Sohbetler (20 Mayıs 2017; 16:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar sayın seyirciler Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Fikret Beyefendi, misafirleriniz neler sual etmişler?

KARTAL GÖKTAN: Yunus Emre Bey’in bir sorusu.

VTR: Merhabalar ismim Yunus Emre. Adnan Hocamız’a şunu sormak istiyorum. Hayatta bir sürü sıkıntı ve stresle mücadele etmek durumundayız. Bunların da Allah’ın bizim üstümüzde kıldığı bir imtihan olduğunu düşünerek üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Peki, Allah her şeyi sorunsuz, sıkıntısız, dertsiz bir biçimde yaratamaz mıydı? Bütün insanların mutlu mesut yaşadığı, herhangi bir sıkıntı olmadığı bir evren olamaz mıydı? Bu şekilde neden imtihan edildiğimiz bir durumdayız?

ADNAN OKTAR: Ama o zaman işte incelikler, detaylar ortaya çıkmıyor. Yani hayat biraz kütleşir. Yani hastaneler olacak, ilaçlar olacak, hayatta çok fazla ince detaylar olacak. Bunların hepsini öğreneceğiz, rahat yaşamanın değerini iyice bileceğiz. Mesela cennete gidiyor insan ilk istediği şey koltuğa oturmak oluyor halbuki normalde koltuğa ihtiyacı yok. Neden?  Mesela yatağa uzanmak istiyor çünkü dünyada alışmış. Yani yatağı eğer öğrenmezse yatağa gitmez. Koltuğu öğrenmiş olmasa yani koltuğu bir nimet olarak bilmese koltuğa gidip oturmaz. Halbuki yorgunluk duymuyor, yorgunluk duymadığı halde oturmak istiyor. Mesela arabayla gezmek istiyor cennette. Halbuki istediği yere anında gidebilir ama o arabayı nimet olarak görüyor alışmış. Bu dünyada alıştığımız her şey orada bize incelik ve detay haline gelecektir. İncelik ve detayı bilmezsek o zaman orada küt bir hayat anlayışı kafamıza gelir. Yani sadece yemek yemek ve köşkte oturmak kalıyor. Orada sohbet ediyorsun. Hayat matlaşır. Matlaşmaması için, aşkın derinleşmesi için zorluklar gerekiyor. Mesela bir Mehdi oluyor orada ahirette mesela Peygamberimiz (sav) oluyor, Hz. Yusuf (as) oluyor. Biz Hz. Yusuf (as)’ı seviyoruz, niye seviyoruz? Çok coşkuyla seviyoruz. Hapiste yatıp çile çektiği için seviyoruz. Peygamber (sav)’i niye seviyoruz? Çile çektiği için, acılarından, sadakatinden dolayı seviyoruz. Hz. Mehdi  (as)’ı niye seviyoruz? Çektiği çileler, uzun mücadelesinden dolayı seviyoruz. Yoksa yani sevmek için bir gerekçe de kalmamış oluyor. Çok az gerekçe. Mesela cennet hurileri var sadece güzel oldukları için seviyoruz, cennet hurilerini. Ama cennet kadınlarını severken bin bir türlü üstün ahlakından dolayı seviyoruz. Yani o hayata renk katmış oluyor. Bir de Allah’ın aklını biz tam kavrayamıyoruz. Kısmen kavrıyoruz. Bize göre her şey rahat olsun falan diyoruz ama öyle olmuyor. Mesela şunu affedelim diyorsun affedersen çok büyük bir adaletsizlik meydana gelmiş oluyor, zarar meydana gelmiş oluyor. Bunu tabii ben kitaplarımda anlattım ama daha geniş kardeşimiz incelerse, araştırırsa kısa bir sohbetten ziyade uzun anlatımlar da onda faydalı olabilir.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sinan Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Sinan. Ben bir haberde izlemiştim de ölüleri yıkıyorlar. Acaba doğru bir şey mi bu?

ADNAN OKTAR: İnancına göre tabii. Eğer yakılmak istiyorsa yakılabilir. Çünkü mezarda da yok olmuş oluyor, toprak oluyor, yandığında da yine toprak olur. Yani fark eden bir şey olmaz. Ama Müslüman inancında tabii yıkanıp kefenlenip toprağa gömülmesi vardır. Kuran’da zaten toprağa gömülmesine işaret edilir. Dolayısıyla inanca bağlı olan bir şey. Yani inanmıyorsa, o tip bir imani bağlantısı yoksa o inanca biz saygı duyarız. Ona niye bunu yaptın demeyiz. Çünkü inancının gereği.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Havva Hanım bir soru yöneltmiş.

VTR: Benim sorum, on sekiz yaş altı çocukları camiye daha nasıl eğilimli hale getirebiliriz? Nasıl onları camiye ve mescitlere teşvik edebiliriz? Bununla alakalı bir soru sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Camiler çocuklar için cazip hale getirilir. Ama nasıl yaparsın? İşte oyuncaklar koyarsın bazı yerlere. Çocuk oyuncaktan hoşlanır, orada onunla eğlenir. Bahçe yaparsın, oraya da gelir. Ama çocuğun en çok ihtiyacı olan şey sevgidir. Kaliteli bir sevgidir ve temizliktir, nezakettir, saygı duyulmasıdır kendine. Şimdi cami cemaatinin eğitilmesi gerekiyor burada. En çok ihtiyaç duyduğu şey. Yoksa o çocuk parkına da gider, illa caminin bahçesine ihtiyacı olmaz. Caminin içinde de koşup oynayabilir. Ama bu onun ruhunda bir dinginlik, rahatlık meydana getirmez. Camideki insanların o çocuklara hitap etme kabiliyetinin yüksek olması lazım. Yani çocukla çocuk olması lazım, onun ruhuna inebilmesi lazım yahut onun ruhuna çıkabilmesi lazım. Ona çok güzel hitap etmesi, şefkat göstermesi, merhamet göstermesi, saygı gösterip değer vermesi lazım. Ve kaliteli, temiz bir ortamda o çocukların yaşaması, bu güzel sohbetlerin orada onlara aktarılması gerekir. Yani orada Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven insanlara ihtiyaç var. Ama oraya cahil insanları koyarsan, bilgisi, görgüsü eksik insanları koyarsan olmaz. O zaman o çocuklar orada bunalır ve canları yanar.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz soruyu.

VTR: Merhaba, ben Ahmet. Laikliğin dindeki yeri nedir?

ADNAN OKTAR: Laikliği işte Kuran ayetinde Cenab-ı Allah çok net açıklıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin dininiz size benim dinim bana” diyor. “Bizim dinimiz bize” diyor “sizin dininiz size.” Laikliğin en kısa özet açıklamasıdır. Yani ben senin dinine karışmam, sen de benim dinime karışma. Sen kendi dininde özgürsün baskı yapmam ben sana, ben de kendi dinimde özgürüm kimse bana baskı yapmasın. Kuran’ın kısaca anlattığı, Cenab-ı Allah’ın Kuran’da bize anlattığı güzel hayat şekli. Laiklik, Kuran’ın bir hükmüdür.

Evet.

VTR: İsmim Fatih. Peygamberimiz (sav)’in Türkler hakkındaki hadisleri doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Doğru olması tabii ispat edilebilecek bir şey değil. Ama makul görülüyor çünkü hakikaten İslam’a çok hizmet etmişler. Kuran’ın ayetinin de işaret ettiği “sizin yerinize” diyor “başkasını getiririm. Onlar bana hizmet ederler, Bana secde edici olurlar. Bana ibadette gücümseme yapmazlar. Aşkla, şevkle Allah’a, dine hizmet ederler” diyor. Bunu Osmanlı’da gördük, Türk milletinde gördük. O yönden işaret ettiğini anlıyoruz. Ama tabii hadis tekniği açısından ispatı mümkün değil. Yani doğru mudur, değil midir? Ama fiili duruma göre hakikaten Türkler İslam’ı en temiz, en kaliteli, en titiz yaşayan topluluk olarak görülüyor, İslam alemi bunu kabul ediyor. Bu yönüyle o hadislerin doğru olduğunu anlıyoruz.

Evet.

VTR: Benim merak ettiğim şu, Atatürk Müslüman mıydı? Cevaplarsanız çok sevinirim. Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Atatürk tabii Osmanlı delikanlısı. Ta çocukluğundan itibaren bir kere Kuran harflerini öğrenmiş, Kuran’ı kendi harfleriyle, orijinaliyle okumayı bilen bir insan. Annesi Zübeyde Hanım çok dindar bir hanım, beş vakit namazında muttaki bir hanım. Babası Ali Rıza Bey de öyle çok muttaki namazında niyazında bir insan. Atatürk’ün hayatına baktığımızda da cebinde sürekli Kuran taşıdığını görüyoruz. O Anıtkabir’de duruyor o Kuran, cebinde sürekli taşıdığı Kuran. On binlerce Kuran dağıttırdı Anadolu’da. Elmalılı Hamdi Yazır Efendi’ye Kuran tefsiri yaptırdı, her yere dağıttırdı. Buhar-i Şerif’i tercüme ettirdi, her yere dağıttırdı. İmam hatip liseleri açtırdı. İlahiyat fakültelerini açtırdı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. Yetmiş binin üstünde cami var, yaklaşık yüz bin cami var. Bunlar İslam’a hizmet ve açıkça Müslümanlık alameti. Bu tarz bir hizmeti şu ana kadar hiçbir lider  yapmamış. Yani Atatürk’ün İslam’a hizmet ettiği kadar şu ana kadar hiç kimse yani son altı yüz, yedi yüz yıl içerisinde diyelim yapmamışlar. En vurucu, en kararlı, en güçlü İslam’a hizmet eden kişi o olmuş. Müslümanları Kuran’a davet etmiş, Kuran’a göre yaşamalarını istemiş yani hurafat ve tahrifattan kurtulmasını istemiş İslam’ın. Hurafelere karşı da mücadele etmiş Atatürk. Tam bir Kuran Müslüman’ı. Camide hutbe okuyor, namaz kıldırdı. Yani Müslüman olduğuna dair alametlerin ucu sonu yok. Dolayısıyla tabii ki temiz bir Müslüman.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Handan Hanım bir soru sormuş.

VTR: Merhaba ben Handan. Reenkarnasyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Olabilirdi yani Allah istese olurdu, olmayacak bir şey yok ama Kuran’da öyle bir işaret yok, ifade yok, Tevrat’ta da öyle bir ifade yok, İncil’de de öyle bir ifade yok. Fiili delillerde böyle bir ifade yok. Adam diyor ki işte “ben daha geçen hayatımda koyun güdüyordum bu dağlarda” falan diyor. Hayal meyal bir şeyler hatırlıyor. Yani o hatırladığı şeyler cinlerin ona ilka ettiği görüntüler, cinlerin aklına getirdiği bilgiler. Dolayısıyla yarım yamalak bilgilerle, flu hatırlamalarla geçmişinde ne olduğunu ne bittiğini açıklaması bir insanın geçerli olmaz. Velev ki olsa bile o şahsın gelişmesine onun hiçbir faydası yok. Çünkü geçmişini tamamen hatırlaması lazım ki o tecrübelere göre kendini eğitsin ve doğru yola götürsün. Geçmişini de hiç hatırlamadığına göre, çur-buçuk küçük küçük yerlerde hatırlamalar var gibi ona gösterildiğine göre yani onun karakterini güçlü olarak geliştirecek hiçbir tecrübi geçmiş bilgisi olmadığına göre o zaman böyle bir şeyi savunmak, iddia etmek bilimsel yönden de mümkün değil, din yönünden de mümkün değil.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Semih Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Semih. İnsanlar neden denizden ve yeşillikten hoşlanır?

ADNAN OKTAR: Cennetteki içgüdüden kaynaklanıyor. Mesela altından da hoşlanıyorlar, taşlardan da hoşlanıyorlar mesela yakut şu bu, zümrüt. Cennette o sevgi oluşturulduğu için yoksa normalde hiçbir şey ifade etmemesi lazım. Mesela altına karşı müthiş bir heyecan oluyor insanlarda. Mesela bir kadına altın bir şey hediye ettiğinde çok mutlu oluyor. Deniz gördüğünde insanın içi açılıyor, içgüdüseldir. Cennetteki duygunun insanda içgüdü olarak olmasından kaynaklanıyor. Biz yaratılıştan cennete, suya, nehre, yeşilliğe karşı müthiş bir beğeniyle yaratılıyoruz. Küçük çocukların güzelliğine, insanların güzelliğine, bitkilerin çiçeklerin güzelliğine göre bir içgüdüyle yaratılıyoruz. Biz o zaman anlıyoruz ki Cenab-ı Allah bizi ahiret için hazırlamış, bu içgüdüyü de bize vermiş. Biz bu içgüdüyü hem dünyada, ahirette de en güçlü haliyle yaşamış oluyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sibel Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba. Peygamberimiz (sav) Kuran’ın dışında söz söylemiş midir?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Söylemez olur mu? Yüzlerce, binlerce söz söylüyor ama onu din haline getirirsen harama girersin. Çünkü Allah Peygamber (sav)’e “sen sadece Kuran’dan sorumlusun” diyor. Sadece Peygamber (sav) Kuran’dan sorumludur. Ama mesela der ki “yemek yiyoruz ama” işte “bir kısım arkadaşlar ağırlıklı olarak et yiyorlar ben tavsiye etmem bu kadar çok et yemenizi.” Mesela “az et yiyin sebzeyi daha çok yiyin” diyebilir. Yani tıbbi bir tavsiyede bulunabilir. Ama bu farziyet kesbetmez. Çünkü modern bilimle de birçok şey biliniyor. Adamın duyup duymadığı da malum değil yani ne olduğu da belli değil.

Buyurun dinliyorum. O hanımefendiyi ben bir daha onun sorusunu bir daha alayım.

KARTAL GÖKTAN: Tekrar görebiliriz soruyu.

VTR: Merhaba. Peygamberimiz (sav) Kuran’ın dışında söz söylemiş midir?

ADNAN OKTAR: Tabii yani akşama kadar olur. Mesela başı ağrıyordur, “ılık su iç iyi gelir” der mesela “başını ört” der. Yani o devrin akıllı, kültürlü insanı. Ama Allah’ın emri olmaz bu. Yani ibadet olmaz bunlar. Filancadan duydum. O zaman sen on binlerce hüküm bulursun, yüz binlerce hüküm olur. Dini ortadan kaldırırsın, şu an olduğu gibi. Mahvettiler İslam dinini. Ve Müslümanlar birbirine girer. Allah ne diyor Peygamber (sav)’e? “Sen sadece Kuran’dan sorumlusun” diyor “sadece Kuran’dan.” Onun dışında hayata ait hükümler her zaman devir içerisinde o değişir. Mesela diyor ki “misvak kullanın” diyor, şimdi diş macunları var, diş fırçaları var. O devrin imkanı o. Peygamber (sav) tabii ki o devirde ne tavsiye edecek? Misvak tavsiye edecek. Artık misvak kıyamete kadar geçerli anlamına gelmez bu. Şimdi diş fırçasıyla çok daha mükemmel temizleyebiliyorsun. Mesela o devirde dişi neyle çekiyorlar? İşte demir kerpetenle falan çekiyorlar. Şu an uyuşturuyorlar, o var bu var yani teknoloji sürekli gelişir Allah oraya ket vurmaz. Yani orada bir açıklık var. Yani hanım kardeşimizin demek istediği belki hadislere kapı açmak için söylemiştir diye düşündüm onun için cevap veriyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Merve Hanım’ın bir sorusu var.          

VTR: Merhaba ben Adnan Oktar Hoca’ya şeyi soruyorum, namazın içindeki ve dışındaki farzları. Bir de yanındaki kediciklerden gerçekten memnun mu, onların o hallerinden ve tavırlarından?

ADNAN OKTAR: Ben senden memnun olduğum gibi onlardan da memnunum. Sen nasıl müminsen, nasıl seni Allah rızası için seviyorsam onları da Allah rızası için seviyorum. Bütün müminlere karşı kalbimde derin bir sevgi var. Dolayısıyla mümin müminden memnun olmaması ancak harama girmesi durumunda olur. Sen nur gibi Müslümansın ben seni çok severim ve seviyorum. Mümin kardeşlerim de nur gibi Müslümanlar onları da çok seviyorum.

Namazın içindeki ve dışındaki farzlar; o ilmihal kitabından okuması lazım, Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal kitabını alsın. Onu şimdi anlatmaya kalkarsak sabaha kadar devam ederiz, sabahtan öğleye kadar, öğleden yine sabaha kadar bir hafta anlatmamız lazım. Kısaca anlatılıp geçilecek gibi değiller. Namaz gelenekçi anlamda, Ortodoks anlamda yüzlerce sayfa kitapta anlatılsa da anlatılamayan bir husustur. Ama bana kalırsa, Kuran’a göre anlatacak olursan son derece sade ve son derece kolaydır. Yani bir namazı tarif etmek beş dakikasını alır insanın en fazla. Ama gelenekçi Ortodoks sisteme göre onu kastediyor kardeşimiz, İslam’ın farzları, vacipleri, sünnetleri, mendupları, mekruhları saymaya kalkarsak yani ferah bir haftamızı alır tahmin ediyorum. Geceli gündüzlü anlatırsak bir haftamızı alır. Şimdi farzıyla zaten bitmiyor ki vacipleri var. Niye vaciplerini önemli görmeyelim? Vacipleri var aynı farz hükmünde. Ve sünnetler var. Güçlü sünnetler vardır, zayıf sünnetler var. Ama zayıf sünnet de sünnet hükmünde oluyor, menduplar da yine geçerli oluyor. Yani onu da terk edemiyorsun. Yani o da peygambere karşı bir tavır hükmünde olmuş oluyor. Mesela sulara ait hükümler var, zelletü'l-karîye ait hükümler var. Zelletü'l-karîye ait hükümlerde anlatılanlar tahmin ediyorum en az üç yüz, beş yüz sayfa falandır ki özet anlatım bu da. Dolayısıyla namazı gelenekçi Ortodoks sistem içinden çıkılmayacak hale getirmiştir. O yüzden de insanların büyük bölümü namazı terk etmiş durumda. Mesela müekked sünnetler var, farz hükmündedir müekked sünnet, vacip gibidir yani müekked sünnet. Yani terki mümkün değil. Öbür sünneti terk ettiğinde Peygamber (sav)’in şefaatinden mahrum kalıyorsun. Bu ne demek biliyor musun? Seni cehenneme doğru götürüyorlar, sen Peygamber (sav)’in sünnetini yapmadığın için Peygamber (sav) seni orada kurtarmıyor ve sen cehenneme düşüyorsun. Eğer o sünneti yapmış olsaydın, mendubu yapsaydın, sünneti yapmış olsaydın ki zayıf sünnet de olsa zaten kuvvetli sünneti terk diye bir şey yok, vacip hükmünde oluyor. Eğer zayıf sünneti terk etmişsen Peygamber (sav) sana darılmış oluyor seni cehenneme sürükleyerek götürüp atıyorlar.  Yani bunda bir mantık yok. Ama gelenekçi Ortodoks inançta bu temel inançlardan bir tanesi. Zaten sünnetin uygulanmasının nedeni bu. Sünneti niçin yapıyorsunuz dediğinde “Peygamber (sav)’in şefaatine layık olmak için. Şefaatini talep edeceğiz, şefaatini alabilmek için buna mecburuz” diyor yani farz hükmünde olmuş oluyor. Müslümanı cehennemden kurtaran bir hüküm olmuş oluyor. Bu durumda sen hiçbir sünneti terk edemiyorsun. O zaman sünnetlerin içinde boğulup kalıyorlar. Akıl almaz çok sünnet var. Sırf abdestin sünnetleri sabaha kadar bitmez anlatsak. Kız arkadaşımızın sorusuna özetle cevap verdim ama tabii çok geniş bir konu. O açmazın o da farkındadır. Yani hepsi farkında ama bir çözüm bulamıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ayşegül Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Ayşegül. Ramazan geliyor ve ramazan ayında bazı televizyon kanalları yiyecek programı yapıyor sizce bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Kapatsın televizyonunu adam. Özgür olsun insanlar istiyorsa televizyonda yiyecek içecek şundan bundan falan bahsedebilir. Yani o zaman manavın önünden de geçemezsin sen. Şarküterinin önünden nasıl geçeceksin? Orada salamlar, sucuklar var. Gerçi ben salam sosis hoşlanmam öyle şeylerden de. Ama bayılanlar var. Adamın içi gider. Peynirler var. Yani o laf değildir adam manavın önüne gidecek kıvranmaya başlayacak. Dönecek bu sefer şarküteriyle karşılaşacak oradan kaçacak. Gösteriyorsa göstersin beğenmezsek başka kanala geçeriz. Özgürlük iyi bir şey.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sibel Hanım’ın sorusu var.

VTR: Merhaba ben Sibel. Kuran’ı çeviri olarak okumam yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki aslı odur. Allah’ın hükümlerinin öğrenilmesidir. Arapçası gönüle hoşluk verir, ferahlık verir ama onun bir farziyeti yok. Çünkü hiç anlamıyorsun ki tek kelime anlamıyorsun. Allah bizim anlamamızı istiyor. O hükümleri yerine getirmemizi istiyor dolayısıyla Türkçesini okuduğumuzda, anladığımızda, uyguladığımızda Allah’ın emri yerine gelmiş oluyor. Yani ahirette bize “Arapçasını niye bilmiyordun?” demez Allah. “Benim hükümlerimi yaptın mı, yapmadın mı?” onu soracak Allah. Dolayısıyla Türkçesi bizim için yeterli.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Gülizar Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Gülizar Demirci. Benim dört buçuk aydır kız kardeşim kayıp. Nesrin Koçaklı hiç haber alamıyoruz. Kaybolan insanlar için ne yapmamız lazım? Nasıl bir şey bulmamız lazım? Bize yardım edin.

ADNAN OKTAR: Nesrin Koçaklı’nın resmini getirirlerse resmini yayınlarız. En güzeli televizyon kanallarının tamamında devlet mecburi hale getirebilir. O kişilerin görüntüleri günün belirli saatlerinde yayınlanır halka bu hatırlatılır. Bu kişileri görürseniz haber verin diye ismi, görünümü değil mi? Detaylı bilgiler verilebilir. Bu şekilde olabilir ama tabii vatandaşların da bu konuda çok titiz olması lazım. Uyanık bir dikkatle izlemeleri ve gereğini yapmaları lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin sık sık ve dün gece yayında vurguladığınız terör propagandasına göz yumulmaması konusunu bugünkü konuşmasında gündeme getirip şunları söyledi Adnan Bey; “Terör örgütüne methiyeler düzmenin fikir hürriyetiyle alakası yok. Biz de akademik özgürlük kılıfı altında terör örgütünün propaganda makinesinin işletilmesine kusura bakmasınlar göz yumamayız.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki kanunla konuyu kökten kilitleyecek esaslı tedbirler alınması lazım. PKK paçavralarının gezdirilmesi, PKK propagandası yapılması hiçbir üniversitede, hiçbir alanda hiçbir mekanda mümkün olmaması lazım. Ağır suç haline getirilmesi lazım.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ali Bey’in sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba ben Ali. Alışverişte nelere dikkat etmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Ali Ağabeyinin aslanı canı Ağabeyinin. Alışverişte nelere dikkat etmemiz gerekir mi diyor? Mal açısından söylüyorsa ucuz ve kalitelisi esastır. Ama davranış açısındansa satıcı olan insanlara saygılı, sevecen, hürmetli davranmak onları yormamak, yıpratmamak gerekir. Ben bazen görüyorum çok hırpalıyorlar. Gereksiz sorularla, gerilim ortamı meydana getirerek. Veyahut sadece onları bir robot gibi görerek sanki insan değillermiş gibi sadece satıcı bir mekanizmaymış gibi yaklaşıyorlar bu doğru değil. Hal hatır sorarak, gönül alarak, sevecen davranarak onların da insan olduğunu, yorulduğunu düşünerek, zorlu bir hayat yaşadıklarını düşünerek gönül alıcı bir üslup olması lazım. Onları ferahlatıcı, onların içini açan hal hatır soran sevgi dolu bir üslup.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Harun Bey’in sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba ben Harun. Futbolda şiddet nasıl önlenir?

ADNAN OKTAR: Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla. Çok dehşet verici bir şey karşı futbol takımına gidip saldırmak ehli imanın, Allah’tan korkan, Allah’ı sevenin, kalbi sevgi dolu olan bir insanın yapacağı bir şey değil. Muhalif bir futbol takımıysa bir eğlence yerlerine gider eğlenirsiniz beraber tanışırsınız. Ertesi gün de tezahürat yaparsınız.  O kavga ruhu daha önceden gençlere enjekte edildi, o gelenek olarak birbirlerine tevasür etti gelişti böyle olmaz. En başından olay olumsuz gelişmiş. Bu bir gelenek haline gelmiş. Çirkin bir gelenek haline gelmiş. Bu geleneği düzgün güzel bir gelenek haline getirmek için devletin öncülüğünde örnek bir karşılıklı dostluk anlayışı gösterilmesi lazım.

Fikret Bey buyurun sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’dan Colina Hanım’ın size sorusu var.

VTR: Merhaba, ben Colina 21 yaşındayım. Rusya’danım size bir sorum olacak. Türkiye neden önemli bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Türkiye neden önemli? Her ülke önemli. Rusya da önemli, Pakistan da önemli. Önemli olmayan bir ülke yok. Önemli ülke önemsiz ülke diye bir ayrım yapamayız. Ama Türkiye sevgi dolu insanların olduğu, Anadolu ruhunun yaşandığı nezih bir coğrafya. Bozulmamış insanlar, doğal insanlar, mert, delikanlı, kabadayı insanlar. Bölge için bütün insanlık için tabii hayırlara vesile olacak bir toplum. Her ülke gibi Türkiye de o yüzden önemli.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İdris Bey’in sorusu var.

VTR: Bu engelli çocuklara yönelik, otistik çocuklara yönelik şu an ne yapmamız gerekiyor hem toplum olarak hem devlet olarak. Onunla ilgili bir çalışmalar var mı? On sekiz yaştan sonra bu otistik çocukların aile içerisinde artık eğitim de verilmiyor. Birçoğu ailenin maddi durumu da yok devlet bununla ilgili ne gibi bir önlem alınıyor veya ne gibi bir çalışmaları var onu çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Allah sevgisi, Allah korkusu tam artarsa, hakkıyla artarsa, sevgi her yanı kaplarsa her şeyi devletin üstüne bırakma politikası ortadan kalkar. Mesela diyor ki “Yolları devlet temizlesin. Otistik çocukları devlet halletsin. Fakir fukaraya devlet yardım etsin.” O zaman ne olur? Devletin yapacağı görevi halk yapar. Mesela fakir fukarayı halk kalkındırır, koruyup kollar. Otistik çocukları halk millet sahip çıkar. Bu iman eğitimiyle, Allah korkusu, Allah sevgisini artması, derinlik,  Kuran mucizeleri, iman hakikatlerinin çok iyi bilmesiyle olur. O zaman devlete çok az iş kalır. Mesela herkes evinin önünü süpürse devletin sokakları süpürmesi diye bir konu olmaz. Değil mi? Dolayısıyla her şeyi devletten beklemek olmaz. Biz yapacağız, bizler yapacağız eğitimli, imanlı kitleler topluluklar devletin yapacağı görevin neredeyse yüzde doksan dokuzunu yapabilir.

Dindar kapalı hanım kardeşlerimiz çok masum, çok temiz ve çok efendiler. Bak konuşuyorlar görüyorsunuz. Bunlar dürüst insanlar hepsi çok dürüstler. Ama hakikaten bilmiyor hakikaten Allah’a dine hizmet ettiğini düşünüyor hakikaten Allah için bir şey yaptığını düşünüyor. Temiz inançları var. Ama o inançları yanlış işte. Birdenbire anlatıldığında da onu tabii sapkın ve yanlış zannedebilir. Akılcı olarak kaynaklarından çeşitli metotlarla, çeşitli yöntemlerle iyi kavrayacakları şekilde anlatalım. O zaman onların da tam bir Kuran talebesi olduğunu göreceğiz. Ama topluma baktığımızda toplumun yüzde doksan dokuzunun bizim kendi görüşümüzde olduğunu görüyoruz. Yani müzik dinleyen, eğlenen, gülen, konuşan, ibadetlerini de yapan, Allah’ı seven, sevecen, sevmekten sevilmekten hoşlanan temiz insanlar olduklarını görüyoruz. İnşaAllah görüşlerimiz daha da etrafa yayılacak. Ve bütün dünyada benimsenecek Allah’ın izniyle.

Devam edin dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimini yeniden Hasan Ruhani kazandı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: O iyi olmuş. Çünkü Kuran talebesidir Ruhani. Böyle mezhep takıntısı olan birisi değil.

BÜLENT SEZGİN: 68 yaşındaki eski Cumhurbaşkanı’nın hemen hemen tamamı sayılan oyların yüzde 58’ini aldığı belirtiliyor. İran’da Hamaney’in Cumhurbaşkanı olduğu 1981 yılından bu yana tüm cumhurbaşkanları arka arkaya iki dönem seçilmeyi başardı. Dün yapılan seçimle Ruhani’nin sandıktan zaferle ayrılması bu geleneği sürdürmüş oldu.

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş, hayır olmuş. Tebrik ediyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yusuf Bey’in sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba, ben Yusuf. Adnan Hocam yayınınıza katılmak istiyorum misafir olarak. Bir kriter var mı?

ADNAN OKTAR: Kriter sevgin varsa, samimiysen bitmiştir. Sevgi ve samimiyet o kadar.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Burak Bey’in sorusu var.

VTR: Merhaba, ben Burak. Otobüsler çok bekliyoruz duraklarda bunun bir çözümü var mı?

ADNAN OKTAR: Otobüs yer altına inerse, yer altında katlar yapılırsa otobüs sayısı da artırılır dolayısıyla ulaşım çok rahat olur. Her yeri dağ İstanbul’un dağlar açılıp içlerine her türlü AVM de yapılabilir başka tesisler de yapılabilir. Dolayısıyla o kalabalığı oralar massetmiş olur. Bir derece. Yer altından da geçitler yollar yapıldığında trafik tamamen rahatlayacaktır. Ulaşım da kolaylaşacaktır.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka soru görebiliriz.

VTR: Merhaba, ben Ozan. Neden Türkiye’deki askeri teknoloji firmaları dışarda var olan teknolojileri özenerek yapmak yerine sıfırdan üretmeye çalışıyorlar?

ADNAN OKTAR: Onlar o teknolojiyi hazır satmazlar vermezler, verilse onlara bağımlı olur. Kendilerinin yapması gerekiyor. O şekil olursa patent hakkı onlarda olur. Öbür türlü patent hakkı yabacı firmalarda oluyor. O zaman onlar, onlar adına onu üretebilirler. Tamamen kendilerinin hakkı olması gerekiyor. Hukuken yani uluslararası hukuka göre böyle olması lazım.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Erdem Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba, ben Erdem. Şunu merak ediyorum; En çok gitmek istediğiniz bir yer var mı ya da şehir olarak?

ADNAN OKTAR: Mekke, Medine, Kudüs, Roma, Casablanca. İspanya’nın çeşitli şehirleri, İsviçre. Dünya’nın birçok yerini gezeceğiz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Başkanı Donald Trump ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Bu ziyarete damga vuransa Amerikan yönetiminin Riyad’a sunduğu Arap NATO’su Planı oldu. Washington Post Gazetesi’nin haberine göre körfez ülkeleri arasında kurulması planlanan birliğin amacı terörle mücadele ve İran’ın bölgede gelişen etkisini dengelemek. Ayrıca ziyarette Melania ve Ivanka Trump’ın başlarını örtmemeleri ve erkeklerle bir arada oturmaları da Suudi yönetiminin zihniyet değişikliği açısından dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: İşte bizim fikrimiz dünyaya hakim oluyor. Önce bizi sürüklemek istediler ama biz onları sürüklemeye başladık. Bak İran’da bizim görüşümüz hakim olmaya başladı. Suudi Arabistan’da bizim görüşümüz hakim olmaya başladı. Prens’in işyerinde bütün hanımlara mini etek mecburiyeti getirilmiş. Bütün genç kızlar mini etekle çalışıyorlar. Prens’in işyeri çok büyük bir yer. Gayet nezih bir ortam, herkes kadınlara karşı saygılı, kimse onların iffetine, namusuna, haysiyetine yönelik bir tavır göstermiyor. Cennet gibi bir ortam, tertemiz havalandırması mükemmel, mobilyaları mükemmel. Ama bu insan bir prens düşünün.

KARTAL GÖKTAN: Trump’ın ziyaretinden bazı fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Karısı, kızları hepsi çok efendi, terbiyeliler, çok nezaketliler. Trump da çok efendi bir insan terbiyeli, saygılı. Klasik Amerikalı. Bizim özlediğimiz hayat şeklinin bir örneği. Amerika için özlediğimiz hayat şekli budur. Amerikan rüyasının yeniden canlanmasını istiyoruz biz Amerika’da.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emircan Bey’in sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba, ben Emircan. Benim sorum her yerde müzik çalıyor bundan rahatsızlık duyuyorum. Örneğin kafede veyahut da mağazalarda, asansörler gibi yerlerde her yerde müzik çaldıkça rahatsızlık duyuyorum bunun çözümü ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Müziği beğenmiyordur herhalde, o yüzden. Parçayı beğenmiyordur.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

VTR: Köy hayatını nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Köy hayatı şahane bir şeydir. Şahane. Ama sürekli köy olmaz köyle şehir arasında bir bağ olması gerekiyor. Zaman zaman köy, zaman zaman şehir. Ama köy şahanedir. Hayvan sevgisi açısından güzel, bitki sevgisi açısından güzel. Bir kere çimenlerle dostluk kurabiliyorsun. Çiçeklerle arkadaş oluyorsun. Burada asfaltın üstünde gidiyorsun uzaktan uzağa el sallayabiliyorum çiçeklere hep içim gidiyor onlara. Ben istiyorum ki hatta yolun kenarına bile arabayı çekip o çimlere çiçeklere sarılabilirim. Onlar beni seviyor ben onları seviyorum ama şu an uzağız. Zamanı gelince onlarla beraber olacağız. Çiçek sevgisi, bitki sevgisi, hayvan sevgisi köyde tam boyuttur. Tam alemdir. En güzel, en müsait yer köydür. Ama burada da bahçelerimiz var, çiçeklerimiz, otlarımız ama ben doymuyorum tabii. Ben çiçeğe kıskancımdır. Her çiçek benim olsun isterim. Hepsine sarılmak isterim. Mesela ağaçlar falan çok severim ağaçları. Hayvanlar da öyle, her kedide aklım kalıyor işte görüyorsunuz gösteriyorlar. Ancak işte insan düşünmeyerek unutursa belki. Yoksa kaç kedide birden aklım var. Tavşanlar; insanın içi eriyor. Alıp sarılıp ısırmak istiyor insan. Cennettir tam tatmin olacağı yer.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yurtdışından gelen sorular vardı Adnan Bey.

VTR: Merhaba benim ismim Jenny ve sorum şöyle; neden insanlar boşanıyor?

ADNAN OKTAR: Neden boşanıyor? Allah sevgisi, Allah korkusu insanların birbirinden ayrılmasını değil birbirleriyle sonsuza kadar beraber olmasını sağlar. Ama Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca merhamet de kalkar, şefkat, sadakat, vefa bunların hepsi kalkar. Adam ayrılmış, uzak kalmış mutlu oluyor. Bu çocuk nereye gitti değil mi senin evladın gibiydi eşin? Ne yer ne içer, nerede yatar, nerede kalkar, sağlığı sıhhati nasıldır? İnsan nasıl merak etmez? Nasıl bırakır gönderirsin? Ne kadar ürkütücü bir şey. Gönlü çok rahat oluyor. Mesela kanser oluyor kadın hemen boşuyorlar. İnsan nasıl kıyar ona kardeşim? Bu nasıl bir merhamettir, nasıl vicdandır? Olacak iş mi şu? İnsan uyuyamaz, yaşayamaz insan öyle bir durumda. Merhamet duygusu imanla bağlantılıdır. Kuran sevgisi, Allah sevgisiyle eğitilmiş, kendisini yetiştirmiş, derinliği olan, aşk insanı asla ve asla boşanmaz. Niye boşansın? Cennet kardeşini seçmişsin sen. Sonsuza kadar beraber olacaksın, zaten ona niyetle evlenmişsin evlilik o niyetledir. Sonsuza kadar beraber olman için sonsuza kadar beraber olma ahdidir o. Arkadaşlık ahdidir. Ahiretliğin o senin. İnsan ahiretliğini boşar mı?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yine yurtdışından soru vardı.

VTR: Merhaba benim ismim Theresia ve benim sorum neden dünya savaşı var? 3. Dünya savaşı olacak mı?

ADNAN OKTAR: Üçüncü dünya savaşı şu an devam ediyor. Yaklaşık beş milyon Müslüman şehit edildi. Dünya savaşlarında zaten insan şehit edildiğinde onun adına dünya savaşı deniyor. Çeşitli Müslüman ülkelerde beş milyonun üstünde Müslümanın şehit olması nedir? Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da beş milyonun üstündedir şehit edilen Müslüman sayısı. İşte bu bir dünya savaşı. Yavaşlatılmış bir dünya savaşı devam ediyor. Hızlanabilir zaman zaman, zaman zaman yavaşlayabilir ama devam ediyor. İslamofobi adı altında gelenekçi Ortodoks İslam’ın da kaynatmasıyla, onların da teşvik etmesiyle zemin bulup sürekli ilerliyor. Mesela bak şimdi Suudi Arabistan’a çok yüklü miktarda silah satışı anlaşması yapıldı. Bu silah Suudi Arabistan halkına mutluluk getirsin, insanlara sevinç getirsin, onlar yesin içsin, eğlensin, eğitilsin, doğru düzgün ibadet etsin diye verilmiyor bu silahlar. Bunlar Müslümanları katletmek için verilen silahlar. O silahın hedefi olacak Müslümanlar belki bir milyon, iki milyon Müslüman. İki milyon Müslümanı şehit edecek silah şu an Suudi Arabistan’a para karşılığında, dolar karşılığında teslim edilmek üzere anlaşma yapıldı. Bunun anlamı nedir? Silahlar gelecek iki milyon Müslüman da, en az iki milyon Müslüman da şehit edilecek demektir. O silahlar yatacak silahlar değil. O silahlar kullanılmak için getiriliyor zaten. Aynı zamanda da Amerika’ya para olarak bu dönecektir Müslümanlar tarafından. Müslümanlar kendi paralarıyla kendilerini şehit edecek silahları alıyorlar şu an. Bu nedir? İşte üçüncü dünya savaşı. Devam ediyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey izleyicilerimizin sosyal medya hesaplarından izleyebilecekleri isimleri verebilir miyim? Facebook; kanal.a9TV. Instagram; A9 televizyonu. Twitter; A9 TV kamera. Periskop; A9 TV kamera.

ADNAN OKTAR: Şimdi buralardan bize ulaşmaları mümkün diyorsun kardeşlerimiz.

BÜLENT SEZGİN: Bu hesaplardan izleyebilirler programı.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Arkadaşlarımızın sorularından istirham edelim.

KARTAL GÖKTAN: Yusuf Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Yusuf. Benim tek problemim yaşlı insanları görüyorum abi yaşlı insanlara karşı nasıl davranılmalı? Onun cevabını istiyorum ben sizden.

ADNAN OKTAR: Yaşlı insan diye bir şey yoktur. Sadece organları fizik olarak fazla işlevsel olmayan insanlar olabilir. Mesela rahatça koşamaz yahut bir ağırlığı kaldıramaz. Yahut ağır konuşuyordur, güç duyuyordur. Yoksa yaşlı diye bir şey olmaz. Ruhun yaşı olmaz, ruh yaşlanmaz. Hiçbir şekilde yaşlanmaz ruh. Sonsuza kadar yaşıyor çünkü neden yaşlansın? Mesela dört katrilyon sene geçiyor yaşlanmıyor ruh. Beden yaşlanır. Beden yaşlılığı gençlerde de olabilir o. O yüzden yani gençken veyahut yaşlılık adı altında vücut fonksiyonlarında azalma olan kişilere nasıl davranabiliriz denebilir. Mesela karşıdan karşı geçerken yavaş geçiyor yanında dururuz ona yardımcı oluruz. Bu on yedi yaşında da olabilir, yetmiş-seksen yaşında da olabilir fark etmez. Mesela gözleri görmüyordur, geç algılayabilir veyahut bir şey anlatıldığında veyahut geç duyuyordur. Bu on dokuz yaşında adamda da olabilir, doksan yaşında adam da olabilir. Her konuda biz kendi imkanlarımızla daha sağlıklı olduğumuza göre yardımcı olacağız o kadar. Yoksa yaşlıların ayrı bir statüsü olmaz, herkese aynı saygı aynı hürmet gösterilir. İnsan çeşit çeşit şekle girmez. Doksan yaşındaki insana da on yedi yaşındaki insana da aynı saygı hürmeti, nezaketi göstermekle mükellefiz. Yardım edilme ihtiyacına göre durumu değişir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kadir Bey’in sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhabalar benim ismim Kadir. Bir çocuğunuz olsun ister miydiniz? İsterseniz kız-erkek hangisini isterdiniz?

ADNAN OKTAR: Kız-erkek hangisini isterdik? Buradaki çocukların hepsi benim çocuğum zaten. Kız olan da var erkek olanlar da var. Müminler birbirinin velisidir kardeşidir zaten. Dolayısıyla annenin yahut babanın yaratıcı vasfı yoktur. Herkesi, her şeyi yaratan Allah’tır. Buradaki insanları yaratan Allah onları bize kardeş eden de Allah’tır. Dolayısıyla hepsi benim kardeşim, çocuğum mesabesindedir. Çünkü müminler birbirlerinin velisidir. Velisi ne demek? Koruyucusu kollayıcısı. Sonsuza kadar arkadaşı cennette beraber olacağıma göre, dünyada beraber olacağıma göre, dünyada velileri olduğuma göre, onlar da benim velim olduğuna göre her şeyi de yaratan Allah olduğuna göre ne olmuş oluyor? Hepsi benim çocuğum, kardeşim, velim olmuş oluyor. Ben de onların velisi olmuş oluyorum. Ben de onların çocuğu olmuş olurum. Müminler birbirlerinin kardeşidir. Bu hüküm hepsini içine alan geniş bir anlatım.

Yine başörtüsü konusunu bir daha anlatalım.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzu izliyoruz.