Sohbetler (26 Mayıs 2017; 20:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. A9 TV ekranlarında Hoş Sohbetler programına başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Muhterem kardeşim siz de hoş geldiniz.

KARTAL GÖKTAN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari Çukurca ilçesi kırsalında teröristlerin önceden döşediği el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu bir uzman çavuş şehit oldu. İki asker yaralandı. Şehidimizin resmini görebiliriz. Uzman Çavuş Gökhan Peker.

ADNAN OKTAR: Her ikisi de Gökhan’ın resmi mi?

KARTAL GÖKTAN: İkincisi şehidimizin ikiz kardeşi. O da şu an Hakkari’de asker.

ADNAN OKTAR: Ama kardeşi?

KARTAL GÖKTAN: Kardeşi, yaşıyor.

ADNAN OKTAR: Yaşıyor asker evet. Şehit olan Gökhan.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Gökhan’ı tebrik ediyoruz. Allah sonsuz hayatında, sonsuz cennet içerisinde, sonsuz güzellikler içerisinde onu yaşatıyor. Biz ona imreniyoruz. Madde sürekli şekil alıyor Allah’ın dilemesiyle. Bir anda başka boyuta geçiyor. Demek ki Allah’ın seçtiği bir kul, sevdiği bir kulu ki Allah şahadet nasip etmiş. Bizlere de nasip etsin Rabbimiz. Yatakta vefat vermesin Allah. Şahadet nasip etsin. İmrendik. Allah şahadetini makbul etsin, meşhur etsin, kabul etsin. Ailesine Cenab-ı Allah bereketli, hayırlı uzun ömür ve sabr-ı cemil nasip etsin. İftihar edilecek bir evlat. İftihar edilecek bir kabadayı. Kabadayının şanına yakışır. Ya şahadettir, ya gazilik. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimizin babası Yetiş Peker’in bir konuşması var video olarak.

VTR: Bu vatan bizim. Yapacak bir şeyimiz yok. Vatan için canımız feda olsun. Ben altmış beş yaşındayım. Ben de giderim. Ama bu teröristlerin dibine kıranı eksinler yani devletimiz. Beni götürsünler ben de giderim. Altmış beş yaşındayım.

ADNAN OKTAR: Baba kabadayı olunca, evlat da kabadayı oluyor tabii. Baba, halis kabadayı maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Sağlık sıhhat versin. Babaya her yerde hürmet, her yerde saygı. Ben onu söylemiştim ama yapmadılar. Şehit ailelerine madalya verilmesi lazım. Şehit madalyası. Bilmiyorum. Altın, yirmi dört ayar altın göğsünde taşıyacak. Ailenin bir ferdine daha da olabilir. Annesine ve babasına olabilir. O gururu onlarla beraber bizde yaşıyoruz.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Brüksel’deki NATO toplantısında, dün tarihte bir ilk yaşandı. NATO zirvesine katılan liderlerin eşlerinin iştirak ettiği bir programda, bütün First Lady’ler birlikte aile fotoğrafı çektirdi. Fotoğrafa, Lüksemburg Başbakanı Xavier Bettel'in 2015 yılında homoseksüel evlilik yaptığı kişi olan Gauthier Destenay adındaki adam da, Başbakan’ın eşi sıfatıyla First Lady olarak katıldı. İlk defa bir homoseksüel erkek First Lady’lerle birlikte aile fotoğrafına girdi. Bu aile fotoğraflarının içinde Emine Erdoğan Hanımefendi de bulunuyor. Fotoğrafları gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Yani saygısızlık yapıyorlar. Münasebetsizlik yapıyorlar. Emine anneyi de orada mahcup etmişler. Zora sokmuşlar. Adamlar sürekli mevzi alıyor. Müslümanların dünya çapında tavır göstermesi lazım. Bunu normal karşılamaları çok çirkin, çok korkunç, çok ürkütücü ve dehşet verici Müslümanlar için. Bir kere Müslümana bu saygısızlık yapılmaz. Hristiyan’a da bu saygısızlık yapılmaz. Musevi’ye de bu saygısızlık yapılmaz. Kendileri gibi ateist olanlar varsa, onlar nasıl düşünüyor bilmiyorum ama Müslümana yapılacak bir şey değil bu. Ve çok kızdırıcı. Yani çok çirkin. Bunun protesto edilmesi lazım. Yani kapsamlı protesto. Müslümanlar protesto etsinler. Hristiyanlar, Museviler herkes protesto etsin. Bu bir dayatma. İngiliz derin devletinin dayatması. Bu akıl, onların yaptığı bir akıl değil. Bu özel planlanmış bir şey. Kasten yapıyorlar. Dünyayı kıyamete hazırlamak için, deccaliyetin azgınlığını ortaya koymaya çalışıyorlar. Homoseksüelliği meşru, legal, faydalı bir şey gibi gösterip, büyük bir belaya doğru dünyayı çekmeye çalışıyorlar. Gereğini halk protestolarla yapması lazım. Meşru demokratik protestolar. Ve kesintisiz olması lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mısır’da silahlı saldırganlar içerinde Kıpti Hristiyanların bulunduğu bir otobüsü taradı. Minya bölgesinde gerçekleşen saldırıda ilk belirlemelere göre en az 23 kişi hayatını kaybetti, 25 kişi de yaralandı. Mısır’da geçen ay da Tanta ve İskenderiye kentlerinde iki intihar bombacısı kiliseleri hedef almış ve saldırılarda 36 kişi ölmüştü.

ADNAN OKTAR: Hayret. Kiliselerden ne istiyorlar? Hayret edilecek bir şey yani. Ehli kitap Müslümanların koruması altındadır. Kiliseler Müslümanların koruması altındadır. Havralar, camiler Kuran ayetiyle sabit. Bu da bir deccal saldırısı. Çünkü Mısır’da Hristiyan da Müslüman da istemiyorlar. Yani yıldırmak istiyorlar. Musevi zaten bırakmadılar. Biraz Hristiyan var. Onların da oradan gitmesini veyahut yok olmasını, inançlarını kaybetmesini istiyorlar. Müslümanlar bütün güçleriyle Hristiyan kardeşlerimize destek olsunlar Mısır’da. Koruyup kollasınlar. Yanlarında böyle koruma gibi gezsinler. Kiliselerin önünde nöbet tutsunlar. Bu farzdır. Yani kiliseleri korumak. Bu zulme kimse göz açtırmasın. Mısır devleti de göz açtırmasın. Mısır’daki Müslümanlar da göz açtırmasın. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Barselona forması giyen milli futbolcumuz Arda Turan’ın sosyal medyada umrede çekilmiş bir fotoğrafı yayınlandı. Görebiliriz. Fotoğrafın altına bir kullanıcı şöyle bir yorum yazdı. “Kadın kızla gez, sonra da umreye git. Allah razı mı? Bakın zina yapın demiyor, zinaya yaklaşmayın diyor.” Dedi. Arda Turan bu yoruma “Sen Rabbimizi yargılıyorsun. Sen önüne bak. Güzele doğruya sevk et. Yanımda mıydın? Allah rahmetini sen nereden bileceksin?” sözleriyle tepki gösterdi.

ADNAN OKTAR: İşte Türkiye’de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının çirkin eylemlerinden bir tanesi de bu. Arda nur gibi Müslüman. Gayet terbiyeli, efendi bir delikanlı. Kuran Müslümanı. Aklı başında bir insan. Adamdaki sevgisizliğe, merhametsizliğe, şefkatsizliğe bak. Teşvik edip, takdir edeceğine, mutlu olacağına, sevinç duyacağına çirkin bir üslupla kendince o zehirli dille onu rahatsız edeceğini düşünüyor. Arda da çok güzel cevap vermiş. Herkes Arda’nın yanında. Herkes onu çok seviyor. Kardeşi olarak bağrına basıyor. Bu münasebetsizlerin sözlerine hiç itibar etmesin. Kaale dahi almasın. Evet.

OKTAR BABUNA: Kıbrıs’ta Türk ve Rum birleşme görüşmeleri iptal oldu. Rum tarafı, Türk tarafı lehinde hiçbir maddeyi kabul etmiyor ve toprak talep ediyordu. İlerleme olmayınca Birleşmiş Milletler Kıbrıs Temsilcisi diplomasi çabalarını sona erdiğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: İyi olmuş. Yani son derece gereksiz bir talep. Evet. Zaten mesele bitmiş. Herkes kendi toprağında, kendi yerinde sistem de gayet güzel. Sadece aradaki sınırları açalım. Rum kardeşlerimizle rahat dostça yaşayalım. Yani şöyle, pasaporta vizeye gerek kalmasın. İki taraf da istediği gibi ticaret yapsın. Türkiye zaten suyunu sağlıyor Kıbrıs’ın. Dolayısıyla toprak talebi falan çok ayıp çirkin. Rum tarafı çok ayıp yapıyor. Zaten biz fedakarlık yaptık. Civanmertlik yaptık. Temiz bir ahlak gösterdik. Bize ait toprakları onlara geniş çapta verdik. Yani mağdur olmasınlar diye. Bize ait olmalarını kabul etmeleri şartıyla oldu ayrıca bu da. Çünkü tapusu bizim üzerimize. Bu kadar insancıl ve sevecen yaklaşmamıza rağmen, böyle bir tavır. Daha hala açgözlü bir tavır. Daha hala “Bize toprak verin.” Kıbrıs’ın büyük bir bölümünü verdik. Hiç hakları olmadığı halde. Bize ait toprak. Kendimize ait topraklar. Dostça kardeşçe yaşayalım. Bu artık uzatılacak bir konu değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uykudan uyanmış sevimli bir kedimiz var.

ADNAN OKTAR: Bunun ağzını burnunu her yerini yemek lazım.

Evet şimdi kardeşlerimizin sorusu varsa onları alalım.

VTR: İnternette videolar izlemiştim. Ve şunu merak ediyorum. Kaç tane boyut var ve biz kaçıncısındayız?

ADNAN OKTAR: Allah sonsuz boyut yaratmış olabilir. Yani on tane, on beş taneyle bitecek gibi görünmüyor. Evren nerede sonsuz olabilir? Sonsuz evrenlerden bir tanesinde olmamız mevzubahistir. Her evren de bir boyut olmuş oluyor tabii. Her evrenin bir karşıtı da var. Kuran onu da söylüyor. Benzeri var yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Cihazların fiyatı bin lirayı, iki bin lirayı da bulurken -işitme kayıplılar için olanlar- devlet neden bunun sadece beş yüz lira gibi komik bir rakamını karşılıyor? Bunu merak ediyorum ben sadece.

ADNAN OKTAR: Aslında ücretsiz olması lazım. Yani parayla niye oluyor ki? Çünkü işitme kaybı zaten o kardeşimizin güzel bir imtihanı. Onun güzel imtihanında bizim ona yardımcı olmamız lazım. Dolayısıyla “Senin işitme kaybın var. O yüzden beş yüz lira vermen gerekir. Bende işitme kaybı yok. Onun için benim beş yüz lira vermeme gerek kalmadı.” Böyle bir şey oluyor. Biz sağlıklı olduğumuz için, onun bir şükrü olarak zaten o cihazı kardeşimize hediye olarak vermemiz gerekir. Para hiç alınmaz. Doğru söylüyor hanımefendi.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Iraklıyım. Türkmen’im. Türk halkı acaba Türkmenleri sever mi? Sahip çıkabilirler mi?

ADNAN OKTAR: Yani ahlaksız haysiyetsiz biri varsa, Türkmen’i de sevmiyor. Arap’ı da sevmiyor. Laz’ı, Çerkez’i de sevmiyor. Gözü dönmüş ahlaksız insanlardan sevgi beklemeyecekler. Ama Türkmen diyorsun. Yani bütün Türkiye’nin göz nuru olan kardeşlerimiz. Çok seviyoruz tabii ki. Arapları, Kürtleri, Çeçenleri, Çerkezleri, Türkleri herkesi ve her toplumdan insanı çok seviyoruz. Hepsi Allah’ın yarattığı kullar. Dolayısıyla biz de orada doğmuş olabilirdik. Değil mi? Ama bizi Allah burada yarattı. Dolayısıyla “şunu seviyorum, bunu sevmiyorum” diyen adamlar, bunlar normal insanlar değil. Bunlara itibar etmesinler. Evet.

VTR: Merhaba ben İran’dan Emad Ahmadi. Türkiye ve İran arasındaki ilişkileri nasıl daha iyi hale getirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Türkiye’yle İran’ın arasında bir konu zaten olamaz. Yani nasıl olsun? İran’ın yarısı Türk. Yarısı da Sünni. Eski tarihlerden beri dostuz. İran’la aramızda bizim çok eskiden birkaç savaş oldu. Onun dışında yani binlerce yıllık tarih içerisinde hiç savaş yok İran’la aramızda. Mübarek, muhterem, tertemiz Müslümanlar. Temiz bir ülke. Temiz insanlar. Dürüst, efendi, güvenilir insanlar. İran’a karşı muhalefeti İngiliz derin devleti körüklüyor. Buna karşı çok dikkatli olmak lazım. Şii kardeşlerimiz başımızın tacı. Öyle bir şey olmaz. Evet.

VTR: Toplu taşıma araçları neden ücretsiz değil?

ADNAN OKTAR: O, olur da yani devletin daha zengin olması gerekiyor. Tabii ki gönül onu ister. Mehdiyet devrinde olacak bir şey o. Şu an devletin bunu karşılaması çok zor olur.

Bediüzzaman diyor ki; “Semavatta binler alem var. Yıldızların bir kısmı, her biri birer alem olabilir.” Diyor. “Yerde de her bir cins mahlukat birer alemdir. Hatta her bir insan dahi küçük bir alemdir.” Diyor. Yani burada anlatmak istediği daha derin bir konu var. Ama nezaketiyle, kapalı bir şekilde söylemiş. Yani sonsuz alemler vardır.

“Sevgi saygı mutluluktur” diyelim. Evet. Etiketi o şekilde yapalım. “Sevgi saygı mutluluktur.”

İran’la sınırımız bizim 1639 yılından beri hep aynı. Hiç değişmemiştir. Bizim samimi, derin dostumuzdur İran. Ortadoğuluyuz biz. Onlar da Ortadoğulu. İki taraf da mert ve dürüsttür. Ama İslam alemini ezmek için, iki büyük gücü çatıştırmaları gerekiyor. Onun için İngiliz derin devleti bahane de bulamıyor aslında. Çok münasebetsiz bahaneler buluyor. Zorluyor yani. Zorlarsa da bahane bulamazlar. Dostuz ve dost kalacağız.

Evet Fikret Bey buyurun.

VTR: Merhaba. Her insan kendi aklını beğeniyor. Sizce bu bir zaaf mıdır?

ADNAN OKTAR: Aklını beğenmeyi aslında normal karşılamak lazım ama eleştiriye açık ve elastiki olmak lazım. Yani şüphe de edebilmesi lazım insanın. İstişareye açık olması gerekiyor. Kuran’da mesela istişare var. Cenab-ı Allah, Peygamber (sav)’e istişare etmesini söylüyor. En çok aklını beğenmesi gereken peygamber olması gerekir. Çünkü Allah garanti veriyor ona. Öyle olmasına rağmen, peygamberin istişare etmesini söylüyor Allah. Mümin istişareye açık olması lazım. Yani Her görüşü alması lazım. Aklından emin olursa, Allah onu rahat yaşatmaz. Yani o bir, akıl hastalığı gibi bir şeydir. Kendinden emin olmak, aklından emin olmak. Mutlaka elastiki, rahat düşünen, doğruya açık, doğruyu gördüğünde kabul eden olmak lazım. Hatta insanın kendini kontrol etmesi gerekir. “Acaba ben doğruyu kabul ediyor muyum? Günde kaç doğruyu, dışardan tavsiye edilen hangi izahları kabul ettim?” Diye kendine test yapması lazım. Hiçbir şeyi kabul etmiyorsa, bir anormallik vardır. Bir hastalık vardır.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’deki korku filmleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Korku filmleri son derece tehlikeli ve çok yanlış. Geçen gün Beyaz TV’yi açtım. Bir adam. Kendisi işte olağanüstü yeteneklere sahip gibi gösteriyorlar. Adam haşa bir tanrı oluyor. Yani eski çağlardan kalma bir tanrı. Ama o tanrı muazzam bir güce sahip. Bütün evreni yok edebiliyor. Kainatı yok ediyor. Ve kıyamet koparıyor. Yeniden insanları yaratıyor. Bu alenen Allah’ın inkarı propagandası. Ve tabii çok ürkütücü görüntülerle bu empoze ediliyor. Çocukların kafasını allak bullak eder bu. Bir de Beyaz TV. Yani hayret edilecek şey. Kafaları tamamen şüphe içinde bırakacak. Çocukların kalbinde korku ve tedirginlik meydana getirecek. Gereksiz kuşkulara saplanmalarına sebep olacak. Çok münasebetsiz bir girişim.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. İsmim Yunus. Mecidiyeköy metro hattında çalışıyoruz demirci olarak. İş güvenliği hakkında ben konuşmak istiyorum. İş güvenliği ülkemizde daha da gelişmeli. Benim fikrim. Şahsi fikrim. Yasal olarak tabii bazı şeyler var ama teorikte bunların hepsi. Bunların daha da uygulanması takip edilmesi lazım. Bu şekilde. Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: İş güvenliği. Doğru kardeşimin dediği ama iş güvenliğini sırf devlete bırakmamak lazım. Şahısların dikkati ve birbirini koruyup kollamasıyla iş güvenliği geniş çapta tespit edilip gereği yapılabilir. Mesela asansöre biniyor işçi, halatı kopmak üzere.  Belli, çürük halat. Onu gören oluyor. Söylemiyor. Halbuki orada direkt onu o anda uyarı “kardeşim bu kopar. Çok tehlikeli. Bunu yapma” demesi lazım. Yani insanların da birbirine çok yardımcı olması lazım. Ama devletin de tabii üstüne düşen görevleri, tam anlamıyla bihakkın yapması lazım. Evet.

VTR: Sizce bir çocuğun eğitimi kaç yaşında başlamalı?

ADNAN OKTAR: Çocukları sıkmamak şartıyla, dört yaşında falan bile başlanır. Ama eğlendirerek öyle eğitmek lazım. Mesela ilkokulda çocuk okula götürülüyor. Feryat figan. Bayağı ızdırap çekiyor annesinden ayrılırken. Halbuki gayet rahat eğlendirilerek doğal bir yapı içerisinde bu elde edilebilir. Hiç sezdirmeden yani böyle. Ani bir şokla değil de, normal annesiyle babasıyla. Annesi de öğrenebilir çocuğa öğretilen şeyleri. Sırf çocuğun ihtiyacı yok ki o konulara. Babasının da ihtiyacı olabilir. Beraber konuşarak, eğlenceli rahat bir ortamda, onları hiç sıkmadan, onlara bunları empoze etmek mümkün. Özellikle filmlerle. Çocuklar çok etkilenir filmden. Çok kalıcı o. Hafızasında görüntülerle, sesle o bilgi çok güzel hıfz olunur. Çok faydalı bir yöntem olur. Evet.

VTR: Merhabalar. Ben daha önce hiç A9 kanalıyla karşılaşmadım. Kaç yıllık bir kanalsınız? Konsepti ne?

ADNAN OKTAR: Kaç yıllık kanal ve konsepti ne? Konsepti Allah’ın rızası. Sabahtan akşama kadar Allah’ın rızası için gayret eden bir topluluk. Beş yıl olmuştur değil mi?

OKTAR BABUNA: Yedi. 2011 galiba.

ADNAN OKTAR: Evet. Sayılır. Yani ilk dönemler bizim başka kanallarda falandı. Evet. A9 olarak ne kadar oldu?

KARTAL GÖKTAN: 2011.

ADNAN OKTAR: Mart’ı, A9 olarak. Evet. Sıhhatli sağlıklı olarak devam ediyoruz. Ama tabii son dönemlerde etkinlik çok arttı. Yani şu anki izleme çok çok yüksek.

Evet dinliyorum.

VTR: Dedikodu çok kötü bir şey. Buradan insanlara neler öğretebiliriz?

ADNAN OKTAR: Dedikodu haram tabii. Allah ayette “Kardeşinizin etini yemek ister misiniz? Tiksindiniz değil mi?” (Hucurat Suresi 12) diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onun gibi bir şeydir” diyor. “Sakın yapmayın” diyor. Ama dedikodusu yapılan kişi daha sağlıklı, daha sıhhatli, daha güçlü, daha zengin olur. Dedikodu yapan daha fakirleşir, daha güçsüzleşir, daha hastalıklı, daha bitkin olur. Yani onların peşindir cezası. Gizli cezaları vardır onun. Yani Allah’ın bir açık cezaları vardır. Bir de gizli ceza. Fark edemeyecekleri yönden diyor Allah ayette. Bak defalarca vurguluyor. “Fark edemeyecekleri yönden onları yavaş yavaş helake yaklaştırırım.” diyor. “Fark edemeyecekleri bir yönden yavaş yavaş helake yaklaştırırım.” Yavaş yavaş bir helak uygulandığı için farkına varamıyorlar. Aslında bayağı çaplı ızdırap duyuyorlar.

Geçenlerde bir kız arkadaşım geldi. Bir arkadaşımın arkadaşı. “Adnan Bey, ben sizi ilk defa duyuyorum isminizi. A9’u da hiç izlemedim” dedi. “Olabilir. Gençler pek izlemiyorlar. İzlemezler. Haberleri yoktur.” Dedim. “İlk defa gördüğüm için” dedi. “İlk defa duyduğum için” ısrarla onu anlattı. “Doğru” dedim ben de yani. Sürekli bu beyanda söyledim. Bir dahaki geldiğinde “Ben yıllardan beri sizi izlerim” dedi. “En ince detaylarına kadar biliyorum” dedi. “Çok merak ediyorum” dedi. “Sürekli internette karşılaşıyorum” dedi. O yüzden gençlik arasında çok yaygın. Bilmeyen hiç kimse yok” dedi. Yani “ Herkes biliyor” dedi. Hakikaten internette nereye girsen bizle karşılaşıyor insanlar. Evet yani öylesine bir bilgi.

Evet dinliyorum.

VTR: Geçenlerde bir arkadaşımı eleştirdim. Üzüldü. Bu doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Eleştiriden insanlar çok yılıyorlar. O şeytani bir içgüdü. Yani nefsin çirkin bir refleksidir. Halbuki eleştiri çok mükemmel bir sistemdir. Röntgen gibi. İnsanın göremediği hastalığı, karşıdaki insanın görmesiyle, insanın kendini tedavi etmesi imkanını meydana getiren güzel bir nimet. En mükemmel röntgen aleti, en güzel muayene, en güzel teşhis karşıdaki insanların görüşüdür. Mesela diyor ki adam. “Görünüşün pek hoş değil, kıyafetin.” Başkasıyla görüşüyor ama kendini çok beğeniyor. Onların dediğinde bir doğruluk payı vardır. Bu çok önemli. Buna üzülecek bir şey yok. Onun haklı yönünü görüp, kendinin neden göremediğini araştırması lazım. Yani ittifakla birileri bir şeyler söylüyorlarsa, doğruluk payı çok yüksek demektir. Sen göremiyorsundur.  Dolayısıyla eleştiriye üzülmek çok çok yersiz. Şeytani bir içgüdüdür. Nefsin çirkin bir refleksidir. Şeytan insanların mükemmel olmasını istemediği için, nefis de insanların iyi ve güzel olmasını istemediği için böyle bir atak yapar. O atağa direnmek lazım. Evet.

VTR: Merhaba, ben Gökay. Din ağır davranmak mıdır? Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Din bilakis hareketlilik, canlılık, hayat, kalite, sanat, sevinç, güzellik ve neşe demektir. En güzel hayatın adı dindir. En güzel insana da Müslüman denir. Yani İslamiyet. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bilgisayarda çalışan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Ama tam olmuş yani. Ciddiyeti, ağız yapısı. Bakışları mükemmel.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar cenneti dünyada eşleriyle mi yaşıyor?

ADNAN OKTAR: Dünyadaki imtihandır. Eşiyle ahirete gittiğinde, sonsuz hayat başladığında kusursuz hayat modeliyle, kusursuz bünyesiyle mükemmel bir hayat yaşar. Ona denir tabii ki cennet hayatı diye. Ama cennetin zeminini, cennetin imkanlarını burada elde eder insan. Yani Allah’ın rızasını kazanarak elde eder. Evet.

VTR: Kahve falı baktırmak günah mı?

ADNAN OKTAR: Kahve falında atıyorlar tabii. Hiçbir geçerliliği yok. Mantığı yok. Ama genellikle de tutar öyle şeyler. Çünkü diyor ki mesela “Üç vakte kadar sana para gelecek.” Bir insana para illaki bir yerden gelir. Az veya çok belirli bir vakit içinde. Üç vaktin içine o rahatça alınabilir. Üç yıl da olabilir bu, üç ay da, üç saat de olabilir. Hepsine uyuyor. Dolayısıyla doğru çıkınca da adamlar nefesleri kesiliyor. Diyor “misafir geliyor sana. Bak görülüyor” diyor. Bir insan ömrü boyunca yalnız yaşamaz. Mutlaka birisi gelir. “Ya” diyor “kahve falında gördük” diyor “senin geleceğini” diyor. Çocuksu bir mantıktır kahve falı ve geçerliliği yok tabii. Ve hakikaten inanarak söylüyorsa o şahıs, günaha girer. Haram olur. Şirk olur.

VTR: Allah’a söz verip oruç tutmamak olur mu?

ADNAN OKTAR: Ne demek istedi acaba? Yani şu iki türlü anlaşılıyor. Bir, Allah’a zaten sözümüz “Oruç tutmamız gerekiyor” diyor. Ama yani bu zaten farz olduğu için tutulması gereken bir hükümdür. Allah’a biz zer aleminde söz verdik. Dolayısıyla farz olduğu için orucu tutarız. Evet.

VTR: Dinler hep neden Arap yarımadasına gelmiştir?

ADNAN OKTAR: Dinler belirli bir soya geliyor sadece. Mesela bütün peygamberler tek bir soydan geliyor. Ve belirli bölgede geliyor. O da Allah’ın bir güzelliği, bir hikmeti. Ama tabii başka bölgelere peygamber gitmemiştir denemez. Amerika’ya da peygamber gitmiştir. Çin’e de peygamberler gitmiştir tarih içerisinde. Ama son dönemde yani Hazreti İbrahim (as) devrinden beri, Hazreti Nuh (as)’tan beri genellikle hep insanlar o bölgede yoğunlaştığı için peygamberler de hep o bölgede gelmişler. Yani en yoğun oldukları yerler ama oradan peygamberler elçilerini, dini tebliğ edecek kimseleri, her yere göndermişlerdir. Yani dünyanın her tarafına gitmişlerdir. Mesela Peygamberimiz (sav)’in zamanında İspanya’ya kadar her yere gittiler. Dünyanın her tarafına Müslümanlar tebliğ için yayıldı, dağıldılar.

Evet.

VTR: Ölen bir yakının kalbini kırdım bunu şu an nasıl telafi edebilirim?

ADNAN OKTAR: Ölen bir yakının kalbini kırdın? Allah’a tövbe edeceksin çünkü ölmüş artık ölen kişiyle bağlantı olmayacağına göre ama samimi pişmanlığını Allah ona aktarır, o da ahirette seni affederse biter. Allah’ın elinde o, Allah’ın gücü dahilinde. Allah, “bu kul, benim bu kulum seni üzdüğü için müteessir affediyor musun onu?” Dese tabii ki mümin affeder onu.

Evet.

VTR: Allah’ın affetmeyeceği bir günah var mı?

ADNAN OKTAR: Eğer tövbe etmeden ölürse affı olmaz yoksa her günah tabii ki tövbeye açıktır yani affedilmeyecek bir günah yok. Bütün mesele sağken, aklı başındayken zamanlı yapması tövbeyi yani tam ölüm anında canı çıkarken olursa olmaz.

Evet.

VTR: Allah’ı çocuklarıma nasıl anlatabilirim?

ADNAN OKTAR: Çocuklara Allah’ı sevdirerek, her nimeti anlatarak mesela elmayı gösterirsin “kokusu nasıl, tadı nasıl?” Mesela o çocuk “güzel” diyecektir, “bunu bize Allah yarattı” diyeceksin. Mesela muz, çocuk muzu yiyecek “Bak yavrum ne güzel yarattı Allah, sapsarı görüyor musun? Kokusu çok güzel, kıvamı güzel bunu Allah yarattı” diyeceksin. Her şeyde mesela “Bu çiçek ne kadar güzel kokuyor değil mi yavrum?” Dersin “Bunu da Allah yarattı” dersen çocuk onu çok rahat anlar. Sevdirerek, akıllı bir üslupla, çocuklara saygı duyarak anlatmak lazım yani dalga geçerek işte adam yerine koymayarak, aklı zayıf birisine konuşuyor gibi değil, akıllı bir insanla konuşuyor gibi konuşmak lazım.

Evet.

VTR: Ramazanda insanları nasıl doyurabiliriz?

ADNAN OKTAR: İşte en güzel nasıl olur? Mümkünse evine davet edebilir yahut bir lokantada anlaşır orada mesela on kişilik bir yemek yedirtebilir veyahut kırsal kesimse, hava da iyiyse güzel yerde yer sofrası kurar herkesi davet eder öyle de olabilir. Durumuna göre herhalde mesela bir düğün salonu bile kiralanabilir geniş çaplı orada bir ziyafet verilebilir ama lokantalar falan zaten bu konular için çok müsait. Her yer olur.

Evet.

VTR: Cennette can sıkıntısı var mı, sizce bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Cennete canın niye sıkılsın? Ucu bucağı yok her şeyin. Elmayı yiyorsun istiyorsan elmanın içine giriyorsun orası sana bir anda istersen kırk odalı köşk olur. Oradan başka yere girersin istediğin kokuyu, istediğin tadı, istediğin rengi alıyorsun o kadar sevdiklerin orda dostsun, herkesle konuşuyorsun ayrıca vücutta sıkıntıyı meydana getiren madde yok. Sıkıntıyı meydana getiren özel kimyasallar var insanın vücudunda o kimyasalların etkisiyle oluşuyor sıkıntı onu da Allah yaratıyor. Mesela o kimyasallar engellendiğinde sıkıntı kalkıyor ilaç verildiğinde mesela modern ilaçlar adam “çok sıkılıyorum” diyor ilaç veriliyor o kimyasalların etkisini ortadan kaldırdığı için adam sıkılmıyor sıkıntısı gidiyor. Dolayısıyla Allah için o çok kolay olan, çok çabuk halledilen, çabuk neticelenen bir nimettir.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Tüy yumağı bir köpek var.

ADNAN OKTAR: Yalnız hayvanlara eziyet konusu çok önemli, onda vatandaşın ihbarına da çok önem vermek lazım, şahitliğine önem vermek lazım, herkes birbirine bu konuda şahit olabilir. Mesela geçen gün gördük ya köpeği, hayvanı rahatsız ediyor, illaki bir arkadaşı bunu söyler, illaki biri söyleyecektir yani orda ihbar mekanizması devreye girmesi lazım öyle yapan adamın fitil fitil burnundan getirmek lazım. Gözaltına almak gerekiyor, gözaltı süresi çok uzun tutulabilir, hayvanın zaten elinden alınması gerekir ve resimlerinin çekilip topluma dağıtılması gerekir önden, yandan, cepheden resimlerini çekip halka tanıtılması lazım.

Mesela bu darbecileri ben halka tanıtın dedim Allah razı olsun onu yaptılar çok seviniyorum. Askerlerimizden de Allah razı olsun yavaş yavaş geçiriyorlar, teker teker durduruyorlar halk iyice görüyor önden, yandan hep iyice hafızamıza alıyoruz adamları ondan sonra salona alıyorlar bu kesintisiz bu şekilde devam etsin, bunda hiç taviz olmasın. Tek getirme işlemi daha kapsamlı olsun bir de geniş zum yaparak çekilsin biz bunları iyice görelim bu adamları yani önden, yandan her yerden tanıyalım. Bir de çok kalabalık halk gelsin, o gelen halk sayısı azdı mesela en az on bin kişi falan olması lazım. Bu ahlaksızlara da oradan ne söylemeleri gerekiyorsa açık açık yüksek sesle söylesinler. İçlerindeki duyguları açık açık ifade etsinler. Mahkemelerinin bir an önce neticelenmesi istemeyiz, uzun sürsün mahkemeleri her seferinde de bu adamlara bu karşılık verilsin. Bir de bunların bazıları terbiyesizlik yapıyor, saygısızlık ve şımarıklık da yapıyorlar, züppelik yapanlar var bunların da haddinin bildirilmesi lazım uygun bir müeyyideyle bunların caydırılması gerekiyor. Mesela bak saygısızlık yapanlardan bir tanesi diyor ki hakim, “Fethullah Gülen’i tanır mısın?” Diyor. “Şu an burada yok” diyor. Halbuki böyle bir şeyde hemen dışarı çıkarılması lazım bu kişinin, mahkeme salonundan dışarı çıkarılması lazım. Bana kalsa ne yapardım? İşte ona bir kanun yahut polise bir yetki verilmesi lazım. Öyle münasebetsizlik yapanın yanına bırakılmaması gerekiyor. En azından hücre cezası verilebilir. Çünkü müthiş şımarık bir ifade, bu kadar şımarması için nasıl bir imkan elde etti ki de bu kadar şımardı bu? Bunun şımarıklığını ortadan kaldıracak bir çalışma yapılması lazım.

Fikret Bey, dinliyorum sizi.

VTR: Kuran’da Elif, Lam, Mim ne anlama geliyor?          

ADNAN OKTAR: Huruf-u mukattaa çok yani muhtemelen Mehdiyet devrinde görülecek, anlaşılacak. Benim kanaatim o çok büyük bir olay şeklinde kamuoyuna duyurulacağını tahmin ediyorum. Kuran’ın hak olduğunun anlaşılmasında mühim bir sansasyonel bir haber olarak duyurulacağını tahmin ediyorum ama daha vakti var.

Evet.

VTR: Merhaba. İnsanoğlu cehennemden mi korkar, Allah’tan mı korkar?     

ADNAN OKTAR: Allah’tan korkar ama Allah’ın gücünün gösterisidir cehennem çünkü birçok insan züppeliğe yatkındır, Allah’a kafa tutmaya yatkındır ama Allah gücünü gösterince o zaman cayıyor yani bela gelince cayar insanlar yoksa doğrudan Allah’tan korkan azdır, az oluyor. İnsanlar korkmuyor ama belayla karşılaşınca, Allah’ın gücünü gördüğünde o konunun sadece sözde kalacağını düşündüğü için, Allah’a inanmadığı için Allah bela verdiğinde hizaya geliyor birçok insan.

Evet.

VTR: İnsanlar cehennemde sürekli kalacak mı yoksa belli bir cezası çektikten sonra çıkacaklar mı? Cennete geçiş olacak mı?            

ADNAN OKTAR: Cehennem ehli özel yaratılmıştır. Allah, Kuran’da ayette belirtiyor. “Ben söz verdim” diyor “dolduracağım” diyor. “O söz Benden bir kere geçti.” Doldurduğu şahıslar zaten halen ordalar, oradan dünyaya geliyorlar. Cehennem ehli hem zer aleminde, hem dünyada, hem cehennemde ahirettedirler dolayısıyla zaten adamların yeri sabit şu an onlar duruyor zaten cehennemde. Ama cehennem ehlinin bir vasfı vardır, özellikleri vardır; gözü görmez, kulağı işitmez, şuuru kapalıdır. Allah, “kalp gözü kördür” dediği şuur, şuursuzdurlar ve “onları siz canlı zannediyorsunuz onlar ölü” diyor Allah. “Ölüdürler” diyor. Ben bunu çok anlattım, ben kapalı olarak anlatabilirim. Açık şuurla samimi bir insan hiçbir şekilde cehenneme gitmez, zaten Allah’ın inkarı olur bunu söylemek yani Allah’ı inkar eden birisi söyleyebilir bunu. Şuuru açık samimi bir insan asla ve asla cehenneme gitmez. Allah’a zalimlik ithaf etmek olur bu, hem inkar, hem küfür ifadesi olur, olmaz. 

Evet.

VTR: Benim adım Yasin. ABD, PYD’nin bir terör örgütü olduğunu bildiği halde neden hala silah yardımı yapıyor?

ADNAN OKTAR: PYD’yi maymun gibi görüyor da onun için. Onların demek istediği “köpek gibi biz onları kullanırız, köpek gibi de diz çöktürdük” diyorlar. İt gibi izimizdeler, it gibi de diz çökmüş şekilde oturmuş kollarını da aşağıya sarkmış şekilde ne dersek onu dinliyorlar” diyor. “Bizim köpeğimizden size zarar gelmez” dedi yani Trump geçen konuşmasında anlatmak istediği buydu. “O köpeklerin sahibi geldi şimdi sahipli köpekler onlar” diyor “daha önce sahipsiz köpekti bunlar” diyor. “Şimdi bizim elimizde sopa da var, elimizin altındalar kıpırdayamazlar” diyor. Garanti veriyoruz dediği o. “Garanti veriyoruz” dediler. “Ne saldırabilirler dedi Amerika, ne de silahı kullanabilirler. Olmaz ki” diyor. PKK orada kaptırmış vaziyette görünüyor onların ifadesine göre.

Evet.

VTR: Benim adım Salih. Altıncı his diye bir şey var mıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii, onu garip bir şekilde birçok insan hisseder, bir şeyin olacağını, bir gariplik olduğunu hisseder ama çok yoğun değildir, herkeste çok yoğun yaşanan bir his değildir ama milyonlarca insan bilir, bir şey olacağını önceden hisseder. Hayvanlarda da vardır, hayvanlar hatta daha da güçlü mesela deprem olmadan önce hayvanlar; kuş kafesinde müthiş çırpınmaya başlar hayvan kurtulmaya çalışır. Hayvan mesela atlar ahırda şaha kalkıyor hayvanlar acayip olay çıkarıyorlar depremden bir süre önce. Mesela başka birçok hayvan da toplanıyorlar geniş alanlara, meydanlıklara toplanıyorlar ortalığa. Kıyamette de olacak bu, hayvanlar kıyametten önce haber alıyor insanlardan önce alanlara toplanmaya başlıyorlar. Yani kuşlar, hayvanlar, kediler geniş büyük alanlarda toplanıp bir araya geliyorlar. Mesela mucize, Kuran’da da bu açıkça ifade ediliyor.

Evet.

VTR: Benim adım Tarık. Hiç pişmanlık duyduğunuz bir şey yaptınız mı?

ADNAN OKTAR: Her şeyin daha iyisi olacağı için insan tabii sürekli pişman olur ama böyle yıkıcı bir pişmanlık değildir bu. Mesela dersin ki, program birde bitiyor keşke bir buçuğa kadar devam etseydim dersin pişmanlıktır bu. Bir buçukta bitirsen dersinki ikiye kadar devam etseydim dersin, ikideyse sabaha kadar devam etseydim dersin önü sonu gelmez onun, pişmanlık çok olur. Mesela yemek yersin “ya” dersin “bunun yarısını fakirlere mi verseydim?” Diye düşünür insan, pişman olabilir.  Pişmanlıklarla biz zaten olgunlaşıyoruz, milyonlarca pişmanlık yaşarız ama bu yıkıcı bir pişmanlık değildir yani tecrübe oluşturur bizde.

VTR: Merhaba, ben Şevval. İnsanlar neden hep cesur insanlara deli diyor?

ADNAN OKTAR: Zaten yiğit olan deli olur yani atasözüdür bu, “yiğit olan deli olur” diye. Peygamberimiz (sav)’in de birçok hadisi var. “İmanı yükselen insanlara insanlar mecnun (cünum, deli) derler” diyor yani yüksek imanlı insanlara dolayısıyla bütün delikanlılarda vardır, adı üstünde delikanlı diye tabir ediliyor. O deli bir görünüm verir yiğitlik, kabadayılık, cesurluk ve çok makbuldür tabii ama o tarz bir delilik değil tabii orada kastedilen, güzel bir delilik kastediliyor. O pısırık, içe kapalı kişiliğin dışında cesur, cevval ve atak anlamında kullanılır oradaki delilik. Şizofren, paranoya falan anlamında denmiyor. Onlar da tabii gariban insanlar, onlar da mazlum o da bir suç değildir yani deliyi hakaret gibi kullanıyorlar bazı kişilerin çok yanlış, Allah onu da delirtebilir bir anda gider aklı. Aklın gitmesi saniyeler içinde olur, hiçbir şekilde de kurtulamaz geri dönüşü de olmaz dolayısıyla paranoya veya şizofreniye yakalanmış bir insana saygı duymak, merhamet gözüyle bakmak gerekir. Orda Allah’ın bir hikmetle onda o kusuru meydana getirdiğini bilip halinden memnun olması gerekir müminin ve ona da saygıda kusur etmemesi lazım.

Evet.

VTR: Ben Rabia, Almanya’dan katılıyorum. Savaş nasıl biter dünyada?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as) çıkmadan dünyada savaş bitmez. İngiliz derin devleti, deccaliyet tepelenmeden savaş bitmez, bütün sistemi onun üstüne kurmuşlar zaten. Dünyadaki ekonomiyi zaten savaşın üstüne kurmuş adamlar.

Evet.

VTR: Adım Beyza. İradeyi nasıl güçlendirebiliriz?  

ADNAN OKTAR: İmanla, Allah korkusuyla, Allah’ı severek. Sürekli kendisini eğitmesi lazım insanın, yoğun bir eğitim alması lazım.

Evet.

VTR: Adım İlayda. Piknik yapanların çevreyi temiz bırakmaları için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: İlayda, onların işte eğitilmesi gerekiyor, sevgiyi yaşamaları lazım mesela çimin üstüne adam peçeteler atıyor, boş kutuları atıyor eğer o çimi seviyorsa çime kıyamaz, çime gidip basamaz da, eğer güzellikten, sevgiden etkilenen birisiyse zaten o güzelliği bozmak istemez. Seven güzelliğin, güzelliğinin artmasını ister zaten, güzelliğe katkıda bulunur, güzeli daha da güzelleştirmeye gayret eder, sevenin vasfıdır. O zaman sevgiyi öğretmemiz gerekiyor, sevgiyi öğrenmesi içinde Allah korkusu, Allah sevgisinin olması gerekiyor. Öbür türlü o sevgisizlik güzel olan her şeyi tahrip etmeye yöneltir insanları.

Evet.

VTR: Komünizme karşı en iyi çözümü savaşmadan nasıl olmalı sizce?  

ADNAN OKTAR: Komünizme karşı yani Marksist, terörist, PKK inancına karşı en güzel çözüm ilmi çalışmadır bunu Atatürk de söylüyor. Bilimle, ilimle, irfanla. Nasıl yapacağız? Mesela Darwinizm’in geçersizliğini anlatacağız. Materyalizmin geçersizliğini anlatacağız. Nasıl olur? Kitaplar olur, konferanslar olur. Sabırlı olmak gerekiyor.

Rahmetli Ağabeyimizin resmi var mı? Gösterebiliyor musun onu? Abdürrahim Karakoç delikanlıların delikanlısı, yiğitlerin yiğidiydi. Çok mübarek, muhterem bir ağabeyimizdi. Allah gani gani rahmet etsin. O çok derin düşünen, veli ruhlu, mübarek, muhterem bir insandı. O “Sarı saçlarını deli gönlüme Mihriban” o da onun parçası, bu da Hocamız’ın parçası.

Unutulmayan bir tek Allah’tır. Doğru. Adam kendinden geçmiş, ölüyor kendini düşünecek hali kalmaz. Her insan kendinden geçecek, baki olan, tek olan Allah kalacak. Sonra yeniden bütün kainatı o zer aleminde dirilttiği gibi yeniden diriltiyor. Daha önce yaratmış zer aleminde hazır, dünyada hazır, ahirette hazırlar.

Şimdi o güzel arkadaşlarımızın sorularına devam edelim.

VTR: Merhaba ben Onur. Her yıl orman yangınlarına şahit oluyoruz peki bunu önlemek için ne yapmamız gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Ormanlara yaklaşık iki yüz metrelik şeritler yapılması gerekiyor. Amerika’da da, Türkiye’de de, dünyanın her tarafında sürekli yangınlar oluyor onu seyrediyorlar ben hayret ediyorum. Kardeşim şimdi blok, binlerce hektar orman var değil mi? Hepsi birbirine bağlantılı. Yangın olduğunda bir yerde diğer yere sıçramaması için en güzel yol nedir? Bir engel meydana getirilmesidir. Sen iki yüz metrelik geniş bir alan meydana getirirsen yangın orada olduğunda sadece orada kalır ileriye atlamaz bu kadar basit. O iki yüz metrelik alanda da ormanın bakımı yapılır. Yapmıyorlar bunu. Her yıl cayır cayır ormanlar yanıyor seyrediyorlar. İki yüz metrelik yap, baraj yap yani orada ağacı kaldıracaksın, düz. Yangının yayılması mümkün değil iki yüz metreyi aşamaz. Orada kalır. Ve dolayısıyla hep kısmi yangın olacaktır. Ve orada da halledilmesi de kolay.

Evet, dinliyorum.

VTR: Öncelikle ismim Nesrin. Merhaba, öğrenciyim. Kırklareli Üniversitesi’nde okuyorum. Şimdi mezun olduğumuz zaman formasyon alacağız. Formasyonla acaba öğretmen olabilecek miyiz? Ya da bunu eğitim fakültelerine dahil etseler mi? Ne olacak bu eğitimin hali? Acaba ilerde iş imkanı bize sunabilecekler mi? Onu soruyorum umarım cevabına en kısa zamanda ulaşabiliriz?

ADNAN OKTAR: Benim bildiğim büyük öğretmen açığı var. Bu kardeşlerimiz zaten yetişmiş hazır. Öğretmenlik yapabilecek yetenekte kabiliyette insanlar. Eğer bir gecikme oluyorsa hükümet onu halleder diye düşünüyorum. Çünkü hükümet pratikçi. Süratten yana. Ama yine de biz takip edelim.

Evet.

VTR: Benim adım Emre. Sorum şuydu Osmanlı kültüründe en çok hoşunuza giden şey nedir?

ADNAN OKTAR: Osmanlı’nın her şeyi güzel. Evler çok güzel, ben en çok evleri beğenirim Osmanlı’da. O dolaplı evler. Edirnekariler, iç süsleme nefistir. Dünyadaki hiç bir sanatta o ruh zenginliği, o rahatlatıcılık, o estetik yoktur. Tatlıları, yemekleri Osmanlı’nın. Müziği çok güzel, mehter. Ama tabii böyle uydurma mehter değil. Kasaba mehteri yapıyorlar. Sekiz kişi, dokuz kişiyle falan üst baş kıyafetleri uygun değil. Görünüm uygun değil. Yani mehter dediğin çok katlı olacak bayağı büyük olması lazım. En büyük şekliyle müsaade edilmesi lazım. Şahıslar da en az bir doksan boyunda olması lazım. Bir dosanla iki metre arasında olması lazım boylarının. Pala bıyıklı olacak. Öyle mehter olmaz. Doçent mi olmak lazım bunu anlatmak için? Osmanlı’nın haşmetini gösteren bir görüntü olması gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba benim adım Esra. Hastanelerde doktorlara ve hemşirelere karşı yapılan şiddet nasıl son bulur?

ADNAN OKTAR: O müthiş bir kepazelik. Birde ben bir kere öyle tevafuken oldu zannettim, seri olarak oluyor. Adamın babası oluyor doktorlara saldırıyor. Annesi yaralanıyor doktorlara saldırıyor. İçki içiyor doktorlara saldırıyor. Ve orada da hiçbir güvenlik önlemi olmuyor. İncecik kapılar, sürgülü kapılar falan çok az oluyor. Güvenlik görevlisi var ama o çok pasif kalıyor. Böyle olmaz, bir kere geçende de söyledim doktor ve hemşirelerin rahatça korunabilecekleri çelik bölümler olması lazım. Çelik kapılı, her türlü ihtiyacın karşılandığı hatta yangına karşı bile sığınabilecekleri güvenlik odaları gerekir. Her acil serviste bu olması lazım. Hemen oraya sığınıp orada saklanmaları gerekiyor. İkincisi de özel harekat polisi bulunması lazım. Yani tecrübeli, anında öyle densizlik yapanı hizaya getirecek polis gücü olması gerekiyor. Güvenlikçilerle olmaz bunlar,  güvenlikçiler onlar da kaçıyor öyle bir olay olduğunda. Birçoğu kaçıyor.

Öyle hale getirmişler ki mesela diyor “Ramazanda müzik dinlenmez.” Niye kendine eziyet ediyorsun? Bilakis Osmanlı döneminde her yerde eğlence vardı ramazanlarda. Ramazan boyunca müzik var, eğlence var, Karagöz Hacivatlardan tut, tulûat, orta oyunu falan her şey. Her türlü eğlence ve müzik var. Niye kendine hayatı zehir ediyorsun? Allah helal etmiş ne korkuyorsun? Niye kendine haramlar çıkarıyorsun? Önü sonu yok bunların haramlarının. Çok yazık ediyorlar kendilerine.

Ramazanda midesinde ülser olan oruç tutmasın. Böbrek rahatsızlığı olan yani böbreğinin süzme yeteneği düşmüş, böbrek gücü kırılmış insanların da oruç tutması böbreğini zorlayarak haram olur. Mesela tansiyonu düşük 6'ya 4. Oturuyor oruç tutuyor. Allah vermesin şoka girebilir, komaya girebilir. Haram olur böyle vakalarda sakın ha. Fedakarlıkla bunun alakası yok. Allah “hastaysalar tutmasınlar” diyor. Veyahut kanser tedavisi görüyor veyahut kanser tedavisinden yeni çıkmış yani vücudu nekahat devresinde, olmaz. Bunu hazık bir doktora sorup karar almaları lazım kardeşlerimizin veyahut şiddetli migreni oluyor oruç tuttuğunda. Olmaz. Allah diyor ayette zorlanıyorsa tutmayacak. Sıhhatli sağlam adam tutacak. Benim haberim bile olmuyor oruç tuttuğumdan. Öyle olacak oruç.

Bir de ağzını sık sık yıkayıp tertemiz olması lazım. Gelenekçi Ortodoks açıklamalarda çok çirkin üsluplar var. Onu kutsal görüyorlar ağzının kirli olmasını. Pis olan, kirli olan bir şey kutsal olmaz. Çok ayıp. Müslüman temiz, tahir olacak. Ağzını günde on kere, yirmi kere de olsa yıkar. Diş macunu da kullanır gerekirse, hiçbir şey olmaz orucu da bozmaz. Müslümanın ağzı mis gibi olacak. O çirkin açıklamaları ben söylemek dahi istemiyorum. Bu yakışık alacak bir şey değil. Mesela böbrek koliği var adamın çok ağır hasta. Zoruna ne oluyor? Deli misin sen? Ölümle neticelenir, Allah esirgesin. Böbreğini felç edeceksin olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Bize referandum sonuçlarını aktarabilir misiniz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Her şey nihayetinde Allah’ın dilemesiyle oluyor. Allah’ın insanlara vahyetmesiyle oluyor. Bir buçuk milyon oyun sahte olarak oluşturulması mümkün değil. Teknik olarak imkansız. Ben onu araştırdım, inceledim.  Üç, beş, on, elli, yüz belki yapılabilir de ama bir buçuk milyon oy olacak bir şey değil. Ve olduysa da şu an kimseye bir zararı yok. Hayır var. Hakikaten “Cumhurbaşkanı taraf olamaz” diyordu anayasa. Ama alenen AK Partili görülüyor. Samimi bir görünüm olması için Anayasa’da bir düzenleme yapıldı konu bu. Bir de Tayyip Hoca’ya karşı öfke çok yersiz, mazlum, kendi halinde Anadolu delikanlısı hiçbir çıkarı da yok. Dünyayla da bir derdi yok. Eğlenmenin falan peşinde değil bütün hayatı çileyle geçti. Ben onu tanıyorum biliyorum. Gazetelerden basından her yerden takip ediyorum. Eğlendiği bir anı yoktur. Bütün ömrü çile. Oradan oraya oradan oraya. Dolayısıyla böyle bir insanın vatansever olduğunu, vatan millet için, Allah için, din için gayret ettiğini bilmek gerekiyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar adım Fırat. Hocam aslanınız olabilir miyim? Saygılar.

ADNAN OKTAR: Zaten aslan gibisin. MaşaAllah. Zaten aslanımızsın. Ben bizi seven herkesi kardeşim olarak kabul ediyorum. Beni seven herkes benim kardeşimdir. Beni sevmeyenlere de şefkat duyuyorum. Çünkü bilgisizliğinden yahut dar düşündüğünden yahut dünyanın korkunç görünümünden kaynaklanıyor. Birçok yeri korkunç, insanlar güvenilmez. Onları da adeta  bir kısmını delirtiyorlar. Sevgisiz hale getiriyorlar. Her şeye panik ve korkuyla bakıyorlar, önyargıyla bakıyorlar. O insanlara ben şefkat duyuyorum. Acıyorum. Zaten tanıştığımda hemen derin bir sevgi oluşuyor onlarla da. Dolayısıyla benim sevmediğim, kızdığım kimse olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim adım Dilara. Ben Almanya’danım. Sizce Almanya’da neden Türklere bu kadar çok düşmanlık var?

ADNAN OKTAR: Gelenekçi Ortodoks Müslümanların çirkin eylemleri sonucunda bu oluyor. Yoksa bizim Türkiye’mizdeki gibi İslam anlayışı olsa yani modern gençler olsa, modern genç kızlar olsa, namazını kılsa, müzik de dinlese, resimden de hoşlansa, heykelden hoşlansa, dekolteye saygılı olsa hiçbir sorun olmaz. Ama diyor adam “aslan heykeli gördüm tükürdüm” diyor. Öbürü de diyor ki “sakalını tıraş edenin öldürülmesi gerekir” diyor. Adam senden korkar o zaman. Bunda şaşılacak ne var? İslamofobi niye çıktı diyor. Adama sen ne dediğinin farkında mısın? Adama diyorsun ki “sakalını kesersen seni öldürürüm” diyorsun. “Namazını terk edersen seni öldürürüm” diyorsun. “Zekat vermezsen seni öldürürüm” diyorsun. Her şeyde “seni öldürürüm” diyorsun. Adam canının derdine düşer tabii ki. Her yerde de öldürüyor bu adamlar, yapıyor bunu. O genç çocuklar orada eğlenmeye gitmişler Fransa’da. Müzik dinliyorlar dans ediyorlar. Ufacık, el kadar sübyan çocuklar. Yani 16-17 yaşında tay gibi, çok güzel insanlar. Neşeleri, sevinçleri adamlara batmış. Rahatsız olmuşlar. Sana ne yaptı bu? Aleyhine ne yaptı? Sadece kendi arasında eğleniyor bu çocuklar. Neşeliler, müzik dinliyorlar, sevinçliler. Sorsan hemen hemen hepsi Allah’a inanır. Hemen hemen hepsi. Ne istiyorsun bu çocuklardan? Adama gidip sorsan diyecek ki “Kafir çocuğu onun için öldürdüm” diyor. Kardeşim Hristiyan Ehli Kitap, adı üstünde. “Ehli Kitap’la evlenebilirsiniz” diyor Allah. Yemeğini yiyebilirsiniz diyor. Gidip niye adamları orada öldürüyorsun? Niye rezalet çıkarıyorsun? “İslamofobi nasıl çıktı hayret?” diyor. Adam bas bas bağırıyor. “Kadını, elimiz dövmeye alıştığı için canımız çekiyordu dövmeyi” diyor. “Kadını dövmek gerekir” diyor adam. “Döversen hizaya girer” diyor. Anlatıyordu bir şeyler, ballandıra ballandıra anlatıyor. Her biri ayrı bir dövme şekli tarif ediyor. “Erkek çocukları kadın hükmündedir. 19 misli tahrik eder” diyor. Adam böyle bir anlayışla ne yapsın? Sana hayali bir din olarak, bir inanç olarak birisi gelse sana bunu anlatsa o adamlara yanaşmak ister misin? Kanın iliğin çekilir. Bunda şaşılacak ne var? Çok korkunç bir şey anlatıyorsun sen.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları var.

VTR: Merhaba Adnan Oktar’a benim bir sorum olacak. Şu anki hükümetle ilgili sorum. Tayyip’ten  memnun musunuz, değil misiniz? Onu merak ediyorum. Çünkü bir bakıyorum kötülüyorsunuz bir bakıyorum iyiliyorsunuz. Bu, sorum bu Adnan Hocam.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ı tabii ben eleştiririm, kardeşi olarak eleştireceğim. Zaten eleştirilerek hükümet mükemmel oluyor. Asıl muhalefet biziz. Halk Partisi muhalefet değil asıl muhalefet biziz. Muhalefet demek akılcı eleştiri getirip hükümetin mükemmelleşmesini sağlayan, atak yapmasını sağlayan güçler demektir. Tavsiyelerimiz sürekli hükümet tarafından uygulandığına göre demek ki faydalı bir muhalefet görevi yapıyoruz. Ama şahsı açısından Tayyip Hoca’nın mazlum bir Anadolu delikanlısıdır. Efendi bir insandır. Dünyayla bir alıp veremediği yok. Her zaman söylüyorum. Bütün ömrü çileyle geçti, acıyla geçti. Yani her gün üzerine baskı, her gün üzerine gelen insanlar oldu.  Mesela arkadaşımız Tayyip diyor ama ben mesela burkuntu duyuyorum. Tayyip Hocamız o bizim kendi evladımız, kendi insanımız, kendi kardeşimiz. Bize ait bir insan dolayısıyla İngiliz derin devletinin hedefinde olan bir insan. Eğer onu koruyamazsak çok yazık olur bize. Dolayısıyla şahsını korumaya devam edeceğiz. Şahsına tek bir fiskeye bile müsaade etmeyiz. AK Parti karşıtı olabilir insanlar saygı duyuyorum. Ben de zaten AK Partili değilim. Olmayanlara da her zaman hürmetle bakarım. Her partiye karşı saygım var benim, hepsini destekliyorum. MHP’yi de, AK Parti’yi de, CHP’yi de. Nur gibi partiler tertemizler. Saadet Partisi de, Büyük Birlik Partisi de. Ama Tayyip Hoca’ya karşı tabii özellikle yeni gençler arasında, biraz solcu gençler arasında, biraz önyargılı gençler arasında çok sert bir üslup var. Sevgi ile bakmazsanız dünyanın hiçbir yerini güzel göremezsiniz. Şefkatle ve merhametle bakmak lazım. Merhametsiz bir gözle hadi Tayyip Hoca’yı gözden çıkardın anneni sevecek misin? Onu da sevmiyorsun. Babanı sev, onu da sevmiyorsun. Arkadaşını sev, onu da sevmiyorsun. Sevdiği kimse yok böyle insanların. Merhamet gözüyle şefkatle bakılırsa, makul bakılırsa eleştir. Zaten diyor Tayyip Hoca “Beni eleştirin hakkım geçer yoksa. Hakkımı helal etmem” diyor. “Beni eleştirin” diyor. Bir şey dediği yok. Ama küfretmek, hakaret etmek çok çirkin. Bu vicdansızlık. Eleştiriye açık. Bayağı da istifade ediyor. Tayyip Hoca çalışkan bir insan ne gerekiyorsa yapıyor.  O yönden çok faydalı. Diyorlar ki mesela “Bir siyasetçi daha olsa.” Kardeşim hazır siyasetçi var işte. Şevkli, gayretli, azimli, fikre ihtiyacı var, desteğe ihtiyacı var o kadar. Fikir ver, destek ver ne gerekiyorsa yapsın. Hani diyorlar ya bana “Niye siyasete girmiyorsunuz?” Hazır siyasetçi var niye girelim? Neyi eksik siyasetçilerin? Ama fikre ihtiyacı oluyor. Mesela teknik yönden, teknik cihetten desteklersin, fikri olarak desteklersin. Yol gösterirsin, eleştirirsin, hatalı yönleri vurgularsın. Bunlar çok güzel.

Evet Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ahmet Yıldız. Adnan Hocamız’a bir sorum olacaktı. Bu 15 Temmuz darbesiyle ilgili kontrollü darbe mi yok Fethullah Gülen’in yaptığı söyleniyor, acaba onun görüşü neydi?

ADNAN OKTAR: Hükümetin lehine hiçbir şey yok burada. Çok derin başı belaya girdi hükümetin. Halen de uğraşıyor hükümet. Devletin de başına dert oldu bunlar. Dolayısıyla hadi diyelim kontrollü darbe. Kontrollü darbe dediğimizi düşünelim. 15 dakika gecikmiş olsa kontrollü darbe senin başına gerçek darbe olacak o zaman. 15 dakika ile mi bu kontrol sağlanıyor? Gittiler ya kaldığı otele, içeri giriyor adam yağmur gibi kurşun yağdırıyor. “Tayyip Hoca’yı tutuklamaya gittik” diyor. Ne tutuklaması? Delik deşik etmek istiyorsunuz. Şehit etmeye gitmişsiniz siz. Adamları gösterdiler sinsi sinsi böyle sine sine gidiyorlar. Eğer vurmuş olsalardı Tayyip Hoca’yı şehit etmiş olsalardı ne olacaktı? “İşte bak kahramanlık yaptık” diyeceklerdi. “Darbeyi de yaptık” diyeceklerdi. Beceremeyince adı kontrollü darbe oluyor. Becerirse gerçek darbe oluyor. Şimdi yeni moda bu mu çıktı yani? Beceremeyince adı ne? Kontrollü darbe. Beceremediniz. Mucize meydana geldi. Yüzlerce mucize geldi. Yüzlerce mucizenin sonucunda Allah bu imkanı bize sağladı. Bu mucize meydana geldi. Ve milletimiz de kurtuldu. Yoksa İngiliz derin devletinin o Sevr Anlaşması’nda istediği sistem tam olmuş olacaktı. Bir gecenin içinde mahvolacaktı millet. Milyonlarca insan şehit olacaktı. Hükümetin ne zoru? Niye kontrollü darbe yapsın? Darbeye ihtiyacı yok ki. Darbenin hükümete sağlayacağı bir fayda yok. Adamları görevden almak için. Alır zaten alır görevden. Darbeye ihtiyaç yok ki bunun için. Mesela polisleri alıyor görevden, hakimleri de alıyor. FETÖ’cü olduğunu düşündüğü herkesi alıyor görevden. Bunun için niye darbeye ihtiyaç olsun? Bunun var mı mantığı? Zaten emekli edilecekti o adamlar. Adamlar kendilerince uyanıklık yaptılar. “Emekli edilmeden önce darbe yapalım ondan sonra mesele hallolsun” gibi düşündüler benim kanaatim. Tabii mahkemede bunun tam doğrusu ortaya çıkar.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları var Adnan Bey.

VTR:  Benim adım Sedat. Turan gerçekleşecek mi?

ADNAN OKTAR: Turan evet. Sosyolojik de bir gerçek ayrıca. Bölünmüş milletler mutlaka birleşiyorlar. Teknik yönden de bu sosyolojik yönden de mecburi olan bir şey. Bir vakit geçmiş olması da mükemmelliklerini sağlıyor. Yoksa niye gecikti falan denecek gibi de değil. Kısa bir süre sonra hiçbir engel kalmaz. Avrupa Birliği gibi Türk-İslam alemi birleşecek.  Şu anda bile isteseler yaparlar ama daha sağlıklı olması için bekletiyorlar.

VTR: Merhaba ben Nuray Çarklı. Şimdi size bir sorum olacak. En beğendiğiniz kadın artist kimdir yabancı veya Türk?

ADNAN OKTAR: Bambola, açıkça söyleyeyim. Yani Valeria Marini, İtalyan o çok güzel bir kadındı. Ama şu an tabii yaşlandı. Ama model olarak, kadın modeli olarak, kişilik olarak çok çok mükemmel güzel bir kadın.

Evet.

VTR: Merhaba benim ismim Perihan. Dünyada nerede yaşama isterdiniz?

ADNAN OKTAR: Şimdi iki yönü var. Tabii ki Peygamberimiz (sav)’in olduğu yerde yaşamak çok güzel. Mekke’de, Medine’de oralarda yaşamak çok güzel. Kudüs’te yaşamak çok güzel. Ama manzara ve görünüm açısından tabii Sicilya, İtalya çok güzel. Oraların köylüleri falan da Anadolu köylüsü gibi onlar değişmediler. Üslupları, gelenekleri çok benziyor. Siyah ekmek yapıyorlar mesela çok güzel. Oranın zeytinyağı da çok güzel oluyor. Doğal Zeytinyağı. Üzüm bağları çok güzel. Manzara uçsuz bucaksız çok muhteşem görünüyor. Gelenekleri falan da hoş.

VTR: Merhaba benim adım Aydın. Zaman yolculuğu ile ilgili bir şey mümkün mü?

ADNAN OKTAR: Zaman yolculuğu tabii çok güzel bir hayal ama ancak Allah’ın dilemesiyle olur çünkü orada ruhun olayın içinde olması gerekiyor. Ruhun zamana göre olması için kaderin geriye sarması gerekiyor. Bu teknolojik olarak mümkün olmaz. Ancak Allah’ın yaratması ile olur.

VTR: Merhaba Arda ben. En beğendiğiniz kadın tipini anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Kadınların hepsi güzeldir ama masum, derin, akıllı bir kadın güzeldir. Masum derken çocuksu, saf anlamında değil. Vicdanı güzel, temiz, derin düşünen, akıllı, dengeli, kolay bağlantı kurulabilecek, her konuyu çok rahat anlayabilen, renkli bir ruha sahip olması lazım. Yani renkli bir derinliği olması lazım. Yoksa düz et ve kemiğin bir ifadesi yok. Et ve kemik akılla şekillenir. Akılla biçim alır. Müthiş bir derinlik ve muazzam bir ruh genişliği olması lazım. Ve ruh elastikiyeti olması lazım. Güvenmesi gerekiyor bir de güven. O zaman çok çok güzel olur. 

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Murat. Sevdiğim kıza kendimi nasıl beğendirebilirim?

ADNAN OKTAR: Kadınlar tutkuyu çok severler, derinliği aklı, detaylı düşünmeyi beğenirler. Ufuk genişliğini beğenirler. Güvenilir olmayı beğenirler ama egoistlik bir insan için en çirkin, en tiksinti verici görünümdür. Egoist bir insanı bir kadın beğenmez. Erkeğin kabadayı olması lazım. Kadının da kabadayı olması lazım. Yani başkası için yaşaması lazım bir insanın. Kendisi için yaşamaması lazım. Öyle insana aşık olunur, tutkuyla sevgidir. Kendi için yaşayan bir insanı sevmek çok zor. Filmlerde falan hep kadınlar kabadayı karakterindedir dikkat ederseniz. Kendi için yaşayan kadınlar gösterilmez. Basit şeylere hiçbiri tenezzül etmez filmlerde. Hep böyle tutkuyu hedefler. Derinliği hedefler, hiçbir şekilde şahsi çıkarını gündeme getirmez. İnsanların hayalindeki kadın o tipe uygun olduğu için. Bütün filmlerde, romanlarda öyle asil bir kadın karakteri işlenir. Yani süfli basit çıkarları yüzünden çirkinleşen, basit konuşmalar yapan, uyumsuz bir kadını sevmek çok zor tabii.

Evet.

VTR: Adım Şerif Ünal. Beş bin kişinin olduğu Marmara Üniversitesi’nde nasıl 8 tane lavabo var bunu merak ediyorum? Bunun mantığı nedir?

ADNAN OKTAR: Öğrencilerin olduğu yerlerde özellikle banyolar çok hayati.  Çok vahim bir şey delikanlının dediği. Öyle bir şeyde üniversitenin hiç açılmaması lazım ve ruhsat verilmemesi lazım. En fazla on öğrenciye bir banyo düşmesi lazım. En fazla on öğrenciye. Öyle şey olmaz.  Çünkü temizlik, bakım, sağlıklı yaşamaları için havadar, temiz bir ortama ihtiyaçları var. Özellikle banyo ihtiyacı. Hatta çocukların duş alabilme imkanının olması lazım. Böyle olmaz. Onu sağlamıyorlarsa yaygın öğretime geçmeleri gerekir.

Sahurdan sonra devam edebiliriz.