Sohbetler (25 Mayıs 2017; 20:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz A9 TV ekranlarında Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adanan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey sizler de hoş geldiniz. Müşerref olduk. Oktar Bey zatıaliniz de şereflendirdiler. Sizlerin ilminden irfanından müstefit olmak istiyoruz. Buyurun efendim.

KARTAL GÖKTAN: Bugün bir şehit haberimiz var Adnan Bey. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Van Çaldıran’da dün güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmada üç asker ve bir korucu şehit oldu, bugün de Hakkari Şemdinli’de çıkan çatışmada bir askerimiz şehit oldu. Operasyonda bir terörist de öldürüldü.

ADNAN OKTAR: Şehitlerimize Allah gani gani rahmet etsin. Şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Anne ve babalarına uzun ömür diliyoruz Cenab-ı Allah’tan. Sabr-ı cemil diliyoruz. Her gün bir müjde haberi. Şehadet müjdedir. Allah bizlere de o güzel nimetini ihsan etsin. Müminler için en büyük ikram, dünyadaki en büyük ikram. Ne mutlu şehitlerimize. Allah gazalarını mübarek etsin askerlerimizin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında yayınlanan makaleleriniz hakkında bilgiler var.

OKTAR BABUNA: Amerika’nın en tanınmış liberal haber sitelerinden Huffington Post’un Arapça yayınında “Türkiye’nin AB yolculuğu nereye kadar?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Avrupa Birliği’nin değerli ve korunması gereken bir birlik olduğu ancak AB’nin kendi varlığını korumasını da Türkiye ile ilişkilerinin seyrini de yine kendi tutumunun belirleyeceğini anlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da “Türkiye-Rusya: Önemli ittifak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Türkiye’nin ne Rusya ile yakın olmasının NATO ittifakını, ne de NATO’ya üye olmasının Rusya ittifakını olumsuz etkilemeyeceğini belirtiyorsunuz. Konu bir ülkede akan kana çözüm olmayı gerektirdiğinde aradaki suni meselelerin unutulması gerektiğini anlatıyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça gazetesi olan Azzaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Yeni nesille daha güzel bir geleceğe” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda genç neslin iyi yetişmesi için her bireyin ferdi olarak büyük sorumluluğu olduğunu, sevgiye dayalı bir konuşma üslubu geliştirilirse bunun gençlere güzel bir örnek olacağını anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da “Türkiye Avrupa’dan uzaklaştırılamaz” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dinde zorlamaya izin vermeyen dinimizin demokrasinin en mükemmel tarifini yaptığını söylüyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa’dan üstün bir demokrasi geliştirebileceğini belirtiyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El Rayah’nın hem baslı hem de internet yayınında “Savunulmazı savunmak” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Balkanların ihtiyacı gerilim değil uzlaşma” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Balkanlardaki ülkelerin aralarındaki tarihsel sorunlara son verip Kuran’a ve İncil’e uygun olarak birbirlerine anlayış ve sevgi içinde yaklaşmaları gerektiğini belirtiyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Büyük oyunun bozulma zamanı” başlıklı makaleniz yayınlandı. İngiliz derin devletinin 1800’lerin başlarında başlattıkları büyük oyunun halen İran, Türkiye, Ortadoğu ve İslam dünyası üzerinde tüm hızıyla sürdüğünü anlatıyorsunuz. Ancak artık her yönüyle deşifre olan İngiliz derin devletinin pek yakında oyunlarının sonu geleceğini sadece Ortadoğu değil İngiliz halkı da dahil tüm dünyaya güven ve huzur geleceğini belirtiyorsunuz. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel.

Fikret Bey zatıalilerinizin sualleri olacaktır yahut başka anlatmak istedikleriniz.

KARTAL GÖKTAN: Önce bir şehidimizin resmini göstermek istiyorum Adnan Bey. Emre Karagöz Hakkari şehidimiz.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin yakışıklısı aslanı. Yeni yerinde Hz. Ömer’lerle, Hz. Osman’larla, sahabelerle yan yana ve iç içesin. Biz daha onları görmedik ama sen şu an gördün ne mutlu sana. Sonsuz hayatında Allah sana hep güzellik versin. Cennetinin güzelliklerini sana sürekli ikram etsin.

Evet, dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimizle ilgili bir haber daha var Adnan Bey. Dün Şırnak’ta terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonda şehit olan özel harekat polisi Yılmaz’ın naaşı memleketi Samsun’a getirildi. Yılmaz’ın Şırnak’ta beraber görev yaptığı ve cenazeye katılmak üzere gelen arkadaşlarının kolunda ekranda da görüyoruz Enfal Suresi’ndeki şeytandan Allah’a sığınırım “Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü onları” ayeti hem Türkçe hem de Arapça olarak yazıyordu.

ADNAN OKTAR: İşte kabadayıların özelliği dünyadan geçmiş olmaları. Kabadayının şanındandır ya şehit olur ya gazi olur. Başka bir seçenek olmaz. Ne mutlu onlara özeniyoruz, imreniyoruz. MaşaAllah diyoruz. Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Merhaba ben Özge. Saatlerce konuşulan televizyon programları hakkında bir öneriniz var mı?

ADNAN OKTAR: Televizyonları hakikaten açtığımızda altı, yedi kişi, üç beş kişi daire şeklinde ve hep belirli tipler, konuları da belirli konular. Boş konuşacağından da eminiz ama bak bu facia yani. Yüzde yüz boş konuşacağından eminiz Allahualem. Konuş konuş bitmiyor. Onlar da yorulmuyor konuşmaktan. Havanda su dövmek derler ya habire havanda su dövüyor bomboş. Meselenin kökenine, kökten çözüm yok. PKK konusunda onda bunda falan feşmekan. Hakikaten detaylar veriyor, olayın oluş şeklini anlatıyor çözüm hiçbiri anlatmıyor. Kökten çözümü hiç anlatan yok. Yahut çok sathi çözümler, çok yüzeysel çözümlerden bahsediyorlar. Usulen çözümler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Furkan. Kız arkadaşlarınızla hiç yemeğe gidiyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yemeğe gidiyoruz tabii. Onların evlerine gidiyorum bazen davet ediyorlar. Onlar benim bulunduğum eve geliyorlar. Veyahut dostlarımızın, sevdiklerimizin yerleri oluyor oralarda yemeğe gidiyoruz. Müslümanların zaten bir arada yemek yemesi Kuran’da ayette belirtilmiş. “Kadın-erkek birlikte yiyebilirsiniz” diyor Allah. Ayet var Kuran ayeti açık.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir resminiz var Adnan Bey sizi canı gibi seven değerli bayan arkadaşlarımızla birlikte onu göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet şu geçen günkü yemek. MaşaAllah. Mesela bak bu hanım arkadaşların tamamı dekolteye karşıdır. Ayrı mesela dekolteyi savunan hanım arkadaşlarımız var. Onların tamamı dekolteye karşıdır. Yaklaşık on beş, yirmi yıllık kız arkadaşlarım. Mesela o kardeşimiz elli beş yaşında. Otuz yıllık arkadaşlarım var, otuz yıllık kız arkadaşlarım. Burada çoğu öyle yirmi beş yıllık, otuz yıllık kız arkadaşlarım. Bak gayet de dinçler. Çoğu kırk-elli yaşında hiç belli bile değil dikkat ederseniz. İmanın bereketi. Otuz yıllık sadakat. MaşaAllah ne güzel. Ellerine sağlık yemekler de hakikaten şahane olmuş.

Dinliyorum.

VTR: Lokantada olsun, restoranda olsun bu artan yemekler nereye gidiyor?

ADNAN OKTAR: Çöpe atıyorlar. Çok korkunç bu. Bayağı da güzel yemekler. Mesela kazan kazan et, türlü. Niye döküyorsun? Fakir fukara ne kadar? Şu iddia edilebilir yemeğe belki bir mikrop bulaşmış olabilir bakteri bulaşmış olabilir. Biz de steril olmasına dikkat ettiğimiz için döküyoruz. Kaynat ver. Özen gösterilmesi gerekiyor. İşyerlerinde, lokantalarda falan içler acısı. Olduğu gibi çöpe dökülüyor hem de çöpe. Yazık günah. Hayvanlar da yemiyor bak dikkat et. Hayvan da istifade etmiyor. İnsan da istifade etmiyor. Fakir fukara acayip mutlu olur. Tertemiz yemekler kazanın dibinde kalmış götür ver. Ona bir çözüm nasıl olabilir? Hep Mehdiyet’te olay kilitleniyor bakın söyleyeyim hep Mehdiyet’te kilitleniyor. Mehdiyet devrinde böyle bir şey olması mümkün değil haram zaten. Mümkün değil. Zaten fakir fukara kalmaz da. Ama olsa bile böyle bir israf olmaz.

Evet.

VTR: Ben İstanbul Üniversitesi’nde matematik okuyorum ve insanların neden matematikten bu kadar nefret ettiğini anlayamıyorum.

ADNAN OKTAR: Nefret yani yorucu buluyorlar. Nasıl oluyor? Şimdi ama tercih desen ki “arkadaş tarih mi coğrafya mı?” Coğrafya daha zevkli gelir tabii çünkü dağlar, şehirler, nehirler. Tarih de daha zevkli gelebilir. Matematik kafayı açar daha çok. Zekayı güçlendiren bir bilim. Mühendislik içinde, mimari içinde her şeyde hayati temel bir bilim dalı. Sevdirmek lazım tabii. Yani nerelerde kullanılacağını söylersek insanlara, nelere faydası olacağını söylersek çok isabetli olduğuna inanır o zaman. O tarz bir eğitimin güzel olduğuna inanır. Çünkü bilgisayar yapımından tut apartman yapımından çık. Her şeyde değil mi matematik kullanılıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hiç sevgiliniz oldu mu?

ADNAN OKTAR: Sevgililerim oldu mu diyelim. Ben Allah’ın tecellisini gördüğüm her kadını çok severim. Her kadına ben aşık olurum. Dindarsa, Allah’ı seviyorsa, temizse, samimiyse, candansa tutkuyla bağlanırım. Her kadına. Allah aşkıyla sevmek çok önemlidir. Allah’ın tecellisi olarak sevmek çok önemli.

Evet.

VTR: Aile bireylerinin çocuklara baskı uyguladığını düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Çocuklara çok baskı uygulanıyor. Ben neden yapıldığını bilmiyorum. Yani “terbiye edilmeleri için gerekir” diyor. Niye gereksin el kadar çocuk, üç yaşında çocuk? Onun canını yakınca onun terbiye olacağına inanmak bana çok mantıksız geliyor. Bir kere çocuğa çocuk muamelesi yapılmaması lazım. Aklı başında bir insanla konuşulduğu izlenimi vermek lazım. Dengeli, tutarlı bir insan olduğunu ona hissettirmek lazım. Sen deli yerine koyarsan çocuğu o da deli gibi görüntü veriyor. Bu çocuktur mantıklı konuşmaz dersen o da çocuksu konuşup mantıksız tavırlar gösteriyor. Dolayısıyla çocuğa Allah’ın kulu olarak bakmak, Allah’ın tecellisi olarak bakmak değer verip saygı göstermek lazım. Çocuğu kaale almamak çok çok yanlış. Ve eziyet etmemek lazım. Makul meşru her isteğini yapmak lazım. Yok şımarır diyor. Niye şımarsın? Sen makul meşru bir şey olduğunda yapmıyor musun? Mesela canın dondurma istiyor gidip alıp yiyorsun. Canın dinlenmek istiyor dinleniyorsun. Televizyon kanallarını değiştirmek istiyorsun değiştiriyorsun. Çocuğun da hakkı var bırak o da eğlensin. O da rahat etsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayvanlar kendi aralarında konuşabiliyor mu?

ADNAN OKTAR: Hayvanlar kendi aralarında konuşuyorlar ben onu anlayamıyorum. Bizim kedi yani Sarman’ın eşi bir şey söylüyor yavruları deli gibi peşinden koşmaya çalışıyorlar. Yuvada saklanırken bir ses geliyor bir şeyler söylüyor birkaç kelime söylüyor kedice hemen peşine takılıyorlar. Mesela diğer hayvanlarda da var tehlikeli gördüğünde bir ses çıkartıyor hepsi deli gibi kaçıyor. Bu “kaçın” sesi oluyor, bu “gelin” sesi oluyor. Bir ses oluyor bu “yemek var hadi yemeğe gelin” anlamına geliyor. Dillerini iyi öğrenmek lazım. Kuran’da da buna işaret var karıncaların dilini öğrendiğini Allah söylüyor Hz. Süleyman (as)’ın. Onların özel bir anlaşma dili var. Anlaşma dili olmadan karıncalar zaten o kadar intizamlı, o kadar muntazam bir hayat ve o kadar güzel işler başaramazlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bu İstanbul’da değişik değişik insanların bazı inanışları var. Mesela Galata Kulesi’ne beraber çıkan bir çiftin evlenebileceği yönünde. Acaba bu şeyler doğru olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Galata Kulesi’ne çıkıyor indin mi sille tokat birbirine giriyor birçoğu. Yani şirkten fayda sağlayacağını düşünen mutlaka belayla uğursuzlukla karşılaşır. Şirkin bereketi olmaz. Bütün güç kuvvet Allah’ın elindedir. Allah’tan umudu olmayacak insan yapımı bir kulenin tepesine çıktığı için kulenin gücüyle mutlu olacak. Böyle bir şey olmaz. Kule değil Allah idare eder dünyayı. Allah hakimdir. Kuleyi putlaştıran o putun altında ezilir. Yani mutlu olmaz bereket görmez. Huzur bulmaz.

Etiket yapalım. Ne diyelim? “Sevgiyi dünyaya yayalım”

Dinliyorum Fikret Bey.

OKTAR BABUNA: Manisa 11. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı’nda gıda zehirlenmesinden dolayı üç yüz elli askerimiz rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakıma alınan bir askerimiz şehit oldu. Enfeksiyona yol açan bakterinin ne olduğu konusunda henüz bir bilgi yok.

ADNAN OKTAR: Özel yapılmış bir oyun olabilir. PKK’nın bir oyunu olabilir. Yemekler tahlil edilirse, çocuklar zaten muayeneye gideceklerdir gitmişlerdir anlaşılır.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba sol ve sağ görüşü insanlar var aslında bunlar bir arada aynı bayrak altındalar. Bunların ikisi bir olamaz mı yani kardeş olamazlar mı?

ADNAN OKTAR: Sol ve sağ. Sağ olur, sol da olur da ama komünist PKK’lıysa adam zaten sağdan nefret ediyor. Komünizmin Stalinist uygulaması, Leninist uygulaması şiddet ve teröre yönelik olduğu için sağı da zaten potansiyel düşman olarak gördükleri için orada bir dostluk pek olmaz. Ama sayısı azdır Türkiye’de komünist, Stalinist teröristlerin sayısı çok azdır. Ama bunun dışında mesela CHP solu sağ gibidir. Dolayısıyla darbe günlerinde gördünüz. Türkiye yekvücuttu. Tabii ki kardeşiz o konuda bir problem çıkmaz. Ama Stalinist, komünistlerden, terörist komünistlerden kardeşlik beklersen bu mantıklı olmaz. Çünkü ideolojisine taban tabana zıt. Yahut nasıl diyelim? İslam’ı bir taban olarak alamayız Allah affetsin zıt yani birbirine zıttır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce günün en güzel anı ne zamandır?

ADNAN OKTAR: Günün en güzel anı. Sabah, öğle, akşam anlamında mı diyor yoksa gün içindeki, öyle değil mi vakitler? Sabah güzeldir tabii. Her yerde bu hissediliyor. Bitkilerde, hayvanlarda. Görünümde her yerde hissediliyor.

VTR: Ben Kayra Tugay. Sorum; 10 yıl sonra Türkiye nerede olur?

ADNAN OKTAR: 10 yıl sonra Türkiye nerede olur? 10 yıl sonra bayağı güzel olur Türkiye. Yani İslam aleminin lideri olacak, Türklük aleminin lideri olacak, süper devlet olur Türkiye. Yani bu bir askeri güç anlamında değil, sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, akıl, nezaket yani her türlü güzel meziyet açısından. Evet.

VTR: Herkesle arkadaş olabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Herkesle arkadaş olunur mu? Olmaz.  Mesela adam katildir veyahut psikopattır, Stalinist, komünist oluyor adam, terörist, adamın şakası olmaz. Bayağı tehlikeli olur. Yahut akıl hastası olabilir, Allah esirgesin o bir suç değil ama olabilir. Arkadaş olarak seçilecek insanın Allah’tan korkan, Allah’ı seven, samimi bir insan olması idealdir. Ateistse de, ateistse de saygılı ve samimi olması. Evet.

VTR: Adım Ceyhun. Bildiğim kadarıyla hiç evlenmeyi düşünmüyorsunuz. Hiç evlat edinmeyi, çocuk evlat edinmeyi hiç düşündünüz mü?

ADNAN OKTAR: Tabii ki düşündüm. Şu an 300’ün üzerinde evladım var. Yani en az 150 bayan, 150 beyden oluşan 300 kardeşimi evlat edindim. Ne güzel. İnşaAllah. Velisiyim onların, ayetin Kuran’ın hükmüne göre.  Allah “müminler kardeştir” diyor kardeş, öz kardeş anlamında. Ve velidir anne baba gibi. Annenin özelliği nedir? Çocuğa soruyorlar, çocuğun velisi kim? Babası diyorlar, değil mi? Ben de kardeşlerimin manevi babası hükmündeyim. Onlar da benim evladım hükmünde. Yani mülk olarak evlat değil de, Allah için olan evlat çok makbuldür. Evladı mülk olarak görüyorsa adam, bu şirk olur. Kendi malı olarak görüyorsa, mal gibi görüyorsa. Ama Allah’ın tecellisi olarak görüyorsa o zaman güzel, ibadettir. Ben de Allah’ın tecellisi olarak kendi evlatlarım olarak görüyorum kardeşlerimi. Evet.

VTR: Türkiye’de şimdi asgari ücret çok düşük. Millet geçimini yapmakta zorlanıyor. Kiradır, şudur, budur. Bunu arttırmak için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz yüzyıllardan beri devam ediyor, yüzyıllardan beri. Bir tek Peygamberimiz (sav) zamanında bir zenginlik oldu. Peygamberimiz (sav)’in vefatından bir süre sonra yeniden fakirlik başladı. Hz. İsa (as)’nın zamanında da halk fakirdi. Sadece Hz. İsa (as)’nın talebelerinden oluşan bir topluluk vardı, onlar kendi mallarını kendi aralarında birleştirdiler. Rahat güzel yaşadılar ama kısa bir dönem oldu. Yüzyıllardan beri bütün toplumlar fakirdir. Bu, Allah tarafından özel olarak bir görevli grup tarafından yerine getirilir. Yani Allah’ın yönlendirmesiyle. Ekonomik kriz yani fakirlik özel meydana getirildiğini Allah Kuran’da belirtiyor. Allah’a yaklaştırmak içindir. Yoksa ben size diyor evlerinizi gümüşten tavanlarla süslerdim diyor Allah. Merdivenler her şey altın ve gümüş olurdu yani öyle bir şey olsaydı. Fakat isyankar olursunuz diyor Allah. Yani isyan edersiniz diyor. Şükreden olmanız için, isyan etmemeniz için sizi fakirlikle kontrol altında tutuyorum diyor Allah. Çünkü zenginlik cennettedir. Bunun özel melekleri vardır, yani ekonomik krizin. Mikail (as) ilgilenir baş melek olarak Mikail (as). Ama sebep olarak dünyadaki uygulamasında Hz. Hızır (as) da görevlidir ve Hz. Hızır (as)’ın emrinde de bir grup, topluluk vardır. Yani ekonomik yönden insanların sürekli belirli bir düzeyde kalmasını sağlayan bir teknik ekip görev alır. Bunların bir kısmı Musevilerden oluşuyor. Özel bir gruptur. Kuran’da da buna dikkat çekilir zaten. “Musevilerden bir grup adaletle iş görür onlar” diyor Allah, adaletle iş görür onlar. Ayrı bir topluluk. Adalet için gayret ediyorlar. Hz. Hızır (as)’ın ekibi de bu ekiple bağlantılıdır. Detaylandırırsak teknik olarak da bazı detaylara girebiliriz. Yani ekonomik yönden zayıflık özel planlanarak yapılır. Nasıl yapıldığını da anlatabilirim. Yani tek tek tek tek yapılarını açıklayabilirim. Ama geniş bir yapılanmayla elde ediliyor. Yoksa çok kısa sürede zenginlik olur. Hz. Mehdi (as) devrinde bu komitenin, bu ekibin çalışması geçici olarak durduruluyor. Geçici olarak durdurulacak. Çok şiddetli bir zenginlik oluşacak. Mal taşması var ama muazzam bir mal taşması. Yani şahıs ne yapacağını şaşırıyor malı. Yani fazlalığından kime vereceğini bilemiyor malları. Hatta mal alan da pişman oluyor geri vermek istiyor. Ben evde koyacak yer bulamıyorum diyor artık o kadar mal taşıyor, zenginlik oluyor. Ama Hz. Mehdi (as) başında olduğu için topluma bu zarar vermiyor. Hz. Mehdi (as)’ın vefatından sonra, İsa Mesih’in vefatından sonra bu mal insanlarda azmaya sebep oluyor. Yani bazı insanlarda halk tabiriyle kudurmaya sebep oluyor. Ve muazzam bir fitne çıkacak. Zenginlikten kaynaklanan bir fitne. O ona, o ona, o ona sonra yeniden bir fakirlik dönemi başlıyor. İşte bu komitenin gayretleriyle. Son yani dünyanın son, kıyametine yakın zaten, mal, mülk, sanat eseri hiçbir şey kalmayacak. Yani yıkılmamış bina bulmak adeta imkansız hale gelecek. Her yer virane olacak. Çok az insan kalacak. Zaten o onu öldürecek, o onu öldürecek. Çeteler dünyaya hakim olacak, kan döken çeteler. Allahsız, dinsiz, terörist çeteler. Yecüc ve Mecüc tabir ediliyor biliyorsunuz. Mesela Zuhruf Suresi 33’te bu konu açıklanır. Cenab-ı Allah diyor ki; “Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı” yani küfür tek millet oluyor bir tane. Müslümanı, kafiri hiçbir şey kalmıyor Allah esirgesin. “Rahman'ı (Allah'ı) inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp yükselecekleri merdivenler yapardık.” Ama böyle bir şey yapmayacak olsalardı. “Gümüşten tavanlar” zenginliğini gücünü vurgulamak istiyor Allah gümüştün tavan. “ve üzerinde çıkıp yükselecekleri merdivenler yapardık” yani muazzam bir medeniyet zenginlik yapardım diyor Allah.

Yine birkaç kardeşimizin sualini rica edelim.

VTR: Mert Hocaoğlu. Madem bizim belli bir zaman geçmiş zamanımızda kadınlara ve erkeklere eşitlik hakkı verildi. O zaman niçin kadınları hor görüyoruz?

ADNAN OKTAR: Sahabe döneminde bir tek kadınlar özgürdü. Yani sahabe döneminden sonra bozuldu. Mehdiyet devrinde yeniden kadınlar o özgürlüklerine kavuşacaklar. İstedikleri gibi giyinecek, istediği gibi süslenecek, istediği gibi gezecek, istediği gibi konuşacak. Şu an kadınların ağır baskı altında olduğunu dünyanın neresine giderseniz gidin görürsünüz. Mesela sokağa çıkın bakın, genç kızlar sokakta nasıl? Yürüyüşlerine bakın, gözlerine bakın, hangi genç kız gözünü yerden kaldırabiliyor? Hemen tamamı yere bakarak yürüyor. Hangi genç kız bakımlı gezebiliyor? Mümkün mü yani? Mahalleye gidecek de bakımlı falan. Hele dekolte giyinecek. Mümkün değil. Birçok yerde bu böyle. Ağabeyi ayrı bela oluyor kızlara. Dayısı ayrı bela oluyor. Ve hep dövmeli sövmeli böyle. Yok bıçağın altına yatırarak falan. Ve potansiyel suç makinası gibi görüyorlar kadınları. Mesela bu çok korkunç. Halbuki genç kızlar bayağı namusuna düşkün çok efendi, terbiyeli ve iffetli oluyorlar. Ama onlar böyle namus bekçisi görüntüsünde genç kızlara hayatı zehir ediyorlar. Babası ayrı döver. Ağabeyi ayrı döver. Küçük kardeşi bile dövüyor. Mesela on yedi yaşında oluyor kız. Oğlan on iki yaşında oluyor. Dövüyor ablasını. Mesela amcası geliyor, sille tokat dövmeye kalkıyor. Tehdit ediyor. Telefon ediyor. Sokakta görüyorlar işte “nereye gidiyordun? Ne yapmıştın?” Mesela gözüne kalem çekiyor. “Niye gözüne kalem çektin? Zorun neydi? Senin amacın ne? Mesela saçının rengini açıyor. Cinnet geçiriyor ailece, aile fertleri. Dayısı bile olayın içine dahil oluyor. Akıl almaz bir baskı var. Yani genişletecek olsak tam bir facia. O yüzden genç kızların büyük bölümü hayata küsmüş durumdalar çocuklar. Arkadaşları da yok birçoğunun. İçine kapanmış durumdalar. Bakımlı süslü olmaya hiç niyetleri yok. “Doğal kız” tabiriyle ortaya çıkarttılar. Saçları keçe gibi birçoğunun. Ciltleri bakımsız. Çoğunun cildi bozuk, sıkıntıdan sevgisizlikten. Kendine bakmaya gerek de duymuyorlar. Çoğu kilolu çocukların. Yani bayağı kilolular. Mutsuz, sevgisiz, neşesiz, ne olacağını bilemeyerek bekliyor bu güzel varlıklar. Çünkü sevmeyi suç haline getirmişler. Sevilmeyi de suç haline getirmişler. Bakımlı, kaliteli olmayı da suç haline getirmişler. Her şey suç genç kızlar için. O korku onları adeta felç ediyor. Zaten naif varlıklar. Kibar varlıklar. Huzurlu yaşayamıyorlar. Dinleriyle de çocukların birçok yerde alay ediyorlar. Mesela dindar oluyor genç kız. Ağır baskı altında oluyor, dindar diye. Allah’tan bahsediyor. Adam çok kötü absürt karşılıklar veriyor. Çok münasebetsiz karşılıklar veriyor. Bunlar ne zaman düzelir? Mehdiyet devrinde. Yani bunu Peygamberimiz (sav) söylediği için söylüyorum.

Biraz geçiş yapsak. Şöyle yapalım. Yani başörtüsü konusu biliyorsunuz kadınlara musallat edilmiş, olmayan, onları hayattan bir kısmını koparan, hürriyetlerini ellerinden alan, saç sağlıklarını bozan bir sisteme çevrilmiş. Allah böyle bir şey demediği halde. Çarşaf vardır. Geçici olarak. Kadın dışarı çıkarken dekoltesini örtmek için çarşaf kullanır. Kuran’da dekoltelerini örtmeleri için emredilmiştir çarşaf. Bunun dışında kadının başını, vücudunu örteceği örtü sadece göğsü ve cinsel organıdır. Ama örfe adete ve geleneğe göre istediği gibi giyinir, duruma göre. Yani kendi kanaatine göre olur. Farz olan budur. Ama dışarı çıkarken, dekolte olduğunu bildiği için Allah, Müslüman kadınların “çarşafınızı giyerseniz” diyor “ O dekoltenizle dışarı çıktığınızda yanlış anlaşılmanız küfür tarafından olmaz” diyor. Yani mesela dışarı çıktı. Dekolte hanıma küfür ne teşhis koyuyor? Kötü teşhis koyuyor küfür. Allah diyor ki “Müşriklerin, kafirlerin sizin dekoltenize tahammül edemeyeceğini bildiğim için” diyor Allah. “Size çarşaf tavsiye ediyorum. Çarşaf giyerseniz, sizin dekoltenizden rahatsız olan müşrikler, münafıklar ve kafirler sizi rahatsız etmez” diyor Allah. Özetle Ahzap Suresi’nde anlatılan budur. Yani mümin kadının dekolte olduğunu Kuran zaten kabul ediyor Allah ayette. Ve dekolteden dolayı sıkıntıya uğramamaları için de zor durumlarda yani toplumun bozulmuş kesimlerinden baskı görmemeleri için, ahlaki kişiliği bozuk adamlardan baskı görmemeleri için “Çarşafla kendinizi koruyun” diyor Allah. Bu kadar. Şimdi bu Nur Suresi’nde “başörtüsü var” sözü külliyen yanlış. Sürekli anlattık. O benim gördüğüm bayağı oturmuş. Tam kanaatleri gelmiş ama tekrarında fayda var. Mesela Ahzab Suresi 59’da Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey peygamber eşlerine” kendi hanımlarına. “Kızlarına” yani Peygamberimiz (sav)’in kızlarına, “Ve müminlerin kadınlarına” yani bütün mümin kadınlara. “Dış elbiselerinden, (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle.” O zaman ne anlaşılıyor? Dış elbisesini giymesi gerektiğine göre, dış elbisesi daha önce yok. Yani ne var? Dekolte var. Çünkü bir iç elbisesi vardır bir insanın. Ya bir dış elbisesi vardır kadının. Değil mi? “Dış elbiselerini giysinler” diyor, dışarı çıkarlarken. Ama daha önce ne var? İç elbisesi var. Yani dekolte var. Ama bak nedenini söylüyor Allah. “Onların” o kadınların “(özgür ve iffetli) tanınması.” Yani müşriklerin onlara eziyet etmemesi. Kafirlerin, münafıkların, ahlaksızların dekolte diye hakaret etmemeleri, saldırmamaları için veyahut sarkıntılık etmemeleri için “ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur” diyor Allah. Çarşaf giymeleri diyor. “Allah çok bağışlayandır. Çok esirgeyendir.” (Ahzab Suresi, 59)

Fikret Bey buyurun canım kardeşim. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir kedi var, çok huzurlu ve mutlu duruyor.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Yerim ben onu. Deliliği çok güzel. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu.

VTR: Anne ve babalar çocukları eğitirken nelere dikkat etmeli?

ADNAN OKTAR: Saygı, değer vermek, şefkat ve Allah’ın tecellisi olarak sevmek. Bu oldu mu, ibadete niyetle severse çocuğunu Allah o çocuğu bereketli kılar. Ve çocuğu Allah’a adaması lazım. Malı olarak görmeyecek.

Fikret Bey buyurun canım kardeşim.

VTR: Neden programlarınızda bu kadar neşeli ve sempatiksiniz?

ADNAN OKTAR: Sen güzel gözle bakıyorsun. Nurla bakıyorsun. Nurla görüyorsun. Güzel bakan, güzel görür. Neşenin sebebi Allah’a olan aşkımız. Bir daha göreyim ben bu güzel yüzlüyü.

VTR: Neden programlarınızda bu kadar neşeli ve sempatiksiniz?

ADNAN OKTAR: Allah senin kalbine sevgi koymuş. Güzellik koymuş. Niye? Güzel bir aileden geliyorsun. Güzel yetişmişsin. Allah’ı sevmişsin. Allah’ı sevdirmişler sana. Sen de kalbindeki o güzel sevgiyle baktığın için güzel görüyorsun. Ama Allah esirgesin, şeytana sorsan başka türlü görür. İblise sorsan başka türlü görür. Ama sen melek gibi olduğun için melek gibi görüyorsun. Müminler neşelidir. İmandan kaynaklanıyor. Cennet terbiyesidir. Bütün müminler sempatiktir. Sen nasıl sempatiksen, sen nasıl güzelsen bütün müminler güzel ve sempatiktir.

Evet dinliyorum.

VTR: Yaptığınız espriler önceden mi hazırlanıyor?

ADNAN OKTAR: Doğaçlama olmayan bir şey beni çok sıkar. Mesela sorular da hiç hazır olarak bana sunulmaz. Mesela daha önceden okusam, o bende tutukluk yapar. Ben irticalen konuşmayı çok severim. Yani ani karşılaşacağım bir şeyle, ani çözüm bulurum. Yani o zaman benim konuşma yeteneğim yüksek oluyor. Ama hazırlanarak bir şey olduğunda yapamam ben. Beceremem. Espri de hazırlanan bir espri çok yapmacık durur, sırıtır. O anda olması lazım. Önceden hazırlanan espri, var tiyatrolarda falan yapıyorlar. Kötü kötü hazırlık yapıyorlar. Bazı tiyatrolarda. Her şeye gülüyor insanlar. Adam çok münasebetsiz bir şey söylüyor. Ona da gülüyor. Bakın dikkat edin. O tiyatrolardan bölüm de gösterelim. Gülünecek hiçbir şey yok. Ama ezberlemiş. Öğrenmiş. Her gün aynı şeyi yapıyor. Her gün aynı şeye, aynı insanlar gülüyor. Bu çok sıkıcı. Öyle olmaz. Şaka, espri irticalendir. İrticalen olmayan bir esprinin anlamı yoktur.

Evet. Bir daha o güzel kızın bu son sorusunu yine göreyim.

VTR: Yaptığınız espriler önceden mi hazırlanıyor?

ADNAN OKTAR: Benim zaten konuşkanlığımdan da anlaşılır. Yani hitabetim benim iyidir. Benim bulunduğum sohbet ortamlarında kardeşlerimiz yani krize girerler. Yani on dakika normal geçmez. Ama tabii ben burada yine kontrollü, temkinli ve dikkatli oluyorum.

Evet dinliyorum.

VTR: Kutsal mekanları ziyaret ederken alçak sesle mi konuşmalıyız?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii tabii. Özellikle camiler, kiliseler; dua ediyor tabii. Fısıltıyla. Doğru. Güzel. Sinagog, kilise, camide fısıltıyla kulağına, çok hafif. Çünkü namaz kılıyor orada. Dua ediyor. Şaşırır. Dikkati dağılır. Olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Trump’ın Ağlama Duvarı’nı ziyaret etmesi sizce nasıl oldu?

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Çok çok güzel olmuş. Zaten Trump’ın en önemli gücü Musevileri desteklemesinden kaynaklanıyor. Yani sebep güç olarak diyorum. Tabii gücü Allah’tan alıyor da. Sebep güç. Musevileri koruyup kollamak bereket getirir. Çünkü mazlum insanlar. Kim mazlumu korursa bereket gelir. Nerede bir mazlum Müslüman var korur. Mesela Tayyip Hocam Suriyelileri koruyor. O ona bereket getiriyor. Allah onun vesilesiyle ona merhamet ediyor, koruyor. Vesile eder. Zaten Hristiyan olduğu için Tevrat’a bağlılar. Gayet doğal yani. Tevrat’a göre dua ediyor olması da çok normal. Çünkü eski ahid olarak kabul ediyor. Tevrat’ı reddetmiyor. Evanjelikler kabul ederler biliyorsunuz Tevrat’ı. Protestanlar da kabul eder. Trump, Protestan olduğu için rahatça o dinin hükmü olarak dua edebilir. Musevilerle bağlantıda da olmasında da bereket var, iyilik var. Güzel olmuş. Hayırlı olmuş. Kızı da çok dindar biliyorsunuz. O da Musevi, kızı da. Museviler aslında temiz güzel insanlar ama bilinmiyor. Hep böyle işte asar, keser, zulmeder olarak biliniyor. Öyle bir şey yok. Ahlaksızı vardır Musevi’nin. Zalimi vardır. Katili vardır. Ama halk tertemizdir, Musevi halkı. Çok efendi terbiyelidirler.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul’u neden bu kadar çok seviyorsunuz? Başka şehre gitmek ister misiniz?

ADNAN OKTAR: İstanbul benim kaderim. Ankara’dan ben pek gelmek istemiyordum. Annem, Çerkez anne olduğu için, akşam acayip bastırdı böyle, dönüşü mümkün değildi. Aktarmalı gece yarısı gelmek durumunda kaldım, mecburen. Zaten geleceğim an patlama oldu, o tanker patlaması oldu. Anneme bahane olarak dedim ki “Bak her yer yanıyor. Cam çerçeve aşağı inmiştir” dedim. “Hayır hayır. Ben öyle şey dinlemiyorum. Gideceksin.” Dedi. İşte kader. O gün akşam gitmiştim. Patlamanın olduğu akşam. Gittiğimde yer gök birbirine giriyordu böyle. İstanbul özel süslenmiş, özel hazırlanmış bir şehirdir. Gelin gibi süslenmiştir. Allah tarafından en süslü hale getirilmiştir. İslam aleminin ışığının yayılacağı yerdir İstanbul. Allah sahabelerle de burayı süslemiş. Birçok sahabe burada biliyorsunuz meftundur. Bu kaderdeki özel hazırlıktır. Hazreti Musa (as)’la da, Hazreti Hızır (as)’ın görüşmesi de İstanbul’da olmuştur. Hızır (as)’ın makamları İstanbul’dadır. Veliler genellikle hep İstanbul’da olmuştur. İslam alemi birleşecek inşaAllah. İstanbul’da manevi bir merkez olacak. Bediüzzaman diyor ki “Ben Mekke-i Mükerreme’de olsaydım, Medine-i Mükerreme’de de olsaydım ne yapar yapar Türkiye’ye gelirdim. Alemi İslam’ın kapısı, kilidi Türkiye’dedir” diyor. “Ve İstanbul’dadır” diyor. Bediüzzaman hep İstanbul. Onu zorla almışlardı İstanbul’dan. Ama dönüp dolaşıp yine İstanbul’a gelmiştir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İran’dan bir sorumuz var.

VTR: Ben Azarsa İran’dan. Benim sorum ülkem hakkında. İran medeni ve tarihi bir ülke. İran hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu zamanlar İran hakkında çok şeyler duyuluyor. Ama biz çok misafirperver ve samimi bir ülkeyiz. Ülkemiz önemli bir yerde bulunuyor ve bu yüzden İran hakkında medyaya aldırış etmeden düşüncelerinizi bilmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Medyaya sen de önem verme. Ben de önem vermeyeyim. Hiç kimse önem vermesin. Yani medyada İran’a aleyhtarı konuşmalar birçoğu şeytanidir. Rahmani değildir. İran tertemiz bir ülkedir baştan sona. Yiğitlerin, kahramanların yaşadığı, Allah’tan korkan, Allah’ı seven insanların yaşadığı nurlu tertemiz bir ülke. Güçlü bir Müslüman ülkesidir. Allah güç kuvvet versin. Devletlerini ayakta tutsun Allah. Fitneden korusun. İran’a iftira edenler şeytanın etkisinde. Şeytanın etkisinden kurtulduklarında kendilerine de şaşıracaklar. İran’a karşıt olmak için hiçbir sebep yok. Halkı da her şeyi de tertemizdir. Biz İran’la komşuyuz. Yüzyıllardan beri de dostuz İran’la. İran’ın neredeyse yarısı Türk’tür. Neredeyse yarısı da Sünni’dir. Bu kahraman ulusa, bu yiğit insanlara daima güvenmek, sevgi duymak, saygı duymak Müslümanlığın gereğidir. Aksi, şeytana hizmet olur. Farkında olur veya olmaz ama öyle. Kardeşimiz rahat olsun. Seviyoruz İran’ı.

Antalya’nın aslanları toplanmışlar. Bir arada. Herhalde sohbet ediyorlar. Resimlerini göndermişler. Aynı zamanda da bizleri izliyorlar. “Nurlu aslan, iman vesilemiz. Antalya’dan sizden dua istiyoruz” diyor. Allah hepinize hidayet, sağlık, sıhhat versin. Hepimizi Mehdi (as)’ye, İsa Mesih’e talebe etsin. İslam’ın hakimiyetini göstersin Allah.

KARTAL GÖKTAN: Resimlerini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet. Ne güzel. Ne güzel. Aralarında da minik tatlı melekler var. Onlar melek hükmünde biliyorsunuz. Masumlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bebek bir kedi, kendisi için hazırlanan yatağa çıkmaya çalışıyor.

ADNAN OKTAR: Yatağı da çok şeker, kendi de çok şeker.

Dinliyorum.

VTR: Meclislerde çok kavga çıkıyor. Bunun çözümü nedir sizce?

ADNAN OKTAR: Yani biraz komik duruyor tabii. Çok şaşırtıcı. Halbuki normal konuşarak, nezaketiyle her şey halledilebilir. Kavganın da bir faydası yok. Etkisi olmaz. Çirkin tabii. Yakışıksız ve çok kötü örnek olur. Toplumda öyle birbirine saldırmak isteyen tipler var. Onlara kapı açılmış olur. Güzel örnek olmakla mükelleftir meclisteki insanlar. Orada kavga ederse adam. Adam ne yapar? “Meclisteki bile kavga ediyor. Ben niye etmeyeyim?” falan der. Çok çok yanlış. Çok büyük bir hata olur.

Hadiste “Mehdi (as)’ın bulunduğu yerin adı arzı Tayyibe’dir” diyor Peygamberimiz (sav). Temiz beldedir. Tayyip Hocam’a da işaret var, Belediye Başkanı’ydı biliyorsunuz. “Mehdi (as)’ın bulunduğu yerin adı arzı Tayyibe (temiz belde)dir.”

Sorulara devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan bir sorumuz var.

VTR: Ben burada (Belçika’da) hükümetin cari açığı nasıl kapatabileceğini merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni, nasıl şeker. Cari açığı kapatamazlar, sürekli bir ekonomik kriz bütün ülkelerde devam eder Amerika dahil. Trump da ekonomik krizi durduramaz. Mehdiyet devrine kadar o komite ekonomik krizi dünyada sürekli devam ettirecektir. Bu konuyla ilgili melek görevlidir. Mikail (as) ve bir topluluk, bilinmeyen bir topluluk, Mikail (as)’in emrinde bir topluluk. Derhal zengin olur dünya yoksa.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hollanda’dan bir soru.

VTR: İsmim İsaiah, 19 yaşındayım ve Lahey’de yaşıyorum. Bazen kafamdan şu soru geçiyor: Türkiye’deki seçimler sırasında oylarda bir hile söz konusu olabilir mi, dolayısıyla Erdoğan bu yolla Başkan olmuş olabilir mi? 

ADNAN OKTAR: Darbenin suni olduğunu falan onu mu bahsediyor? Yok. Şimdi kardeşim eğer Tayyip Hoca’yı bunlar herhangi bir şekilde Allah esirgesin şehit etseydi veyahut herhangi biri konu bittiydi. Peki ne diyecektik kontrollü darbemi olmuş olacaktı bu? İstanbul’u ayıracaklardı, İzmir’i ayıracaklardı, Antalya bölgesini ayıracaklar, Güneydoğu’yu PKK’ya vereceklerdi, İç Anadolu’da Türkleri toplayacaklardı. Burada bir oyun yok, burada büyük bir felaket var. Bir de ayrıca Başkan olması bu olaylarla alakası yok, hiçbir olay olmasa bile, hiçbir olay bile olmasa Partili Cumhurbaşkanı olması gayet doğal çünkü Türkiye’de yüzde 70’tir sağ oylar, çıkan oy yine düşük yüzde 51,5. Yüzde 70’tir sağ oylar dolayısıyla sağ oylarla bu görevi devraldı Tayyip Hoca. Bir başkası gelse yine aynı oyu alır onu söyleyeyim onu anlamıyorlar. Tayyip Hocam Allah vermesin gittiğini düşünelim yerine gelen belki yüzde 60 alır yani sağ sürekli oy alır, Türkiye’nin yapısı itibariyle bu böyle. Mehdiyet’in olduğu bir yerde ikinci bir ihtimal olmaz. Hep iktidarlar Mehdiyet’e göre olur Türkiye’de, ikinci bir yol hiç olmamıştır. Adnan Menderes de dahil, Atatürk de dahil hep Mehdiyet’e göre gelişmiştir olaylar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hollanda’dan bir başka soru.

VTR: Benim ismim Omar, 17 yaşındayım ve Lahey’de yaşıyorum. Türkiye’deki ayaklanmalar hakkında daha fazla bilmek istiyorum ve oradaki durum şu anda nasıl?

ADNAN OKTAR: Türkiye’ye hiçbir şey olmaz. Mehdiyet’in olduğu yere istedikleri oyunu yapsınlar, ne yaparsa yapsınlar hiçbir netice alamazlar. Yüzün üstünde mucize meydana geldi. Onu kitap haline getireceğim insanlar görsün. Yüzün üzerindeki mucizeyi kitap haline getireceğim. Mehdiyet’in bereketidir.

Evet.

VTR: Sokaklarda müzikli eğlence olur mu?

ADNAN OKTAR: Hem şahane, hem de şahane en güzel sokaklarda olur. Bir kere mahalleler de gençlerin geceleri toplanıp fasıl yapması lazım. Mehdiyet’in devrinde olacaktır bu. Her mahalle sabaha kadar eğlenmesi lazım gençlerin, kızlı erkekli. Vur Erzurum havasını diyecek değil mi? Sinsin oynayacaklar, Çekirge oynayacaklar böyle sakin bir toplum olmaz, Türkiye’nin her yerinin hareketli olması lazım. Geniş meydanlar, yeşillikler ama tertemiz, bakımlı. Genç kızlara saygı, sevgi, hürmet gösterilmesi gerekir. İffetine, haysiyetine, namusuna son derece özen göstereceksin. Yormayacaksın, bakımlarına dikkat edeceksin mesela farz edelim oraya yiyecek geldi önce hanımlara, oturacak bir yer var önce hanımlara; bu insana zevk verir, bir erkeğe zevk verir. Kadına hizmet etmek zevklidir. Mesela bir kadına yerini vermek acayip zevklidir. Mesela yiyeceğin bir yemeği kadınlara ikram etmek acayip zevklidir. Egoistlik çok sıkıntı vericidir, zordur egoistlik azap verir, insanı kirletir, çökertir, yaşlandırır, sağlıksız hale getirir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayatımız çok kısa, dolu dolu yaşama mantığıyla ilgili devam mı etmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Dolu dolu İslam’a göre yaşarsan en dolu yaşamış olursun. Öbür türlüsü yazık boş yere geçirmiş olursun, bütün ömrünü zayi etmiş olursun. Allah rızası için, Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak yaşarsan hakkını vermiş olursun. Dünyanın hakkı en güzel öyle verilir. Allah’ın rızasının en en en en çoğu, titiz bir çokluk.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Berkan. Buzulların erimesi dünyamızın sonunun mu geldiğini gösteriyor? 

ADNAN OKTAR: Yok, su çoğalır iyi olur bir şey olmaz. Dünyanın sonunu Allah getirir buz getirmez. Buz Allah’ın emrinde eri derse erir, don derse donar.

Evet.

VTR: Merhaba ben Mertol. Ben sevdiğimi çok kıskanıyorum, insanın sevdiğini kıskanması normal bir şey mi?   

ADNAN OKTAR: Kıskanma demek yani korumak, kollamak, saygı duymak, nezaket göstermek, iffetine, haysiyetine, namusuna zarar gelmemesi için özen göstermek, onu yüce bilmek, ona her türlü güzelliği sunmak, kötülüklerden korumak. Yoksa potansiyel her şeyi yapabilir, her türlü kötülüğü yapabilir işte sürekli telefonla kontrol edeyim “Nereye gittin? Ne yapıyorsun? Şu an neredesin?” Bu hakaret gibi bir şey yani sen ona güvenmiyorsun demektir. Potansiyel suçlu olarak görüyorsun, her an bir iffetsizlik, bir günaha girme olacağından şüphe ettiğin için dakika bir, saniye bir kontrol edip araştırıyorsan, nereye gidiyor diye peşini takip ediyorsan bu kadına hakaret olur. Saygıda ciddi bir eksiklik demektir, kadına güven zaten hürmetin, saygının bir gereğidir yoksa “sesin bir acayip geliyor” diyor “yanında biri mi var?” Diyor. Ne demek istiyorsun? Gayrimeşru bir ilişkide misin? Onu soruyor. O zaman o kadar saygı duymuyorsan, o kadar değer vermiyorsan niye görüşüyorsun? Hakaret ediyorsun sen ona orada, olmaz. Tabii bu yakışıklı o anlamda demiyordur. Ben genel problemleri anlatıyorum.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Arnavutluk, Hollanda, Almanya, Norveç, İtalya Savunma Bakanlarının tümü hanımlardan oluşuyor. Birlikte de bir fotoğraf çektirmişler.            

ADNAN OKTAR: Evet, artık biraz da gençlere versinler hanımefendiler değil mi? Gençlerin de hizmetinde olsunlar, gençler daha ön plana çıksın ama güzel olmuş, iyi bir atılım olarak, ön atılım olarak iyi.

Evet.

VTR: Türkiye’deki cahilliği nasıl çözebiliriz?

ADNAN OKTAR: Okuyarak, konuşarak, sohbet ederek, televizyonlar, radyolar boş şeylere vakit ayırıyorlar. Kısa kısa genel kültür bilgileri verilebilir yani kesintisiz her yerden özlü bilgiler insanlara aktarılabilir, bu cehaleti ortadan kaldırır. Genellikle işte komedi filmleri, boş yarışmalar işte kütük yarışması, odun yarıştırması, yok tavuk kovalama yarışması onun sonucunda bir boşluk meydana geliyor tabii. Genel kültürü artırıcı özet bilgiler kesintisiz aktarılsa televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden muazzam bir bilgi birikimi olur bu da çok faydalı olur ama tabii sırf bilgiyle olmaz. Allah korkusu, Allah sevgisi olmadan genel kültürün hiçbir faydası olmaz. Komünist, Stalinistler mesela Marks’ın muazzam bilgisi vardı ama dünyayı mahvetti. Lenin’in de çok bilgisi vardı ama dünyayı mahvetti dolayısıyla o tip bir bilgi değil kastettiğimiz. Allah aşkı, Allah’a olan sevgi, Allah’tan korkmak dünyanın asıl ana kanunudur, asıl ruhudur.

Evet.

VTR: Hırsızlık olayları son zamanlarda çok arttı. Sizce bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca adam hırsız da olur, katil de olur, gaspçı da olur sırf hırsızlık değil gasp da var, silahla veyahut kesici bir aletle gasp yapıyor yahut hanımların çantasını alıp kaçıyorlar. Merhamet, şefkat olmayınca, Alla korkusu, Allah sevgisi olmayınca her türlü rezalet gelişir.

Evet.

VTR: Hayatta en çok denemek istediğiniz şey nedir?

ADNAN OKTAR: Hayatta en çok denemek istediğim şey? Çok; bir tane, iki tane değil. Birincisi sürat motoruyla şöyle bir yarış, şahane. Bazen rüyamda yapıyorum çok iyi oluyor. Arabayla sürat yapmak çok şahane ama çok uygun zemin olması lazım, boş bir alan olması lazım ve araban da çok sağlam olması lazım yoksa sürat zevkli. Denizaltında yüzmek güzel yani dünyevi şeyleri söylüyor, kardeşimiz ben de onları anlatıyorum ama saysam sabaha kadar bitmez herhalde çok.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Merkel İle Obama Berlin’deki kilise günü vesilesiyle düzenlenen bir panelde konuştu. Obama, insansız hava araçlarının sivil ölümlerine sebep olduğunun hatırlatılması üzerine itiraf niteliğinde bazı açıklamalar yaptı: Obama, teröristlere karşı mücadelenin herhangi bir ülkeye karşı savaşmak gibi olmadığını belirtti. Teröristlerin daha çok gizli hareket ettiklerini ve tespit edilmelerinin zor olduğunu ifade ederek “Bazen aldığım kararlar, hatalar olduğu için sivillerin de ölümüne neden oldu. Ancak teröristlere ulaşmanın başka yolu yoktu” dedi.   

ADNAN OKTAR: İşte İngiliz derin devleti adama üflüyor o da her türlü felaketin içine giriyor. Bunun açıklaması var mı? Cinayete sebep olmuşsun, cinayet işleyene ne nedir? “Masum bir adamı öldürdüm” diyor. “Masum bir insanı öldürdüm” diyor durduk yere. Bunu gayet sakin anlatması bir kere çok korkunç.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce nükleer santrallerin ülkemizde kurulması gerekli mi? Gündeme gelen sorunlar, bu konuyla alakalı sorunlar sizce doğru mu, doğruyu yansıtıyor mu? Ve peki bu sorunları çözebilir miyiz? Bu sorunlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: En tehlikeli elektrik elde etme yöntemi nükleer santral yani nükleer santralden şiddetle kaçınmak lazım her yönden tehlike. Ummadık bir kere patlamalar olabiliyor, ummadık arızalar oluyor bütün ülkeyi mahvedebilir, bütün bölgeyi mahvedebilir. Ne kadar tedbir alınırsa alınsın mutlaka bir olay çıkıyor bu tip teknik santrallerde her şey oluşabiliyor. Elektriği sudan elde etmek lazım, rüzgardan elde etmek lazım, kömürden elde et, her şeyden elde et ama en tehlikelisi nükleer santral. Bir kere halk orda yaşamak istemez korkar nükleer santralin olduğu yerde, düşün radyoaktif bir madde kilo hesabıyla duruyor onun içinde sen de onların yanında yaşıyorsun. Etrafa radyasyon yayılıyor çok çok riskli. Oradan çıkan atık sular, şunlar bunlar, buhar muhar her şey tehlikeli. Özellikle de depremlerde falan çok tehlikeli oluyor. Doğal afatlar olabilir. Toprak kayması olabilir, çok büyük rezalet çıkabilir, hiç hiç hiçbir ülkeye yaklaştırmamak lazım.  

Evet.

VTR: Şimdi bu ülkedeki işsizlik sorunu var, geçim sıkıntısı var, eğitim sıkıntısı var özellikle işsizlik sorununa nasıl bir çözümler bulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Hükümet bütün gücüyle gayret ediyor ama İngiliz derin devleti de bayağı ciddi bir abluka altında tutuyor Türkiye’yi buna rağmen Türkiye çok iyi gidiyor yine. Yapılacak şey yine Kuran ahlakından geçiyor yani insanlar egoist, bencil olmazlarsa, yığıcı olmaz da dağıtıcı olurlarsa muazzam zenginlik olur. Ekonominin kilitlenmesinin nedeni, fakirliğin ana nedeni yığma ruhudur mesela unu alıp yığıyor, parayı alıp yığıyor, altını alıp yığıyor her şeyi yığıyor, kilitliyor yani kilit orda bela olmuş oluyor işte, anahtarlar bela olmuş oluyor, kilit anahtarı kaldırırsan, onları boşaltırsan, onlar hareketlenirse, para hareketlenirse, yiyecekler, eşya, çimento her şey hareketlenirse müthiş bir sirkülasyon, acayip bir hızlanma oluyor ve bunun sonucu muazzam bir zenginlik meydana gelir. Öbür türlü kasılma ve ölüm meydana geliyor.

Evet.

VTR: Esmer hanımları beğeniyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Esmer, sarışın Allah hepsini güzel yaratır kadınların. Kızıl saçlı hanımlar da çok güzel oluyorlar, esmerler çok çok güzel oluyorlar. Mesela Yasemin Hocam esmer. Ben acayip beğenirim onu, çok çok güzel. Sarışın kız arkadaşlarım çok fazla. Allah onları da çok güzel yaratıyor. Kadınlar çok güzel varlıklardır. Allah hepsini güzel yaratır ama kadın imanla güzel olur. İmanını kaybetmiş bir kadın Allah vermesin çok ürkütücü hale gelir. Ama imanlı bir kadın melek gibidir. Çok çok etkileyici, çok güzeldir ve çok temizdir. Allah’ın mübarek bir güzel tecellisi olmuş oluyor kadın o zaman.

Evet.

VTR: Kolay sinirlenen bir insan mısınız?

ADNAN OKTAR: Sinirlenmek komik duruyor bir kere sağlık açısından da çok zararlı sinirlenme. Kalp sağlığı açısından tehlikelidir. Tansiyonun yükselmesine sebep olur, cilt bozukluklarına sebep olur, sindirim bozukluklarına sebep olur. Bütün vücudu sarsar ve genel çökmeye neden olur sinir. Bir de görünümü insanın aciz ve komik olur. Onun için mümin sinirlenmekten kaçınacak. Allah “Onlar öfkelerini yutarlar” diyor. Allah ayet olarak belirtmiş Kuran’da. Müminin sinirleneceği durum olacak, iradesini kullanıp onu mas edecek, yok edecek. Ona esir düşmeyecek. Hemen Allah’a sığınacak. Allah’ın kaderde gösterdiği bir görüntüyü bilecek, o görüntüye sinirlenerek değil de tevekkül ve hayır gözüyle bakacak. Şimdi biz mesela film seyrediyoruz. Kovboylar çatışmaya giriyor. Adam yerinde duramıyor koltukta. Adama neredeyse akıl verecek. Bazen yaşlı amcalar yapıyorlar filmlerde biliyorsunuz. “Kaç kaç” falan diyor. Filmden etkilenen insan konumuna gelir. Filmden etkilenmeyeceğiz. Filmin hazırlanmasını Allah yapıyor, gördüğümüz kader filmini. O kader filmine saygıyla, güvenle bakacağız, hayır gözüyle bakacağız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tek başımıza insanlık için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as) tek başına bak, tek başına bütün İslam alemini kurtarıyor. İsa Mesih tek başınaydı. Bütün İslam alemini kurtardı. Hz. Muhammed (sav) tek başınaydı, öksüz yetimdi. Tek başına bütün İslam alemini kurtardı. Dolayısıyla tek başına olmak diye bir konu yok. Allah’la berabersin. Dünyanın, kainatın en büyük gücüyle beraberdir insan. Kainatın en büyük gücüyle beraber olan insan, dünyanın en güçlü insanıdır. Dolayısıyla Allah’la beraber olan bir insanı yenmek mümkün değil. Bütün dünya bir araya gelse yenemez. Mesela İmam Mehdi (as)’ye bütün deccaliyet saldırıyor ama hepsini yeniyor. Niye? Çünkü Allah’la beraber. Deccal kimle beraber? Şeytanla beraber. Mehdi (as) onu rahatça tepeliyor. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bunu görüyoruz.

Evet.

VTR: İdamın gelmesiyle ilgili sizin fikriniz nedir?

ADNAN OKTAR: İdam bence hiçbir şekilde çözüm olmaz. Son derece riskli olur. Mesela bu FETÖ için falan düşünüyorlar ama zaten onların muhatap olacağı bir konu değil. Bundan sonrası için düşünülebilir. PKK’lı için bir kurtuluş. Adam öyle görür zaten ölmek istiyor. Onun için PKK’lı oluyor. İntihar bombacısı oluyor daha da olmazsa adam. Asılmayı o bir risk olarak görmez. Korkutucu bir şey olarak görmez. Bir de bu tipleri etkileyecek, onları yıldıracak bir konu değildir asılma. Darbeciler de öyle. Onların zaten gözü dönmüş oluyor. Ölmek için ortaya çıkıyor zaten. Azgın kafada oluyorlar. Ölmek ve öldürmek onlar için esas olduğu için o tipler etkilenmez öyle şeylerden. Müebbet çok etkileyicidir, müebbet hapis. Binlerce kere pişman olmasını sağlamak mümkündür o zaman.

Türk milleti gibi tatlı bir millet dünyada yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde yapılmaz bu. Bu müzik türü de o kültürle anlaşılır. O kültürü bilmezse adam bunu anlamaz. Amerikalıları falan oynatıyorlar. Gömleğini kafasına sarıyor, çılgın hareketler yapıyor, yerlere atıyor kendini. Çıkaramıyor anlayamıyor yani. O zevki bilmiyor. Misketin zevkini bilmesi için o kültürü bilmesi gerekiyor. Onun için o çok alelade bir danstır. Hollanda dansı gibi falan gelir ona, bir Japon dansı gibi falan. Oradaki ruhu çıkaramaz. Tabii Allah bilir.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Sayın Devlet Bahçeli geçtiğimiz gün mecliste “FETÖ’nün siyasi ayağına da müdahale edilsin” çağrısı yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Bahçeli’nin bu açıklamalarının sorulması üzerine, “Siyasette bu temizliğin yapılmadığını iddia eden, bunu somut olarak ortaya koyması lazım. AK Parti’yi kimse bu konuda suçlayamaz. Kimsenin hakkı da haddi de değildir. Herkes kendi içine baksın. Kendi içindekileri temizlesin.” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani Sayın Bahçeli “MHP’yi halletsin önce, AK Parti’ye karışmasın” falan diyor. Bahçeli çok değerli bir insan. Tayyip Hocam da değerli. Ama normal muhalefet moduna geçmişler. Daha önce böyle gitmiyorlardı. Her şeyin bir vakti merhunu vardır. Erken ataklar çok tehlikeli olur. Yılanın başı çıkmadan kuyruğunu ezmeye kalkarsan kuyruğunu koparırsın, o kaçar uygun bir yere geçer, gelir seni sokar. Yılanın iyice başı çıkıncaya kadar beklemek gerekir. Tayyip Hocam’ın da bir bildiği vardır. Sayın Bahçeli’nin gönlü müsterih olsun. Bir bildiği vardır yani doğrudan olmaz öyle şeyler. Her şeyi yavaş yavaş vakti geldikçe yapıyor, ki bu akılcı bir şey.

Dinliyorum.

VTR: Her evin önüne meyve ağacı dikilse nasıl olur?

ADNAN OKTAR: Süper olur. Sokaklarda hiç meyve ağacı göremiyoruz. Halbuki yol boyuna elma ağacı dik. Ne kaybedersin? Belediye de gelir toparlar. Diyor ki işte “meyvesi düşebilir.” Kardeşim yaprağı düşmüyor mu? Yaprağını da temizliyorsun. Meyvesi düşünce de meyvesini alırsın işte. Yüzlerce ton, binlerce ton meyve olur. Yol boyunca mesela güzel üzüm bağları yapabilirler yolun her iki tarafına da. Elma, armut ağaçları, şeftali hepsi, kiraz. Kışın yapraklarını döküyor ağaçlar öyle duruyor. Yazın yeşilleniyor. Görünümleri güzel tamam da ama öbürünün görünümü çok çok daha güzel. Hem çiçeği güzel, hem meyvesi güzel, hem yaprağı güzel, hepsi güzel. “Alışmadık.” Alışmadıysan alış işte, ilk defa yapacaksın. O da Mehdiyet devrini bekliyor. Söyledim bir ara heveslendiler. Birkaç yerde ufak tefek girişimlerde bulundular. Kayboldu gitti o da.

İki ayağı üzerinde yürüyen köpek videoları var. Onları eğitene kadar çocuk bunları döverek yapıyorlar bu hayvanlara. Dolayısıyla bunlar çok korkunç. Bunları yapanları hiç takdir etmeyelim. Var mı bunların videosu sizde?

KARTAL GÖKTAN: Bakalım.

ADNAN OKTAR: İnternette var. Bayağı eziyet ediyorlar onu öğretinceye kadar hayvana. Dolayısıyla o durumda o hayvanı onun elinden almak lazım o kişilerin. Kanun kapsamında cezai müeyyide de uygulanabilir. Hayvan normal yaşaması lazım. Eziyet ederek onu yaptıysa onun yanına bırakmamak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kibirli insanlar değişebilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii değişir. İslam’ın güzel yönü odur zaten. Çok terbiye edicidir. Değiştirir insanın karakterini. Mesela pinti adam cömert olur, zalim olan mazlum hale gelir, korkak olan cesur olur. Kuran bir ahlak kitabıdır aynı zamanda. Karakter değiştirir insanda, mükemmel karakteri oluşturur, yüksek ahlakı oluşturur.

Evet.

VTR: Sizce ülkede sanayi mi önemli tarım mı?

ADNAN OKTAR: Su mu önemli toprak mı önemli der gibi. İkisi de birbiriyle bağlantılı. Sanayisiz tarım olmaz, tarımsız da sanayi olmaz. İkisi bir bütündür, birbirini bütünleyen bir yapıdır.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan bir soru var.

VTR: Günümüzde herkes eğitimde eşit fırsata sahip mi?

ADNAN OKTAR: Eğitimde eşit fırsata sahip değil tabii insanlar. Birçok şeyde eşit fırsata sahip değil, bir tek eğitim değil. Siyasette, politikada, sanatta, eğlencede, yemede, içmede, birçok şeyde. Mehdiyet devrinde bir eşitlik vardır. Genel bir sosyal denge olacaktır.

Evet.

VTR: Bugün İstanbul’un belediye başkanı olsaydınız ne yapardınız?

ADNAN OKTAR: Her yeri meyve bahçesi yapardım. Zibil gibi meyve olurdu. Çocuklar da gelir üstüne tırmanırdı ağaçların. Gayet de güzel olurdu. Her yer bağlık bahçelik olurdu. Bütün o hurda binaların hepsini yıkardım. O yıkılan bina sahiplerine de çok böyle geniş bahçeli, ferah evler tahsis ederdim. Merkezi binaları da onların bulunduğu yere aldırırdım. İstanbul sadece tarihi, güzel, hoş bir şehir olurdu.

Evet.

VTR: Yeryüzünde bir sürü cahil insan var. Türkiye’de olsun Hindistan’da olsun, farklı ülkelerde olsun. Bunlar nasıl eğitilebilir?

ADNAN OKTAR: Önce Allah sevgisi, Allah korkusu verilmesi lazım. Ondan sonra genel kültür verilmesi gerekiyor. Genel kültür de sürekli radyolardan, televizyonlardan kısa kısa aktarımlarla hatta üç-beş ay içinde bile çok kültürlü bir kitle elde edilebilir. Hiçbir şey öğretilmiyor televizyonlarda. Birçoğu insanların vaktini boşa alıyor.

Evet.

VTR: Hayat hep zorluk sunuyor. Ben tek başıma neler yapabilirim?

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Allah’a güvenir dayanırsan, samimi olursan Allah sana her şeyin kapısını açar. İsa Mesih bir tek annesi vardı yanında. Allah onu başarılı kıldı bak, sultan yaptı onu. Ki dünyaya sultan olacak. Resulullah (sav) de öyle. Hem öksüz hem de yetimdi. Allah onu da sultanlar sultanı yaptı. “Fakir bulup seni zengin etmedi mi?” diyor Allah. “Yol bilmezken” yani “dalalette bulup hidayet vermedi mi?” diyor Allah. “Ve sana şöhret verdim” diyor Allah. “Herkese tanıttım seni” diyor. “Ve bir yetimken” diyor Allah. Onu da hatırlatıyor. Onun için yalnız bir insana Allah yeter. “Allah kuluna kafi değil mi?” diyor Allah ayette. O zaman seveceği insanları da yanına toplar Allah. Ona yardımcı olacak insanları da toplar. Onu düşünmemesi lazım.

Evet.

VTR: Ben Antwerpen’den Jan. Donald Trump hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Mazlum bir insan Donald Trump; kibar, temiz, kaliteye önem veren. Çoluğu çocuğu da çok asil, kaliteliler. Tipik bir Amerikalı. Amerikan rüyasını kendi ailesinde yaşayan bir insan. Amerikan rüyasının oluşması için de candan bir istek duyduğu anlaşılıyor. Dindar, iyi niyetli, samimi bir insan, vicdanlı bir insan.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

VTR: Benim adım İlker. Şu an merak ettiğim şey, bu kanalı neden açtınız?

ADNAN OKTAR: Ben açmadım da ama açan kardeşlerimiz tabii Allah rızasını güttükleri için, Allah’ın rızasının en çoğunu aradıkları için, İslam’a Kuran’a faydalı olmak, Allah’ın dinini yaymak, anlatmak, PKK fitnesini ortadan kaldırmak, deccaliyete ket vurmak, deccaliyetin ataklarını kesmek, güzel ahlakı, sevgiyi, merhameti, şefkati dünyaya hakim kılmak. Amaçları buydu. Yani halihazırdaki amaçları da bu.

Evet.

VTR: Şimdi ben Mardinliyim. İnsanlar niye doğululara, doğu tarafına önyargılı bakıyor yani önyargılı yaklaşıyorlar?

ADNAN OKTAR: Haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz bir insan olursa, ırkçı kafası varsa, ahlaksızsa zaten ona fark etmez. Hatta adam sırf İzmirli olmayı bile bir üstünlük sayıyor. İstanbul’la İzmir’i yarıştırıyor yahut İstanbullu olmayı üstünlük sayıyor. Yani sırf Güneydoğu’ya mahsus bir şer değil. Mesela bazı insanlar sırf Karadenizli olmayı bir üstünlük sayıyor, bir kısmı Antalyalı olmayı üstünlük sayıyor. Halbuki Allah’a kul olmak, güzel ahlaklı olmak, takva olmak esastır. “Allah Katında en iyi olanınız en takva olanınızdır” diyor Allah. Yani Allah’a en yakın olan, Allah’ın rızasını en çok arayan, en vicdanlı, merhametli, sevgi dolu insan değerlidir. Yoksa hangi coğrafyada, nerede olduğu ne fark eder? Ayrıca Mardin, Siirt, Diyarbakır o bölge tamamen peygamberlerin yaşadığı bir bölgedir. Eğer bölge üstünlüğü açısından değerlendiriyorsa, şeref açısından değerlendiriyorsa peygamberler oraları şereflendirmiş zaten. O zaman nedir zorları yani o hırs yapanların, o sevgisizlerin görüşü nedir? Geçersiz. Dolayısıyla sevgisiz yaklaşan merhametsiz insanların, egoist bencil insanların, ahlakı çökmüş insanların ırkçı ve alçakça, ahlaksızca sözlerine Güneydoğulu kardeşlerimizin hiç itibar etmemesi lazım, onları insan olarak görmemeleri lazım.

Evet.

VTR: Okullardaki ezberci sistem hakkında ne düşünüyorsunuz? Son dönemlerde öğrencilerimizi sınav sistemleri yoğun biz şekilde değişiyor ve hiçbir şekilde bir başarı elde edilemiyor. Dersler, konular öğrencilerin gelecekte işlerine yaramayacak konular ve hayatını geliştirecek konular değil hep klasik konular. Bunlar hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Tabii ki çocuklar mesela fizik formülleri ezberletiyorlar, belli ki unutacak. Spartaküs kaç yaşında doğdu, kaç yaşında öldü? Hepsini unutacağı belli. Bunlar gereksiz. Genel kültür eğitimi verilmesi lazım, genel kültürün neden ihtiyaç olduğu, neden genel kültürün onu güzelleştireceği anlatılması lazım. Yani hayatında nerelerde o bilgiyi kullanacağını bilmesi lazım. Çocuğa bir dayatma gibi veriliyor “sen bunu yapmazsan bitersin” mantığı gibi. Yani öyle anlaşılıyor bazı gençler tarafından, aktarılan bu yöntem. Yani “adam olamazsın, iş bulamazsın” yani “ya bu eziyeti çekeceksin ya bu diyardan gideceksin” gibi oluyor, öyle anlaşılıyor yahut öyle anlıyorlar. O yüzden bu konunun ne kadar zevkli olduğunu, genel kültürün ne kadar önemli olduğunu, kültürlü bir insanın güzel olacağını, kaliteli bir insanın iç açıcı olacağını, ona üstünlük sağlayacağını, hayatının her döneminde başarı sağlayacağını, eğer ona önden dikkatlice anlatırlarsa o zevkle bunu kabul eder. Ama anlatım şeklinin tamamen değişmesi gerekiyor. Çocukları tahta sıralara oturtup yan yana saatlerce havasız sınıflarda zorlu bir hayata sokmanın bir alemi yok. Öyle bir eğitim olmaz.

Evet.

VTR: Sizce insanlar puanlarıyla kazanılan üniversiteye mi gitmeli, yoksa yeteneğine göre üniversiteye mi gitmeli?

ADNAN OKTAR: Tabii ki yeteneğine göre. Zevkle yapacağı işler çok önemlidir. Mesela hakikaten doktorluktan hoşlanıyor, bırak çocuk doktor olsun. Okuyacağı imkanı verip eline, okuyabiliyorsa okusun. Okuyamıyorsa zaten okuldan ayrılacaktır.  Ta baştan o sistemin içine alınmaları gerekiyor, ta ortaokul seviyesinde o sistemin içine alınabilir. Mesela “inşaat mühendisi olmak istiyorum” diyor. Tamam, çocukken bütün dikkatini ona yoğunlaştıracak şekilde, eğitimini ona yoğunlaştıracak şekilde yönlendirilir ve çok iyi eğitim almış olur. Çünkü ta ortaokuldan itibaren eğitim almış oluyor, bayağı güçlü bir eğitim olmuş olur.

Evet.

VTR: Siz kız arkadaşlarınızla sinemaya gidiyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Kız arkadaşlarımızla sinemaya gitmiyoruz da sinemayı birlikte seyrettiğimiz oluyor, birlikte film seyrediyoruz. Çünkü şu an teknoloji bize çok güzel imkanlar sunuyor. Perdeli, gayet güzel televizyonlar var, aynı sinema salonu gibi oluyor ortam. Hoparlör sistemi de ona göre yapıldığına göre sinemaya pek gerek kalmıyor. Veyahut televizyonda kaliteli bir televizyonun başında çok güzel filmler seyredilebilir. Mesela şu yeni gelişen HD falan diyorlar onlar şahane. Sinemada bile o kaliteyi elde etmek mümkün değil bazen. Sinemada kıpırdama imkanın yok, sağa sola ileri geri hiçbir yere gidemezsin. Ama evinde ayağa da kalkarsın, yemek de yersin, bacaklarını da uzatırsın. Her şey yani her şey serbest. En güzeli evinde seyretmek.

Evet dinliyorum.

VTR: Evliliklerde neden eşler birbirlerinden çok çabuk sıkılırlar?

ADNAN OKTAR: Şimdi Allah’ın tecellisi olarak görmüyor kadını, et, yağ ve kemikten ibaret bir bileşim gibi görüyor. Onun Allah’ın tecellisi olduğunu bilmesi lazım. Allah’tan ona verilmiş bir emanet olduğunu ve Allah’ın onda bir nurla ona göründüğünü bilmesi gerekiyor. O zaman kadını değerli görür, yüce görür. Kadını öyle sadece basit çıkarları için kullanacağı bir varlık olarak görüyorsa, bıkma değil de doğrudan nefret ediyor, kinleniyor. Çünkü sonunda kadını ya öldürüyorlar, ya bıçaklıyor, ya yaralıyor yahut feci şekilde dövüyor ve bu çok yaygın, bayağı yaygın. Allah sevgisi, Allah korkusu olmayınca sonuç böyle oluyor. Kadınlar Allah korkusu, Allah sevgisi olmayan insanlara yanaşmasın bence. Benim tavsiyem, yine kendileri bilir. Allah korkusu olmayan bir insandan çekinsinler. Allah’a karşı boyun eğici olmayan, Allah’tan korkmayandan ona bir fayda gelmeyeceğini bilmesi gerekir.

Evet.

VTR: İnsanlar yedilerinde neyse yemişinde de aynı mı olur?

ADNAN OKTAR: Eğer eğitim yoksa yani Kuran’la, imanla onu eğitmiyorsan tabii ki değişikliğe uğramaz yani üç aşağı beş yukarı aynı olur. Yahut daha da bozulur, zamanla daha da çöker, toplum onu iyice ahlaksızlığa çekebilir. Ama Kuran’la eğitirsen yüz seksen derece değişir. Her şey değişir.

VTR: Türkiye’deki terör eylemleri ne zaman biter acaba?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet. Mehdiyet devrinde, onun dışında olmaz. Yani herkesin sevgide ittifak edeceği bir sistem olması gerekiyor. Herkesin aşkı, tutkuyu, sevgiyi, kardeşliği, merhameti toptan kabul ettiği, hedefin Allah korkusu ve Allah sevgisi olduğu, bağnazlığın asla kabul edilmediği, modernliğin, kalitenin, sanatın, estetiğin en üstün düzeye çıkarılmasını isteyen bir toplum anlayışının üst düzeyde yaşanması gerekiyor. Bu da Mehdiyet’le mümkündür.

VTR: Merhabalar. Benim sorum, derin dekolteli bir bayanın, eşinizin daha doğrusu öyle söyleyeyim yanınızda gezmesi doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Toplumun konumuna göre değişir. Yani toplumun eğitim durumuna göre olur. Eğer kadınlara karşı vahşi, saygısız, hürmetsiz, saldırgan, hasut, gözü dönmüş, zulümden zevk alan psikopatların olduğu bir yerse bir kadını dekolte gezdirmek zaten haram olur. O kadının dışarı çıkması haram olur. Onun için de haramdır, yanındaki kişiyi de teşvik ediyorsa harama girer. Ama sevginin, saygının, hürmetin, nezaketin en yüksek düzeyde olduğu, güvenli olan; kadının iffetine, namusuna, haysiyetine, şerefine olağanüstü özen gösterilen, kadına saygıdan derin zevk alınan bir yerse, bir topluluksa orada dekoltenin hiçbir zararı yok. Avrupalılar mesela balo yapıyorlar. Kadınların sırtları bellerine kadar derin dekolte oluyor, göğüslerinde de çok derin dekolte oluyor. Çoğu mini etek giyiyor, süper mini etek giyiyor hatta. Ama kapıda karşılıyorlar ve nefesler kesiliyor, acayip hürmet ediliyor. Elinde bir şey oldu mu hemen alıyorlar, arabalarını koşup açıyorlar. İnerken elinden tutup indiriyorlar. Geçeceği yere kadar çok özenle götürüp bırakıyorlar. Yiyecekler sunuluyor. İltifatlar ediliyor. Saygı hürmet gösteriliyor. Ama bazı hayvanlar bıyık buruyor, hakaret ediyor, laf atıyor, kadının canını yakmaya çalışıyor, ahlaksızlık yapıyor. Öyle insanlara layık olduğu şekilde bir görünüm oluşması gerekir. Dolayısıyla kadınların öyle şeylerden, öyle ortamlardan kaçınacağı bellidir. Akıllı beyler de zaten öyle bir şeye sevdiği insanı yaklaştırmaz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir köpeğin eğitilirken videosu var.

ADNAN OKTAR: Fazla göstermeye gerek yok. Böyle adamı hapisle cezalandırmak lazım. Kanun çıkıyor gerçi de. Bana hakimlik yetkisi verseler adama on yıl falan veririm yani hiç gözümü kırpmadan. Yatsın yatabildiği kadar. Hücre hapsi vereceksin hatta. Böyle bir zulmü yapıyorsa adam, bu ne yapmaz? Kime ne yapmaz? Anasına ne yapar bu, bacısına ne yapar, çocuğuna ne yapar yani? Adam da öldürür böyle bir tip, her şeyi yapar yani. Psikopat olduğu için tecrit edilmesi lazım. Onun için diyorum, on yıl diye. Yani hücreden kastım da, yanında adam olsa ona da saldırır. Başka bir mahkum olsa ona da saldırır. Her türlü ahlaksızlığı yapar böyle bir tip. Tecrit edeceksin. Ama tabii kanun ne diyorsa odur.

Sinem Hanım Ankara'dan yazmış; "Adnan Bey, hanım arkadaşlarınızla aynı sofrada bir resminizi gördüm demin. 20-30 yıllık kız arkadaşlarım onlar dediniz. Günümüzde dostluklar bir kaç günde bozuluyor. Sizin yanınızda nasıl böyle uzun süreli arkadaşlarınız olabiliyor?" Tabii. 30-35 yıllık kız arkadaşlarım da var onların içinde. Elli beş yaşında. Benimle tanıştıklarında on sekiz yaşındaydılar. Şu an kırk beş yaşında, elli yaşında kız arkadaşlarım var. Oradaki hanımların hemen tamamı kırk beş-elli yaşlarındalar. Hep böyle tamamı. Hep on sekiz-on dokuz yaşında benim tanıştığım arkadaşlarım. Her zaman saygıyla, hürmetle değerlendirdiğim insanlar. Çok özen gösterdiğim, namusuna, haysiyetine, şerefine son derece titiz alaka, ilgi gösterdiğim insanlar.

"İnternet yayınında genellikle donma ve kesintiler olduğu ve genel olarak internet pahalı da olduğu için makul kısımlarda uydu yayınına geçebileceğimiz bir yayın yapabilir miyiz?" diyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Suriye sizce kurtulabilir mi?

ADNAN OKTAR: Suriye, Mehdi (as) çıkıncaya kadar kurtulamaz. Söyleyeyim. Ne Irak ne Suriye. Ne de dünyada olaylar yatışır. Ne ekonomik kriz durur. Yani Mehdi (as)'nin zuhuruyla bütün hepsi yatışacaktır. Çünkü bütün dünyaya sevginin esas bir kabul olarak öne sürülmesi lazım. Dünyanın bunu kabul etmesi gerekiyor. Allah korkusuna, Allah sevgisine dayalı coşkun bir sevginin, aşk anlayışının, merhametin, yardımlaşma duygusunun, koruma duygusunun, kardeşlik duygusunun, vefa ve sadakat duygusunun, sabrın, kalitenin, sanatın, dünyada olmazsa olmaz kabul edilmesi gerekiyor. Bu da Mehdiyet’le mümkün. Çünkü tek noktadan bu elde edilebilecek bir şey. Tek bir kişiye bağlılıkla elde edilecek bir şey. Her kafadan bir ses çıkarsa bunu elde edemezsin. Bir kişinin tavsiyesi üstüne hareket edilmesi gerekiyor. O da İmam Mehdi (as)'dir. Siyaset yoktur Mehdi (as)'de. Siyasete karışmaz. Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık; onunla alakası yok. Sadece sevgi esaslı bir sistemdir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kanalınızın hedefine ulaşması için ne kadar zamana ihtiyacınız var sizce?

ADNAN OKTAR: Kanalın hedefi biz ölünceye kadar devam eder. Allah'ın rızasının sonu yok. Hedef bitmez. Allah'ın rızası bitmez. Allah'ın rızasının bittiği bir an nasıl olsun? Bitti dediğin yerde bir başka güzellik başlar. Zincirleme devam eder.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Emre. Adnan Oktar'a şunu sormak istiyorum. YouTube'da gerçekten yüzlerce video var, izliyoruz denk geldikçe. Muhteşem popülerlikte. Dışarıda olsun, sanal alemde olsun. İçerideki samimiyeti gerçekten merak ediyorum, izlediğimiz gibi mi? Bayanlar olsun, Adnan Ağabeyin yorumları olsun. Bunları merak ediyorum. Cevaplarsa sevinirim.

ADNAN OKTAR: Daha daha daha rahatım tabii de milyonlarca insan önünde dikkatli olmam gerekiyor. Tabii gelenekçi Ortodoks sistem de ortada, bazı insanların bakış açılarıyla çatışmayacak şekilde özenli bir tavır gösteriyorum. Yoksa benim yalnızken ne deli olduğumu herkes bilir. Ünlüdür. Sakin bir insan bence hayatı yaşayamaz. Güzellikler delilikle yaşanır. Akıllı deli olmak lazım. Ben akıllı deliyim. Hiçbir şey delilik olmadan güzel olmaz. Yani crazy.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gelen sorulardan memnun musunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel tabii. Bir de gençlerin bu hali beni çok sevindiriyor. Bir kere çok akıllılar, dengeli tutarlılar, makuller, temiz yüzlüler. Dürüst oldukları anlaşılıyor. Samimiler. Vahşi ve sevgisiz bir gençle karşılaşmadık. Böyle psikopat ruhlu saldırgan, böyle bir şeyle karşılaşmadık. Hep insancıl, yüzü nurlu, kalbinde sevgi olduğu açıkça hissedilen, Allah'ın nurunu dışarı yansıtan güzel insanlar. Konuşmaları da güzel. Daha uç sorular da sorabilirler aslında. Hiçbir mahsuru yok. Ben sadece böyle sevgisiz, merhametsiz, gaddar, kıskanç, ahlaksız insanların kasten ahlaksızca ve alçakça ağızlarından kusmuk çıkmasını istemiyorum. Ağızlarından lağım akmasını istemiyorum. Çünkü kendi üstlerine dökülüyor. Güzel konuşmalarını istiyorum. Güzel konuştuktan sonra her şey konuşulabilir, her şey. Konuşulmayacak hiçbir şey yok. Merak ettiği her şeyi sorabilir herkes.

Evet, dinliyorum.

VTR: Suriye tekrardan yapılabilecek olsaydı ne kadar sürede bir sürede yapılabilirdi?

ADNAN OKTAR: Suriye en fazla eğer Mehdiyet’le çözeceksek üç yılda biter. Mükemmel bir Suriye'yle karşılaşırız. Cennet gibi bir Suriye olur. Üç yıl bol bol yeter. Ben bir yılı da ekstradan söylüyorum. Normalde iki yıl bol bol yeter. Görülmemiş bir güzelliğe kısa sürede kavuşturulur. Evet.

VTR: Son dönemde gündeme gelen seçim öncesi Fethullah Gülen'in asılıp asılmayacağıyla ilgili bir konu vardı. Bu konu Meclis'te de görüşüldü tabii. Halkın içinde de bu algı yaratıldı. Türk milleti olarak herkes de gereken cevabı asılması yönünde verdi. Ama seçim sonrası bu süreç biraz değişmiş gibi görünüyor. Devlet Bey, bu konuda ilk günkü gibi halen sözünün arkasında olmasına rağmen Cumhurbaşkanı ve mevcut iktidarın AK Parti'nin bu süreci nasıl değerlendirdiğini soruyorum şu anda. Gerçekten bu süreci yapacaklar mı yapmayacaklar mı, Devlet Bey bu konuda verdiği sözü hala tutmasına rağmen?

ADNAN OKTAR: Yalnız o kıymetli kardeşimiz zaten iyi biliyordur ama ben bir daha hatırlatayım. Kanun geriye dönüşlü olmaz. Geriye dönen bir kanun anlayışı olmaz. Mevcut meri kanunları geçerlidir o şahıs için. Bu suçun işlenişinden itibaren bu kanun çıkarsa o geçerli olmaz onlar için. Yani Fethullah Gülen veya bir başka kişiye bu uygulanamaz. Şu aşamada da eğer idam çıkarılırsa bu çok tehlikeli olabilir. Çünkü bunu kötü yönde kullanmak isteyen bir sistem harekete geçebilir. Yani mazlumlara karşı bunu kullanmak isteyebilirler. Açıkça söyleyeyim, hükümete bir oyun oynayabilirler. Çok çok kötü bir senaryo düşünüyor olabilirler. Böyle bir şeye hiç girmeyelim. Kapalı bu kadar söyleyebiliyorum. Müebbet hapis de ayrıca çok yıldırıcı bir şey. Fethullah Gülen'e asılma; hiç etki etmez öyle bir şey. İngiliz derin devletinin umurunda dahi olmaz. Tamamını assalar bile FETÖ'nün İngiliz derin devleti için o hiçtir yani. Öyle bir derdi olmaz onların. Zaten her yerde onların yalakaları, yancıları, yılanı çıyanı, üç kağıtçısı, hepsi var. Yılan çıyan kelimesini ben kullandıktan sonra Sayın Bahçeli de kısa süre sonra kullandı. Ben bir hafta önce kullanmıştım. Üç-beş kere, on kere kullandım ben çok kullandım. O da o kelimeyi kullandı. Neyi kastettiğimi.

Monoton bir insan, monoton bir gençlik olmaz. Biraz delilik güzeldir. Delilikten kastım böyle yaratıcı olmak, yapıcı olmak. Mesela espri; monoton bir espri güzel olmaz, çılgın bir espri güzel olur. Benim kastettiğim delilik bu. Ben arkadaşlarımla beraberken çok eğlenceli ve neşeli bir ortam olur. Bilirler herkes. Benim anlattığım bu. Sakin, oturaklı böyle gelenekçi Ortodoks bir ortam yok benim bulunduğum ortamlarda. Neşeli, sevinçli, benim çılgınlığımla orantılı, hareketli bir yaşantı vardır. Ama bu tabii akıllıcadır. Kimseyi üzmez, kimseyi kırmaz, kimseye zarar vermez. Delilik dediğim benim, bu nevinden bir şey.

EBRU ALTAN: Bazı esprilerinize iki gün boyunca güldüğümüzü hatırlıyoruz gözümüzden yaşlar gelerek.

ADNAN OKTAR: Hatta esprilerimde hakikaten odadan ağlayarak dışarı çıkanlar oluyor gülmekten. Neredeyse ağlamaya benziyor gülmesi. Ben de olay yerini terk ediyorum ki sakinleşsinler diye. Bu nedir? Bu bir çılgınlıktır. Ama güzel meşru bir çılgınlık. Hiç kimseye zarar vermemek çok önemlidir. Sağlığa zarar gelmemesi, insanların haysiyetine, şerefine, namusuna, onuruna zarar gelmemesi çok önemlidir. Yapıcı olması lazım, yıkıcı olmaması lazım. Hayırlara vesile olması lazım. Benim çılgınlığım, kastettiğim delilik, bu nevinden bir delilik. Evet.

VTR: Merhaba, Meclis'te kadınların sayısı niye bu kadar az? Ve de niye Meclis'te kadınların sayısı artırılmıyor? Bunun hakkında ne yapabilirsiniz mesela? Bunu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: O çok acı bir olay. Mesela çok gösterişli, model gibi, aslan gibi delikanlı genç hanımların orada milletvekili olması lazım Meclis'te. Dekolte de giyinmeleri lazım. Kapalı, başörtülü, çarşaflı hanımlar da olabilir. Ama hanımların en az yarı yarıya Meclis'te olması lazım. Oralar çiçek gibi kokar. Tertemiz olur. Çok aklı başında, kültürlü, üç-dört yabancı dil bilen, kariyer yapmış ama nefis giyinen, çok çok gösterişli, her gün hatta bir kıyafet değiştiren Meclis'e geldiğinde, her gün saç modelini değiştiren, bakımlı güzel hanımlar olmuş olsa Türkiye'ye bakış açısı da olağanüstü değişir. Çok çok değişir. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Mertcan. Bilgisayarda oyun oynamak kötü bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Yo, arada sırada eğlendiriyorsa yapar ama saatlerce boğulmaya gerek yok. Biz eskiden kızmabirader oynardık. Acayip de hoşumuza gidiyordu. Ama çok vakit alıcı bir şey. Halbuki daha hayırlı, daha faydalı şeyler olabilir. Çünkü çok hareketsiz tutuyor insanı onlar. Ama satranç çok beyni çalıştırır. Satranç oynayanlara bakın kıpkırmızı olurlar.  Kafasına kan hücum eder. Beyni muazzam yoran ve çalıştıran bir beyin sporudur satranç. Faydalı bir şey.

Evet dinliyorum.

VTR: Evde bir gününüz nasıl geçiyor? Yemek yapıyor musunuz veya film izliyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Ben şahane kebap yaparım muazzam bizim çocuklar da bilirler. Mesela bir patlıcan yemeği yapmıştım ve çok süratli yaptım aynı zamanda. Süratini de biliyorlar. Daha hala birçok kişi onu anlatır. Mesela bir tavuk but ızgara yapmıştım bütün mahalleyi ızgara kokusu almıştı. Normalde öyle bir koku olmaz. Muazzam bir kebap kokusu. İtalyan yemeklerini de iyi yaparım ben bilirler inşaAllah. Televizyon tabii. Çok seyrederim ben televizyon, komedi filmleri falan çok hoşuma gider. Yerli komediler çok komik oluyor. Eskiler de çok iyi oluyor. Eski klasik filmler çok hoşuma gidiyor.

VTR: Evlilikte kadın erkeğe göre daha üstün olması gerekmiyor mu?

ADNAN OKTAR: İster istemez kadın zaten üstte oluyor. Çünkü ailenin kuruluş amacı zaten kadındır. Çocukları yetiştiren kadındır. Çocuğun doğmasına vesile olan kadın. Onun eziyetini, zorluğunu çeken de kadındır. Evin bakımını, tefrişini her şeyini yapan yine kadındır. Eve hayat veren de kadındır. Kadınsız ev Allah vermesin bomboş bir ev olur. Kadını Allah doğal olarak o yönleriyle üstün yaratmıştır.

Evet.

VTR: Her insanın farklı bir karakteri var. Siz kendinizi hangi karakterde görüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Müslüman karakteri esastır. Kuran'daki bizden istenen Allah'ın istediği Allah'ın rızasının en çoğunu, en fazlasını bütün gücümüzle istemek, samimi olmamız. Samimi olarak Allah'ın rızasını sürekli istememiz. O durumda Allah bizi kusursuz bir yolda sürekli ilerletir. Bizim kumandamız tamamen Allah'a mahsustur. Allah’a aittir. Bir aracın mesela nasıl dümeni oluyor insanın kumandası da Allah'ın elindedir. İnsanı tamamen Allah yönlendirir. Müminin sadece çok samimi olması gerekiyor. Çok samimi olacak ve hedefi de sadece Allah’ın rızasının en çoğu olacak. Ona kilitlendiğinde Allah sürekli onun yolunu açarak onu dümdüz ilerletiyor. Öbür türlü sürekli savrulur. Bir sağa savrulur bir sola savrulur bir türlü düz yolda gidemez.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam’a şunu sormak istiyorum. Kaç yıldır kitap yazıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Otuz yılı geçmiştir. İlk geldiğimde Darwinizm’le ilgili kitap yazmıştım. Yeni Asya’ya gitmiştim. Kazım Güleçyüz’le konuştum. Ya dedim “Darwinizm’le ilgili bir kitap çıkartın piyasada kitap yok, o tip eserler. Bu adamların şakası yok Darwinistlerin. Ezici bir eser hazırlayalım.” “Hocam” dedi “Sen niye yazmıyorsun? Sen hazırla” dedi. “Sen yap ya” dedi. “Doğru söylüyorsun” dedim. Ben kendim akademideki o kütüphaneden kitaplardan istifade ederek. Fosillerin fotokopilerini çektiriyordum. Kendi el yazısı ile hazırladım kitabı. Fotoğrafı da iğneliyordum.  O zamanki imkanlar öyleydi. Bilgisayar falan yoktu. İğneleyerek öyle hazırlamıştım ön. Sonra ondan broşür hazırlamıştık. Yaklaşık bir buçuk milyon falandı broşür. Bütün Türkiye'ye dağıtmıştık. İşte 86 o zaman diyorlar ya “Darwinizm’in göçtüğü yıl” diyorlar. Bizim atağa geçtiğimiz yıldı o. Milli Eğitim Bakanlığı'na o benim bastığım broşürü gönderdiler Vehbi Dinçerler’e. Vehbi Dinçerler, “Altı-yedi tane böyle dilekçe geldi bize” dedi. Benim kitaplarımın olduğu üstünde dilekçeyi yazmış kitabı da ekte gönderiyor. “Böyle çalışmalar yapılıyor Milli Eğitim Bakanlığı buna karşı tedbir alsın” diyor dilekçede. Vehbi Dinçerler de delikanlı, kabadayı, yiğitti. Benim kitabın biraz daha değiştirilmiş şeklini devlet eliyle basıp yardımcı ders kitabı olarak milyonlarca dağıttı. Şahane oldu şahane Allah razı olsun. O dönemde işte çöktü. İlk en dev vuruş o zaman da oldu, ilmi vuruş.

VTR: Merhaba ben Okan. Hocam, sakal stilinizi gerçekten beğeniyorum. Sizi de takip ediyorum. Bunu siz beğendiğiniz için mi bırakıyorsunuz? Yoksa bu dinin bir gerekliliği mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bütün peygamberler sakallıydı. Sakalı olmayan peygamber yok. İsa Mesih de sakallı, onlara sevgimden bırakıyorum. Ve hoşuma da gidiyor ayrıca. Bana da yakışıyor hakikaten. Onlar aklıma geliyor peygamberler, İsa Mesih, İbrahim (as) hepsi sakallı hayret edilecek şekilde. Bir tane peygamber yok sakalı olmayan Adem (as) dahil o çok şaşırtıcı. Farz değildir öyle bir şey yok yani ama hoş bir adet.

Evet, dinliyorum.

VTR: Evrim teorisine karşı çıkmayı ilk ne zaman düşündünüz?

ADNAN OKTAR: Ta ilkokulda falan gıcık oluyordum ben. Sonra bayağı beni ürküten, tedirgin eden, çok karanlık gördüğüm bir teoriydi. O baltalı adamlar falan feşmekan. Savaşları öğretiyorlardı bize ilkokuldayken. Birinci Dünya Savaşı oldu, İkinci Dünya Savaşı falan. Ben onu çok karanlık bulmuştum bu olayları. Bunların organize edilmeden olmayacağına inanıyordum o zamanlar. Ortaokulda falan da şüphem iyice artmıştı. Hem araştırıyordum hem kanaatim pekişiyordu. Lisede delillerine ulaştım bayağı geniş ulaştım. Zaten akademiye gelince de direkt bastırdım. Kitap olarak dağıtmaya başladık. Sonra da İngiliz derin devletine ulaştık. Münafıkların çok büyük faydası vardır. Münafık yakalamada olta yemi gibidir münafıklar.

Evet.

VTR: Benim bazı gördüğüm rüyalar var. Çıkıyor ama rüyalarım. Sizce doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Doğru tabii. Çıkıyorsa zaten Allah ispat etmiş oluyor. Göstertiyor doğru olduğunu. Ama çıkmadan önce “bu doğrudur” demek doğru olmaz. Çıkınca harikadır. Ama “ben rüyada gördüm işte böyle olacak” dersen haram olur. Çünkü vahiy iddiası oluyor. Olmaz öyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mecidiyeköy'de insanların yerde yatmasından rahatsız oluyorum ben. Bir sorunları var büyük ihtimalle. Ya uyuşturucu madde kullanıyorlar ya da başka bir şey. Ben buna bir çözüm getirilmesini istiyorum. Arıyoruz ambulansı vesaireyi oradaki insanlar da yardımcı olmuyorlar. Buradaki halk da alışmış herhalde kimse birbirine yardım etmiyor. Benim sorunum bir tek bu.

ADNAN OKTAR: O Çok vahim tabii. Çünkü adamın neden dolayı yattığını bilemeyiz. Bir kere kalp enfarktüsü geçiriyor olabilir. Beyin kanaması geçiriyor olabilir. Veyahut biri vurmuştur ağır bir darbe almıştır can çekişiyordur. Yerde yatan her zaman için yardıma muhtaç anlamına geliyor. Dolayısıyla vatandaş tabii her gören vatandaş oraya gidip “sana ne oldu?” diye soracaktır. Dolayısıyla çok riskli bir durum. Polisin ve Sağlık Bakanlığı elemanlarının gerekli tedbiri mutlaka alması lazım. Vatandaş çok mağdur durumda kalır öbür türlü olmaz. 

VTR: Merhaba. İzdivaç programları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İzdivaç, belli bir derecede konuşulabiliriz yani saygıyla, hürmetle, nezaketle, iffetine haysiyetine, şerefine, namusuna halel getirmeyecek şekilde. Onu rencide etmeden, onore ederek, kalbini kırmadan konuşup tanışabilir. Ama “gel yukarı çıkarım seninle beraber bir çay içelim. Kapıyı kilitleyip” falan bu olacak iş değil. Yahut “sizi gönderiyoruz gidin nereye gidiyorsanız baş başa” anlamı garip oluyor bunun, bu böyle olmaz. Bu şekilde olmaz. Tabii ki biz o insanlara güveniriz her ikisinin de ahlakına, iffetine, onuruna güveniriz ama görünüm estetik durmuyor. “Çıkın yukarıya tek başına görüşün.” Halk bunu nasıl değerlendirir? Muhafazakar İnsan bunu nasıl değerlendirir? Suizana da açık bir durum olmuş oluyor. Gereksiz fitne olmuş olur. Bundan kaçınmak lazım.

VTR: Birçok insanın moral bozukluğu var. Bu nasıl giderilebilir?

ADNAN OKTAR: Allah sevgisi olmadan moral bozukluğu geçmez. Ne yaparsa yapsınlar geçmez. Allah korkusu olmadan, Allah’a inanç olmadan samimi, derin bir ruhla yaşamadıktan sonra insanı sıkan güç nefes aldırmaz insana. Öyle bir huzur bulamaz insan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yanınızdaki arkadaşlar manken mi? Mankenlerse nereden buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Manken olan şu an burada iki arkadaşımız var. Onun dışında manken olan kimse yok. Ajansları var, manken ajansları var oraya bağlılar ama bize gelmek istediklerinde misafir ediyoruz. Ama tabii defilelere de gidiyorlar, birçok yere gidiyorlar. Buraya gelmek istediklerinde de geliyorlar. Ben de onlara tabii hediye veriyorum. O bir maaş veya şey değil. Yani verdikleri emeğin karşılığı olarak düşünmüyorum. Bir emek yok dostluk bu ancak hediye olabilir böyle bir şeyde.

VTR: Yükseklik korkunuz var mı?

ADNAN OKTAR: Yükseklikten herkes korkar içgüdüsel olarak. Bu gerekir zaten. Korkmuyorsa bir acayiplik var demektir. Savunma içgüdüsü olarak Allah insanların içerisine yüksekliğe karşı bir refleks vermiştir. Mesela ani bir patlamaya karşı refleks vermiştir. Birden el mesela insanın yüzüne gider. Birden kafasını çeker. Yani onu düşünerek yapmaz. Otomatik yapar. Yükseği gördü mü hemen irkilir. Hemen geriye çekilir. Bu bir reflekstir. Bu refleksin kırılması diye bir şey olmaz. Ama bilinçli olarak yükseğin yanına insan gelebilir tedbir alarak. Fakat yüksek yerlerde çekim daha güçlü olur. Çok dikkatli olmak lazım. Başı dönebilir. Tansiyonu düşebilir. Ayağı kayabilir. Oralarda öyle gösteri yapmak çok riskli. Yüksek yerlerde. Biraz uzak durarak yüksekte durabilir. Bir mahsuru yok.

VTR: İnsanlarımızın günümüzdeki yaşadıkları bu sıkıntılar, sorunlar, psikolojik problemlerini dine yönelerek yani ibadet ederek çözebilirler mi?

ADNAN OKTAR: İbadetle çözemez. Samimi olursa çözebilir. Allah’tan korkarsa. Yoksa “namaz kılayım” kalbi temiz değilse, Allah’tan korkmuyorsa, Allah'ı sevmiyorsa gidip abdest alıp namaz kılmakla kurtulamaz. En başta Allah'ı coşkuyla sevecek, Allah’tan korkacak. Samimi iman edecek Allah'a. Ve her şeyde Allah'ın rızasını arayacak. İbadet bir şükürdür zaten hayatın bir bölümüdür. Allah'a teşekkürdür.

VTR: Merhaba ben Ferit. Bazı insanlar yani birçok insanlar yaşlanınca yani biraz zaman geçtikten sonra namaza başlıyorlar. Sizce bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Bu felaket tabii, çok çok yağın. Çünkü neden? İbadetlerin onu hayattan tamamen koparacağına inanıyor. Müzik dinleyemeyeceğini, resim, heykel, neşe, sevinç, güzellik, estetik, kalite her şeyden çekilmesi gerektiğine inanıyor. Münzevi bir hayat yaşaması gerektiğine inanıyor. Artık evle caminin arasında bir hayat. Onu da “emekli olunca yaparım” diyor. Zaten ölümü bekliyor ondan sonra da. Topluca ölümü bekleyen insanlar gibi oluyor bazıları. Gece gündüz falancayı kaybettik diyorlar onun cenaze namazını kılıyor. Böyle değil. Müslüman İslam’ı yaşadığında gürül gürül canlı aktif bir hayatı yaşar. Hayatın bütün zevklerinden en güzel şekilde Müslümanlar zevk alır. Bütün güzellikler Müslümanlar içindir. Sanatın, estetiğin en iyisi Müslümanlarda olur. Eğer gençler bunu bilmiş olsa o yaşlanmayı bekleme mantığı tamamen ortadan kalkar. Çünkü Allah yaşlıyken sevilmez, her yaşta sevilir. Yaşlıyken iman edilmez, her yaşta iman edilir.

VTR: Ramazanda şeytan neden bağlanır ama nefis neden bağlanmaz? Günaha neden gireriz ramazanda?

ADNAN OKTAR: Ramazanda şeytan da, nefis de bağlanmaz her ikisi de aktiftir. Şeytanın bağlandığı bir yer olmaz. Zaten gücü çok zayıftır. Nefis azgın olandır. Allah şeytanın gücünün zayıf olduğunu söylüyor. Ama nefis azgındır. Ve daima kötülüğü emreder. Allah onu açıkça belirtiyor bak “şeytanın gücü zayıf” diyor. Ama “nefis var gücüyle kötülüğü emreder” diyor. Dolayısıyla Kuran’da böyle bir ifade yok. Şeytanın bağlanması diye bir konu olmaz.  Şeytan zaten imtihanın mühim bir unsurudur. Bağlanması için de bir neden yok. Şeytan olmadığında imtihan zaten ortadan kalkmış oluyor. Şeytanların çekilmesi demek bir insandan imtihanın bitmesi demektir. Ölümle ancak şeytan insandan çekilir. Onun dışında ölüm anına kadar şeytan insanla beraberdir. İmanla kendini Allah'a teslim ettiğinde vazifesi bittiği için çekilir. İddiası kalmadığı için. Yoksa şeytanın çekildiği aylar, mevsimler, haftalar olmaz. Nefis de hiçbir şekilde çekilmez insandan. Ancak vefat ettiğinde nefis insandan çekilir.

VTR: Cennet neden dünyaya benzer anlatılmış?

ADNAN OKTAR: Dünyaya benzer de onun için. Çünkü bilmediği bir yere gittiğinde insan o kadar hoşnut olmaz. Bildiği bir yere göre eğitiliyor insanlar. Buradaki meyveleri, sebzeleri. Eğlenceye göre, buradaki evlere göre biz eğitiliyoruz. Mesela orada biz cennet evlerine gidiyoruz. Allah nasip ederse gideceğiz. Cennet köşkleri dünyadakinden çok çok daha mükemmeli, daha güzeli, düzgünü. Ama giden ilk ne yapıyor? Gidip koltuğa oturuyor. Normalde gezinmesi lazım ama koltuğa oturuyor. Niye? Alışmış dünyada çünkü koltuğa. Hiç ihtiyacı olmadığı halde koltuğa oturuyor. Mesela yatak her yerde yatak var cennette cennet döşekleri var. Döşek için hiçbir neden yok çünkü uykusu yok, yorgunluğu da yok. Ama gider gitmez kendini döşeğe atıyor insan cennette. Mesela aç olmadığı halde hemen cennet meyvelerine gidiyor onlardan yemeğe başlıyor dünyada alıştığı için. Mesela sohbetten hoşlanıyor. Orada da sohbet var. Dünyada alıştığı şeylerin gelişmiş, kaliteli, düzgün ve iyileri cennettedir. Ama cennet de tabii buradaki sisteme göredir. Yani biz nasıl görüntü olarak görüyorsak cennette katı bir madde değildir. Ama biz onu katı bir madde gibi göreceğiz. Öyle gibi zannedeceğiz. Aslında hayal gibi gölge bir varlıktır. Gölge varlıktır cennette öyle diyeyim. 

Evet dinliyorum.

VTR: Şunu merak ediyorum. Ne yaparken kendinizi mutlu hissediyorsunuz?

ADNAN OKTAR: En çok tabii Müslümanın en mutlu olduğu an Allah'a dua ettiği andır. Allah'a teksif olduğu yani yoğunlaştığı, konsantre olduğu anlardır. Çünkü Allah sevgisinin dışında dünyada öyle daha yüksek bir zevk yoktur. Ama dünyevi açıdan diyorsan ben en çok kadın güzelliğini çok severim. Kadın güzelliğini görmek, onların sesini duymak, onların temizliğini hissetmek, nezaketini, kalitesini, inceliğini ve yüzlerindeki o tarif edilmez etki. Baş döndürücü etki Allah'ın onlara verdiği bir güç bu. Yani insanın benliğine derin etki eden güç sadece kadında vardır. O yönüyle çok harika bir varlıktır ama tabii hiç üzmemek, sıkmamak, kızdırmamak, namusuna, iffetine, haysiyetine, şerefine, sağlığına, sıhhatine, huzuruna her şeyine çok dikkat etmek lazım, çok nazenin varlıklardır. Kadınlar çok nazik varlıklardır. Yani tül gibi çok çok naziktir, çok özen gösterilmesi lazım.

Evet.

VTR: Merhaba ben Ceren. Normalde asker ve polislerimizin şehit olduğunu biliyoruz. Fakat meslek şehidi ne demektir? Bunu açıklar mısınız?

ADNAN OKTAR: Vatan, millet için, Allah için bir insan bir yerde hizmet ediyorsa orada herhangi bir mesela patlatma oluyor veyahut bir şey yıkılıyor üstüne, şehit olmuş olur. Mesela bir savcı gidiyor teröristleri takip etmek için tutanak tutmaya gidiyor, orada üstüne mesela duvar devriliyor Allah vermesin. Şehit olur. Çünkü Allah yolunda vatan, millet için deccaliyetle savaşırken, mücadele ederken meydana gelen hayat değiştirme, hayat boyutunu değiştirmelerde hepsine şehadet diyoruz, denir. Peygamberimiz (sav)’in hadisine göre söylüyoruz tabii.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

VTR: Gün içerisinde bireysel olarak ihtiyaç doğrultusunda, ihtiyaç sahiplerine biz bireysel olarak yardımda bulunuyoruz. Fakat bunun asıl çözümü biz bireysel vatandaşlar mıyız yoksa devlet mi? Bunu çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Bireysel vatandaşın her konuda desteği, yardımı, düzenlemesi en önemli olandır. Devlet hangi birine yetişsin? Devlet zaten bizim paramızla ve bizim imkanlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyor. Devlet o kadar büyük bir kurum değil. Yani her yere yetişecek bir güç değildir. Devletin gücü sınırlıdır. Ama milletin gücünün pek sınırı yok. Her yere ulaşabiliyor, her yere gidebiliyor. Mesela suçlunun yakalamasında devlete yardımcı olunması lazım. Hastanın naklinde vatandaş yardımcı olacak. “Devlet yapsın, devlet etsin” o zaman bizim vicdani sorumluluğumuz bizden kalkmış olur, olmaz öyle şey. Her şeyde biz sorumluluk sahibi olacağız. Mehdiyet devrinin de özelliği budur. Mesela hasta varsa bütün mahalle sorumludur. Mesela farz edelim orada bir eve zarar geldi mesela duvarı yıkıldı. “Devlet gelsin yapsın” değil, vatandaşlar birleşip yapmaları lazım. Mesela yol farz edelim yarıldı, bozuldu, yıkıldı, mahalle onu yapması lazım toplanıp. Yani devlet tamam yapar ama her şeyde devleti yormak olmaz.  İyi organize olursa halk, iyi eğitilirse devlet buna yol gösterici olabilir. Her şeyi halkın yapması lazım.

Evet.

VTR: Adım soyadım Deniz Oktay. İstanbul’da ikamet ediyorum. Ramazanla ilgili bir soru sormak istiyorum ben size ama. Ölülerin arkasından Kuran okunuyor da bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu soruya cevap alabilirsem çok memnun olurum.

ADNAN OKTAR: Kuran Allah’ı hatırlatır insanlara, diğer kişilere de ölümü hatırlatır. Ders mahiyetinde oluyor. Arapça dahi olsa yine Allah’ı düşünecekleri için anlamasa dahi yine faydası olur yani dine, İslam’a saygısı artar, dolayısıyla güzel.

Mesela şimdi deminki soru için diyorum. Yolun kenarlarında küçük küçük kola kutuları falan oluyor veya başka bir şey vatandaş onu rahatça temizleyip kaldırabilir. Herkes kendi evinin önünü süpürse pırıl pırıl olur caddeler, yerler, her yer. Tabii ki devletin de çok atak görevleri vardır, çok önemli kilit vazifeleri vardır ama devlete her şeyi bırakma ruhunu ortadan kaldırmak lazım. Yani vatandaşın devreye girmesiyle ortalık cennete döner. Mesela “devlet her yeri ağaçlandırsın.” Vatandaş ağaçlandırsa devletin ağaçlandırmasının bin misli olur. Mesela vatandaş çiçeklendirse bahçelerini, bağını devletin yapmasının bin misli olur. Devlet hangi bağı bahçeyi ışıklandırsın, şenlendirsin, çiçeklendirsin? Ama vatandaşlar yapabilirler. Ama bunu yapmaları için tabii o şevkin, o kalite anlayışının, o sevgi anlayışının, o toplu heyecanın insanlara verilmesi gerekiyor. Bu da coşkun bir sevgi, coşkun bir tutku anlayışıyla, coşkun bir aşkla olur. Bu da yine Mehdiyet’te kilitlenen bir konu.

Evet.

 VTR: Bir hadisin doğru olduğunu nasıl anlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Bir hadisin doğru olduğunu Kuran’ a bakarız, Kuran ile mutabıksa doğrudur. Eğer gelecekle ilgili bir hadisse de olay tahakkuk ettiyse, meydana geldiyse doğrudur. Mesela Peygamber (sav) diyor ki; “iki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak” bakıyoruz, çıkıyor. Bilim adamları “çıktı” diyorlar. Demek ki doğruymuş. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Beş vakit namazınızı kılın, bu sizi tahir kılar.” Kuran’a bakıyoruz namaz kılmanın önemini anlatıyor Allah, mutabık.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar dünyada imtihandalar. Bu imtihanın bir sırrı var mı?

ADNAN OKTAR: İmtihanın sırları çok fazla oluyor. Yani insan bir kısmını görebilir, bir kısmını görmez ama o imtihana en güzel şekilde cevap vermesi gerekir. Mesela yorulur ama o yorgunluğa karşı direnir; bu bir imtihandır. Mesela uykusuz olur yine direnir; bu da bir imtihandır. Aç olur aç olduğu halde gayret eder; bu da bir imtihandır. Ama sırlar bitmez, yani Allah’ın sırları sonsuzdur. İnsanlar bir kısmını anlayabilirler.

Mesela bu taverna parçası, bazı tipler entel dantel “ya bu dinlenir mi?” diyor. Kendini boş yere zor bir ortama sokuyorsun. Gidiyor opera dinliyor sırf sükse olsun diye güya, hoşlanmadığı halde yahut hoşlanıyor da olabilir. Bu parçaların iyisi de var kötüsü de var. Ama hareketli güzel bir parçayı nasıl beğenmezsin? Yahut aranjman parçalar vardı eskiden, güzel olanlar var. Hepsi değil tabii ama hoş olan kulağa hoş gelenler dinlenir. Yani mesela eskiden Orhan Gencebay’ın gayet güzel parçalarını dinlemezdiler arabesk diye. Sonunda entel dantel takımının epey bir bölümü çöktü, böyle afallayarak geldiler. “Evet, dinleyeceğiz” dediler. “Hakikaten güzeldi. Biz kendimize boş yere eziyet ettik” dediler. Yazık değil mi yani? Sırf gereksiz bir hava için güya kendini ezmiş oluyorsun, bu nimetlerden mahrum kalıyorsun.

Gençler ne kadar makul, aklı başında ve dengeliler, çok hoşuma gidiyor benim. Mesela hiç böyle psikopat, dengesiz yani kişiliksiz bir gençle karşılaşmıyoruz. Hep tutarlı, makul, kabil-i hitap, çok güzel yani yeni nesil özellikle çok iyi. Yani İslam’a bakış açıları; yobazlığa tamamen kapalı, bağnazlığa tamamen kapalı ama imana sonuna kadar açık, dürüst yani sahabe İslam’ını severek yaşayacak ruhta ve kalitedeler.

Evet, Fikret Bey, sorular yine alalım.

VTR: Benim sorum şu olacak; İslam kabul edileli 1400 yıl oldu tebliğ edileli ve her programda yani her ramazan ayında yapılan televizyon programlarında sorulan bazı sorulara değineceğim. Neden bu kadar çok sorulduğuna değineceğim. Neden anlatamıyoruz, ilahiyatçılarımız kendilerini neden ifade edemiyorlar ve halkımız neden bunu anlayamıyorlar? Bunun yanıtlanmasını istiyorum açıkça.

ADNAN OKTAR: Yani böyle ağdalı konuşmak bir kere alimliğin şanından olarak görüyorlar. Bir kere insanüstü insan havasında çıkıyorlar televizyona çıktıklarında. “Öhöm” falan diyor böyle. Yani cennetlik, bir de günahkar gariban insanlar var gibi, o kurtulmuş mutlu prens havasında, öbürleri de -hepsi için demiyorum da bir kısmı için- sanki köleleri gibi böyle zavallı cehenneme gitme ihtimali yüksek olan garibanlar ama o usta yani zaten cenneti garantilemiş, cennetin bütün yollarını bilen, oradan gelmiş bir varlık gibi konuşuyor. Çokbilmiş, üst perdeden, onları hizaya getirmeye çalışan adam konumunda. Arapçalarıyla söylüyor. Halk zaten bilmiyor Arapçasını. Garip bir bilmişlik anlayışıyla ve biraz da azarlayan yani tepeden bakan bir üslup. Karmakarışık bir türlü mesele hallolmuyor o zaman. Halbuki dürüstçe kısaca Kuran’ın özlü anlatımıyla meseleleri çok kısa zamanda mükemmel anlatabilirler. Yapmıyorlar. Mesela abdesti soruyor, içinden çıkılmayacak hale getiriyor. Namazı soruyor, içinden çıkılamıyor. Mesela Allah korkusundan bahsetmiyorlar. Allah sevgisinden bahsetmiyorlar. Allah’ın varlığının delillerinden bahsetmiyorlar. Kuran mucizelerinden bahsetmiyorlar. Halbuki Kuran mucizelerini anlatmaları lazım. Peygamberimiz (sav)’in halihazırda çıkan mucizeleri var bunları anlatmaları lazım. Yani 1400 yıl sonra çıkan mucizeleri var anlatmıyorlar. Sesini falan bile halktan ayrı yapıyorlar konuşurlarken. “Anneni niye dinlemedin yavrum?” diyor. Normal bir insan böyle konuşur mu? Çıkarlarıyla çatıştı mı bas bas bağırıyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba. Ben aslında merak ediyorum bu kapalı insanlarla ilgili sorum var. Bazı kızlar gerçekten isteyerek mi kapanıyor yoksa zorla mı? Mesela isteyerek kapansalar bile niye öyle bir tercih ediyorlar? Ya da nasıl oluyor nasıl bu noktaya geliyorlar? Onu çok merak ediyorum ben.

ADNAN OKTAR: Nur Suresi’nde Allah’ın emri var. Başınızı örtmeniz gerekir deyince Müslüman bir kız tabii ki ona kanaat getiriyor. Ama yok ama var gibi gösteriyorlar. İşte bizim yayınladığımız filmlerden, anlatımlardan sonra büyük bir oyun oynandığını anladılar. Daha yeni mesele halk tarafından kavrandı. Yani çünkü hiç soru gelmiyor. Allahualem yüzde yüz kanaat oluşmuş. Fakat mesela ağabeyi gelenekçi Ortodoks, babası gelenekçi Ortodoks, annesi gelenekçi Ortodoks o genç kızın başörtüsünün dışında o ailede yaşaması mümkün değil zaten. Yani en azından aile içinde rahat yaşamak için başını örtüyor. Fakat Allah’ın emri olduğuna inanıyorsa zaten mutlaka örtmesi gerekir. Örtmesi de güzel. Yani örtmüyorsa çirkin. Yani Allah’ın emri olduğuna inanıyorsa ve örtmüyorsa çirkin çok kötü yani. Çünkü Allah’a isyan ediyor demektir. Ama Allah’ın emri olmadığını biliyorsa ailesinden çekindiği için yapıyorsa bu acı tabi. Yani bir genç kız için çok zor bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Peygamber Efendimiz (sav)’e inen Kuran o döneme mi indi, her döneme mi indi?

ADNAN OKTAR: E tabii ki kıyamete kadar geçerlidir Kuran. Son kitap olduğuna göre, başka bir kitap gelmeyeceğine göre kıyamete kadar geçerli.

Mesela şu anlatım şunda ne mahsuru var, RTÜK’ün buna müdahale etmesine ne gerek var? Bak dini de anlatıyorum ama modern bir hayatı da yaşıyoruz. Müzik de var, eğlence de var. Genç kızlar dekolte de giyiniyor, gülüyorlar da eğleniyorlar da. Yani dinle bu niye çelişsin ve nereden çıkarttınız bunu? “Ayet söyleyin” diyorum “ayet yok” diyor. “1400 seneden beri bu böyle” diyor. Ya kardeşim 1400 sene evvel sen orada mıydın? Niye dürüst konuşmuyorsun? Dini değiştirdiğinizi görüyorsunuz. Dört ayrı mezhep var. Şia var, Vahabiler var. Dini değiştirmişsiniz. Nasıl 1400 seneden beri aynı? Peygamberimiz (sav) zamanında mezhep var mıydı? O devirde hayat moderndi, değiştirdiniz. Ama tabii uğraşılacak gibi değil yani söylesen de inanacak gibi değiller.

Evet, dinliyorum

VTR: Ağabey merak ediyorum hep büyüklerimiz hep bu soruyu soruyor da. Nefis ya da şeytan arasındaki fark nedir?

ADNAN OKTAR: Nefisle şeytan. Nefis güçlüdür. Şeytanın etkisi zayıftır. Görünmez bir güç beyne etki yapar. Ama nefis Allah’a düşman yaratıldı. Açıkça Allah ifade ediyor ayette. Fakat her ikisi de çok rahat kontrol edilecek güçtelerdir. Yani kontrol edemiyorum diyen samimiyetsizdir. Nefis ne derse onu yapar. Kalk dersen kalkar, otur dersen oturur. Şeytana da hadi oradan dersin yerinden bile kıpırdayamaz.

Evet, diniyorum.

VTR: Benim sorum Tevrat’la İncil günümüzde Kuran-ı Kerim’e göre İslamiyet’e göre bozulmuş görünüyor. Ama hala onlardan örnekler veriliyor bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Tabii yani Kuran’a uygun olan, Kuran’ın reddetmediği hükümleri geçerlidir bunu Kuran söylüyor zaten, Allah Kuran’da söylüyor. Açsın baksınlar diyor ve Müslümanları da zaten Zebur’a ve Tevrat’a gönderme yapıyor. Mesela dünya hakimiyetinin Tevrat ve Zebur’da geçtiğini söylüyor Allah. Baktığımızda böyle bir hükmü görüyoruz ve Moşiyah’la ilgili bölümü, Mehdi (as) ile ilgili bölümü görüyoruz. Tevrat’ın geçersiz olan kısımları Kuran’la çelişir oradan bilinir. Biz mesela hadislerin de ona kalırsa mesela şu an Tevrat’ın muharref kısmı gibi hadisler. Yani gelenekçi Ortodoks İslam’ın muharref Musevilik ’ten hiçbir farkı yok. Yani iki Musevilik var şu an. Biri Hak olan Musevilik biri muharref olan Museviliktir. Dünyada Gelenekçi Ortodoks Musevi kardeşlerimiz muharref Museviliği yaşıyor. Ama muharref Tevrat’ı yaşıyor. Fakat Gelenekçi İslam’a baktığımızda muharref Tevrat’ı aynı şekilde onların da yaşadığını görüyoruz. Bütün hükümleriyle yaşıyorlar. Ne var ne yoksa. Yani kadınlara gösterilen tavır, ceza şekilleri yani cinayetle sonuçlanan cezaların çokluğu. Mesela Musevilik’te de sakal kesme yok. Mesela onlarda da ibadet yapmayan öldürülür. Mesela dininden çıkan öldürülür. Aynısı gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında var. Mesela taşlanarak kadın öldürülmesi Tevrat’ta da vardır muharref Tevrat’ ta. Sümerlerden gelme eski pagan dinlerinden gelme bir inançtır. Aynısı gelenekçi İslam’da da vardır. Her şeyiyle benzer. Mesela hahamların bakın başlarındaki takkelerine yapıştırılmış sarıktır yani fes gibi bir şeyin üzerine güçlüce yani zamkla yapıştırılmış bir ince sarık giyerler. Gelenekçi sistemde de aynısı var aynı sarık. Peygamberimiz (sav)’in kullandığı sarık gibi değildir giydikleri sarık. Yani saysam sabaha kadar bitmez, çok benzer.

Evet, dinliyorum.

VTR: İslamiyet’i doğru yaşıyor muyuz? Bunu merak ediyorum. Bir de özellikle halk müziğinde dini motiflerle kendini ifade etmeyi doğru bulmuyorum bir sanatçı olarak.

ADNAN OKTAR: İslam’ı doğru yaşayıp yaşamadığımızı Kuran’dan anlarız. Kuran’da olmayan bir şeyi yapıyorsak yanlış yaşıyoruz demektir. Kuran’da olan bir şeyi yapıyorsak doğru yaşıyoruz demektir. Adam Kuran’da olmayan bir şeyi ısrarla yapmak istiyor. E bu nedir? Tabii ki o zaman İslam’ı yaşamamış oluyor. Halk müziğinde de Kuran’dan, İslam’dan güzel anlatımlar varsa müzikle insanlara bu anlatılıyorsa güzel. Mesela bir şarkı da Allah’tan bahsediliyorsa, Allah sevgisinden bahsediliyorsa bu güzel. Yani olmaması mı güzel? Tabii ki olması güzel. Yani müzikle dini bağdaştıramamak çok yanlış. Müzik gelince din gider, din gelince müzik gider; çok yanlış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Nurettin. Hristiyanların dininde şarap içmek haram değil mi?

ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm haram gibi görünüyor. Tevrat’ta da öyle görünüyor. Yani çirkin bir tavır olduğu vurgulanıyor. Tevrat’ta ve İncil’de.  Helal diye de bir konu yok. Mesela İsa Mesih hiçbir şekilde şarap içmemiş. İncil’de şarap içtiğine dair bir ifade yok. Mesela hahamlar şarap içmiyorlar. Çok titizler yani sarhoş olan bir haham olmaz. Ve sarhoşluk şiddetle kınanıyor Tevrat’ta ve İncil’de.

Evet.

VTR: Merhabalar ben Çağdaş. Şey sormak istiyorum. Dinde dair geçiyor bahsi. Şimdi bir kadın kocasına itaat etmezse eğer kocasının onu dövmeye hakkı var mı?

ADNAN OKTAR: Yani çok anormal bir davranış olur. Peygamberimiz (sav)’in böyle bir uygulaması yok bir kere buradan hemen anlamaları lazım. Bak Peygamber (sav) adına bayağı yalan söylüyorlar ama bu konuda yalan söyleyememişler cesaret edememişler.