Sohbetler (22 Mayıs 2017; 20:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz aziz kardeşlerim.

Ne diyelim? “Sevgi kardeşlik mutluluktur” etiketimiz.

Buyurun sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti’de ikinci Erdoğan dönemi resmen başladı. İlk yenileme 50 Kişilik Merkez Karar Yönetim Kurulu’nda gerçekleşti. Bu kurul yenilendi. Şimdi sırada kabine revizyonu ve Sayın Erdoğan’ın AK Parti genel merkezinde birlikte çalışacağı yeni ekibini belirleme süreci var. Önce partinin yeni grup başkanvekili belirlenecek. Bu kişinin Sayın Binali Yıldırım olması bekleniyor. Daha sonra Cumhurbaşkanı ve Başbakan bir araya gelerek yeni kabineyi belirleyecekler. Sayın Erdoğan AK Parti Genel Başkanı olarak toplantılara katılamadığında Sayın Binali Yıldırım kendisinin vekili olarak katılacak. 13 genel başkan yardımcısının ise kimler olacağı henüz belli değil.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a Allah ilham eder, kalbine ilham eder. O da gereğini yapar. Gereksiz adamları da iyi bilir, gerekli insanları da çok iyi bilir. Veyahut nöbet değişikliklerini de iyi bilir. Devletin başında olan insan başıboş bir insan değildir. İlhamla hareket eder. Çünkü bütün ümmeti Muhammed’in sorumluluğu üstünde olduğu için Allah öyle insanların kalbini boş bırakmaz. Yani vicdanına vahyeder, şunu yapacaksın bunu yapmayacaksın. Eğer vicdan ehliyse o, çok güzel devam eder. Vicdan ehli değilse felaket. Tayyip Hocam vicdan ehli olduğu için gönlümüz rahat.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Osmaniye Amanos Dağları’nda PKK’lılarla çıkan çatışmada bir askerimiz şehit oldu Adnan Bey. Fotoğrafı görebiliriz şehidimizin. Şehit Uzman Çavuş Hasan Sevinç.

ADNAN OKTAR: Kabadayı ne mutlu sana, ne mutlu sana yiğit. Allah şehadetini kabul etsin, makbul etsin, meşhur etsin. Annene, babana selam söylüyorum. İftihar etsinler evlatlarıyla. Biz iftihar ediyoruz seninle. Annenin, babanın ömrünü Allah gün gibi bedid etsin. Uzun ömür nasip etsin, sağlık, sıhhat, afiyet, hidayet nasip etsin. Güzel bir sabr-ı cemil ile Allah anneni babanı süslesin, sevenlerini. Biz burada kaldık, sen cennet yurdundasın, ne mutlu sana. Biz de burada Cenab-ı Allah’ın beğeneceği güzel amellerde bulunmak için gayret ediyoruz.

Değerli izleyicilerimizin soruları varsa onlara cevap verelim.

VTR: Merhaba ben Tolga. Hastalıkların cezaları azaltacağı doğru mu?

ADNAN OKTAR: Hastalık Allah’a yaklaşmaya vesile olur, Allah’ı daha çok sevmeye vesile olur. Dolayısıyla tabii ki. Hastalık olan insan daha mütevazı, daha mazlum, daha Allah’ı düşünen, ahireti düşünen insan haline geldiğinden dolayı sevabı artar, günahı azalır.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sevim Tuğrul isimli bir izleyicinin sorusu.

VTR: Sevim Tuğrul ben. Düşüncem benim şu; sanırım güzelliklerin farkında olduğu için, Allah’ın yarattığı güzellikler. Daha doğrusu şöyle söyleyeyim. Güzelliğin de mucizevi bir şey olduğuna inandığı için sanırım sizleri seçti. Güzel çocukları, kızları aldı etrafına. Ben böyle düşündüm. Bilmiyorum, doğruluğunu merak ediyorum. Böyle bir oluşuma girmek, her şeyin en güzellerini seçerek yapmak fikri aklına nereden geldi kendisinin? İslamiyet’i de, dini de böyle yine güzellikleri göstererek anlatmaya çalışıyor. Olumsuz şeylerden pek bahsetmiyor. Onun da idrakındayız. O fikir de nereden aklına geldi mesela? Somurtmak yerine sıcaklaştırmak, her şeye tamam demek vazgeçmeyin diye mi? Bunları merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Evet çok güzel. Allah’ın ahlakını uyguluyoruz. Allah sevmeyi ve sevilmeyi esas alıyor. Kainatın tek amacı budur. Allah kullarını sevmek istiyor, kullarının da Allah’ı sevmesini istiyor, o kadar. Başka hiçbir şey yok. Bütün sistemin amacı bu. Bütün sonsuz cennetin, sonsuz hayatın amacı budur, imtihanın amacı budur. Biz de sevginin kökeni olan güzelliğe tabii ki ağırlık veriyoruz. Çünkü Allah sonsuz güzel. Güzelliği sevmemizi istiyor. Zaten sevgi güzelliğin üstüne kuruluyor. Boşlukta sevgi olmaz. Allah’ı seversin boşlukta sadece ama tecelli oldu mu, o tecellilerde Allah’ın güzelliğini görürsün. Sevgin kat kat artar, coşarsın detayları gördükçe. Allah’ın istediği budur. Bizim karşımıza ne geliyorsa hepsi Allah’ın tecellisidir, Allah’ın yaratmasıdır. Mesela güzel hanımlar var şu an, Allah’ın tecellisi. Kardeşlerimiz yakışıklı, o da Allah’ın tecellisidir. Güzel eşyalar, güzel evler, güzel şehir. Mesela bak Allah bizi güzel bir şehirde yaratmış. Kaderdeki planın inceliğine bak, güzelliğine bak. Dünyanın en güzel şehrinde yaratmış. En güzel semtlerde yaratmış, en güzel evlerde yaratmış. En güzel kıyafetler, en güzel eşyalar, en güzel sözler, en güzel konuşmalar, en güzel temizlik, en güzel vicdan, en güzel iman, en güzel akıl, her şeyin en güzeliyle yaratmış. Karşımızda da tabii Cenab-ı Allah şeytanlar da yaratıyor, iblisler yaratıyor, ahlaksız alçak insanlar da yaratır. O zaman biz güzelliğin kıymetini daha çok anlarız, güzel ahlakın kıymetini daha çok anlarız. Güzel konuşan insanlar var ama bakıyoruz ahlaksız insanlar çok adice, aşağılık konuşmaları. Pislik ağızlarından lağım akıyor. Mümine bakıyoruz ağzından nur akıyor. Pislik adama bakıyoruz, elinden yüzünden melanet akıyor. Mümine bakıyoruz, elinden yüzünden nur akıyor.

Evet, yine soru alalım.

KARTAL GÖKTAN: Gülden Hanım sormuş.

VTR: Selamlar, ben Gülden. Allah neden şükretmemizi istiyor?

ADNAN OKTAR: Şükretmek teşekkür, sevgi ifadesidir. Mesela biz dostlarımıza sofra hazırlarız, sofraya çiçekler koyarız, meyveleri çok güzel hazırlarız, yiyecekleri çok güzel hazırlarız. Niçin? Dostumuz bizi sevsin diye, mutlu olsun diye. Allah da bizim mutluluğumuzdan mutlu olur, sevgimizden mutlu olur, beğenir yani. Mutlu derken anlamanız için söylüyorum, bizim tarzımızda değildir. Güzelliği takdirimizden hoşnut olur. Biz de güzelliği takdir ettiğimizde güzelliğin zevkine varırız. “Ne kadar güzel yaratmışsın” dediğimizde, güzellikten katlar katı zevk alırız. Güzelliğin ilavesidir teşekkür. Teşekkür olmadan zaten güzellik boğulur. Mesela bir kadın çok güzelse onun güzel olduğunu anlatırsın. O, güzelliğe güzellik katar. Ama güzel bir kadına sen susarsan, o güzelliği boğmuş olursun. Güzel bir eşya mesela bakın burada çok güzel cam süsler var. Çok güzel, biz buna güzel demezsek şükrünü yapmamış oluruz. Teşekkür de güzelliğin şükrüdür yani O’nun övülmesi, Allah’ın övülmesi. “Ne güzel yarattın ya Rabbi” diyoruz, teşekkür ediyoruz. “Bizi mutlu ettin, bize hoşnutluk verdin. Seni seviyoruz, verdiğin nimetlerden mesrur oluyoruz. Bize mutlu, güzel bir hayat yaşatıyorsun. Teşekkür ediyoruz.” diyoruz. Bu neyi sağlıyor? Allah’a sevgimizi ifade edip sevginin zevkini almamızı sağlıyor. Allah da bizim sevgimizi görerek O da hoşnut oluyor, razı olmuş oluyor. Karşılıklı bir sevgi gösterisidir.

Evet.

BEYZA BAYRAKTAR: Cennette şükür var mı?

ADNAN OKTAR: Cennette tabii hamd ediyoruz. Elhamdülillah, elhamdülillah diyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sevgi Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba ben Sevgi Tuğçe. Sizce bir insan hem Allah’a hem de evrime aynı anda inanabilir mi?

ADNAN OKTAR: Zorlama olur. Samimiyetsiz bir durum olmuş oluyor. Allah’ın gücüne inanacak, atomları her şeyi kainatı Allah’ın yarattığına inanacak. Hz. İsa (as)’nın çamurdan kuş biçiminde bir şey yaptığını, üfürdüğünü ve anında kuşun canlandığına inanacak. Hz. Musa (as)’nın asasının anında yılana dönüştüğüne inanacak, normal canlı yılan. Ve insanlık yaratılmadan önce zer aleminde bütün kainattaki insanların bir anda yaratıldığına inanacak, ani. Fakat dünya da yaratılırken milyonlarca sene evrimle maymundan, primatlardan evrimleşerek yaratıldığına inanacak. Bu çok çok zorlama olur, çok çok samimiyetsiz olur. Bir anda bütün kainattaki insanları yaratan Allah, dünyada insanları yaratırken neden evrime ihtiyaç duysun? Ve öyle bir ifade de yok ayrıca Kuran’da. Ve ayrıca evrim derken sen diyorsun ki, “Milyonlarca mutasyon oldu. Birisi rastlantı eseri olarak ayakta kaldı. Sonra o da milyonlarca mutasyona uğradı, bir tanesi ayakta kaldı.” Tamamen tesadüften bahsediyorsun sen. Allah inancıyla nasıl bağdaştıracaksın bunu? Samimiyetsiz bir izah oluyor.

Hanımlar çok güzel bakıyor hayvanlara. Onun için gönlüm çok rahat oluyor hanımlarda olduğunda. Beyler bazen bakamıyorlar. Hanımlar daha çok şefkat, ilgi, alaka gösteriyorlar. Onlar da ruhen, psikolojik olarak daha dengeli oluyor hayvanlar.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Şahin Aybek yazısının devamında İbn-i Haldun’un Marks, Darwin gibi isimlerin müjdeleyicisi olduğunu da iddia etti.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam on ikiden vurmuş. Yedi ceddine rahmet. Tayyip Hocam’a bir alkış. Ağa babalarınızı tek tek sıraya dizecek Tayyip Hocam. İlimle irfanla dümdüz edecek onun yanında biz varız. Müminler var, göremedikleri var. Göremedikleri çok fazla. Göremedikleri çok fazla ve Darwinist, materyalist, ateist sistemi ilimle irfanla Allah’ın izniyle yerle bir edeceğiz. Bana güvensin bu Oda TV’deki vatandaşlar bizim onların kimlerle bağlantıda olduğunu da bildiğimizi bilsinler.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: “İbn Haldun ekonomik olayların bütün sosyal olaylar arasında en başta geldiğini ve diğer olayları doğurduğunu söylediği için, Karl Marks’ın müjdeleyicisidir. Diğer taraftan Darwin’in görüşlerine benzeyen görüşleri de vardır. Yani Sayın Cumhurbaşkanı’nın övdüğü, hak ettiği değerin verilmediğini söylediği İbn Haldun Milli Eğitim Bakanlığı müfredatından çıkartılan Karl Marks’ın ve Darwin’in müjdeleyicisidir” dedi.

ADNAN OKTAR: İbn Haldun?

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam hafiften, yavaştan gidiyor. Beklesinler. Bak ağa babalarına bir tane çaktı hopladılar. Ama tabii dengeleyerek gidiyor. Dikkatli gidiyor. Yoksa İbn Haldun’u falan hepsini bilir. Tayyip Hocam’ın bilmediği bir şey yok. Bilmemesi için de bir neden yok yani.

KARTAL GÖKTAN: Meryem Hanım’ın size yönelttiği bir soru var.

VTR: Selamlar Adnan Bey. Arkadaşlarınızın arasında ateist olan var mı? Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Ateist tabii çok arkadaşım var. Çocuklar geliyorlar buraya. Punkçu gençler var. Ateistler var. Satanist gençlerden var. Rockçılar var. Birçoğu ateist benim rockçı arkadaşlarımın. Gayet saygı duyuyorum. Onlar da bana saygı duyuyorlar, çok sevgi duyuyorlar, konuşuyoruz.

Buyur canım kardeşimiz, tekemmül ediniz.

KARTAL GÖKTAN: Hayrettin kardeşimizin bir sorusu var.

VTR: İsmim Hayrettin Görünmek. Allah’ın rızasının en çoğunu nasıl arayabiliriz? Nasıl vesile olabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi yolda gidiyoruz her yer Allah’ın aklıyla dolu. Yolda otlar, maydanozlar, çiçekler şunlar var. Hepsi insan aklından daha akıllı varlıklar. Ağaçlar… Bakteriler bile akıl almaz akıllıdır. Çok çok akıllı varlıklardır. Her yer Allah’ın aklıyla dolu. Şimdi böyle bir durumda insanları yaratıyor. Beynimizin içinde görüntü yaratıyor. Zaten bu konuşulacak bir şey yok bunun üstüne. Bir ekranın başındayız. Bu ekranın başında Allah’tan başka biz kiminle ilgilenebiliriz? Aklı başında bir insan başka kiminle ilgilenebilir Allah’ın dışında? Bütün dikkatini Allah’a verir. Başka ne var ilgileneceği? Şimdi insan çocuğuna bir şey alırken en iyisini almak istiyor değil mi? Mesela iltifat ederken en iyi iltifat etmek istiyor. Allah’a karşı da insan en güzel tavrı göstermekle mükelleftir. Mesela orta güzel değil. Şimdi üç tane güzel var. Vasat güzel var, güzel var ve çok güzel var. Allah’a bunlardan hangisini Müslüman layık görür? Çok güzeli. Ne vasatı kabul eder,  ne ortayı kabul eder. Nasıl yapsın bunu? Şimdi ortayı Allah’a layık görürsen Allah’a sevgine nasıl inanacaksın? Allah’a sevginin ispatı, Allah’ın rızasına en çoğuna uygun olan nedir? En çok Allah’ın beğeneceğini yapmaktır. Çok örnekle anlatabiliriz. Bir örnek bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka izleyici sorusu.

VTR: Merhaba, ben Furkan. Dünyada birçok şey haram mesela şarap. Cennete helal olacak mı? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Dünyadaki şarap bayağı korkunç tadı, çok rahatsız edici. Acılı ve kokusu çok rahatsız edici. Lezzetli değil, sıfır yani. ‘Oh ne güzel sarhoş oldum’ diyor. Kardeşim zehirlendin. Cıvada da aynı şey oluyor, bakır zehirlenmesinde de aynısı oluyor. Yer eğik görülüyor. Bunda eğlenecek ne var? Kapının kolunu zor tespit ettim, ama şuurum gayet açık. Bela bu bunda eğlenecek bir şey yok. Akılcı baktığımızda burada faydalı hiçbir şey göremiyoruz. Üzüm suyu, taze üzüm suyu alır içersin bir parça, o ayrı. Ama şarabın vereceği hiçbir mutluluk yok. Cennet şarabına gelince adı şarap onun. Yani adı şarap, mükemmel bir içki. Ama dünyadaki hiçbir içkiye benzemiyor. Lezzetli mi? Lezzetli. Kokusu da nefis, tadı da nefis, görünümü nefis. Adı ne bunun? Şarap. Çünkü şişelerde sunuluyor. Kadehlerde sunuluyor. İbrikle sunuluyor, altın ibriklerde. Dolayısıyla cennette zaten hiçbir mümin şarap içmek istemez, şarabı görünce iğrenir yani. Midesi bulanır. Yani Allah bulanma hissi vermiş olsa midesi bulanır. Cennette bulanma hissi yok. Dolayısıyla berbat bir şeyin özlemi olmaz. Özlem duyulacak bir şey değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selcan Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Selcan. Şu anda var olan karışıklık Mehdiyet döneminde hemen geçecek mi? Yoksa uzun süre devam edecek mi yine?  Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: 2017, 2018, 2019 zorlu tabii. 2021’e kadar rahatlık olacağını zannetmiyorum. Ama 2023’lerde falan hakikaten oturmuş olur. Oturacak, sakinleşecek Allah’ın izniyle. Yani ne demek istediğim de anlaşılmış olacak. Allahualem diyelim ama 2029’lar falan tamam. Kamilen mesele hallolmuş olur.

İsa Mesih’i de göreceğiz. Yakışıklı, Avrupai, atletik bir delikanlı olarak. Yaşı biraz ileri ama çok genç görünecek. Belki 50 yaşında belki 55 yaşında ama biz gördüğümüzde en fazla 30 falan diyeceğiz, herhalde 30 falandır diyeceğiz. Sarışın, kahverengiyle karışık açık kahverengi ama sarışınlık hakim. Çilli ama çok belirgin değil çilleri. Makul çilli. Küçük burunlu. Lacivert, keskin gözlü. Çok terbiyeli, mütevazi, saygılı bir Müslüman. Masum, masum kere masum. Nezih bir insan. Öyle bir iddialı falan da değil. İnsanlar ona İsa Mesih diyecek. O da Allahualem diyecek. Vahiyle ona bildirilir. Ama bir farziyeti yok. Elbisesi iki bin yıl öncesine ait elbise. Elbiseyi Peygamber (sav) özellikle onun için vurguluyor. Rengine kadar vurguluyor elbisesini hadiste. Rengine kadar vurguluyor. Ayakkabısı sandalet tarzı. Parası bir de. Kuran’da ona dikkat çekilir. Kehf ehlinin üzerinden para çıkıyor ya, işte o para, o paraya işaret ediyor. Üstünde parası. Çok az bir para. Yani işte günlük ihtiyaçları giderecek kadar. Çok az yanında bir para. O devre ait, antik para. Çünkü o kıyafetiyle alındı, o kıyafetiyle geri geliyor. Aklın ihtiyarini alır mı? Hiçbir şekilde almaz. Bak görürsünüz. Ne Mehdi (as) konusunda aklın ihtiyari alınır ne İsa Mesih konusunda ve şüphe hep devam edecektir. Vefatlarından sonra şüphe acayip güçlenecek. Diyecekler ‘Ne o Mehdi idi, ne de o İsa Mesih idi. Ayarladılar, düzenlediler, helalde böyle hallettiler’ falan diyecekler. Ve akıl almaz bir çökme ve ahlaksızlık başlayacak. Zaten taşlar sıyırıp geçiyor sürekli dünyayı dikkat ederseniz. Bak onu hiç umursamıyor insanlar bu çok büyük mucizedir. Altı magma fokur fokur kaynıyor. Elma kabuğu gibi incecik dünya. Su gibi kaynıyor ateş. Fokur fokur köpürerek böyle. Adam ‘ne zaman nişan yapacağız’ diyor. ‘Nişan yüzüklerini halledelim’ diyor. ‘Benim çekler ödendi mi?’ diyor. Mazot kuyruğuna giriyor. Ama altı kaynıyor habire. Göktaşları da habire teğet geçiyor. Bak bilim adamları ikide bir derler. Derler ki işte falanca numaralı büyük bir göktaşı dünyayı 30 kilometreden sıyırıp geçecek. Niye sıyırıyor? Düşünsene niye sıyırıyor? Yüzyıllardan beri sıyırıyor hep. Allah’ın onu özellikle yaptığını görmüyorlar. Anlamazdan geliyorlar. Kardeşim bak son iki bin yıldan beri son üç-dört bin yıldan beri göktaşlarının tamamı dünyayı sıyırıp geçiyor. İyice yaklaşıyor görüyor millet. Hop geçiyor hop geçiyor. Normalde ta göbeğinden gelir vurur. Vurmuyor. Niye? Çünkü Allah yaptırmıyor. Gayet de makul görüyorlar. 2020 gibi sıyırma diye bir şey yok. Dünyanın ortasından vuracak göktaşı, hem de bayağı büyük bir göktaşı. Delip geçecek. Sipin atacak. Bir daha vuracak darmadağın edecek dünyayı. Ve dünya tersine dönmeye başlayacak. Dönüş istikametinin tersine. Ama bu dönme, zannediyorlar ki orada yaşayacak. Cübbeli diyor ya ‘ondan sonra yüz yıl daha yaşayacak.’ Dünya tersine döner de yaşanır mı ondan sonra? Dünya zaten 12 şiddetinde depremlerle sarsılıyor o devirde, o ortamda. Yer gök inliyor yani. Denizden fokur fokur lavlar kaynıyor. Ve insanların aklı gitmiş olacak acayip korkacaklar. Ne konuştuklarını bilmez diyor Allah.

İsa Mesih çok mütevazidir. Normalde biraz insan değil mi bir azamet bir büyüklük hissi gibi düşünün; yok. Bir dikkat edin daha önce de öyleydi. Talebelerinin ayaklarını yıkıyor. ‘Aman yapma’ falan diyorlar ‘yok yok ben yıkayacağım’ diyor. Ayaklarını yıkıyor yani. Yemeklerini getiriyor. Çok mütevazi, bayağı terbiyeli, çok efendi bir insandır. Öyle azamet, bir kibir öyle değil ama çok zeki, keskin zekaya sahip, Allah’tan çok korkan, Allah’ı iyi düşünme kabiliyeti olan, beyni çok keskin, aklı çok keskin dünya tatlısı bir delikanlı. Öyle. Şu an talebeleri tarafından saklandığını düşünüyorum diyeyim. Biliyorum dersem olmaz ama düşünüyorum diyeyim. Muhtemelen Mormonların içerisinde, Mormon tarikatı ona sahip çıkıyor şu an. Muhtemelen masonlar sahip çıkıyorlar, bazı hepsi değil ateist masonlar değil. Bazı yüksek dereceli mason ritleri. Tapınak şövalyeleri bir kısmı sahip çıkıyorlar diye düşünüyorum.

Evet kardeşlerimizin sorularıyla devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Ufuk Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Ufuk. Cinler varsa biz onları neden göremiyoruz ben merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Cini görürsen sağlığın bozulur onun için yani cinnet geçirirsin çok korkarsın.  Evde cinle karşı karşıya gelirsen Allah esirgesin kalp enfarktüsü meydana gelebilir. Beyin kanaması meydana gelebilir yani korkunun şiddetinden aklını atarsın. Allah merhametli seni öyle bir şeyle cezalandırmaz. Cinle karşılaştığını düşün elini dokunsa aklını atarsın kafana yüzüne dokunsa. Değil mi? Yanına yaklaşsa da aklını atarsın. Allah merhametinden öyle bir şey yapmıyor. Olmaz öyle bir şey. Cin görünmüyor diye de bir şey yok ayrıca görünüyor. İşte uçan daire falan tarzında görünen şeyler onlar cindir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kadir Şen kardeşimizin sorusu.

VTR: Merhaba ben Kadir Şen. Şirk konusunu biraz aydınlatabilir misiniz Hocam?

ADNAN OKTAR: Şirk mesela bana kola gelsin diyorum rica ediyorum, kolayı Allah getirir. Allah yaratır. Ama biz arkadaşımızdan isteriz. Allah’ın yarattığını bilirsek şirk olmaz. Ama oradan bir gücün getirdiğine inanırsak bu gizli şirk olur. Her şeyi Allah’ın yaptığını bileceğiz. Mesela şu an yayındaki konuşmayı Allah’ın yarattığını bileceğiz. Her şeyin. O zaman şirkten kurtulmuş olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Hüsamettin Koşar. Sayın Adnan Oktar Hocamız’a şöyle bir sorum olacak. Ahir zamanda gelmesi hasretle beklemiş olduğumuz Hz. Mehdi (as)’la İsa Peygamberimiz (as)’in buluşmaları ne zaman olacak? Onu çok merak ediyorum ve heyecanla bekliyorum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Bu konuda gerçekten samimi olarak kapsamlı bilgiye sahip değilim yani hadislerden anladığım kadarıyla ama 2023’ten sonra her an mümkün. Yani 2023’le 2029 arasında her an mümkün. Çok büyük olaylar olacak, çok çok büyük. Bu durgunluk kimseyi şaşırtmasın öyle değil. Dünya çapında çok büyük olaylar olacak. Allahualem.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Arda Metin sormuş.

VTR: Arda Metin. Şunu sormak istiyorum Adnan Bey’e. Kaliteli insan nasıl olur? Bununla ilgili açıklama yaparsa sevinirim.

ADNAN OKTAR: Kaliteli insan sevmekten ve sevilmekten hoşlanan, güzelliğe aşık varlıktır. Ona kalite denir. Güzelliğin en güzelini elde etmeye kalite denir. Mesela bahçe vardır adamın beş metrekaredir onu çok güzel hazırlar ama çok çok çok güzel hazırlamak imkanı vardır en güzel haline kalite denir. Bir şeyin en güzel haline en kalite denir. En hoş, en düzgün, en sağlam, en temiz; her şeyin eni. En akıllıca, en faydalı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka soru.

VTR: Selam Adnan Bey. Benim size sorum bayanlar sizce hangi sporu yapmalı?

ADNAN OKTAR: Açıkça söyleyeyim squat yapsınlar. Squat denilen spor hanımlar için en uygunu olarak görüyorum. Hafif sporlar iyi olur. Mesela dambıl, halter çalışmak falan çok bozar kadını. Erkekleştirir, omuzu falan genişler, sırtı genişler kadına gitmez bu. Ama squat, bacak çalışmak, bel çalışmak kadın için güzel olur diye düşünüyorum. Aleykümselam diyorum kardeşimize de. Benim şahsi kanaatim olarak söylüyorum.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ümran Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba ben Ümran. Bencillik duygusu nasıl yenilebilir?

ADNAN OKTAR: Bencillik küçük düşürücü zaten yani utanç verici bir şey. Egoist olmak çok aşağılayıcı. İnsan kendi kendinden utanır. Kendini küçük düşürmüş oluyor. Kabadayı olacak insan, diğerkam olacak. Mesela bir yiyecek var orada da çocuklar var, üç tane çocuk var, sen yesen de olur dördüncü çocuk sen olman lazım. Onun hepsini yiyebilirsin ama inanın o fayda vermez o insana zarar verir. Dağıtmak sağlık verir. Bak dağıtanlara bakın çok sağlıklıdırlar. Daima dağıtmak lazım. Malı dağıtan, yiyeceği dağıtan sağlık sıhhat bulur. Malını dağıtanın malı artar, yiyeceğini dağıtanın da sağlığı sıhhati artar. Mesela farz edelim et, bir kilo eti oturup yiyorsun kolesterolün çıkıyor bilmem kaça zoruna ne oldu? Yüz gram ye ondan gerisini dağıt, dokuz yüz gramını dağıt hem sağlık bul, hem sıhhatli ol hem de ömrün uzar, hem zinde olursun. Hem de diğer insanların da sağlıklı olmasını sağlarsın. Hem de utanç verici bir konuma düşmezsin. Egoistlik çok iğrençtir insanı çok aşağılayıcı bir şeydir.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kırgızistan’dan Yunus kardeşimizin sorusu.

VTR: Selam Adnan Bey benim şöyle bir sorum var. Öldüğümüzde hemen mahşere mi gideceğiz ve kıyamet anını herkes seyredecek mi? Allah razı olsun. Kırgızistan’dan selamlar.

ADNAN OKTAR: Evet evet öldüğümüzde doğrudan cennete ya da cehenneme gider insan. Zaman yok. Zannediyor ki buradaki zaman gibi kolumuzda saat olmaz artık orada zaman yok. Zaman diye bir şey yok. Ölen insanı sevdikleri karşılıyor. Onlar ondan daha önce ölmüş oluyor. Sevdikleri karşılıyor halbuki yaşıyor onlar ama öldüğünde sevdikleri karşılıyor. Çünkü zaman yok. Bak mümin aynı zamanda cennettedir şu an biz zer alemindeyiz aynı anda bak şu an. Allah Katında biz şu an zer alemindeyiz. Daha yeni annemizin rahmindeyiz. Şu an Allah Katında mezardayız. Şu an Allah Katında ba’s olduk dirildik cennette veya cehennemdeyiz. Allah muhafaza Allah müminleri cehennemden muhafaza etsin. Ama bak açık şuurlu, şuuru açık, bilinci açık yani Allah’ın ruhunu taşıyan samimi bir insan asla cehenneme gitmez haram olur ona cehennem. Allah’ı inkar etmek anlamına gelir o. Şuuru açık bir insanın, bilinçli, Allah’ın ruhunu taşıyor farkında ve samimi gerçekten samimiyse onun cehenneme gideceğine inanmak Allah’ı inkar etmek olur. Böyle bir şey olmaz. Mümkün değil. Bir de Allah bu konuları zaten ayette çok açık anlatıyor, sonsuz akıllıdır Allah. Sonsuz merhametlidir, çok adil ve çok akılcı davranır Allah. Ama cehennem olmasa mahvoluruz. Dünya mahvolur, güzelliğin, hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Şimdi ben imtihanın sırrına ait bir kitap yazdım ama o biraz yüzeysel oldu tabii sırrın sırrı vardır. Sırrın sırrını açıklayan bir kitap hazırlayacağız, hazırlıyorum. Sırrın sırrı. Asıl o gözle bakıldığında olay anlaşılır. Çünkü bir türlü çıkaramıyorlar onu niye bu var diye? Akşama kadar bak biz ne yöntemler, kitap hazırlamak için şu konu için bu konu için neler kullanıyoruz, aklımızı kullanıyoruz. Eğer bu imtihan olmasa bunların hiçbiri olmaz, dümdüz bir hayat olur. Sadece yemek yeriz ve gezeriz. Allah dünyada akıl almaz bir zenginlik meydana getiriyor. O akıl almaz zenginlik işte sonsuza kadar kullanacağımız bir zenginlik oluyor. Diyor ‘Bir an önce olsun bitsin gidelim cennete.’ Gidersin, bomboş gidersin ne yapacaksın? Cennete gittin oturdun, bahçede oturuyorsun bu mu yani? Allah muazzam bir zenginlik meydana getiriyor sonsuza kadar o zenginlik kullanılıyor. Bunun anlatımı detaylandırılarak anlatımı önemli olduğu için onu kitap olarak hazırlıyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’dan Marcos sormuş.

VTR: Çocuklar neden acı çekiyor?

ADNAN OKTAR: Çocuklar neden acı çekiyor? Çocukların acı çekmezse imtihan kalkar. Bir yaşındaki çocuk mesela yanarak yok oluyor şehit oluyor. Mesela masum üç yaşında bir çocuk dağdan düşüp şehit oluyor eğer bu olmazsa imtihan kalkar. Yani her şey zayi olur. Ayrıca acı denilen şey Allah da acıyı biliyor, aynı bizim çektiğimiz acıyı Allah da çeker, yaşar. Ama Allah etkilenmiyor. Niye insan etkileniyor? Çünkü bir şey kaybedeceğini düşündüğü için. Allah bire bir aynı o hissi yaşıyor ve biliyor. Her insandakini yaşar ama Allah’a hiç etki etmiyor. Niye? İnsan çünkü kaybedeceği bir şeyi olduğuna inandığı için. Mesela dizi ağrıdığında dizinin kuvvetleneceğini, güçleneceğini bilse ömrü boyunca dizi ağrısa bayağı mutlu olur insan. Başı ağrıdığında beyninin gelişeceğine inansa bayağı ister başı ağrısın. Başına bir şey olacağını düşündüğü için rahatsız oluyor ağrıdan. O inanç ve telkinle elde edilen bir şeydir. Ayrıca insanların hiçbiri dayanılmaz bir acı çekmezler. İnsanın dayanamayacağı hiçbir acı olmaz. Bak ben altmış üç yaşındayım ben öyle bir şeyle hiç karşılaşmadım. Sıkıntılarla karşılaştık ama öyle bir olay yok. Hiç olmaz. Hiçbir insanda öyle bir şey olmaz. Şehit olan çocuk da zaten saatler öncesinden alınır. Birçok şehit saatler öncesinden alınır. Bazen de o anda alınır. Haberi bile olmaz. Mesela çatışmaya gidiyor asker arabada gidiyor daha hala gidiyor o arabadan indiğini falan bilmez. Vurulduğunu da bilmez. O arabada gider, başka bir yere gider, bir mekana geçer. Allah mantık oynaması meydana getirdiği için yani boyut ve mantık oynamaları olduğu için çok makul görüyor. Biz mesela rüyamızda akıl almaz ipsiz sapsız olaylarla karşılaşıyoruz gözlerimize inanamıyoruz uyandığımızda. Mesela hatta kısa süre uyuyor insan kalktığında insan şok oluyor oradaki mantığa hayret ediyor.  Daha önce ne kadar makul geliyor ama bu boyutta bize ne kadar anormal geliyor. Şehitlik de mantık oynamasıyla oluyor yani mantık tamamen değişir. Akıl, yorum ve geçmiş bilgisi değişir. Mesela bizi Allah şu an geçmişimizle şu anda yaratabilir. Yaratabilir derken yaratıyor. Her an yaratıyor. Her an bizi geçmişimizle yaratıyor. Her an geçmiş veriyor bize ve o geçmişe biz inanıyoruz. Kafamıza o bilgiyi veriyor mesela sabah kalktığımızda biz her gün ölürüz. Normal ölüyoruz. Sabah kalktığımızda geçmiş bilgisiyle, geçmiş bilgisi yeniden veriliyor bir daha diriliyoruz. Her gün dirildiği halde insan gayet bunu normal karşılıyor. Halbuki ölüp dirilmek çok büyük bir olay.

Şimdi Allah sonsuz yaşatacağı için, bir de Allah’ın ruhunu yaşadığımız için öyle hafif bir imtihanla sonsuz yaşam olmaz. Bak sonsuz yaşayacak yani. Allah’ın ruhunu taşıyan bir varlık sonsuz yaşayacak. Çok mükemmel imtihan edilmesi lazım. Çok iyi imtihandan geçmesi gerekiyor ve çok iyi eğitilmesi lazım. Mesela benim on yıl öncemle şu an aynı değil. Sürekli eğitiliyorum. Sizin mesela beş yıl önceki hayatınızla şu anki hayatınız aynı değil, ciddi şekilde değişiyor. Mesela beni Allah vesile ediyor toplumun değişmesine, insanların değişmesine beni vesile ediyor görülüyor bu. Tepmez devrilmez yıkılmaz bir sistem olarak devam ediyor Allah’a çok şükür.

O Kırgız kardeşimize aleykümselam diyorum. O selam vermişti. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yine Almanya’dan bir soru var.

VTR: Neden savaş var?

ADNAN OKTAR: Neden savaş var? Şimdi savaşı şeytan yaptırır. Şeytana gücü de Allah verir. Batın ilminin bir uygulamasıdır. Allah mesela savaş, kan dökenleri lanetliyor ama savaşı Allah yaratır. Bu ledün ilmidir. Savaş imtihanın bir gereği. İnsanları uyandırmanın bir gereğidir. Bu hazırladığım kitapta bunu da alacağım yani bunu da anlatıyorum. Bütün tarihler boyunca Allah savaş meydana getirmiştir. İnsanlar mümkün değil uyanmıyorlar savaş olmadan. Büyük olaylar olmadan uyanmıyorlar. Yoksa sakin bir hayat geçiyor yani dümdüz bir hayat geçiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’dan bir başka soru.

VTR: İnsanlar neden ırkçılık yapar?

ADNAN OKTAR: Irkçılık egoistliğin bir çeşidi. ‘Benim malım, bana ait’ demek için yapılan bir ruh hali. ‘Benim mahallem, benim arkadaşlarım, benim çocuğum’ diyor ama mülk olarak görüyor. ‘Benim karım’ diyor ama mülk olarak görüyor. Kadın da kocasını mal olarak görüyor kendi malı olarak görüyor. Arabası, evi, karısı. Üç tane varlık var ve üçünü de mal olarak görüyor. İnsan olarak görmüyor. Bu kafadaki insanlar topluluk içerisinde de kendine ait olduğuna inandığı bir yapıyı, bir insan topluluğunu kendi malı olarak görür. Ondan ırkçılık çıkar ortaya yani egoistlikten kaynaklanan. Milli egoizme faşizm deniyor biliyorsunuz. Milli egoizm yani ‘her yönden biz üstünüz her şey bizim için olması lazım. Herkes bize hizmet etmesi lazım, herkesi yok etmemiz gerekir. Herkesi ezip biz üste çıkmamız gerekiyor’ gibi sapkın, delice, ucu bucağı olmayan bir manyaklık türü. Bunların hepsi şeytanın ifasıyla olur. Ama bunlar şeytanın mağlup olmasıyla kökten bitecek. Bitecek ama yeniden hortlayacak tabii bir daha gelişecek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Erkan Bey sormuş.

VTR: Erkan Çalıkoparan. Maddenin aslını nasıl kavrayabiliriz? Hayal olarak nasıl kavrayabiliriz? Hocamız’a bu soruyu iletiyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yok yok ben onu daha önce anlattığıma pişman oldum. Yeni Asya Gazetesi’nde de Asım Güleçyüz yazmıştı “Milleti mi delirteceksin?” diyor. “Bunalıma giriyor insanlar niye yapıyorsun?” diye bir yazı yazmıştı. Hakikaten de vicdan azabı çektim o zamanlar. Ki ben çok yüzeysel anlattım çok sathi anlattım. Ve sarsmayacak gibi yani yarım anlayacakları gibi anlattım. Kapalı bir anlatımla anlattım. Buna rağmen bir nevi ‘aklımıza zarar veriyorsun’ gibi bir üslubu vardı. Bulursam o yazısını göstereyim. Çok fazla öyle yazılar çıkmıştı. Ama deneyerek de ben gördüm hakikaten çok şiddetli azap çekiyorlar. Çok sarsılıyorlar maddenin olmadığını anlayınca. Hatta öyle vardı adam mesela “senin teknen var” dedim teknesi. “Nerede tekne?” dedim “orada” dedi. “Bana yemin ederek doğru söyle beyninin içinde mi tekne dışarda mı?” Dedim. “Hem içerde, hem beynimde” diyor. “Bak benimle böyle mantıksız konuşma. Ya dışardadır, ya beyninin içindedir ne uzatıyorsun? Bir tane gördüğün görüntü var iki tane görüntü görmüyorsun.” “Evet beynimin içinde.” Dedi. “Teknen nerde?” Dedim. “O da beynimin içinde” dedi. “Hepsi beyninin içinde, o zaman dedim nerde senin teknen?” Dedim. “Beynimin içinde” diyor. “Hani dışardaydı?” Dedim. Dışarıda var ama hayal olarak vardır yani hayali bir görüntü olarak vardır, gölge bir varlık olarak var. Daha da fazla ne yapayım adamın üstüne gidip, onun iyice hissetmesini mi sağlayayım ne yapayım? Ayette Cenab-ı Allah söylüyor: Peygamberimiz (sav)’in üslubu, “Ya Rabbi” diyor “beni güzel bir girdirişle girdir, güzel bir çıkarışla çıkart, beni Katından bir sultanla destekle” diyor. Şimdi adamın yanında kimse de yok. O durumu tam kavrayan insan fena makamına geçer. Allah’ın varlığında yok olur, erir, yok olur. Mesela Mehdi (as) için de diyor ya “Allah’ın varlığında erimiş yok olmuştur” diyor gördünüz Peygamber (sav)in hadisi. “Allah’ın varlığında yok olmuştur” diyor. Allah’ın varlığında yok olur. Peygamber Efendimiz (sav)’de de var bu. Zaten o boyutta Cebrail (as)’le bağlantı oluyor. Nur haline geliyor önce Peygamber (sav) ama dışarıdan bakan bunu göremez. Kendi görüyor, kendi hissediyor nur haline geliyor, o nur haline gelirken de zaten bedeni onu başka türlü algılıyor buram buram terlemeye başlıyor ve rengi soluyor. Peygamberimiz (sav) yeniden o boyuta girdiğinde kendine geliyor. Mesela o boyuta girdiğinde sahabeler diyor deve çöküyor, hayvan çöküyor ayakta duramıyor. Hayvan direniyor ayaklarını ayırıyor bütün gücüyle dayanamıyor çöküyor zor yine kalkıyor, bütün gücüyle kalkıyor hayvan yine yürüyor yine çöküyor. Sahabeler diyor “üstümüze adeta kurşun gibi ağırlık geliyordu” diyor. Zaten bu bir mucize olduğu için o da onları çok olumlu etkiledi sahabeleri. Daha önce o insanların birçoğu müşrikti yani normal sıradan insanlardı ama vahyi bizzat müşahede ettikleri için derin imanla sahabe makamına yükseldiler, akıl almaz bir makam yüksekliğine çıktılar. Ama tabii o çok büyük bir nimet onlar için onu görmeleri, zorlu ama muazzam bir nimet. Münafıkların bundan etkilenmemesi de mucize. Mesela münafık katibi var adam bu ağırlığı hissediyor vahyin ağırlığını ama inkar ediyor. Onu kim bilir nasıl yorumladı? O kendi kafasıyla, o ahmak kafasıyla o münafık.

Kardeşlerimizin suallerinden tevcih ederseniz istirham edeyim buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Tabii. Almanya Mönchengladbach’dan Olivia sormuş.

VTR: Benim ismin Olivia, 20 yaşındayım. Sevgilim Salim 23 yaşında. Biz Almanya’da Mönchengladbach’da yaşıyoruz. Bizim sorumuz şu; Müslüman bir partner ile bir ilişki yaşamak neden zor? Bir Müslüman ile ilişki kurmak neden zor? Bir Müslüman kadınla evlenmek ya da Müslüman bir partnerle evlenmenin niye bazı zorluklar yaşayabiliyorlar?

ADNAN OKTAR: Bir kere Hristiyan ile Müslüman evlenebilir. Hristiyan bir kadınla Müslüman bir erkek evlenebilir. Ayrıca Musevi bir kadınla Müslüman bir erkek evlenebilir. Kuran’ın hükmü çok açık, hüküm net.

Evet dinliyorum buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka izleyicimizin sorusu.

VTR: Adnan Hoca’ya ben bir tek soru sormak istiyorum. Yıllardan beri kendilerini takip ediyoruz ve takdirle karşılıyoruz. Eleştirdiğimiz noktalar mutlaka vardır. Bunların en başında gelen konu bu kadar kendisini Türkiye’ye kabul ettirmiş bir bilim adamını halen daha Türkiye’de tartışma konusu olan, yapmış olduğu hizmetlerle Türkiye’de tartışma konusu olan Said Nursi’den övgüyle bahsetmesini ben şahsen eleştiriyorum ama bu kadar değer verdiğim insanın da vardır bir bildiği düşüncesini de sormak istiyorum. Bütün samimiyetimle soruyorum. Said Nursi’yi neden hala bu kadar övüyorsunuz? Ve bunun üzerinden gençliğe Said Nursi’yi yeniden tanıtma fırsatı veriyorsunuz? Ben bunu gerekli görmüyorum. Kendileri gerekli gördükleri hususlarını açıklarlar mı?

ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri dünyayı yöneten meclisin mebusudur. Biz onu nasıl kenarda tutalım? Dünya yönetiminde Allah’ın söz aldığı meclisin, manevi meclisin mebusudur. Ayrıca Bediüzzaman büyüklük hissi içinde değil ki. Bak çok açık söylüyor “ben” diyor “hiç ender hiç olan kardeşiniz Mehdi’nin pişdar bir neferiyim. Öncü bir askeriyim, ona yer hazır eden bir dümdarıyım” diyor. Bana göre hareket edin demiyor ki o, Hz. Mehdi (as)’a göre hareket edin diyor. Daha ne desin? Yani kendini devreden tamamen çıkartmış. Bana uyun demiyor o, Hz. Mehdi (as)’a uyun diyor. Bu kadar mütevazi, bu kadar güzel bir insana neden uyulmasın? Bak neden uyuluyor? “En büyük müceddid” diyor, “en büyük müçtehid” diyor bak ben müceddid, müçtehid değilim diyor, ben Şafi’yim ve mukadditim diyor. “O en büyük müceddid ve en büyük müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutbu azam olarak Cenab-ı Allah bir zatı nuraniyi gönderecek, o da ehli beyti nebeviden olacak” diyor. Şimdi böyle mütevazi bir insana neden uyulmasın? Hiçbir iddiası yok. Bana uyun da demiyor, Mehdi’ye uyun diyor, yani tek görevi bu. Hz. Mehdi (as)’a uyun diyen bir insana ben neden sevgi göstermeyim? Ve sadece Kuran diyen bir insan, bak “Kuran’ın dışında ben hiçbir kitabı kabul etmiyorum” diyor. “Yanımda sadece Kuran var” diyor, daha ne desin? Bu kardeşime yeterli olmuştur tahmin ediyorum. Ve en modern Müslüman’dır, asrının en modern Müslüman’ıdır. Yani üstüne modern yok. O devirde gelenekçi Ortodoks Müslümanların içerisinde başarıyla modern İslam anlayışını ve sahabe İslam anlayışını savunabilen insandır. Hiç kimse onun dışında savunamamıştır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka izleyicimizin sorusu;

VTR: Merhabalar, benim sormak istediğim soru sermaye piyasaları hakkında. Sermaye piyasalarının gelişmesi açısından ne gibi önlemler alınabilir? Ya da tavsiye açısından söylemek istediğiniz şeyler nelerdir?

ADNAN OKTAR: Sermaye piyasası bütün gücüyle Allah’ı sevmeli, Allah’tan korkmalı, malı Allah için dağıtmalı, her şeyi Allah için değerlendirmeli, israftan kaçınmalı. Bir kere bak İslam anlayışında mal tutmak haram. Parayı tutamıyorsun, dağıtıyorsun. Para tutulduğu için, altın tutulduğu için piyasa çöküyor. Para ve altın sürekli dağıtılsa ve sürekli harcansa piyasa, ekonomi baş döndürücü bir güce kavuşuyor, baş döndürücü. Akıl almaz bir hızlanma oluyor. Yani gözle takibi mümkün olmayan bir sürate erişiyor. Ama egoist bencil bakışla malı tuttuğu için mal tutulması nasıldır biliyor musunuz? Kanın damarda donması gibidir. Kan damarda donarsa ne olur? İnsan ölür. Kan damarda çok süratli hareket ettiğinde ne oluyor? İnsan çok zinde oluyor. Kanın damarda hızlı hareketi gibi malın sürekli akması, sürekli harcanması, sürekli fakirlere yardım edilmesi, onların bol bol harcayıp kullanması gerekiyor.  O zaman baş döndürücü bir ekonomi oluyor. Ve muazzam bir zenginlik meydana gelir. Herkes zengin olur. Malı tutan malının tamamını kaybediyor. Malı niye tutuyor? Zengin olayım diye tutuyor. Ama ekonomi tamamen çöküyor, onun da malı gidiyor, herkesin malı gidiyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicinizin sorusu.

VTR: Merhaba ben yakın zamanda Amerika’dan geldim. Oradaki evlerin düzeni çok ferah, her şey çok güzeldi. Yani kalite her şey gerçekten çok iç açıcı. Türkiye’de bu nasıl sağlanabilir? Çünkü özellikle yurt dışından gelen insanların ülkemizi desteklemesi ya da yurt dışındaki insanların bizim ülkemizi desteklemesi için daha kaliteli bir toplum, daha kaliteli bir ortam ya da evlerin olması gerektiğini düşünüyorum. Onun için ne yapabiliriz? Onu soracaktım. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Amerika’da halk Allah’a inanıyor, Allah’ı seviyorlar. Darwinizm’in en ziyade ezildiği yer orası oldu. Oraya mavna hesabıyla kitap gitti. Ondan sonra dümdüz oldu Darwinistler, yerle bir oldu. Özellikle Teksas bölgesi. Bizim izlemelerimizi teknik olarak tespit ettirdim, Teksas bölgesinde akıl almaz koyu bir renk oluşuyor Amerika’da. Yani akıl almaz bir yoğunluk. Oralarda mesela daha seyrek seyrek yer var. Bazı yerlerde daha yoğun gibi ama Teksas adeta simsiyah görünüyor noktalardan. Orada bir şey var, Teksas’ta birileri var anladığım kadarıyla. Yer belirtmek istemem ama esaslı bir imani hareket. Doların üstünde bile Allah’a inanç anlatılır biliyorsunuz. İmanlı oldukları içinde Allah bereket veriyor. Sevgi toplumu, Hristiyanlığın İncil’in sevgi anlayışı iyice içlerine oturmuş, dostluk, arkadaşlık, komşu ilişkileri İncil’de çok vurgulanır. Ona titizlik gösteriyorlar. Dolayısıyla bahçeler açık, dikenli teller, beton duvarlar falan yok. Herkes herkesi seviyor. Herkes herkesle arkadaş dost, Türkiye’de de bunu yapacağız inşaAllah. Yani bir şehirde beton duvarlar, dikenli teller varsa orada sevgi azalmış demektir. Onun alametidir. Hangi şehre giderseniz gidin beton duvarlar, dikenli teller sevgisizliğin işareti anlamıdır, sembolüdür. Burada sevgi kalmadı anlamına geliyor, güven yok anlamına geliyor. Bunları tamamen kaldıracağız Mehdiyet devrinde. Mehdiyet devrinde hiçbir evin duvarı olmayacak. Dikkat edin hiçbir evin anahtarı olmayacak, kilit olmayacak. Hiçbir yerde kilit olmayacak. Yani kilit sanayi, anahtar sanayisi diye bir şey yok. Anahtar konusu bitecek.

Üstad Bediüzzaman’ı Atatürk karşıtı zannediyorlar ama değil. Atatürk’le dost Bediüzzaman, arkadaştırlar. Atatürk özel olarak Bediüzzaman’ı Güneydoğu’dan çağırttı buraya getirttirdi, İstanbul’a, umumi vaizlik teklif etti. Yani şeyh-ul İslam gibi. Yüksek para da teklif etti. Abdülhamit de öyleydi, çok seviyordu Abdülhamit’i aslında, hayrandı. Ama Abdülhamit İngiliz derin devletinin etkisiyle onu hapsetti ve tımarhaneye gönderttirdi. Yani onların baskısıyla oldu bu. Atatürk’le de çok samimi konuşabilen birisiydi. Yani arkadaşlar bayağı bağırıp çağırabiliyor Atatürk’e, kimse yapamaz. Hiç kimse yapamaz. Yüksek sesle konuşuyor. Namaz konusunu da konuşuyor, namaz kılmasını söylüyor Atatürk’e. Atatürk kılıyordu zaten namaz ama seyrek kılıyordu. Ama Atatürk’ün hayran olduğu bir alimdi. Atatürk’e de kötü bir sözü olmamıştır. Mahkemeye çıktığında yalan söyleyecek bir insan değil, çok cesur birisi. “Atatürk hakkında sen bu şekilde konuşmuşsun” diyorlar. “Hayır” diyor “ben öyle bir şey konuşmadım. Onu öyle yorumlamışlar” diyor. Yani adam yorumlayıp bu bu şekildedir diyor. O hadislerden bir şeyler aktarmış. Bediüzzaman’ı illa açıklamak istiyorsak Mehdi öncüsüdür, Atatürk’ü de açıklamak istiyorsak o da Mehdi öncüsüdür o kadar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sina Berk sormuş.

VTR: Benim ismim Sina Berk. Evrenin sırrını niye çözemedik? Daha bilmediğimiz bir sürü şey var, nasıl bunu öğreneceğiz?

ADNAN OKTAR: Evrenin sırlarını biz çözmüyoruz, Allah bize çözümünü gönderiyor biz de öğreniyoruz zamanı geldikçe. Yani sırrı hazırlayan Allah, sırrı zaman içerisinde yavaş yavaş insanlara öğreten de Allah. Mesela “Edison şunu buldu” diyor, bilmem ne. Onu saklayan yerine koyan kim? Allah. Onu kime buldurtuyor kaderde? Ona bulduruyor. Yani saklayan da Allah’tır, bulduran da Allah’tır. Zamanı geldikçe ihtiyacımız olan bilgileri bize bulduracak. Şimdi mesela Hz. Süleyman (as)’ın zamanından kalma hatıra eşyalar var, Hz. Musa (as)’nın kutsal sandığı var saklı, aynı bilimin gelişmesiyle bir şeyin bulunması gibidir. Mesela o da bilimsel açıdan değerlendirecek olursak nedir? Paleontolojik bulgu diyecektir adam. Ama bulunuyor zamanı gelince. Ne zaman? Allah takdir ettiği zaman. Allah İmam Mehdi’ye buldurtacak bakın. İşte Mehdiliğini de oradan anlamış olacağız ayrıca. Başkası bulamıyor. O diyecek mesela “şu falanca yerde açın bakın” diyecek, dediği yerde bulacaklar. Evet.

VTR: Merhaba ben Mert. Özgürlük diye bir kavram gerçekten var mıdır? Yoksa şu anda yaşadığımız sistemde bir kafesin içinde miyiz? Ve bu kafesin sınırları büyüdükçe kendimizi daha çok mu özgür hissediyoruz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bir kafesin içindeyiz, daraltılmış bir kafes. Bütün dünya deccaliyet tarafından bir kafes haline getirildi. Toplumun kuralları var, bin bir türlü kural. O kurallarla insanlar ezim ezim eziliyorlar, din gibi. Mesela “şu kuraldır” diyor. “Şu kuraldır, şu da kuraldır” diyor. Nefes alamıyor gençler. Gençlerin mutsuzluğundan ve tutukluğundan anlıyoruz. Yürüyüş şekillerinden anlıyoruz, yani özgürce yürüyemiyorlar. Bir tek Türkiye değil, dünyanın neresine gidersen git Fas, Tunus, Cezayir, hiçbir yerdeki gençler rahat değil, insanlar rahat değiller. Sadece yaşamaya çalışıyorlar ve hemen hemen her şey işlevsel. Elbiseleri işlevsel, ayakkabıları işlevsel, makyaj çok nadir oluyor. Bakımlı saç çok nadir oluyor. Birçok genç kızın saçına bakıyorum, keçe gibi saçları. Bakmıyorlar kendilerine. Ve genç kızların büyük bölümü kilolu ve gittikçe de artıyor bu, yani abartılı şekilde kilolu. Hayata küstürmüşler çocukları. Çünkü bir genç kızın beğenilecek gibi olması onun için aşağılayıcı bir şey gibi gösteriliyor. Yani bir genç kızın bakımlı, güzel, gösterişli olması onun tehlikeli ve yanlış yolda olduğu izlenimi olarak değerlendiriliyor. Ama bakımsız ve pejmürde olursa onu kaale almıyorlar, yani yermiyorlar da övmüyorlar da, yok hükmünde görüyorlar. Onlar da zaten yokmuş hükmünde yaşıyorlar. Ne buluyorsa yiyor, nereyi bulursa oturuyor, aklına ne gelirse konuşuyor ve hiçbiri mutlu değil. Ne sevgiyi yaşayabiliyorlar, ne derinliği, ne tutkuyu, ne aşkı yaşayabiliyorlar. Ne saygının güzelliğini, hazzını tadabiliyorlar. Hepsi mi? Hepsi değil ama büyük bölümü öyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Burak. Cahillik güç müdür?

ADNAN OKTAR: Cahil olan cesur olur tabii, yani çok delice hareketler yapar ama başını belaya sokar. Mesela Ortadoğu ülkelerinde birçok yerde insanlar cahildirler. Hepsi olmasa da büyük bölümü cahildirler, ezim ezim ezilirler. Cahillikten kaynaklanan pervasızlık var. Mesela Saddam cahil cesareti vardı, akılcı hareket etmiyordu, başını belaya soktu. Gitti Müslüman ülkelere saldırdı biliyorsunuz. Cahil cesaretiydi yaptığı. Sonunda helak olup gitti. Mesela Suriye’de de bunu görüyoruz, başka yerlerde de görüyoruz. Yani cahil cesaretiyle Müslümanlara saldırmak, kitle halinde katletmek akılsızların, ahmakların yaptığı büyük günahlar ve büyük zulümler. Tabii zalimler için bunu söylüyorum.

VTR: İsmim Recep. Türkiye sınırlarında başka bir ülkenin kurulmamasını isteyenler ayriyeten Türkiye’nin Suriye sınırlarında olmasına tepki gösteriyorlar. Bunun nedeni ne?

ADNAN OKTAR: Kimse kimsenin sınırına karışmasın. Suriyeliler Suriye’de yaşasın. Türkiye’dekiler Türkiye’de yaşasınlar. Dolayısıyla sınırlar zaten kalkacak, yani pasaport ve vize olmayacak. Fetih siyasetine gerek yok. Suriye, madem Allah Suriye diye bir ülke yaratmış, orada mutlu yaşanacak demektir. Oranın zenginliklerine, kaynaklarına ulaşmak mı istiyoruz, açarlar kapılarını sonuna kadar gideriz. Onlar Türkiye’de mi yaşamak istiyor? Kapıları açarız sonuna kadar gelir yaşarlar, yani mühim olan egoist, bencil olmamak, hırslı olmamak. Nur gibi insanlar, herkes her yerde yaşayabilir, hiçbir şey olmaz. Ama bu Mehdiyet devrinde olur, şu an olmaz. Şu an milli egoizm çok yaygın dünyada. Egoist insanlar, kendi ülkesine egoist, toprağına egoist, şehrine egoist, ailesine egoist, en başta kendisine egoist. Egoizm kalkacak, Mehdiyet devrinin en önemli özelliği egoizmi kaldırmaktır.

VTR: Merhaba ben Engin. Adnan Bey’e şunu sormak istiyorum. Madem masonlar Müslümanlara eziyet eden bir yapı masonlarla neden bu kadar yakın bir iletişim içinde? Bunu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi masonları tenzih ediyorum da Hz. Musa (as) ne yaptı? Gitti mason mabedinde tebliğ yaptı. Doğumundan itibaren çocukluğunun geçtiği yer o bölgenin en büyük mason mabedidir. Etrafındakiler meşrik-i azamdı. Yani şu an o kalıntıları incelediğimizde kaldığı yerin oraların dev bir mason mabedi olduğunu görüyoruz. Tebliğ yeri nasıl olmuş oluyor? Mason mabedi oluyor. Hz. Musa (as) ne yaptı? Gitti mason mabedinde tebliğ yaptı. Demek ki Müslüman’ın yapacağı, yapması gereken bir tavırmış bu. Nemrut o devrin meşrik-i azamıydı, otuz üç dereceli masondu. Nemrut harabelerine bakın hep masoniktir. Oranın da bir mason mabedi olduğu anlaşılıyor. Hz. İbrahim (as) hep oradaydı. Hep onların içinde tebliğ yaptı. Dolayısıyla Müslüman’ın tebliğ alanı o devrin seçkin insanlarıdır, sosyetesidir, kültürlü insanlardır. İster küfür içinde olsun ister olmasın Müslüman’ın birinci derecede tebliğ yapacağı insanlar kavmin önde gelen, ileri gelen güçlü elemanları, kişileridir. Masonlar dünyayı idare eden bir güç olduğuna göre Müslümanların ilk tebliğ yapacağı yer kavmin öncüleriyle tebliğ bağı kurup onlara tebliğ yapmaktır. Allah ne diyor ayette? Ben masonları yine tenzih ediyorum. “Küfrün önde gelenleriyle mücadele edin.” (Tevbe Suresi, 12) diyor Allah. Önde gelenler ne demek? Seçkin sınıf, yani sosyete. “Onlardan Allah’a inanmayan, dine inanmayanlarla ilmi olarak mücadele edin” diyor ayet, defalarca vurguluyor Allah. Bizim yaptığımız da bu oluyor. Masonluk çevresinde dünyanın en seçkin liderleri, dünyadaki kilit insanlar, siyasetin, ekonominin en mühim insanları toplandığı için masonluk içinde ben de masonluk içerisinde faaliyet yapıyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ayhan. Bundan sekiz yıl önce, on yıl önce, on iki yol önce bütün siyasiler bir araya gelip belli başlı programlarda siyasi tartışmalar yapabilirken bugün hiçbir platformda bir araya gelememelerinin nedenlerini merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Darbeden sonra tartışma ortamı çok tehlikeli hale geldi, çok riskli hale geldi. Ben o zaman söyledim, “Klasik siyaset bitti” dedim. Dolayısıyla şu an zaten tartışacak bir şey kalmadı. Tartışma ortamı yok, yani birlik ve bütünlüğün dışında klasik siyasetin gitmesi mümkün değil. Yani usulen var şu an klasik siyaset. Bir şahsın etrafında toplanıp toplu hareket edilmesi gerekiyor. Particilikle olmaz artık.

Fikret Efendi buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Star Gazetesi’nde Sevil Nuriyeva, “Türkiye’nin yeni Kızıl Elma dönemi Başladı” başlıklı bir yazı yazdı. Şöyle diyor yazısında: “Şimdi Türkiye Kızıl Elma’nın cazibesini daha da öne çıkarmaya, mefkure yolculuğunu daha derinleştirmeye karar verdi. Türkiye’nin yeni değişiminin kodu buradadır, Kızıl Elma ülküsü de” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Kızıl Elma; imansız Kızıl Elma olmaz. Kızıl Elma İttihad-ı İslam’ın diğer adıdır. Yani Kuran’ın nurunun dünyaya hakim olmasının adına Kızıl Elma denir. İttihad-ı İslam, yani Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru, İsa Mesih’in zahir olması. Bunun adı Kızıl Elmadır. Bunun dışında Kızıl Elma yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uğur Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Uğur. Bu şu an içinde bulunduğumuz Gençlik Haftası dolayısıyla Beşiktaş Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu bir etkinlik vardı. Renkli koşu yürüyüşü, fener alayı, konserler vesaire. Koskoca İstanbul’da sadece Beşiktaş Belediyesi’nin İstanbul Valiliği tarafından bu konserlerin iptal edilmesinin sebebini açıkçası çok merak ediyorum. Resmi bir açıklama daha hala gelmedi. Valilik de “bu konuda bilgim yok” diyor. Ama Beşiktaş Belediyesi İstanbul Valiliği tarafından iptal edildiğini söylüyor. Merakla bekliyorum açıkçası.

ADNAN OKTAR: Genellikle sorumluluk almamak için siyasi birimler “bizim haberimiz yok, ilgimiz yok” diye geçiştirmek istiyorlar. Böylece fazla muhatap olmak istemiyor. Biraz stresli konu olduğu için bu tip bir kapatma yöntemi bir süreden beri kullanılıyor, eskiden beri kullanılır. Mesela yol kapalıdır sorarsın, “bilmiyoruz neden kapandığını” derler. Veyahut adam gözaltına alınır. “Neden gözaltına alındı?” dersin. Eskiden oluyordu “bilmiyoruz” diyorlardı. Yani “neden olduğunu bilmiyoruz.” Yani konuyu uzatmamak için yaptıkları bir yöntem yoksa bilmemeleri mevzubahis değil. Yalnız devlet bu tip bir şey yaptığında bir hayır aramak lazım. Şimdi fener alayı yaparsın, adam bir intihar saldırısı yapar durduk yere başımız belaya girer. Bir ihbar almışlardır, fazla da sansasyon yapmak istemiyorlardır. Kapalı bir üslupla iptal ederler. Yoksa fener alayları, hareketli, canlı bir toplum bizim istediğimiz bir şey. Fakat şu an Türkiye bir dar dönemeçten geçiyor. O dedikleri Mehdiyet dönemindedir, alabildiğine özgürlüğün olacağı dönem. Şu an İngiliz derin devletinin azgın saldırısı içerisindeyiz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’dan bir soru var.

VTR: Bir televizyon programı toplumu nasıl aydınlatabilir?

ADNAN OKTAR: Geçen gün mesela Beyaz TV’de bir film. Bir adam “falanca tanrının ben adamıyım, şimdi sizi hepinizi yok edeceğim. Başka bir boyutta sizi yeniden yaratacağım. Kıyameti koparacağım” diyor. Yani bir Allahlık iddiası var orada haşa ve insanların zihnini, kafasını tamamen bulandıran, put inançlara kafayı açan bir film. Beyaz TV kendince heyecan olsun diye onu yayınlıyor. Genç çocuklarda, genç insanlarda yapacağı tahribatı hiç önemli görmüyor, düşünmüyor da. Halbuki imani tahribat çok felaket bir şeydir. Yani aklında bin bir türlü vesvese ve kuşkuya sebep olacak çok riskli bir film. Ama orada adam işte reyting derdinde oluyor ve hiç önem vermiyor. Onu araştırmaya, düşünmeye dahi gerek duymuyor. Kaliteli bir eğitimin insanların içini açacak şekilde, imanlarını artıracak şekilde, Allah’a sevgilerini, Allah’tan korkularını artıracak şekilde, coşkuyu her an yaşayacakları şekilde olması lazım. Gece on ikide de Allah’ı çok sevecek, sabah kalktığında da Allah’ı sevecek. Allah ile bağlantı ne kadar yoğun olursa insanlar o kadar mutlu ve o kadar bereketli olurlar. Allah’tan bağ ne kadar uzak olursa o kadar sıkıntı içinde olurlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Filiz Hanım’ın sorusu.

VTR: İsmim Filiz. Hayat pahalılığının özellikle çarşıda, pazarda, alışverişte azalacağı dönemler, yani bunu hissedeceğimiz dönemler ne zaman gelecek onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Hayat pahalılığı özel yapılır, yani onunla ilgili bir birim var, İngiliz derin devletinin ilgilendiği bir birim, onlar yapar. Yani hangi ülkede bir ferahlık olursa böyle ekonomik bir inşirah, ferahlık, gelişme olursa orada ekonomik kriz meydana getiriyorlar. Mesela Amerika en zengin ülkeydi, orada ekonomik kriz yaptılar. Nerede bir ferahlık olursa ekonomik kriz verilir. Dünyanın ekonomik kriz yaşamayan hiçbir ülkesi yok. Her yerde pahalılık ve ekonomik kriz vardır ve yüz yıllardan beri bu böyledir. Bunu özel bir birim yapar, özel bir topluluk. O konulara da sonra gireceğiz zamanı gelince. Mehdiyet devrinde bu topluluğun görevine son verileceği için ekonomik refah hayret edecek boyutlarda olacak. Yani dünya tarihinde görülmemiş bir zenginlik olacak. Silaha para yatırılmayacak, bombaya para yatırılmayacak, savaşa para verilmeyecek. Mal zibil gibi akacak, yani hayret edilecek şekilde insanlar kardeş olacak, dost olacak. Zenginlik insanların tam istediği ölçünün çok daha üstünde olacak. Evet.

VTR: Ben Ömer. Sormak istediğim soru şu: Türkiye’de neden bu kadar fazla bilime önem verilmiyor, neden bu kadar az yatırım yapılıyor?

ADNAN OKTAR: Bilime önem verilse bile hazır yetişmiş eleman gerekiyor. Mesela TÜBİTAK var, şu var, bu var. Uçak yapılacak farz edelim yahut başka bir teknik alet yapılacak, bunun sıfırdan yapılması gerekiyor. Yani patent alınmadan yapılması gerekiyor. Bunun çözümü şöyle olabilir. Yurtdışından bilim adamı getirttirilir. Almanlar zamanında bilimde çok ilerlemişlerdi. Amerika o konuda yaman davrandı. Amerika’nın yaptığı ilk atak ne oldu? Alman bilim adamlarını alıp Amerika’ya götürmek oldu ve sanayileri akıl almaz canlandı. Rusya da bir kısım Alman bilim adamlarını aldı götürdü, onların da sanayisi, bilimin gelişimi akıl almaz boyutlarda oldu. Her türlü teknolojik aleti yapabilirler. Atom bombası da yaptılar, roketler yaptılar. Tabii bunlar hoş şeyler değil ama uçak yaptılar, gemi yaptılar, her şeyi yapabildiler. Bilimi sıfırdan geliştirmek çok zordur. Bilim adamı almamız gerekiyor. Bilim adamlarını sıfırdan yetiştirmek, bilimi sıfırdan oluşturmak çok zordur. Hazır bilim adamları getirip burada onların öncülüğünde bilimi geliştirmek daha akılcı olur. Neye mal olursa olsun getirtmek lazım. Yani çözüm budur. Yoksa ben gördüm çalışmalar yapıyorlar işte bu insansız hava araçlarını yapmaya çalışıyorlar ama sıfırdan, çok zor ilerliyorlar. Mesela bak jet uçağı yapamıyoruz. Yani çok çok ilerilerde işte yüzde yetmiş, seksen bizim yapabileceğimiz gibi bir plan düşünülüyor. Halbuki bizim rahatça yüzde yüzünü yapacak konumda olmamız lazım. Onun için ilgili bilim adamlarını Türkiye’ye getirttirmek gerekiyor. O zaman hiç vakit kaybetmezsin. Sıfırdan başlamana da gerek olmaz. Olaya ta başından girersin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Burakhan Bey sormuş.

VTR: Merhaba ben Burakhan. Evlilikte erkek kadından daha mı üstündür?

ADNAN OKTAR: Kadın mübarek, muhterem varlıktır. Zaten evliliğin ana yapısı kadınla oluyor, yani evliliğin çatısı, aile kurumu kadına dayalıdır. Kadın çok akıllı varlıktır, nezih, kibar varlıktır, sanatçıdır, derin düşünür, sevecendir. Mesela kadınların olduğu yerde kavga olmaz, gerilim olmaz. Topluluk olursa, insanlar daha çok kendilerine çekidüzen verirler. Mesela şehirler kadın vesilesiyle olur. Yoksa şehir olmasının ana nedenine baktığımızda kadın olduğunu anlıyoruz. Ailenin kökeni de yine kadındır. Kadın birçok yönden çok yetenekli, üstün bir varlıktır, güzel bir varlıktır. Tabii ki erkekler de akıllıdır ama kadın aklı, kadın sevgisi, kadın tutkusu, kadın sabrı, kadın vefası, yani güzelliğe olan her türlü eğilimleri hakikaten Allah tarafından onlara verilmiş ciddi bir üstünlüktür.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Samet Bey sormuş.

VTR: Merhaba ismim Samet. En çok hangi ülkenin sanat anlayışını seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İtalyan, sanat dedin mi İtalya akla gelecek.

Şimdi kadın-erkek tabii normalde eşittir ama bana göre kadın üstündür. Benim kendi şahsi kanaatim ama normal inanca göre kadın-erkek eşittir. Anayasaya göre de eşittir, ben de bunu kabul ediyorum. Ama benim şahsi tespitim ince düşünce, akıl derinliği, analiz gücü, detay yakalama, tutku, aşk, sevgi, sanat gücü, vefa, sabır kadında akıl almaz güçte. Akıl almaz güçte. Allah mucize olarak yaratmış bunu. Ve çok naif varlıklardır kadınlar. Dünyadaki en büyük süs de kadındır. En büyük güzellik kadındır. Kadının üstüne bir süs yoktur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Gülru Hanım sormuş.

VTR: Merhaba ben Gülru. Merak ettiğim soru şu; Neden ülkemizde bu kadar çok ayrımcılık var?

ADNAN OKTAR: Ayrımcılıktan kastı, neyi kastediyor? Kürt-Türk?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani mecliste en az seksen, doksan milletvekili Kürt. Bakanların çoğu Kürt. Daha önceli cumhurbaşkanı Kürt’tü. MİT Müsteşarı Kürt’tür, halihazırda görev yapan MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bir Kürt koçyiğit delikanlısıdır. Vatansever nur gibi delikanlıdır, beş vakit namazında. Devletin kilit noktalarında büyük bölümü Kürt, kardeşlerimiz görev yaparlar. Emniyet, istihbarat, MİT yani bir ayrım ben göremedim. Kürtler çok efendi, çok nezih insanlardır. Çok kibar, hürmetlidirler. Vefalı, namusludurlar çok. Delikanlı, kabadayıdırlar. Fedakar ve diğerkamdırlar yani nasıl bir ayırım olsun? Mübarek varlıklar. Muhterem varlıklar. AK Parti’nin üslubunun ayrımcı olduğunu iddia ediyorlarsa, bana somut delil gönderirlerse söylerim. Neye göre söylüyorlar? Yanlış anlaşılmalar olabilir.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul’da yaşayan herkes gibi trafikte çok vakit harcıyorum. Bu trafikteki zamanı nasıl değerlendirebilirim?

ADNAN OKTAR: Trafikte zamanın değerlendirilmesi çok zor. Yani çünkü direksiyon başında kitap okuyamaz, müzik dinleyemez, sohbet edemez. Her an çünkü hareket ediyor. Yavaş yavaş, yavaş yavaş. Tek çözüm yeraltında geniş yollar açılması. Ve dağların da oyularak içine geniş garajlar oluşturulması, otoparklar yapılması. İstanbul hayret edilecek şekilde tenhalaşır. Sokaklarda çok nadir araba geçer. 1950’ler gibi olur. Bayağı açılır rahatlar.

A9 Radyo’yu da dinleyebilir ama onu dinlerken bir korna sesini falan duyamayabilir. Yahut birisi bağırır duyamaz. Trafikte olağanüstü özen göstermek gerekiyor. Ama belki kulaklıkla dinleyebilir ama bilmiyorum yani dikkati dağıtır mı? Dağıtmadan yapmak mümkün mü? Tavsiye etsem vicdan azabı da çekerim. Ama otobüs, metrobüste falan gidenler o tamam. Kulaklıkla A9 Radyo’yu dinleyebilirler. Gayet de güzel olur. Ama arabayı bizzat kendi kullanıyorsa olmaz.

KARTAL GÖKTAN: 1950’lerde Levent’i gösteren bir fotoğraf var. Yine 1960’tan bir görüntü.

ADNAN OKTAR: Evet bizimkiler o devirler olması lazım. O zamanlar hoş bir dünya vardı ya. Mesela o evlerinin tel örgüleri çitleri falan yoktu. Açıktı bahçeleri falan. Herkes herkese gayet güzel davranıyordu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine Şişli’den bir görüntü var. 1960.

ADNAN OKTAR: Evet o yollar böyle granit taşlardan oluşmuş yollar oluyordu. İstanbul sokakları falan genellikle hep öyleydi. O çok güzel bir yol şekliydi. Onu niye değiştirdiler ben anlamadım. O taştan çok güzel görünüyor.

KARTAL GÖKTAN: 1960’larda Bakırköy’den bir görüntü var.

ADNAN OKTAR: Arabalar falan şahane kardeşim. Bayağı güzel. Bu arabalardan neden üretmiyorlar şu an, onu da anlamıyorum ben. Bayağı şık. Çok güzeller.

İyi ki Türkiye’de doğmuşuz. Elhamdülillah. Çok güzel yer. Oynarken kalbimiz Allah’la beraber. Adam diyor ki “eğleniyorsan Allah’ı anamazsın.” Kardeşim sen nasıl insansın? Allah unutulur mu eğlenirken? “Eğlenceyle Allah olmaz” diyor. O zaman düğünlerde Allah’ı unutuyorlar insanlar öyle mi? Yani dans eden adam, müzik dinleyen adam Allah’ı unutması gerekiyormuş. Bu nasıl bir kafa? Bu nasıl bir mantık? Atomlar on beş milyar yıldan beri dans ediyor ve müzik söylüyorlar. Atomlar. Onların müziği muazzam. Hem Allah’ı zikrediyorlar. Allah diyor ki “Siz onların zikrini duymuyorsunuz. Ben biliyorum” diyor. Bilimsel olarak zaten mutlaka müzik gerekiyor, o düzgün akışta. Çünkü muazzam bir ritim var. Ama bazı beyler bu kafaya, bu akla bir acayip bir bakış açısı içerisindeler.

Fikret Bey dinliyorum ben sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir animasyon film var. Sizin tarif ettiğiniz gibi yeraltı yolları tarifi gösteriliyor bu filmde.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Çok güzel. Tabii rahatça mümkün. Çok güzel yapmışlar. Makul bir teknoloji. Yani çok ileri bir teknoloji değil. Rahatça yapılabilir.

Buyurun efendim.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin sorularından göstermek istiyorum.

VTR: Merhaba benim adım Cem. Bu televizyonlarda gıybet programları, dedikodu programları çok yaygın. Bunun önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Yani haram. Ayetle, Kuran’la, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur. Yine Mehdiyet devrini bekleyen bir güzellik bu. Büyük bir zevkle, iştiyakla dedikodu yapıyorlar. Dedikodusu yapılan insan güzelleşir. Dedikodu yapan çirkinleşir. Onu söyleyeyim. Dedikodusu yapılan bereket bulur. Dedikoduyu yapanın bereketi kaybolur. Evet.

VTR: Merhabalar ben Fatih. Bir sorum olacaktı. Türk sanat mimarisi nasıl geliştirilebilir?

ADNAN OKTAR: O bir ruh zenginliği gerektirir. Ruh zenginliği de Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur. Sevgiye aşka, ruhun açık olursa her şeyin en güzelini ararsın. O zaman sanatın en güzelini alırsın. Bardağın, tabağın, sandalyenin, masanın, sokağın, bahçenin, insanın, bitkinin, hayvanın her şeyin en güzelinin peşinde olursun. Ve en çok sevmek istersin. Yemek güzel olur. Manzara güzel olur. Her şey güzel olur. Cennet özlemiyle ilgili bu. İmanla orantılı olur.

KARTAL GÖKTAN: Burak Bey’in sorusu var.

VTR: Ben Burak. FETÖ üst akıl mıdır?

ADNAN OKTAR: Üst aklın kullandığı bir gruptur. Üst akıl, İngiliz derin devletidir. Yani FETÖ yeni çıkmış bir şey. Ama İngiliz derin devleti üç yüz yıllık bir yapı. Onları da kullandılar. Ahmediler var, onları da kullanıyorlar. Moon tarikatı var, onları da kullanıyorlar. Birçok mason grubunu da kullanıyorlar. Ateist masonları da kullanıyorlar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz bir başka soru.

VTR: Merhaba ben Yunus. Sizce insanlar ilgi alanına göre mi eğitilmelidir?

ADNAN OKTAR: Tabii hoşlandığı şeyin eğitimini yapsa çok iyi olur. Mesela tıptan hoşlanıyor, ilkokuldan itibaren tıpa yönlendirmek lazım. Mühendislikten hoşlanıyorsa, ilkokuldan itibaren mühendisliğe yönlendirmek lazım. Doğru söylüyor.

Dinliyorum evet.

KARTAL GÖKTAN: Can Bey’in sorusu.

VTR: Ben Can. Gerçek hayatta televizyondaki kadar pozitif miyiz?

ADNAN OKTAR: Doğru güzel bir şey söylemiş. Yani şunu demek istiyor. Bazı toplantılara katılıyor gençler. Acayip kibarlar. Acayip saygılılar. Mesela evlilik programı yapıyor, çok hürmetli falan. Normalde, hepsi için demeyeyim de bazıları ekmek bıçağı için birbirlerine giriyorlar. Akıl almaz sin-kaflı küfürler ediyorlar. Ama kameralar üzerinde olduklarında, son derece sabırlı, nezih, alttan alan, hayret edilecek bir toplum modeli gösteriyorlar. Ama bu kötü mü? İyi. Yani güzel örnek olmuş oluyorlar. Ama bazıları da çok kavgacı, saldırgan falan oluyor. Onlar da iyi değil tabii. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Emin Acar. İnsanın kendisini beğenmesi yanlış bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Yok. Niye? Gayet güzel kendini beğenebilir. Güzelse, iyi yönleri varsa övebilir de kendini. Samimi olursa hiçbir şey olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka soru.

VTR: Merhaba. Ben Adnan Hoca’yı takip ediyorum. Sormak istediğim soru şu. Sovyetler Birliği’nin dağılması, ne gibi avantajlar ya da dezavantajlar getirmiştir insanlara? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Daha özgür bir dünya oldu yani Sovyet halkı için özgürlük oldu. Genç kızlar gayet şık giyiyor. Dekolte giyiniyorlar şu an Rusya’da, eğleniyorlar. Pop müzik dinliyorlar. Daha önce böyle bir şey değil. Herkesin suratı asıktı. Yaratıcı düşünce olmuyordu. Yani sermayedarlar bir atılım yapamıyorlardı. Dolayısıyla güzel şeyler telif edilemiyordu. Ama şu an liberal ekonomi canlandırdı tabii. Ama bir yandan da fakirlikte geldi tabii. Komünist Rusya döneminde daha zengindiler işin doğrusu. Yani daha iyi besleniyorlardı. Daha altyapı iyiydi. Avrupa çok baskı yaptı Rusya’ya. Tecrit ettiler. Onları dışladılar. Yani bir nevi köylü gördüler onları. Ben de köylüyüm. Herkes köylü. Dolayısıyla halen de dışlamak istiyorlar. Yalnız başına bırakmak istiyorlar. Bu çok çirkin. Halbuki Ruslar çok güzel insanlar. Çok kaliteli insanlar. Temiz ve saygılıdırlar. Mesela mütevazidir Ruslar. Mazlumdur ve çok çalışkandırlar. Genel kültüre, beden ve ruh kültürüne çok önem verirler. Yani dikkat etmek lazım. Onların bu güzel yönlerini iyice ortaya çıkartmak gerekiyor.

Şimdi biz ne yapalım? Çok kısa, şu başörtüsü konusunu bir daha vurgulayalım. Su gibi ezberlensin. Kardeşlerimiz tekrar tekrar dinleyip, iyice ezberlesinler. Rahat anlatırlar.

KARTAL GÖKTAN: Evet videomuzla yayınımız devam ediyor.