirettir, tabii ki var. Cennet alemi paralel evrendir, tabii ki var. Şehitler alemi paralel evrendir, tabii ki var. İç içe girmiş paralel evrenler vardır. Yani bir tane değil, tek bir tane değil paralel evren. O onun paraleli o onun paraleli. İç içe geçmişlerdir paralel evrenler.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. Hızır (as)’ın yaşadığı paralel evren mi?

ADNAN OKTAR: O da mesela paralel evrenin içerisinde yaşıyor Hızır (as) da. Mesela melekler paralel evrende yaşar. Evet.

GÜLEN BATURALP: Serkan Bey bir soru yollamış.

VTR: Daha temiz bir çevre için ne tür önlemler alınabilir?

ADNAN OKTAR: Halk da eğitilmesi lazım, devlet de çok güçlü tedbir alması lazım. Ben mesela bugün yolda gidiyordum adam arabanın içinden sigara paketini kaldırdı attı yolun kenarına gördüm. Uçtu yolun kenarında birkaç takla attı sigara paketi sonra bir kenarda oraya gitti. Şimdi bir başkası daha atıyor, bir başkası, yol boyunca gördüm bayağı bir şeyler var. Pet şişeler şunlar bunlar falan. Adam arabada tutmak istemiyor fırlatıp atıyor. Halbuki attığında kendi kalitesini de bozmuş oluyor. Ve milyonlarca insanın kalitesini ve hayat yaşamını bozmuş oluyor. Yaşam kalitesini azaltmış oluyor. Kendi çocuğunun, kardeşinin, arkadaşlarının hepsinin yaşam kalitesini bozmuş oluyor. Halbuki onu alıp çöpe atsa, mesela kağıt olanın kağıt çöpü olması lazım. Pet şişe için o tarz ayrı çöp kutuları olması lazım. Ekonomiye de muazzam katkı olur. Mesela kağıttan oluşan atıklar oraya, yağ atıkları belirli bir yere atıyor; yağ atığı sanayide muazzam işe yarıyor. Her şeyde buna dikkat etmeli. Mesela cam, cam şişe ayrı bir yere atılması lazım. Avrupa’da hiç çöp göremiyoruz. Ama Türkiye’de akıl almaz çöp var.

Bu Taberiye Gölü’nün altının filmi var mı?

ASLI HANTAL: Resim olarak var.

ADNAN OKTAR: Göster. Altmış bin ton ağırlığında düzgün kesilmiş taşlarla yığılı olduğu anlaşıldı. Yani özel sökülmüş kayalar. Altmış bin ton ağırlığında. Çapı yetmiş metre kadar. On metreye ulaşıyor yüksekliği. Yığma taş. Özel sökülmüş oraya getirmiş yığmışlar. Koskoca kayalar. En az dört bin yıllık. Tam Hz. Musa (as) dönemi. Yani o sandığın saklandığı dönem. Ve alenen o taş yığının altında Peygamber (sav) de söylüyor. Böyle bir taş yığması olduğu yıl sonra ortaya çıktı Peygamberimiz (sav)’den. Museviler de bilmiyor böyle bir taş yığması olduğu Taberiye’de, kimse bilmiyor. Hz. Musa (as)’ın aklını görüyor musun? Onun emriyle olmuş Allahualem. Geceli gündüzlü oraya kaya yığmışlar. O sandığı koyduktan sonra. Kim çıkarabilir onu oradan? Bak kayaları görüyor musun? Özel kesilmiş, özel sökülmüş kayalar. Bir de dev kayalar öyle kaldırılacak gibi de değil. Böyle bazalt taşlar, sökülmüş taş.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Yine bir izleyici sorumuz var.

VTR: Bir insanın güvenilir olduğunu nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: Bir insanın güvenilir olduğu işin doğrusu elinden yüzünden akar bir insanın dürüstlüğü.

EBRU ALTAN: Mesela sizi görür görmez hemen anlaşılıyor. Bakışlarınızdan, yüzünüzden.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Tabii dürüst bir insan anlaşılmaz olur mu? Daha bakar bakmaz anlarsın. Ses tonundan, yüzündeki ifadeden. Kılığından kıyafetinden, oturup kalkmasından her şeyinden üstündeki elektrikten hemen anlaşılır. Ama özellikle konuşmasından hemen anlaşılır. Kafalama yapan, üçkağıtçı olan tipler nasıl anlaşılıyor, sahtekar nasıl anlaşılıyor? Mesela hırsız kılıklı diyorsun değil mi? Sahtekar kılıklı diyorsun. Eli yüzü her yeri oynar. Allah onları rezil yaratmıştır zaten onlar kurtulamaz o yüzündeki o ahmak damga, suratında olur, hemen anlaşılır. Mümin, efendi, aklı başında bir insan da yüzünden hemen anlaşılır. Fakat çok şeyinden anlaşılır. Cildi, gözündeki ifade, ses tonu, mimikleri kıyafeti, oturması kalkması, yemesi içmesi, her şeyinden anlaşılır. Daha Türkçesi Allah ilham eder müminlere. Kalplerine ilham eder. Allah vahyeder, tehlikeli bir insanı Allah insanların kalbine vahyeder. Güvenilir insanı da kalbine vahyeder. Ama insanlar vicdansızlık yapar güvenilmez adama gider güvenirler, güvenilecek adama da güvenmezler. Ahir zamanın özelliği. Çünkü vicdansızlık yayılacağı için ahir zamanda vicdanların tam tersini yaparlar.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: ODTÜ’de öğrenciler yedinci ODTÜ Onur Yürüyüşü adı altında ODTÜ LGBT yani homoseksüel dayanışmasını kutladı. Yürüyüş boyunca ‘homofobi ve transfobiye karşıyız’ sloganları atıldı. Kampüste başlayan yürüyüş stadyumda bitti.

ADNAN OKTAR: Homoseksüellik çok aşağılayıcı bir şey. Bunu boş yere savunuyorlar. Kendilerini de gereksiz yere küçük düşürüyorlar. Homoseksüelliğin savunulacak bir yönü yok. Tiksinti verici bir eylem. Kuran’da ahlaksızlık olduğu ve zulüm olduğu açık açık belirtiliyor. Dolayısıyla bu sapkın tavrı, fıtratı bozan tavrı, insana yakışmayacak tavrı savunmanın bir alemi yok. Savunsalar da her zaman marjinal kalacaklardır. Çok ayıp yapıyorlar. Çok çirkin yaptıkları.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sertaç Bey bir soru yollamış size.

VTR: Öğrencilerin bu kadar sınav stresine sokulması doğru mu?

ADNAN OKTAR: Öğrencilerin bu kadar sınav stresine sokulması tabii de çok çok çok yanlış. İlkokul çocuklarını, ortaokul çocuklarını -bazıları için diyorum- bazı yerlerde adeta cehennem hayatı yaşatıyorlar. Sabahın köründe o çocuk kalkıyor, bizim zamanımızda da öyleydi işte yakalıklar takılır kolalı, önlük; siyah önlük giyilir. Elinde çantası, beslenme çantasıyla beraber sabahın köründe okula revan olur. Tahtalar sıra tahtaydı, sıralar tahtadandı yani sert tahtanın üstüne oturuyor saatlerce ve seyrettiği de kara tahta, tebeşir tozu, havasız ortam. Mesela elli öğrenci bir sınıfın içinde ufacık bir oda. Müthiş havasız. Onların böyle güneşe, havaya, oksijene, harekete ihtiyaçları oldukları bir dönemde adeta kabus gibi bir hayat yaşıyorlar. Ortaokul da aynısı, lise de aynısı. ‘Hadi çıkarın kağıtları imtihan olacaksınız’ kardeşim ne oluyor? Osmanlı tarihini öğretiyorsun; getir filmi aç perdeyi sinema salonunda, açık havada hatta çocuklara göster. Gayet güzel akıllarında kalır. Genel kültürün önemini anlat, sanatın önemini anlat. Mesela fizik kullanacakları bilgiyi öğret. Kullanmayacağı bilgiyi niye öğretiyorsun çocuğa? Bir de genel kültür amaçlı öğret. Yani genel kültürün güzelliğini, genel kültürün onları nasıl güzelleştireceğini, nasıl klas hale getireceğini anlat. Bizim zamanımızı esas alayım son derece kalitesiz, son derece yanlış, çocukları adeta dehşete düşüren bir eğitim politikası vardı. Ve muazzam stresle yaşardı çocuklar. İmtihan stresi. İlkokul bitirme imtihanı, ortaokul bitirme imtihanı, lise bitirme imtihanı. Liseye giriş imtihanı, üniversiteye giriş imtihanı. Ayılan bayılanlar oluyor imtihanlarda. Bu kadar azap çektirmenin anlamı ne? Mosmor oluyor çocuklar sıkıntıdan. Kazanamıyor ayrıca bir azap çekiyor, elem çekiyor. Halbuki hayat neşeli olması lazım, sevinçli olması lazım. Yeteneklerine göre ta ilkokuldan itibaren ayrılabilirler. Mesela tıpsa, mühendislikse ona göre eğitilirler. Ve genel kültür ağırlıklı eğitilmeleri gerekir. Mesleki eğitimle de ta başlangıçta yeteneklerine göre ayrıldıkları için rahatça yönlendirmek mümkün olur.

Evet.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan bir kardeşimizin sorusu var size Osman Topşir Bey’in.

VTR: Adnan Bey merhaba. Ben şöyle bir soru sormak istiyorum. Gelenekçi hocaların aksine siz sürekli Kuran’ın yeterliliğine vurgu yapıyorsunuz. Dinimizi tam yaşayabilmek için yalnızca Kuran’a uymak yeterli midir?  Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Ben diyorum ya üniversitedeyken sarıklı bir adam vardı Beyazıt’ta gezerdi, yanağında ben vardı böyle uzun sakallı, cübbeli garip görünümlü bir adamdı. Yanıma geldi “hangi mezheptensin?” dedi “ben Hanefi’yim” dedim. “Yanlış yolda olduğunun farkında mısın sen?” dedi. “Kuran’a uyman lazım” dedi “sadece Kuran’la hareket etmen lazım” dedi. “Peygamber (sav)’in zamanında böyle bir şey yoktu” dedi. Herhalde adam sapık falan dedim böyle içimden geçirdim. Orada birisine sordum “aman” dediler “Allah seni esirgemiş çok tehlikeli adam sakın ona yanaşma” falan dediler. Ama adamın dediği bu sefer içime bir şüphe düşürdü. Ciddi şüphe düşürdü. Sonra diğer kişilerden de bunu duymaya başladım baktım Kuran’da gösterdikleri ayetlerde “Kuran” Allah Allah alenen “yeterli” diyor Allah. Açıkça ama o kadar keskin vurgular yapıyor ki “her şeyi” diyor “açık açık anlattık, bol örnekle vurguladık ve tamam oldu” diyor Allah. “Hiçbir şeyi eksik bırakmadık” diyor. Şimdi bu ifadeler varken arkasından diyor ki Cenab-ı Allah “sadece seni Kuran’dan sorgulayacağım” diyor “ahirette. Sizleri sadece Kuran’dan sorgulayacağım.” Şimdi elimde benim sadece Kuran olacağına göre Allah diyecek ki “Ben seni sadece Kuran’dan sorgulayacağımı söyledim mi söylemedim mi?” “Söyledin Ya Rabbi” diyeceksin. “Kuran’da her şeyin olduğunu yazdım mı?” “Yazdın” doğru. “Her şeyi bol örnekle vurguladığımı söyledim mi?” “Söyledim” diyecek. Buna rağmen sen niye başka yol aradın derse ben ne diyeyim? Hadi yol aradığımı kabul edelim, Hanefi’yim diyeyim peki Şafi diyor ki bana “Senin yolun baştan sona yanlış” diyor. Şafi, bak onun için de hak mezhep diyorlar dikkat edin hak mezhep. Maliki diyor ki Şafi için “Bütün yolu boydan boya yanlış” diyor. İmam Malik de diyor ki “Üçünüzün yolu da tamamen yanlış benimki doğru” diyor. Ebu Hanefi de diyor ki “Her üçünüzün yolu yanlış benimki doğru” diyor. İşte bu belanın içine düşmek demek. Demek ki neymiş? Sahabe dönemi gibi olacak. Sadece Kuran’a göre oldun mu hiçbir sorun kalmıyor. Mesela “Kuran’da midyenin haram olduğu yazmıyor ne yapacağız o zaman?” diyor. Allah aklını artırsın, Allah seni ıslah etsin, Allah hidayet versin. Yazmıyorsa ne demektir biliyor musun? Midye helal anlamına gelir. Allah Allah. “Istakoz da yazmıyor” diyor. Allah Allah. demek ki helal. “Olur mu ya?” diyor. Olur. Niye olmasın? Allah diyorsa niye olmasın? İnanamıyor, Allah’a güvenemiyor. “Kuran’a göre olduğunda İslam din çok kolay oluyor olur mu öyle şey?” diyor. O kadar çoktur ki sorun gelenekçilere “din alabildiğine kolay olur o zaman öyle din mi olur?” Halbuki Allah diyor ki “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır” şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah sizin için zorluk dilemez kolaylık diler” diyor. Bak “Allah sizin için zorluk dilemez kolaylık diler. Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır” diyor. Ve yine Cenab-ı Allah “size kolaylık yolunu göstereceğim” diyor Kehf Suresi’nde “Kolay olanda başarılı kılacağım” diyor. Dolayısıyla Kuran’ın yeterliliğini Allah söylüyor. Ama bir kere, iki kere, on kere değil. Defalarca vurguluyor. Allah’a adam inanamıyorsa sözüne yapacak bir şey yok. “Allah öyle diyor ama” diyor “benim hocam da böyle diyor” diyor. Hocana inanma Allah’a inan. Şirk koşma hocanı. Allah diyor ki bak “Diliniz yalana alıştığı için şu helaldir şu haramdır demeyin” diyor. Bak diliniz yalana alıştığı için. Demek ki bu çok yayılacak Müslümanlar arasında yalana alışkanlık. Şu helaldir, bu haramdır. “Deki bunların haram olduğuna dair şu şu haramların dışında bir ifade bulamıyorum de” diyor Allah ayette. Bakıyoruz onun dışında bir ifade yok. Demek ki hepsi helal. “O kadar helal olur mu?” diyor. Allah Allah. Sen ne istiyorsun? “Çok fazla haram olması lazım.” Yok az haram var. Daha iyi işte daha ne istiyorsun? Mesela diyor ki Allah Araf Suresi 32’de “Deki, Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti” mesela altın, gümüş, ipek her şey “ve temiz rızıkları” mesela ıstakoz, karides her şey “kim haram kılmıştır?” diyor Allah. “Buradaki hazret, hoca efendi hazretleri” diyorlar gösteriyorlar. Allah onu yasaklıyor “kim haram kılmıştır” diyor Allah tehdit ediyor. Onu fıkıh alimleri yasaklıyor. Kuran yasaklıyor mu? Yasaklamıyor. Kuran’da Allah böyle bir yasak getiriyor mu? Getirmiyor. Ama fıkıh alimleri yasaklamış. Bak “Deki bunlar dünya hayatında iman edenler içindir” şeytandan Allah’a sığınırım “...kıyamet günü ise yalnızca onlarındır. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız” diyor Allah.

“Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide Suresi, 87) Adam haddi aşıyor işte. Allah’ın helal kıldığını helal kılıyor bak. “Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri” mesela ipek, altın, yiyecekler bunları haram kılmayın diyor bak açık. Haram kılmayın. Haram kılıyor adam.

Maide Suresi 4’te şeytandan Allah’a sığınırım “Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar” Neler helal bize demişler. Halbuki sorma şekli yanlış. Neler haram demesi lazım. Neler helal diyor. Helal dersen milyonlarca helal var. Hangi birisini soruyorsun. “De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı."” Ucu bucağı yok. “Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.” (Maide Suresi, 4) Mesela tüfekle vuruyor hayvan ölmüş onu yerken Allah’ın adını anarak yiyebilirsiniz diyor çünkü kesilmemiş o. Kesilmemiş ama onu da Allah’ın adını anarak yiyebilirsiniz diyor Allah.

Zuhruf Suresi 44’te şeytandan Allah’a sığınırım  “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için…” bak Peygamber (sav)’e diyor Allah “senin” sen sünnete göre hareket et demiyor bak “senin ve kavmin için” sen de sorumlusun diyor Allah Peygamber (sav)’e. “…senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) Peygamber (sav) neden sorulacakmış? Kuran’dan sorulacak. Ümmet neden? Kuran’dan sorulacak. Hadisten sorulacak mıyız? Yok. Kuran’dan sorulacaksınız diyor Allah işte, açık.

Hatta Furkan Suresi 30’da Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım, “Ve elçi (Peygamber) dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30) Terk ettiler Kuran’ı diyor. Şu anda da yaptıkları o işte. Kuran’ın yerine hadis getiriyorlar. “"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."” (Şuara Suresi, 74) Onlara soruyoruz “bizim hocalarımız alimlerimiz böyle dedi” diyorlar. Kuran’a göre hareket etsene. Allah’ın dediğine göre hareket etsene. “Biz Kitap'ta (Kuran’da) hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” (En'am Suresi, 38) diyor Cenab- Allah.” Adam da diyor ki “Olmaz olur mu? Çok noksan var” diyor. Allah “noksan bırakmadık” diyor sen Allah’a güven. “Olur mu?” diyor örnek veriyor “Mesela şu yok Kuran’da” diyor. Yoksa yoktur. “Bu da yok” diyor. Kardeşim sen uydurmuşsun demek ki, yok. Niye olmasını istiyorsun? Allah’a akıl mı veriyorsun? Haşa.

Nahl Suresi, 116’da Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım diyor ki; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Bol bol uydurmayın diyor, gelenekçi hocalar için bunu söylüyor. “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” (Nahl Suresi, 116) Çünkü bak Maliki mezhebi ne diyor biliyor musun? “Hanefi, Hanbeli ve Şafi üçü de yanlış yolda diyor. Hadisleri geçersiz, namaz kılma şekilleri de yanlış, helalleri haramları da yanlış” diyor. İmamı Hanefi diyor ki “Olur mu? Bunların üçü de bilmiyor. Ben doğrusunu biliyorum” diyor. “İmam Şafi bilmiyor. İmam Malik, İmam Hanbel de bilmiyor ben doğrusunu biliyorum. Bunlar tamamen uydurma rivayetlere göre hareket etmişler tamamen yanlış dedikleri. Benimki doğru” diyor. Burada bir anormallik yok mu? Çocuk olsa anlar bunu. Dördü de birbirini yalancılıkla itham ediyor demeyeyim de, uydurma hadislere uymakla itham ediyorlar. Bunu yapacağına direkt Kuran’a uysana mübarek. Bak İslam alemi mahvoldu bunun yüzünden. İslamofobinin gelişmesinin nedeni de bu.

“Andolsun” diyor Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım “Biz Kuran’ı öğüt alıp düşünmek için kolaylaştırdık.” Bak “öğüt alıp düşünmek için Kuran’ı kolaylaştırdık.” Adam diyor ki “kırk yıl geçse biz Kuran’ı anlamayız” diyor. Allah kolaylaştırdım diyor anlarsınız diyor “Fakat öğüt alıp düşünen var mı?” (Kamer Suresi, 17) diyor. Adam da diyor ki “kırk yıl geçse anlayamam ben zaten” diyor. Allah diyor ki bak “Onu şeytanlar anlamaz” diyor.” Kavrayamaz şeytanlar” diyor. Adam da diyor ki “ben kavrayamıyorum anlayamıyorum. Kırk yıl geçse anlayamam ben” diyor. Sen kendini ne hale getiriyorsun? Sen ne dediğinin farkında mısın?

“De ki” diyor bak şeytandan Allah’a sığınırım Enam Suresi, 145’de “De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum.” Niye oturup haram arıyorsun yok diyor işte Allah. Bak yiyeceklerin içinde bunlar dışında haram olan bir şey yok diyor. “Olmaz.” diyor. “Midye de haram.” diyor. Sayıyor , “Istakoz da haram, yok şu kuşun etini yiyemezsin, yok şunun etini yiyemezsin.” Ya bırak, Allah öyle bir şey demiyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara’dan İlker Türkmen Bey’in sorusu var size.

VTR: Adnan Bey selam. Hz. Mehdi (as)’nin ikinci gaybet dönemi yaşandı mı? Ve zuhuru 2. gaybet döneminden sonra mı olacak? Mehdi talebelerindeki büyük ayıklanma olayı Hz. Mehdi (as)’nin bu 2. gaybet dönemi sırasında mı yaşanacak? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Selamına aleykümselam. Şimdi ben Mehdi (as)’yi görmeden bir şey diyemem. Ama rivayetleri yorumlayacak olursak benim anladığım son devrindeyiz yani gaybetin bitmiş olması gerekiyor. Ama bilmiyorum belki bundan sonra da olabilir. Ama muhtemelen geçmişte olmuş olması gerekiyor. Çünkü Mehdiyet’in kırk yıllık dönemi bitmek üzere yani 3-5 yıl kaldı yani hadislere göre. Muhtemelen gaybet dönemi geçti. Ayıklanma döneminin de büyük bir bölümü geçmiş olabilir. Yani kırk yılda ayıklanma biter artık yani. Olmuştur. Emin de olabilir miyiz? Olamayız. Belki son anda da bir gaybet olabilir, hakikaten büyük bir ayıklanma da olabilir. Ben ancak tahminde bulunabilirim. Yani benim kanaatim olanlar olmuştur diye düşünüyorum. Ama olamaz mı? Rahatça da olabilir asıl bundan sonra da olabilir. Yani ortalı, bir şey diyemem. Ayıklanma derken tabii o devrin yani Mehdiyet devrinin özelliklerinden biri de nitelikli münafık sadece Mehdi cemaatinden çıkar. Yani diğer cemaatlerden nitelikli münafık çıkmaz. Çıkan mesela kadın ve erkek münafıklar deccal mesabesindendir. Yani otuza yakın deccal çıkacak diyor ya yani kadın ve erkek olarak çıkan deccaller o devirde çıkanlar çok nitelikli oluyorlar. Yani Mehdi cemaatinin dışında nitelikli münafık çıkmaz. En nitelikliler oradan çıkar. Ama münafık da, münafık yakalama da derin devletin ahlakını, kişiliğini, yapısını öğrenmede tek yoldur. Yani mesela geçende de anlattım. Emniyetin özel köpekleri var besleniyor. Narkotik köpeği yahut bomba aramada kullanılıyor o hemen gidip zehirli maddeyi buluyor hayvan. Münafık kadar da derin devleti iyi bulan araştıran iz söken olmaz. Onun için Müslüman münafığı besler köpek besler gibi. Derin devleti onun kanalıyla yakalatır, derin devletin üzerine çöker, münafığa da gereken karşılık neyse kanunla hukukla, ilimle irfanla, Kuran ölçüleriyle gereğini yapar. Ama münafık beslemeden deccaliyeti yakalamak mümkün olmaz çok zordur. Yani çünkü münafığın yeteneği Müslümanda yoktur. Deccal yakalama yeteneği Müslümanda olmaz. Çünkü onda şeytan özelliği olduğu için. Yakalayacağı da şeytan olduğu için. Şeytan şeytanı kolay yakalar. Şeytan şeytanla kolay bağlantıya geçer. Şeytandan köpeğin olursa onun tasmasından tutar gider diğer şeytanı yakalarsın. Mesela benim hazırladığım kitaplarda, son dönemde hazırladığım kitaplarda nitelikli münafıkları kullandım ben. Yani birçok kişi bilir benim nitelikli münafıklar kanalıyla onları yakaladığımı bilirler. Yani özel olarak münafık beslediğimi de bilirler. Çok nitelikli münafıklar besledik ve onların kanalıyla yakaladık. Mesela bu münafıklarla ilgili kitap nitelikli münafıkların, bizim beslediğimiz nitelikli münafıkların hayatını anlatan kitaptır. Yani doğrudan onların hayatını anlatıyor. İngiliz derin devletini anlatan kitap da nitelikli münafıklar kanalıyla yakaladığımız bilgilerdir. Yani artık oradan hikmetini düşünün, derinliğini düşünün.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Tarık Bey bir soru yollamış.

VTR: Dünyaya bir kere daha gelme ihtimaliniz olsaydı yine Adnan Oktar Hoca olarak gelmeyi ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: E tabii ki. Her yönden güzel. Evet. Hoca kısmını çıkaralım da Adnan Oktar diyelim. Evet.

ASLI HANTAL: Yine bir kardeşimizin sorusu vardı size.

VTR: Adnan Bey evrim teorisine neden bu kadar ilgi gösteriyorsunuz ve üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evrim teorisi ben lise yıllarında ortaokulda hatta ilkokulda bile dikkatimi çeken bir konuydu. İlkokulda işkillenmiştim ilkokulun sonunda falan, ortaokulda iyice şüphelendim yani dünyayı bir derin devletin yönettiğini hissettim ortaokuldayken. Lisede iyice pekişmişti bu görüşüm. Nitekim araştırdık soruşturduk tam ortaya çıktı olay. Darwinizm dünyadaki bütün negatif güçlerin, bütün felaketlerin, Marksist, faşist düşüncelerin, şu sevgisiz nötr ölü dünyanın ana dini, zemini oturduğu karanlık bataklıktır. Bu bataklık kurutulmadan dünyanın insanlığın kurtuluşu mümkün değil. Yani onu ayakta tutabilmek için şu an çırpınıyorlar. Müslümanlıkla bağlantısını kurarak ayakta tutmaya çalışıyorlar dikkat ederseniz.

Münafık nasıl yakalanır? Gözünden, üslubundan ve sanki şeytanın insan kılığına girmiş hali olmasından yakalanır. Her şeyi alçakça, her şeyi haysiyetsizce, her şeyi karaktersizcedir. Her an negatif, pislik, şeytani bir karakter fokur fokur lağım gibi kaynar münafıkta.

Mesela nitelikli dolandırıcı vardır. Türk Ceza Kanunu’nda nitelikli dolandırıcılık vardır. Nitelikli münafık da vardır yani yüksek nitelikli. Yani mesela ahlaksızlıkta en yüksek noktaya gelmiş, karaktersizlikte en yüksek noktaya gelmiş, yalancılıkta en yüksek noktaya, çirkeflikte yüksek noktada, ahmakça yalan söylemede en yüksek noktaya gelmiş. Dengesizlikte, delilikte, münafıkhane tavırlarda en yüksek noktaya gelmiş. Şeytani bir özdür münafık. Yani şeytanın özleşmiş şeklidir. Ve niteliği yüksektir tabii ki gerçek münafığın. Bir de sıradan münafıklar vardır. Yani niteliksiz. Mesela niteliksiz dolandırıcılık vardır, adam sıradandır ama bizim gördüklerimiz gerçekten yüksek nitelikli sahtekarlar ve yüksek nitelikli münafıklar.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Yusuf Han kardeşimiz bir soru yollamış size.

VTR: Kadın-erkek eşitliğine inanıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Kadın-erkek eşitliğine tabii ki inanıyorum ama kadınlar bence sanat yönleriyle üstündürler. Şefkat ve merhamet yönlerinden de üstündürler. Genel anlamda benim kendi görüşüm şahsi kanaatim olarak söylüyorum. Daha sanatçı ruhludurlar. Daha detayları fazla görürler. Daha sevgiye açıktırlar. Merhamete daha açıktırlar. Güzellik kadınlarda çok yoğun tecelli eder. Mesela tutkunun kaynağıdır kadınlar. Derinliğin kaynağıdır. Mesela bir insan tutkuyu ancak kadına gösterebilir. Yani tek alıcısı kadındır tutkunun. Derinliği ancak kadında bulabilirsin ama aklı varsa tabii erkeğin. Yoksa baykuş gibi bakıyorsa adam baykuş akıllıysa. Vücudunu geliştirmiş ama kafa odun, işte karnı baklava gibi, sırtı börek gibi falan ondan bir şey çıkmaz. Ama kemik kafa yani böyle. Kadın öyle bir varlıktan tiksinir. Kadın erkeğin akılsız olduğunu anladığında acı bir olayla karşılaştığını anlar. Yapacağı hiçbir şey kalmaz. Çünkü kadın tutkuya çok önem verir, derinliğe çok önem verir. Kadının ruhunu etkileyen ruhundaki heyecan mekanizmasını harekete geçiren tutku, derinlik ve aşktır. Tutkuyu bulamadığında kadın bedeni ölü hale gelir. Yani karşısındakinin nüfus cüzdanında erkek yazıyor olması kadını ilgilendirmez. Bedeni de goril bedeni gibi de olabilir yani gorilden daha da iri olabilir. Bu kadını ilgilendirmez. Kadın akla, derinliğe, tutkuya, imana çok önem verir ve samimiyete çok önem verir. Bu yoksa bitmiştir kadın yani yapacağı hiçbir şey yoktur. O yüzden kadınların büyük bir bölümü mutsuz. Çok büyük bir bölümü mutsuz. Sevgilerini ifade edemedikleri için, tutkuyu hiç yaşayamadıkları için kendilerine hiç bakmıyorlar. Sokağa çıkıyorum bakıyorum hep kilolu kadınlar, hep cildi bozuk kadınlar, üzgün, halsiz, bakımsız, neşesini kaybetmiş, hayat sevincini kaybetmiş kadınlarla dolu sokak. Çok fazla. Hepsi öyledir demiyorum ama yüksek oranda öyle.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Üsküdar’dan İrfan Bey’in sorusu var size.

VTR: Suriye’de çıkan bu iç savaş ve Türkiye’nin konuya dahil olması bu duruma dahil olması sonucu Türkiye’nin bu savaş sonrası jeopolitik konumu ne olur?

ADNAN OKTAR: Benim kanaatim bu savaştan sadece İngiliz derin devleti karlı çıkar. Sadece İngiliz derin devleti. Mehdiyet vesilesiyle bütün İslam sonunda karlı çıkacaktır ama şu aşamada İngiliz derin devleti karlı çıkıyor. Çünkü adam öldürmek istiyor, Müslümanları şehit etmek istiyor; elde ediyor. Müslümanların malını mülkünü yağma etmek istiyor; ediyor. Evlerini yıkmak istiyor; yıkıyor. Onları mutsuz etmek istiyor; ediyor. Onlara sürgün cezası vermek istiyor; sürgün de oluşuyor. Yani bütün dediklerini yapıyor onlar. Milyonlarca insan sürgün edildi, milyonlarca insanın evi yıkıldı, milyonlarca Müslüman şehit edildi. İngiliz derin devleti amacına ulaşmış oldu. Ama sonunda Mehdiyet vesilesiyle bütün İslam alemi galip gelerek onların çıkarına, onların lehine bir sonuç meydana gelecek. Ama şu anki aşamada tabii ki deccaliyetin avantajları önde gidiyor öyle görünüyor.

ASLI HANTAL: Etiler’den Rabia Hanım’ın sorusu var size.

VTR: Ben Etiler’den Rabia. Hangi kitapları okumamızı tavsiye edersiniz?

ADNAN OKTAR: Sevimliliğe bak sen sevimliliğe bak sen. En başta tabii Kuran’ı. Kuran-ı Kerim’i. Sonra biraz Risale-i Nur’dan. Çok faydası olur Risale-i Nur’un. Yani beş, on sayfa bile okusa, sıkılsa bile üç, dört sayfa bile okusun çok faydasını görecektir. Yani bambaşka bir ruh hali verecektir, samimiyetin güzelliğini hissedecektir. Ve tabii ki Harun Yahya kitapları tavsiye ederim. Çünkü hiç hurafe yok. Gelenekçi Ortodoks izahlar yok. Son derece akılcı, bilime dayalı, mantığa dayalı, Kuran’a dayalı samimi vicdanla yazılmış eserler.

İbrahim Tuncer kardeşimiz çok değerli bir kardeşimizdir. Çok temiz bir mümindir. Aleyhinde konuşanlar genellikle samimiyetsiz, hasta ruhlu insanlar birçoğu. Bazıları da bilgisizliklerinden böyle konuşuyorlar. İbrahim Tuncer bütün gençliğini İslam’a, Kuran’a hasretmiş, gece gündüz İslam için uğraşan bir insan. Ahmakça şeytanın oyununa gelip İbrahim Tuncer’le uğraşanlar başarılı olamazlar. Çünkü İbrahim Tuncer’in yanında ben varım, Müslümanlar var, bütün müminler var. Allah’ın onu koruduğunu, koruyacağını bilmeleri lazım. Kendileri mağlup olurlar, müminler daima galip olurlar. Bilgisizlikten yapanlar da kendilerini aydınlatsınlar, bilgilendirsinler. Tanımadıkları bilmedikleri insanlar hakkında çirkin sözler sarf edenler, o sözler kendilerine döner. Genellikle bunu söyleyenler hasetlikte kıskançlık içerisinde hizmet edemeyen, İslam’a bir faydası olmayan, sadece dedikodu ve fitneyle ortalığı bulandırmaya çalışan. Bazıları böyle. Bazıları da hakikaten bilgisizlikten kaynaklanan, tecrübesizlikten yahut çocuksu düşünceden kaynaklanan tavır içindeler. Umuyorum düzeltirler. İbrahim bütün ömrünü İslam’a hasretmiş, çok güzel hizmetleri olan, faydaları olan bir insan. O kişiler kendilerini bir kıyaslasınlar İbrahim’in yaptığı hizmetin binde birini, milyonda birini yapmışlar mı? Ondan sonra konuşmaları lazım. Bilgisizce müminleri incitmeye kalkarlarsa o onlara günah olarak döner, çok ayıp yaparlar, çok yanlış olur. Ve boş işler yani onlardan bir şey de çıkmaz. Sadece bana ve arkadaşlarıma kendilerince zarar vermek istemişler olarak ben bunu alırım. Benim bu arkadaşlara tavsiyem bu tip üsluplardan, böyle yakışıksız üsluplardan kaçınsınlar. İbrahim Tuncer’e kötü söz söyleyen bana söylemiş olur. Yani çok ayıp, yakışıksız tavırlar bunlar. İbrahim Tuncer 18 yaşındaydı bana geldiğinde, 30 yıldan beri mücadele ediyor geceli gündüzlü. Tabii. Çok yakışıksız. Benim sevdiklerime birisi meydan okuduğunda o bana meydan okumuş demektir. Onlara kötü bir söz söylediğinde bana söylemiş demektir. Ben öyle alırım yani istemem öyle bir şeyi.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Alper kardeşimizin bir sorusu var.

VTR: Televizyonlarda çocuk yarışma programları oluyor. Bu yarışma programları üzerinden büyüklerin para kazanması doğru mu ve çocukların eleştirilmesi doğru mu?

ADNAN OKTAR: Tabii çok gergin bir ortam oluyor. Çocuklara sadece sevgi ve şefkat gösterilmesi lazım. Onlarda bir nevi travma meydana getirir o. Ve çok gerer mesela kötü bir söz söylendiğinde milyonlarca kişinin önünde söylenmiş oluyor, herkesin hafızasında oluyor ve o çocuğu gördüklerinde herkes o sözü ona hatırlatıyor. Ve yıllarca da unutmazlar. Dolayısıyla çocuklara o tip tavırların yapılması, konuşulması gerginlikten, huzursuzluktan başka bir şeye yaramıyor benim gördüğüm. Kaçınmak lazım.

İbrahim Tuncer, 27 yıl önce yanımda. Evet o zaman küçüktü. Yani bu kardeşlerimiz faydalı hizmetlere kendilerini yönlendirsinler. Bilmeden şeytana hizmet etmiş oluyorlar. Fitneye fücura hizmet etmek haram olur, günah olur. Onun yerine iman hakikatleri paylaşsınlar, Kuran mucizeleri paylaşsınlar. Kitap tavsiye etsinler, kitap dağıtsınlar. Bunlar güzel şeyler değil. Böyle bilmiş üst perdeden konuşmalar, yakışıksız sözler, bilir bilmez laf etmeler bunlar olmaz. Ama üzüldüğü, rahatsız olduğu yahut anlayamadığı bir konu varsa gelir bana söyler. “Adnan Bey böyle bir durum var, ben bunun hikmetini anlayamadım sizin kanaatiniz ne?” der konuşur hallederiz.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Bir izleyici sorumuz var. Ataşehir’den Elif Hanım sormuş.

VTR: Ben Ataşehir’den Elif. Benim merak ettiğim bir soru şu; 15 Temmuz demokrasi gecesinde yani demokrasi için biz o gün nöbetteydik. Fakat ülkemiz genelinde insanlar Amerika’ya çok özendirilmekte ve Amerikan vatandaşı gibi yaşatılmaktayız. Onun özgürlüklerini insanlar savunmakta, bize hep bunlar anlatılmakta. Peki, neden hiç Amerika gibi cumhurbaşkanımızı sokaklarda göremiyoruz? Cumhurbaşkanı’mızı biz niçin insanlar gibi oradaki George Bush gibi mesela ya da onu herhangi Angela Merkel gibi sokaklarda rastlayamıyoruz biz Cumhurbaşkanı’mıza? Niçin Cumhurbaşkanımız bize hiç ulaşılmaz bir insan gibi gözüküyor? Niçin bizim aramıza karışıp bizimle selamlaşmıyor da daha çok korumalarıyla falan dolaştırılıyor. Ben bunu çok merak ediyorum.           

ADNAN OKTAR: Ben rica ettim Tayyip Hocam’a. Kendisi de zaten bunu düşünüyor. “Koruma tedbirleri artırılsın” dedik. Ne dedi İngiliz derin devleti? “Seni öldüreceğiz” dediler. Tabancalı falan resimler yayınladılar. Paralel devlet ne dedi? “Tek çözüm ölüm” dedi.  Geçenlerde Amerikalı bir yazar ne dedi? “Geriye tek kurtuluş yolu kaldı; öldürülmesi” dedi. Peki, bu kadar adamlar kararlıyken halkın arasında rahatça katiller karışabilecekken tedbir almazsak bu haram olur. Tedbir takdiri bozmaz ama tedbir gerekiyor, açık. Şimdi elini, kolunu sallayarak dışarıda gezmesi diye bir konu olmaz. Ama hanımların olduğu bir toplantı olsa Tayyip Hocam geliyor zaten oraya. Bütün mesele güvenliğin sağlanmasıdır. Her yerde liderler çok güçlü korumayla geziyorlar zaten. Koruma olmayanların da zaten iddiası olmuyor, bir özelliği olmuyor. Adam bisikletle falan halkın arasında geziyor ama hakikaten hiçbir düşmanı yok, karşıtı yok. Tayyip Hoca’nın çok fazla düşmanı var. PKK karşı, terör örgütleri karşı, IŞİD karşı. IŞİD fetva çıkarttı “katli vacip” diye. İngiliz derin devleti karşı, paralel yapı karşı fakat öldürülmesini isteyen karşıtlık yani bunlar. Bu kadar açık tehditler varken Tayyip Hocamız’ın ortada öyle rahatça gezmesini biz istemeyiz. Tabii ki tedbirli olacak ama asosyal bir insan değil, herkesle görüşüyor, konuşkan bir insan. Daha çok bayanlara yönelik de toplantılar yapabilir. Olur, Tayyip Hocam ondan çekinecek birisi değil, sevecen bir insan. Çok da yapıyor zaten toplantı, konuşmalar yapıyor. Ama böyle bir imajdan kardeşimiz sıkıldığına göre Tayyip Hocam ne yapacak? Dekolte hanımların da,  modern genç kızların da, modern delikanlıların da olduğu ortamlar meydana getirsin. Hatta müzikli toplantı olsun orada gençler eğlensinler. Tayyip Hocam da oraya gelsin. Olur, Tayyip Hocam’dan biz rica ediyoruz, yapsın. Yapar da yani.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Oğan Bey’in bir sorusu var size.

VTR: Ülkemizdeki Suriyelilerin büyük bir kısmı hala Türk vatandaşı olmamış durumda. Bu problemin önüne geçmemiz gerekiyor. Bunun için neler yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’dan istemiştik. Tayyip Hocam da aslan gibi iki gün sonra, ben dedim ki “Hepsine Türk vatandaşlığı verilsin” benden başka diyen de olmadı. “Türk vatandaşlığı verilsin” dedim “tamam, verelim hepsine” dedi. Acayip yaygara yaptılar. O zaman Tayyip Hoca tabii bir geri adım attı, geri adım attı. Dedi ki “Sadece” işte “doktor, mühendis falan seçkin olanlara” dedi “verelim” falan diye, halbuki hiç gerek yok. Sadece teröristlerin dışında hepsine bir seferinde vatandaşlık verilsin, hepsine de kimlikleri verilsin. Bu konular uzatılmaya gerekecek konular değil. Ben yaptım olduyla bitirmek lazım. Gayet de güzel olur, hayır olur, bereket olur. Onlar can, nur gibi kardeşlerimiz. Allah bize üç milyon evlat verdi daha ne istiyoruz? Tabii. 83 milyon olduk. Onlar bizim canımız, nur gibi kuzular onlar, Türkiye’nin şenliği, güzelliği onlar. Hemen nüfus cüzdanlarını verelim kim ne derse desin. Merhametsiz, şefkatsiz olanların sözleri önemli değil.

EBRU ALTAN: Siz misafir bereketiyle gelir demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii.

GÜLEN BATURALP: İzmir’den Tuğçe Hanım bir soru yollamış.

VTR: Ben İzmir’den Tuğçe. Dünyayı daha güvenli bir hale nasıl getirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Daha güvenli hale gelmesi bütün dünyanın kardeş olmasıyla olur. Museviler, Hristiyanlar, Müslümanlar, Budistler, ateistler hepsi dost olurlar, kardeş olurlar olur biter. Herkes herkese saygılı olur ama tabii bu İslam’ın öncülüğünde olması lazım. Bunun için de ittihad-ı İslam gerekir, İttihad-ı İslam için de Mehdiyet gerekiyor. Mehdiyet gerektiği için de Mehdi (as) de zuhur ettiğine göre, İsa Mesih de dünyada olduğuna göre olaylar yakın demektir. Ama büyük olaylar olacak, büyük neticeler meydana gelecek. Kurtuluş, güzellik, esenlik bütün dünyayı kaplayacak.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Elif Hanım’ın sorusu var size.

VTR: Merhaba Ben Üsküdar’dan Elif. İnsanlar neden birbirini kıskanır? Bu kıskançlıkların sebebi neler bunu öğrenmeyi çok istiyorum. Çünkü Türkiye’de ve dünyada en büyük sorunlardan bir tanesi bu.

ADNAN OKTAR: Kıskançlık; genellikle güzel insanları kıskanılıyor, zenginler kıskanılır, akıllı olan insanlar kıskanılır, imanlı olan, namuslu olan insanlar kıskanılır. Sanat gücü olan, malı mülkü çok olan, sevilen, sayılan, değerli olan, başarılı olan insanlar kıskanılırlar. Bizde de bunların hepsi var olduğu için bizi de kıskanan çok oluyor. Ama kıskanan çok olduğunda hayat daha lezzetli olur. Çünkü kıskananın çok olduğunu gördüğünde müminde bir manevi keyif meydana gelir. Çünkü o kıskananı kıvrandıra kıvrandıra ilerlemek eğlencelidir işin doğrusu. Kıskanan olmadan araban olmuş, evin olmuş güzeldir, hoştur da güzelliğin olmuş bu da hoştur ama kıskanan oldu mu daha da bir lezzetli olur. Onu kızdıra kızdıra, pişire pişire bir de ilerlersen değil mi? Biz de bayağı kızdırıyoruz, kızdırdığımız için de keyif alıyoruz, hoşumuza gidiyor. Mümine kıskanılmak ibadet sevabı olarak gelir. Mümin daha güzelleşir, daha keyiflenir, daha sağlıklı, daha sıhhatli olur, daha başarılı, daha akıllı olur. Kıskananın aklı gider, güzelliği gider, sağlığı sıhhati gider, zenginliği gider, gücü gider kavrulur pişer. Müminde de tam tersine hep olumlu gelişmeler olur. Müminde olumlu gelişmelerden hoşlanacağına göre kıskanılmak mümin için bir nimettir. Dolayısıyla o kardeşlerimiz de rahat olsunlar. Hiçbir şey çıkmaz kıskanılmaktan. Kıskanan sadece yanar. Kıskanılana hiçbir zarar gelmez.

EBRU ALTAN: Hatta ona gidecek olan nimetler kıskandığı kişiye gider demiştiniz siz. 

ADNAN OKTAR: Tabii tabii yani ona gelecek zenginlik kimi kıskanıyorsa ona gider. Ona gelecek güzellik kimi kıskanıyorsa ona gider. Bereket yine kimi kıskanıyorsa ona gider. Dolayısıyla kıskanılmak nimettir. Kıskanmak da felakettir, beladır.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Müslümanların zengin olmaktan korkmamaları gerektiğini söyledi. “Çok çalışın ve zengin olun. Zenginlikten hiç korkmayın ama bir şeyden korkun zenginliğin kalbinize hükmetmesinden korkun. Zenginliğinizin, servetinizin size hükmetmesinden korkun” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte o ahlakın oluşması için Mehdiyet ahlakının dünyaya hakim olması lazım. Mesela Mehdi (as) dünyanın en zengini oluyor. Ama bütün malı mülkü Allah için harcıyor, hepsini dağıtıyor. Dünyanın en fakiridir Mehdi (as) ama dünyanın da en zenginidir aynı zamanda. Dağıtmanın bereketi işte. Zenginliğin şanı dağıtmaktır.

Oynamak, eğlenmek çok zevkli bayağı güzel. Hayatın en güzel yönlerinden biridir. Sanatın en güzel vurgularından birisidir. Aşkı, tutkuyu, sevgiyi, derinliği en güzel ifade eden eylemlerden biridir. Bütün kuşlar falan böcekler hepsi dans ederler. Bütün kuşlar şarkı söylerler. Kuşlar müziğe çok meraklıdır, sabah akşam şarkı söylerler biliyorsunuz. Bütün kainat, atomlar bile sürekli bir müzik yayınlar. Atomun müziği duyulamıyor. O dönüşlerinde ses meydana geliyor ama o sesi biz algılayamıyoruz. Mükemmel bir ses meydana geliyor çünkü çok ahenkli dönüş. O ahenk çok güzel ses meydana getirir. Ama biz duyamıyoruz. Dolayısıyla müzik bütün kainatta hakim olan bir güzelliktir. Dans da mesela atomlar dans eder, bütün atomlar. Çekirdeğin etrafında protonlar, nötronlar falan hepsi dans ederler ve çok kıvrak dans ederler hareketli dans ederler. Dans ederken müzik de söylerler çok güzel ses çıkar. Allah her yerde dansı hakim kılmıştır. Mesela otlar da, çiçekler de böyle rüzgar eser onlar da dans ederler. Arılar dans eder, ağaçlar dans eder.

Benim kız arkadaşlarımda da bir nur var dikkat ederseniz bu çok şaşırtıcıdır. Ama ben bazen dışarıya çıkıyorum. Hanımların epey bir bölümü çok bakımsız ve vücutları çok deforme olmuş. Neden? Çünkü beğenilmenin onlar için bir anlamı kalmamış, beğenmenin de bir anlamı kalmamış, aşkın, tutkunun da bir anlamı kalmamış, sevginin de bir anlamı kalmamış mahvetmişler o çocukları. Çünkü beğenilmek istediğinde hakaret ediyorlar. “Sen niye beğenilmek istiyorsun?” diye. Beğenmeyince yine hakaret ediyorlar. Adeta deliye çevirdiler kız çocuklarının büyük bir bölümünü, epey bölümünü ve çok mutsuzlar. O mutsuzluktan dolayı hep sigara içiyorlar, içine kapanmış durumdalar, huzursuzlar, stresliler, çok gerginler. Deformasyon çok yaygın. Vücut patolojisi şiddetle gelişiyor. Yüzleri hep solgun ve bakımsız ve hayatları hep işlevsel. Mesela kıyafeti işlevsel sadece üşümemek ve terlememek için, ayakkabısı sadece yürüyebilmek için. Yemek yiyor mesela yaşayabilmek için. Hayatın hiçbir anlamı kalmamış. Bu çok korkunç. İşte bu kalitenin, sevginin, güzelliğin ortadan kaldırılmasıyla deccal tarafından dünyada oluşturuldu. Dünyanın hemen hemen her tarafında bu böyle. Kadınların büyük bölümü mutsuzlar. O yüzden kadınlar kendi içine kapandı, beğenilmekten de şiddetle çekindikleri için gözleri yerde, sevgiyi ifade edemeyen, tutkuyu yaşamayan varlıklar olarak dünyada mutsuz yaşıyorlar. Erkekleri de homoseksüelliğe çektiler büyük bölümü homoseksüel oldu. Ben gençleri görüyorum el ele iki kişi erkek mesela aslan gibi delikanlılar belli homoseksüel olduğu. Onlar da o şekilde yaşamaya başladılar. Onlar kadın karakterine gittiler. Çünkü kadın sevmeyi suç gibi gösterdiler. O zaman da onlar da birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Çirkin bir tavır, yanlış bir tavır ama bu propagandayla, filmlerle teşvik edilerek bu çizgiye getirildi. Ben çok nadir dışarıda bakımlı genç kız görüyorum. Dışarıda göğsünü gererek gezebilen bir genç kız hemen hemen ben hiç görmedim. Hep gözleri yerde, hep korku ve tedirginlik içindeler kimseye bakamıyorlar adeta birçoğu. Ve hiçbir şeyden zevk almıyorlar. Mesela güzel bir ağaca bakmıyor, güzel bir çiçeğe bakmıyor. Vitrine bakıyor ama ‘acaba alabilir miyim, param yeter mi, satıcıyla ne konuşacağım, tartışmam mı gerekiyor?’ o tarz. Veyahut işte ‘bu mal çürük müdür, zararlı mıdır, bana pahalı mı satarlar?’ o tarz. Bir güzellik arayan, mutluluk arayan bir ruhu göremiyorum. Çok nadir görüyorum. Bunu herkes görebilir, aksini gören varsa bana söylesin. Yanılmayı çok isterim ben. Yanılmayı, yanlış teşhis etmiş olmayı çok isterim. Eğer yanlışsa bana söylesinler. Kadınların bir kısmı bir süre sonra kaşarlaşıyor, çirkefleşiyor. Bu hayatın içerisinde kendini koruyabilmek için saldırganlaşıp, vahşileşip vahşi bir hayvan gibi oluyor. Kadın olmaktan çıkıyor. Cildi, ağzı, dudakları her yeri deforme oluyor. Her an kavgaya hazır, her an yırtıcı bir hayvana dönüşüyor. Yazık, günah değil mi? Bak melek gibi varlığı korkunç bir mahluka çeviriyorlar. Bazı kadınlar için bunu söylüyorum. Bedenen de kirli, ruhen de kirli, her tarafı bakteri, mantar efendim virüsle kaplı, hastalanmış, içten çökmüş, kanserleşmiş bir bünyeyle yaşıyorlar. Hatta dedim suya düşse sudaki balıklar ölür. Her yeri mikrop olmuş, her yeri bakteri. Mesela TV kanallarında dekolte hanım istemiyorlar. Ama homoseksüel erkekleri çıkarıyorlar, kadın gibi giyiniyorlar iftiharla seyrediyor birçok kişi. Teşvik de ediyorlar onları. Mesela kadın gibi giyinmek, kadın gibi makyaj yapıyor, kadın gibi yürüyor, kadın gibi konuşuyor. Onu hayret ve takdirle karşılıyorlar. Ama bir kadın bakımlı, böyle cazibeli, hoş, güzelse toplumda o ciddi şekilde baskı görüyor, bu çok korkunç ve çok yanlış bu. Bunu değiştirmeye çalışıyoruz ve değiştireceğiz tabii inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Merve Hanım’ın sorusu var size.

VTR: Ben Üsküdar’dan Merve. İnsanlar birbirine neden güvenmiyor? Güven sorunu neden var? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi nasıl güvensin? Adam bir kere Darwinist, materyalist yetiştiriliyor, kıskanç yetiştiriliyor. Mesela benim güzel bir kız arkadaşım var. Bir kız arkadaşım yeni gelen kız arkadaşıma sordum. “Güzel mi benim kız arkadaşım?” dedim. Baktı “Ojeleri güzel olmuş” dedi. Neden? Kıskançlık. Fiziği mükemmel, her şeyi kaşı, gözü, vücudu olağanüstü güzel, nefes kesici. Mesela başka bir kız arkadaş geldi, geldi kız arkadaşın yanına oturdu yeni gelen, o kız arkadaşıma baktı “o ney?” Diyor. Bak “o ney?” Güzel bir insana böyle mi denir? “O ney” mi denir? Şimdi böyle bir durumda mesela bu arkadaşımız güzel bir ayakkabı alacak bir dükkanda satılıyor bu, o ayakkabının yerini ona sorsan o söylemez, söylemez yani. Bir yiyeceğe ihtiyacı olsa orda yiyecek var demez. Şimdi işte güvenmezlik buradan kaynaklanıyor, kadınlar özellikle kadınlar bu konuda yerden göğe kadar haklı. Mesela genç bir delikanlıyla tanışıyor, hep genellikle kahveye davet ediyorlar kahve meraklısıymış gibi sanki derdi kahveymiş gibi halbuki kahve onun, o çocuğun Allah esirgesin ırzına geçmek için ilk aşama oluyor bazılarında. Birinci aşama, ikinci aşamada zaten ırzını payimal edip ondan sonra da bir daha adam yerine koymamak, saygı duymamak, hakaret etmek, nezaketsiz tavırlar göstermek şeklinde çirkin bir aşamaya geçiyor. Çocuklar da bunlardan yıldıkları için hiç kimseyle arkadaş olmak da istemiyorlar, konuşmak da istemiyorlar. Kız arkadaşlarından da korkuyorlar çünkü kız arkadaşları da aleyhine oluyor. Mesela en ufak bir sırrı olsa gidip hemen söylüyor. Bir şey ifade etse onu en söylenmeyecek adama götürüp aktarıyor. Mesela o kızın lehine farz edelim bir yerde iş var o da iş arıyor varsa bile söylemiyor o işi, o yüzden çocuklar adeta yarı deliye dönüyorlar hiç kimseye güvenemiyor. Ben tabii bunlar örnek olarak anlatıyorum ama bunlar çok küçük ve uç örnekler. Çok berbat örnekler var ve yüzlerce, binlerce ve bu çocukların çok canları yandığı için genellikle genç kızların en fazla bir veya iki tane yahut en fazla üç tane kız arkadaşı oluyor. Hep içine kapalı, yalnız yaşayan kızlar, hiç kimseye güvenmiyor ve sorduğumuzda sadece annesine güvendiğini söylüyor aslında o da doğru değil annesine de kısmen güveniyor bir kısmı. Ve sadece kendine güveniyor o kadar, yalnız dünyasında yaşıyor ve küsüyor, hayata küsüyor, sevgiye de küsüyor, tutkuya da küsüyor, her şeyi kapatıyor. Dolayısıyla güveneceği de hiç kimse kalmamış oluyor. Bu konu tabii dünyanın felaketi Türkiye’nin felaketi değil, bütün dünyayı mahveden bir felaket. Buraya gelen modellerle ben konuşuyorum “ben böyle bir erkek ilk defa gördüm” diyor bir kız, gelen her model. “İlk defa bana iltifat ediliyor hayatımda” diyor halbuki dünya güzeli. Bu niye yalan söylesin? “Bana” diyor “erkekler asla iltifat etmez” diyor. “Ben böyle iltifatı ilk defa görüyorum” diyor. Ben mesela detay detay bütün güzelliğini söylüyorum, doğru. “Söylemiyorlar bana” diyor. En az yetmiş, seksen örnek verebilirim. Çocuklar bu durumda bu dünyadaki insanlara nasıl güvensinler? Güvenemiyorlar. Diyor mesela “benim birisine güvenmem çok vakit alır” diyor haklı, zor anlıyor hakikaten çünkü adamlar rol de yapabiliyor bazen. Böyle Mevlana Celaleddin görüntüsünde oluyor bir kısmı, böyle ruh gibi falan ama adam zırdeli çıkıyor sonunda, manyak çıkıyor. Bu kız çocuğu da kendini de koruyamıyor yani akıl almaz manyak çıkabiliyorlar ve çocukları hep tuzağa, oyuna düşürüyorlar ve bir de çirkefler de oyuna getirenler, deli cesareti de var. Mesela çocuğun farz edelim resmini çekiyor, tehdit ediyor yahut resmini de çekmiyor diyor “annene söylerim” diyor “ilişkiye girdiğimizi” diyor. Git sen ona anlat diyor adamın kaybedeceği bir şey yok, haysiyetsiz yani. Onun için genç kızlar adeta bir kabus içinde yaşar gibi yaşıyorlar çok büyük bir bölümü, çok çok büyük bölümü. Mesela bak bu hanım genç kızlar nur gibi bayağı güzel, güveneceği hiç kimse yoktur benim kanaatim. Kız arkadaşları bile güvenilir olmuyor mesela güzelse hepsi kıskanıyor, büyük bölümü kıskanıyor. Belki istisnalar vardır da örnek olarak veriyorum yani güzel olmak zaten başına bela oluyor başlı başına, bütün arkadaşları düşman oluyor güzel olana, herkes düşman oluyor halbuki güzeli herkesin sevmesi lazım, herkes düşman oluyor. Çirkine de bütün herkes düşman oluyor peki bir kurtarırı yok mu bunun? Çirkini de ezim ezim eziyorlar. “Senin dudağın niye böyle? Burnun niye böyle? Ameliyat yaptırsan böyle gezilir mi?” falan. Hatta güzel kızlarda bile mesela bir kulağı biraz eğik oluyor “ya kulak nedir öyle ya?” Diyor. “Ne zamandan beri böyle, bir kazadan mı oldu?” Diyor. Sırf ahlaksızlık olsun. Kardeşim yüzlerce güzel yönü var göre göre onu mu görüyorsun? Ahlaksız adam. Sırf canını yakmak için yapıyor, vicdansızlık olsun diye. Mesela diyor ki “dudağının kenarı hafif kalkık ya diyor sen farkında mısın?” Mesela şeytan gibi. Bütün blok güzellik varken zaten insan kusursuz olmaz göre göre onu mu gördün? Sırf kızdırmak amacıyla, çocuklar da onu fark edince güvenemiyorlar kimseye konu bu.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Kardeşimizin bir sorusu var. Murat Bey yollamış.

VTR: Selamünaleyküm Adnan Bey, geçmişte birçok insan dini kitaplar yazmışlar, sizin de kitaplarınız var bu Kuran’la çelişir mi, Kuran’ın yeterliliğini nasıl anlamalıyız? Teşekkürler, iyi yayınlar.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Şimdi devir Abdülhamit devri, sen “Kuran yeterli” dersen Abdülhamit adamı ne yapar? Bediüzzaman fikirlerinden dolayı tımarhaneye kondu, ki en demokrat gibi görünen adamlardan biri Abdülhamit. Daha daha gerilere git Abbasiler, Memlükler dönemine git. Abbasiler döneminde halife var başta, sen diyorsun ki “Kuran yeterli.” “Emin misin?” Diyor “bunu dediğinden.” “Evet eminim” diyor “Kuran yeterli” diyor. “Yani hadise gerek yok öyle mi?” Diyor. “Evet” diyor “hadise gerek yok, Kuran yeterli” diyor. “Gel” diyor. Şehrin çöplüğüne götürüyorlar adamın kafasını kesiyorlar. Zaten diyor bak televizyonda “onu şehrin çöplüğüne götüreceğiz oraya atacağız yani” diyor. “Kıldı kıldı, kılmadı mı şehrin çöplüğüne atacağız” diyor. O korku ortamında hangi alim konuşabilir? Ki, alimlerin büyük bölümünü döve döve öldürdüler tarihte bunlar bilinen konular ama hiç aktarılmıyor. İmam Ebu Hanife’ye yapılanları kimse biliyor mu? Bilmiyor. Muhyiddin Arabi’ye yapılanlar biliniyor mu? Bilinmiyor. Dehşet ve şiddet hakimdi. Atatürk’ten Allah razı olsun, demokrat cumhuriyet kurdu özgür olduk rahatça konuşuyoruz. Kuran’ın yeterliliğini söylemek; adamın iflahını keserler. Hatta rivayet var diyor ki, hadis onu da ayarlamışlar bak hepsini de ayarlamışlar Peygamber (sav) güya diyormuş ki, artık adamların halini anlayın, uydurma rivayet. “Bir genç görüyorum” diyor. “Koltuğuna oturmuş” diyor. “Kuran yeterlidir diyor” diyor. “Onu ve onun topluluğunun hepsini öldürün” diyor hadis. Peygamber (sav) kendisi diyor “Kuran yeterlidir” diye. Allah ayette diyor “Kuran yeterlidir” diye. Allah’ın dediğini dediği için, Allah’ın dediği ayeti söylediği için onun öldürülmesi ve ona inananların, onun sözünü kabul edenlerin de öldürülmesi gerektiğine dair hadis var. Bu hadise rağmen adam nasıl anlatsın Kuran’ın yeterliğini? Mangal gibi yürek gerekiyor. Bak gelenekçi Ortodoks kesimi ben karşıma alarak ben bunları anlattım yani milyonlarca adamı karşıma aldım ben bunu anlatırken bu büyük bir risktir. El Kaide’yi, Taliban’ı, IŞİD’i hepsini karşıma aldım.

“Sayın Adnan Bey, sizi büyük bir hayranlıkla seyrediyoruz sabırsızlıkla hanım arkadaşlarınızla dansınızı bekliyoruz. Ben Antalya’dan Börke Özkan.”

“Adnan Bey, Suriyeli kardeşlerimizi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapmamız, onları asimile etmemiz mi yoksa asimile olmamız mı?” diyor “sonuç bu mudur?” Diyor. Kardeşim biz mesela Kafkasya’dan geldik, Türkiye’ye geldik o Kafkasya’ya da Mekke’den, Medine’den geldik atalarımız. Mesela sen nerden geldin? Boşnak’sın. Bir başkası nerden gelmiş? Rusya’dan. Bir başkası nerden gelmiş? Selanik’ten. Ne oldu? Hepsi Türk milleti işte hepimiz kardeşiz dolayısıyla asimile olma diye bir konu yok. Hepimiz Hz. Adem (as)’in evlatlarıyız, hepimiz Hz. Nuh (as)’un evlatlarıyız asimile olma iddiası mantıksız bir iddia. Türkiye’de huzurla, kardeşçe yaşıyoruz. Arap Arap’tır, Türk Türk’tür, Çerkez Çerkez’dir. Mümin kardeşliği, Müslüman dostluğu yeterlidir.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Suriyeli kardeşimiz Abdullah Bey’in bir sorusu var.

VTR: Benim adım Abdullah, Suriye’den geldim, mülteci oldum. Müslümanlara yapılan saldırıların ana nedeni nedir?           

ADNAN OKTAR: Müslümanlara yapılan saldırının ana nedeni nedir? İşin doğrusu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışından kaynaklanıyor. Gerçek Kuran’a dayalı İslam olsa saldırı olmaz ve İslam dünyaya süratle hakim olur. Çünkü gelenekçi Ortodoks sistemde “kadınları dövün” diyor. “Üç yaşındaki çocuğun bacağına bakmayın” diyor. “Kadınların yüzde 99’u cehenneme gidecek” diyor. “Onların söylediği sözün tam tersini yapın” diyor. “Tıraş olanı öldürün” diyor. “Namaz kılmayanı öldürün” diyor. “İçki içeni öldürün” diyor. Adam böyle bir dinin olmasını istemez, böyle bir din yok. Eski putperest pagan dinlerde bile böyle bir şiddet yok. Bu kadar asıp, kesen bir sistem hiçbir inançta yok. Dolayısıyla din karşıtı hareket dünyada çok güçlü şu an, İslam dinini korkunç bir görünüme büründürdüler kendi kafalarına göre. Buna karşı gerçek İslam’ı anlatırsak İslamofobi kesinlikle ortadan kalkar İslam kısa sürede dünyaya hakim olur.

Fıkhi konuları bana sormayın. Mehmet Talu Hocam’a sorun. Mehmet Talu Hocam iyi bilir alimdir o. Ben zırcahil bir adamım, bende o tip bir fetva olmaz.

Allah ahirette sadece Kuran’dan sorumlu olduğumuzu Kuran ayetiyle bildiriyor, bu benim kendi fikrim değil. Kuran ayeti, okudum, defalarca okudum Kuran’daki hükme göre söylüyorum.

“Adnan Bey, hiç beklemediğimiz olağanüstü bir olay olsa ve bunun sonuçları bize zahiren zarar veriyor gibi gözükse burada da yine kadere teslim tavrımızı nasıl koruyabiliriz?” Rukiye Yüksel. Mesela farz edelim yanındaki insan şehit oluyor ne güzel hayır olmuş işte. Sen de gazi olmuşsun koluna mesela kurşun isabet ediyor, senin için de cennetine vesile olacak mühim bir sebep, Allah’a sevgini gösterecek mühim bir sebep. Çünkü kolunu yaratan Allah, kolunu alan da Allah, kol Allah’a ait. Sen diyorsun ki “benim kolumu vurdu” öyle bir şey yok. Allah’ın yarattığı kol vuruluyor. Allah’a ait o kol, sana ait değil. Sen sahip çıkıyorsun. Nerden çıkıyor o anlaşılmıyor o sahip çıkman? Sen mi yarattın? Yok. Sorduğumuzda “sen mi yarattın?” diye “yok” diyor. Kim yarattı? “Allah” diyor. Kime ait? “Allah’a ait.” Allah’a ait kolu sana Allah sormaz. Eğer o kol vurulduysa Allah’ın yarattığı kol vurulmuştur senin kolun değildir o ama sen ondan sevap alırsın.

GÜLEN BATURALP: Üsküdar’dan Çiğdem Hanım bir soru sormuş.

VTR: Merhaba Üsküdar’dan Çiğdem ben, size bir sorum olacaktı. İnsanlar neden sevgisiz? Ya da bu sevgisizliğin amacı ne? Hani buna anlam veremiyorum cevaplarsanız çok teşekkür ederim şimdiden.

ADNAN OKTAR: Sevgi Allah’tan bir nurdur. Allah kainatı sevgi olsun diye yarattı zaten, bütün bu imtihanın, bütün bu kainatın yaratılmasının tek sebebi sevgidir. Allah’ın tek amacı sevgidir, aşktır. Deccaliyet, şeytan da “Ben sevgiyi yok edeceğim” diye ortaya çıktı. Allah “Ben sevgiyi hakim edeceğim” dedi. Şeytan da “Ben sevgiyi yok edeceğim benim haklı olduğumu göreceksin” dedi. Allah da dedi ki, “Sana insanların çoğu uyacak ama benim samimi kullarıma senin etkin olmayacak” dedi. Samimi kullarına kastı işte Mehdi (as) ve talebeleri, İsa Mesih ve talebeleri, Peygamber (sav)’e uyanlar, peygamberlerin talebeleri, Hz. Muhammed (sav) başta olmak üzere onlara uyan güzel insanlar, onlara etkisi olmaz ama şu an deccal dünyada galip duruma geldi. Neden? Daha Mehdi (as) zuhur etmediği için. O sözünü yerine getirdi deccal de. Deccal de dedi “Şeytanın etkisiyle ben insanları sevgisiz, merhametsiz, saldırgan, zalim ve cani yapacağım büyük bölümünü” dedi, hakikaten sözünü yerine getirdi. Şimdi söz Mehdi (as)’ın. Söz İsa Mesih’in. Şimdi onun yaptığı tahribat sevgisizlik, merhametsizlik ortadan kalkacak, sevgi, merhamet, şefkat, dostluk, kardeşlik dünyaya hakim olacak.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni Şafak Yazarı Aydın Ünal, Osmanlı döneminde İngilizlerin Arapları Osmanlı’ya karşı kullanıp sonra da ortada bıraktıklarını, vadettikleri hiçbir şeyi yerine getirmediklerini yazdı.

ADNAN OKTAR: Doğru.

ASLI HANTAL: İngilizlere uşaklık eden bu kişilerin hırsı nedeniyle de bölgenin paramparça olduğunu ve kullanılıp zillet içinde bir kenara atıldıklarıyla kaldıklarını anlattı. “Bugünkü PKK ve PYD’nin durumu da bunu hatırlatıyor. İngilizler bugün de Fethullah Gülen gibi modern Lawrence’lar eliyle Türkleri ya da Salih Müslim gibi sosyalist görünümlü maşalarla Kürtleri kendi kanlı çıkarlarına alet etmek istiyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Aferin, güzel.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Simge Hanım bir soru sormuş.

VTR: Ben Simge Üsküdar’dan katılıyorum. Sorum, kadın-erkek eşitliğine inanıyor musunuz?   

ADNAN OKTAR: Kadın-erkek eşitliği zaten tartışılacak bir konu değil tabii ki var ama kadın sevgi yönüyle, şefkat, merhamet yönüyle, incelik yönüyle, tutku yönüyle çok derin bir varlıktır ve dünyanın en güzel varlığıdır kadın. Tutkunun yaşandığı bir varlık ki tutku en yüksek duygudur. Aşkın, sevginin, tutkunun, derinliğin yaşandığı tek varlıktır kadın. Dünyada sevgiyi en iyi ifade edilebileceğimiz varlık kadındır o yönüyle çok üstündür kadın.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Çekmeköy’den Alp Bey’in bir sorusu var.

VTR: Kabir azabı var mıdır gerçekten? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yok, kabir azabı diye bir şey yok canım. Adam ölüyor öldüğünde başka boyuta geçer. Kabir nerenin kabri? Diyor ki, adam diyor kabrin içinde duruyor sen ona ya kardeşim adam mesela yanıyor külü kalmıyor nerde bunun kabri? İşte diyor ben şurada bizim kabir belli diyor aile kabristanlığı var orada duruyorlar diyor ben orda onunla konuşuyorum. Yanan adam nerde? Yahut bak beş bin yıl önce, on bin yıl önce adam ölmüş kemikleri un ufak olmuş hiçbir şey kalmamış, mezarları dağılmış hepsi dağılmış öyle bir şey yok. Mezardan kasıt o insanın yattığı yerden kalkmasıdır yani yattığı yerden uyku halindeyken kalkacak insanlar. Öldüğünde derhal başka boyuta geçer. Ayette geçiyor, “artık görüş keskindir” diyor “çok nettir” diyor. Cennet ve cehennem saniyeler içinde oluşur o insan için yani o uzun uzun yıllarca uğraşacağı, yıllarca vakit ayıracağı bir şey yok, zaman diye bir şey yok. Mesela öldüğünde insanı dostları, yaşayan dostları karşılıyor bak öldüğünde insanı yaşayan dostları karşılıyor, nasıl oluyor bu? Onlar da ölmüş oluyor çünkü. Zaman, mekan oynamasından önce, onlar ondan önce ölmüş oluyor yani çoktan ölmüş oluyorlar çünkü hepsi ölmüş ve hepsi yaşıyor. Öldü dediğin adam Allah’ın Katında yine yaşıyor o. Başka bir bilinç için daha doğmamış o. Sen öldü dediğin adam başka bir bilinç için daha doğmamış oluyor veyahut daha yeni doğmuş oluyor. Dolayısıyla öldüklerinde hemen ahirete gider insanlar yani hemen cennetteki veya cehennemdeki yerini alır. Neden mezarın içinde beklediğini düşünüyor ben onu anlayamadım insanların. Bir kere mezar kıyamette zaten darmadağın oluyor, mezar diye bir toprak parçası bir şey kalmıyor bütün kainat dümdüz oluyor. O diyor ki “biz” mesela “şu semtteki mezarlığımızdan oradan kalkacağız” diyor. O mezarlığın öyle, o şekilde kalacağını düşünüyor. Mesela mermer lahit var oradan kaldırılacak, oradan kalkacak öyle bir şey yok. Bak dünya tamamen toz duman oluyor, dümdüz tepsi gibi arazi oluyor, hiç kimsenin mezarı kalmaz. Mezar denilen şey insanlar uyku halindeyken uyandırılıyor bu, biraz düşünseler bunu anlayacaklar. Mesela adam denizde boğulup ölüyor kemiği kalmıyor hiçbir yeri, mezarı falan yok, yangında ölen insanlar var buhar oluyor hiçbir şekilde kalmıyor. Mesela Japonya’da atom bombası patladı adamlar buhar oldular sadece buhar haline geldiler. Mesela yangın bombası atılıyor buhar haline geliyor adam, o değildir o öldüğü an başka boyuta geçer. O konuyu daha geniş sonra anlatalım, ayetlerle anlatalım.

Aydın Ünal’ı tekrar tebrik ediyoruz Yeni Şafak Yazarı, AK Parti’den Ankara Milletvekili, İngiliz derin devletini çok iyi anlayan aydınlarımızdan bir tanesi.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Türkiye Hükümeti, Alman Federal Meclisi’ndeki Savunma Komisyon Üyesi Vekillerin İncirlik Üssü’ndeki Alman askerleri ziyaret etme talebini geri çevirdi. Buna karşı Merkel İncirlik’ten ayrılmayı düşündüklerini açıkladı. “Alternatifi değerlendiriyoruz. Ürdün bir olasılık” dedi.  

ADNAN OKTAR: İşte hepsini Allah ilhamla yaptırıyor ama büyük olayların olacağı anlaşılıyor, gelişmeler onu gösteriyor.

“Adnan Bey, İstanbul’daki Suriyeli kişilerin yanlış tavırları için fikrinizi merak ediyorum.” İzmir’den Teoman Bulut. Türkiye’de suç işleme oranı emniyetçe İçişleri Bakanlığı’na bildiriliyor, o suç işleme oranına göre Türkiye geneline göre Suriyelilerin suç işleme oranı yüzde bir. Türkiye genelinde yüzde 99’sa, Suriyelilerde yüzde bir. Her toplumda olur ama en düşük suç işleme oranı Suriyelilerde oluyor. Dolayısıyla o insanlarla uğraşmayı bıraksınlar onlar bizim canımız, kardeşimiz nur gibi insanlar ama her topluluğun içinde anormal insan çıkar, her topluluğun içinden suç işleyenler çıkar. O mazlumlarla, o garibanlarla uğraşmak günah, ayıp ve çirkin.