Sohbetler (27 Mayıs 2017; 20:00)

Bu stenoqramının (dublikatın) videosunu müşahidə etmək üçün çıqqıltı" »

KARTAL GÖKTAN: Hayırlı geceler değerli izleyicilerimiz. A9 TV ekranlarında Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz, şeref verdiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey, şeref bulduk. Evet, buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Batman’da PKK’lı teröristler, askerlere sahurluk yemek götüren sivil vatandaşları hedef aldı. PKK’nın yola tuzakladığı el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu İdris Yüksel adlı vatandaşımız şehit oldu. İlyas Çetinbaş adlı vatandaşımız ağır yaralandı. Bu kardeşlerimiz saldırıya uğradığında jandarma karakolundaki askerlere sahurluk börek ve poğaça götürdükleri ve dönüş yolunda oldukları öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Bütün yolu boydan boya kamerayla kontrol eden bir sistem kurulması lazım. Çok fazla gizli kamerayla, bu infrared kamerayla gece görüşlü. Bu adamlar çünkü gece yapıyor bu işleri, çalışmalar yapıyor. Bunlar kuş gibi avlanır. Bir de havadan sürekli kontrol, o kolayca mümkün o da. Yani hareketlenme var mı bir yerde bir şey var mı? Gece çünkü açıklaması yok gece hareketlenmesinin. Özellikle yol kenarındaki hareketlenmeler zaten tek anlamı var. Yol kenarlarını havadan kontrol etmek lazım, karadan ve havadan.

Şehidimizin böyle güzel bir günde ramazanda şehit olması da onun için bir nimet, güzellik. Allah şehadetini kabul etsin, makbul etsin, meşhur etsin. Annesine babasına Cenab-ı Allah sabr-ı cemil, uzun ömür, sağlık sıhhat, afiyet, hidayet nasip etsin. Ne mutlu ona, ne mutlu ona ne güzel. Allah bizlere de öyle yüksek mertebe nasip etsin. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimizi görebiliriz Adnan Bey. İdris Yüksel.

ADNAN OKTAR: İdris Ağabeyinin aslanı. Allah nurunu artırsın. Bir de ne güzel bir hizmet peşindeyken. Müslüman kardeşlerine yemek götürüyor. Çok asil, çok soylu bir tavır ve yiğitçe, cesurca yapıyor bunu. Fakat anında tespit ve anında karşılık veren sistemler de kurulması lazım. Yani otomatik karşılık veren sistemlerin kurulması lazım. Beton muhafaza içerisinde yol altında, yol içlerinde birçok yerde bunlar gizlenebilir. Yani ava giderken avlanması lazım. Bir de bunlara ayı kapanı kurmak lazım. Çok iyi olur ayı kapanı. Kilitlenince açılmayan bir kapan sistemi. Sabaha kadar beklerler bu köpekler. Çok iyi olur. Avazları çıktığı kadar da bağırırlar, inşaAllah.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Adana’da oğlu işsiz olduğu için kaldıkları gecekondunun kirasını ödeyemeyen 80 yaşındaki Sultan Paracı teyzemiz ev sahibi tarafından sokağa atıldı. Yaşlı kadın bir haftadır sokakta yaşıyor. Fotoğraflarını da gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Kirasını ödeyemediği için. Biz ödeyelim neyse. Böyle yapmasın adam. Yarın konuşun. Nasıl bir insanmış bu? Şu anda da eğer mümkünse arayın, arasınlar telefonla kimse o öğrenin parasını hemen gönderelim. Yazık-günah ramazan ayında sokakta yaşlı-başlı 80 yaşında kadın. İnsan sadakaya niyet eder, değil mi? Hastalık, belayı Allah üstünden def eder. Şimdi yaşlı-başlı kadın sokağa atılır mı? Yazık-günah yani. Şu saat olur, şimdi bulsunlar. Ev sahibini bulsunlar. Oranın emniyetini arayalım onlar bize yardımcı olsun hemen yıldırım hızıyla gönderelim parayı, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz günlerde FETÖ’nün siyasi ayağı tartışması üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli arasında hafif bir polemik yaşanmıştı. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan o konuyla ilgili sözlerinin kesinlikle Devlet Bey’i hedeflemediğini, oradaki ifadelerinin tamamen Kılıçdaroğlu’na yönelik olduğunu belirterek ortamı yumuşattı. Sayın Erdoğan şunları söyledi: “Şimdi burada tabii bir defa ciddi bir yanlış anlama var. Benim açıklamalarımın muhatabı Sayın Bahçeli değildi. Bana göre birileri Sayın Bahçeli’yi yanlış yönlendirdi yanılttılar gibi geliyor. Tam aksine ana muhalefetin başındaki zata yönelikti” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Olmuş tabii çünkü Devlet Bahçeli gibi bir insan ve dost kolay kolay bulunmaz. Tayyip Hocam o konuda çok titiz olacağını biliyorum. Bu üslubu da iyi olmuş. Çok değerli bir dost, vefalı bir dost, vefalı bir arkadaş. İslam alemi için, Türklük alemi için çok seçkin bir şahsiyet, güvenilir bir lider. Muhterem, mübarek bir zat. O yüzden bu üslubu iyi olmuş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emekli güvenlik korucularının yerine yeni alınan 414 korucu yemin ederek göreve başladı. Güvenli korucuları için tören düzenlendi. İlçe Jandarma Komutanlığı’nda düzenlenen tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından 414 güvenlik korucusu silah başında yemin etti.

ADNAN OKTAR: Yok mu kabadayıların resimleri?

KARTAL GÖKTAN: Geliyor az sonra video.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak bir kitap göstereceğim üç buçuk kiloluk falan. Ne yazıyor?

OKTAR BABUNA: Üst Akıl İngiliz Derin Devletinin -ortaya çıkan gerçeği- İçyüzü.

ADNAN OKTAR: Evet. Adnan Harun Yahya isimli bir zat tarafından. Ne diyor bir daha söyle bakayım?

OKTAR BABUNA: Üst Akıl İngiliz Derin Devletinin Gerçeği Ortaya Çıktı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: İngilizce bir kitap bu. Bomba gibi diyorsun. Atom bombası gibi, evet. Şimdi İngiltere’ye buradan gemiyle göndereceğiz. Onlar da artık herhalde okurlar. Bundan sonra mesleklerini öğrenmiş olacaklar. Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç her yer, nezaketiyle.

KARTAL GÖKTAN: Korucularımızın yemin törenini görebiliriz.

VTR: Güvenlik Korucularının Yemin Töreni

ADNAN OKTAR: “Seve seve şehit olacağıma” demesi lazım. Onu düzeltmeleri lazım, değil mi? Bir hayat kaybı yok orada. Hayatı devam ediyor, daha mükemmelleşerek devam ediyor. Şehadette hayat kaybı yoktur. Normal vefatta vardır hayat kaybı, ölür adam ahirete gider. Orada bir ölüm yok kesintisiz devam var. O yüzden “seve seve şehit olacağıma” demesi lazım. Onlar zaten şehit olmak için oraya gidiyorlar, Allah rızası için gidiyorlar. Vatan millet bayrak için gidiyorlar, değil mi?

“Adnan Hoca Ramazanı dans ederek karşıladı” diye haber yapmışlar. Şimdi Türkiye’nin her yerinde düğünler oluyor, her yerinde nişanlar oluyor, her yerde düğün var, her ilde binlerce düğün var. Her yerde insanlar dans ediyor. Bütün televizyon kanallarında dans var. Herkes evinde dans edip eğleniyor. Diskolar sabaha kadar açık, gazinolar sabaha kadar açık. Her yerde insanlar müzik, eğlence, dansla iç içe yaşıyorlar. Nedense bir tek bende bunların dikkati çok açılıyor. Hayır şikayetçi değilim iyi güzel de, yani bu kadar dikkati çekmek neyin nesi? Adama bir soru soruyorsun “Adnan Oktar” diyor. “Nasılsın?” diyorum “Adnan Oktar” diyor, “Nereye gittin?” “Adnan Oktar” diyor. Bu nedir kardeşim?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları var.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

VTR: Adım Yunus. Yaptığınız sanatla ilgili çalışmalar var mı resim ve heykel gibi?

ADNAN OKTAR: Benim güzel tablolarım var modern resim tarzında, arkadaşlarımın işyerlerinde. Karakalem çalışmalarım var. Hatta sergi açmıştım ben, Atatürk resimleri sergisi açmıştım. Çok güzel karakalem tablolardı. Onları da hediye ettik birçok tanıdığımıza. Onların evlerinde şu an. Heykel olarak kabartma yapmıştım. O da heykel sayılır.

OKTAR BABUNA: İç dekorasyon konusunda da.

ADNAN OKTAR: O zaten onu dahil etmiyoruz. Evet.

VTR: Ben Sefer. Uykusuzluk sorunu psikolojik sorun mudur?

ADNAN OKTAR: Uykusuzluk sorunu, insan kendini iyi yorarsa uyur. Daha da olmazsa yoğurt yersin. Laktik asit zaten yorgunluk veren bir madde, yoğurt hemen insanı uyutur. İstese de istemese de uyur. Ama yorgunluk veren bir maddedir yoğurt onu söyleyeyim. Yani yorgunluk hissi verir. Ama en iyisi spor yapmak. Tabii kafanın da salim olması lazım. Allah’a tevekkül edecek, Allah’tan korkacak, Allah’ı sevecek. Kaderin içinde hareket ettiğini bilecek, kaderin aktığını bilecek, bir film şeridi gibi aktığını bilecek. O filme saygıyla tabi olacak, Allah’ın gösterdiği o filme, o görüntüye.

Mesela ben bir kart yapmıştım, bu karakalem. Sonra bunu kart olarak bastırmıştık. Gösterebiliyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah fotoğraf gibi.

ADNAN OKTAR: Karakalem çalışması bu. Fotoğraf gibi çıkarttım. Aslı bir arkadaşımın evinde, hediye etmiştim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Öğrencilerin bu denli sınav stresine sokulmaları ne kadar doğru acaba?

ADNAN OKTAR: Evet. Öğrencilerin sınav stresine sokulması olabilecek en büyük yanlışlardan birisi. El kadar genç çocukların bütün ömürleri stresle geçiyor aslında. İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar hatta üniversiteden sonra da işyerine girme sınavlarıyla o çok yıpratıcı olur. İçlerinin müsterih, gönüllerinin rahat ve ferah olması lazım. Gençlerin huzurlu yaşamasını, stresten uzak olmasını sağlamak bir devlet politikası olması gerekiyor. Onunla ilgili tedbirleri almak da yine devletin görevi olması lazım. İmtihan stresi, yarışma stresi çocukları çok hırpalar. Özellikle küçük yaştaki çocukları. Onun sonucunda da çok kilo alıyor çocuklar, çok sinirli oluyorlar. Gençlikleri burunlarından geliyor birçoğunun. Buna karşı alınacak birçok tedbir var. Bunların hepsini ilgili bilim adamlarıyla görüşerek, ilgili teknik araştırmalar yaparak halletmek mümkün. Evet.

VTR: Merhaba. Sizce üniversite kurmak mı önemli yoksa istihdamı yaratmak mı daha önemli?

ADNAN OKTAR: Tabii her şey önce bir üniversite. Çünkü eğitimli, kültürlü bir kitleye ihtiyacımız var. Ama buna tabii ki tek yanlı karar vermek olmaz. İkisinin paralel gelişmesi gerekiyor. Ama paralel gelişemiyorsa dahi üniversite mezunu bir doktor işsiz de olsa olması iyi. Üniversite mezunu bir matematikçi, bir coğrafyacı, bir tarihçi çok iyi. Çünkü çok kültürlü insanlardan oluşur toplum. Ama tabii devlet politikaları yaparken, uygularken istihdamla birlikte yapması gerekir. İstihdam için de alınacak çok fazla tedbir var. Ama güç yetmese dahi kültürlü bir toplum, görgülü bir toplum bizim hedefimiz. Evet.

VTR: Ben İran’dan. Adnan Bey’e çok selamlar. Bir sorum vardı; Adnan Bey sizce güzellik göreceli mi değil mi?

ADNAN OKTAR: Yo, göreceli diyemeyiz pek. Güzele herkes güzel diyor. Mesela benim kız arkadaşlarım çok güzeller. Kim görse çok güzel diyor doğru. Mesela evlerimizi gösteriyoruz dekorasyon, herkes çok güzel diyor, olmamış diyeni görmüyorum, ittifakla yani. Mesela bir çiçek güzeldir, gül güzeldir. Ama bazen modern sanatta falan olur. Bir adamın mesela opera hoşuna gider de bir başkasını çok darlandırır. Böyle ortalı olanlar vardır ama bir de kayıtsız şartsız herkesin güzel göreceği güzellikler vardır. Mesela muazzam bir manzara, muhteşem bir manzarayı herkes beğenir. Ama bazen de insanlar böyle kayaların çökmüş hali, gece karanlıkta böyle ürkütücü bir görünüm, mesela mavi ışıkta aydınlatma böyle korku filmi gibi bir görüntüyü muhteşem görebilir. Hassas ruhunda belki böyle bir ateş meydana getirebilir, bu izafi olur. Bu doğru ama izafi olmayan sanat eserleri vardır.

Mesela benim boyutu üç metreye iki metre şu tablom var modern resim. Mesela bu yoruma açıktır insanların kimi beğenir kimi beğenmeyebilir bu yoruma açık olur. Ama fotoğraf gibi bir tablo çok güzel bir manzara yaparsan bunu herkes beğenir. Ama mesela modern resimde öyle değildir. Modern resim yoruma açıktır. Kimi hiçbir şey anlamaz “burada ne demek istemiş?” der. Kimi de çok anlam bulur derinlik bulur. Veyahut mesela şiir vardır bazısına çok güzel gelir, çok sanatlı gelir. Ama bazısına da çok yüzeysel ve sıradan gelir anlayamayabilir. Yani derinliği herkes göremeyebilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Neslihan. Eğitim sistemi böyle mi devam etmeli yoksa değişmeli mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki değişmeli. İlkokuldan itibaren çocuklar adeta, bir kısmı için diyeyim, cehennem azabı çekiyorlar. O dar sıralarda, küçük sınıflarda kalabalığın içinde, oksijensiz ortamlarda sabahtan akşama kadar ezbere dayalı ve sürekli sınav stresi, sürekli sözlü imtihan stresiyle yaşadıkları bir dünya oluyor. Bütün gençlikleri adeta, bir kısmı için diyorum, burnundan geliyor. Böyle olmaz tabii. Halbuki neşeyle, sevinçle eğitim olması lazım. Film göstererek, yerinde göstererek candan bir üslupla ve faydasını çok iyi vurgulayarak anlatmak lazım. Genel kültürün insanlara faydasını, nasıl güzel olduğunu, nasıl insanı güzelleştirdiğini gençler görmüş olsa seve seve öğrenirler. Ama sırf sınıfı geçmek, meslek sahibi olmak için çılgınca bir yarış gibi gösterilirse, bir kısım insanlara bu azaba ve acıya dönüşür. Yani bir hayat memat meselesi gibi gösteriliyor, bir hayat yarışı gibi. Kim geçerse kazanır, kim geçemezse batar mantığıyla oluyor. Biraz da Darwinist bir mantık oluyor, böyle olmaz. Herkesi kurtaran, herkesi kendi yeteneğine göre geliştiren sevecen bir eğitim programı olması lazım. Ve direkt öğretmeye dayalı olması lazım. Ezbere dayalı olmaması lazım. Yani gençleri zorlayan, onları mutluluktan ziyade strese ve azaba çeken bir sistem olmaması lazım. Bazıları için diyorum tabii.

Tablomu göster. Şimdi bu tablo aslında kalın bir boyayla yapılan tablo. Öyle ince bir boya değil. Çok fazla yağlı boya kullanılarak yapılıyor. Ben bunun zeminini oluştururken önce yağlı boyayı direkt döküyorum bol bol böyle yayıyorum. Doğal bir zemin oluşturuyorum ben, tabii bir renk zemini oluşturuyorum onun üstüne tabloyu yapıyorum. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Manisa’nın Kırkağaç İlçesi’nde 6. Jandarma Komando Eğitim Alayı’nda akşam yemeğinin ardından çok sayıda asker rahatsızlandı. Askerler ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Manisa 1. Eğitim Tugay Komutanlığı’nda geçen Salı günü de gıda zehirlenmesi şüphesiyle 1049 asker hastaneye kaldırılmış Er Hüsnü Özel yaşamını yitirmişti.

ADNAN OKTAR: Bu da FETÖ’nün bir oyunu olabilir. Yemekler önceden kontrol edilsin. Tıbbi tahlilden geçirilsin. Bir de yemekhanelere giren insanlar çok iyi kontrol edilsin. Yemekhanelerde çok güçlü önlem alınması lazım. Evet.

VTR: Merhaba Ben Turan Ersoy. Size bir sorum olacak. Hayatınızda hiç yaşanmasını istemediğiniz bir anınız var mı?

ADNAN OKTAR: Zaten insan ömrü sürekli pişmanlıklarla geçer. Mesela “şu sözü söylemeseydim de şöyle söyleseydim, şu eşyayı şuraya koymasaydım da şöyle koysaydım…” Sürekli olur bu. Biz böyle eğitiliriz zaten. Ama bu yıkıcı bir pişmanlık değildir. Bizi eğitmenin yolu budur. Bütün insanlık bu şekilde eğitilir. Mesela ne bileyim “tatlı yemeseydim keşke” der, değil mi? Bir pişmanlıktır. Yahut “şu yemeği yemeseydim” yahut “pencereyi açmasaydım üşüttüm” der. Bunun önü-sonu yoktur sürekli olur insanda. Eğitimin temelidir bu, insanın Allah Katındaki eğitimin temel yöntemidir pişmanlık. Evet.

VTR: Serra. Türkiye’de yaşamamıza rağmen İngilizcenin katsayısı Edebiyatın katsayısından neden fazla?

ADNAN OKTAR: Birçok şeyde yanlışlık var, birçok şeyde bana göre bozukluk var. Düzeltilmesi gereken şeyler çok fazla. Hükümet seri hareket ediyor. Umarım bu konuda da seri hareket eder.

VTR: Adnan Bey’e sorum; neden bu kadar çok kadın yanında? İslam’ı yorumlayan bir insanın bu kadar kadınla beraber olması doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Müslüman zaten kadını sever. Allah’tan korkan kadını sever. Allah’ı seven kadını sever. Allah’ı sevmeyen, Allah’tan korkmayan zaten kadından hoşlanmaz nefret eder. Kadınlara karşı dünya çapında çok geniş bir nefret politikası var birçok yerde biliyorsunuz. Gelenekçi sistemde de kadından hoşlanılmadığı açık açık ifade ediliyor. Kadınların yüzde 99’unun cehenneme gideceği, kadın ne söylerse tersinin yapılması gerektiği, kadının sopaya ihtiyacı olduğunu, erkeği deşarj etmek için yaratıldığını kadının yani döverek ama “erkek döver ve deşarj olur” diyor. “Deşarz” diyor hatta. “Deşarz olmamız için Allahu Teala bize dövün emrini verdi” diyor öyle bir şey olmadığı halde. Mesela kadına “karı” diyor adam. Belli ki sevmiyor kadın sevgisi yok. İnsanın imanıyla orantılıdır kadın sevgisi. Bir insan ne kadar kadını çok seviyorsa o kadar imanlı demektir. Çocuğu ne kadar çok seviyorsa o kadar imanlı demektir. Çiçeği, güzellikleri, bütün insanlığı ne kadar çok seviyorsa yine o kadar imanlı demektir. İmanla orantılı olan bir şeydir. Kadının güzelliği en üstün güzelliktir. Dünyadaki güzelliklerin üstündeki en üstün güzellik nedir denirse bu kadın güzelliğidir. Dolayısıyla kadın güzelliğini, kadın sevgisini Allah verir bir insana. Mesela Hz. Süleyman (as)’ın 700 hanımı vardı, 300 cariyesi vardı. Bu sadece kaba bir şehvet gibi görünür bazı insanlar için. Böyle değil, Allah’ın tecellisi olduğu için onları seviyor. “Ya Rabbi, sana olan sevgimden bu” diyor zaten açıklıyor Hz. Süleyman (as). Allah eğer bir insanı seviyorsa, onu koruyup-kolluyorsa, o kişi de Allah’ı çok sevip koruyup-kolluyorsa Allah ona güzel insanlar şeklinde tecelli eder. Mesela güzel kadınların yaratılışını Allah sağlar. Durduk yere kadın olmaz. Mesela ben etrafıma kadın toplamaya karar verdim, kadınlar benim etrafıma geldi olmaz. Ben imanlı olurum, Allah’tan korkarım, Allah’ı severim, Allah o güzelliğe karşılık kadınları yaratır. O kaderde olan bir şeydir. Yoksa kadına sen trilyonlar versen yanına gelmez. Ne yaparsan yap gelmez. Sevgi öyle parayla pulla herhangi bir yöntemle elde edilecek bir şey değildir. Sevgi ancak imanla olur. Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. O zaman Allah o sevgi halesini etrafta geliştirir ve kadınları da sevdiği insanın etrafında toplar. Başka türlü olmaz. Allah’ı sevmeyenlerin, Allah’tan korkmayanların kadınlara yaptıkları zulmü görüyorsunuz anlatmama gerek yok. Gelenekçi İslam’da da hayret edecek şekilde kadın karşıtlığı vardır. Yani bir tan, iki tane, on tane değil. “Yemeği bile az verin” diyor “kıyafetin kötüsünü verin ki dışarı çıkmasın” diyor. Kadını zaten potansiyel gayrimeşru kadın olarak gören bir kafa içindeler birçoğu. Kadına güven sistemi yoktur gelenekçi Ortodoks sistemde. Kadına saygı da yoktur. Hepsi için demeyeyim de büyük bölümünde yoktur. Kadın eğer herhangi bir şekilde kapıdan dışarı çıkarsa her türlü kötülüğü yapacak bir varlık olarak görüyorlar. Ve kendilerinin de namus kalesi gibi olduğuna inanıyorlar. Kadın her şeyi yapar diye düşünüyor. Halbuki tam tersine oluyor, kadınlar namuslu oluyor. Bakıyoruz bazı gelenekçi Ortodokslar her türlü fahşayı, her türlü her türlü gayrimeşru tavrı gösteriyorlar. Hatta adamın gayrimeşru hayatı açıkça ispatlandığı halde yüzsüzce çıkıp televizyona “bunların aslı astarı yoktur” diyor. Alenen polisin de haberi var, herkesin haberi var. Polis de doğru olduğunu tasdik ediyor, adam yüzsüz bir şekilde “bir teknoloji kullanılmış” diyor “yok böyle bir şey” diyor. Şahitleri de söylüyor kadınlar da yani fuhuş yaptığını söylüyor adamın “yok öyle bir şey” diyor. Adamın yüzünde eşek oynamış adeta. Haysiyetsizce geziniyor. Etrafındakiler de onu bir kılıfına oturtturmaya çalışıyor, her birinin kafasından bir ses çıkıyor. Onun gayrimeşru çirkin tavrını o klan içerisinde legalleştirmek için sekiz, on çeşit yalan uyduruyorlar bu sefer.

Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Dünyada bana üç şey sevdirildi. Hayatta yaşadığım süre içinde Allah bana üç şeyi sevdirdi. Kadınlar, güzel koku ve gözümün nuru namaz. En çok bunlardan zevk aldım” diyor. Bak “kadınlar” onu birinci söylüyor zaten en yüksek haz aldığı kadınlar. İki; güzel koku, üç; namaz. Namaz zaten ibadet ama ibadetten zevk alıyorum diyor. Ciddi bir zevk alıyor Peygamberimiz (sav).

“Allah dayak cezasını bahşederek onları onurlandırmıştır” diyor. Onların etrafına Allah kadın yaratmıyor. Çünkü kadına zulmediyor adam. Dövmek için istiyor kadını zaten. Allah kadını seven insanı tarif ediyor Kuran’da, Kuran ahlakını tam yaşıyorsa, Allah’ı çok seviyorsa Allah ona her türlü nimetini bahşediyor. Kadın da, kadın sevgisi de nimetlerin en büyüğüdür. Allah nimetini artıracağını söylüyor ve güzel nimetler vereceğini söylüyor kendi yolunda olanlara. Onun için kadını sevmek ibadettir. Peygamberimiz (sav)’in ifadesiyle de Kuran’ın ifadesiyle de kadına sevgi-saygı, hürmet, nezaket, korumak kollamak ibadettir.

Mesela Hz. Hasan (ra) 300 hanımı vardı. Hanımlarını dörder dörder nikahlıyor. Dört hanımı bir anda nikahlıyor. O zamanın münafıkları mı diyelim, bağnazları mı diyelim, kıskananları mı diyelim yoksa bilgisizleri mi diyelim artık siz anlayın. Büyük bir öfkeyle Peygamberimiz (sav)’e gidiyorlar diyorlar ki: “Hz. Hasan torunun kızları dörder dörder nikahlıyor haberin var mı ne diyorsun?” diyorlar. Peygamberimiz (sav) tebessüm ediyor. Hz. Hasan (ra) için diyor ki: “Hasan yaratılışta da huyunda da bana çok benziyor” diyor. Peygamberimiz (sav)’e duydukları kinin ana nedeni münafıkların kadınlara olan sevgisiydi. Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra)’a, Hz. Ali (kv)’ye nefretlerinin ana nedeni de yine onların kadınlara olan sevgisiydi. Çok fazla kadınla evliydi onlar. Ağırlarına gidiyordu. Şimdiki bazı bağnazların ızdırabı da oradan kaynaklanıyor. Kadınların bana olan sevgisi onlara çok acı veriyor. Çünkü hiçbir kadın onları sevmiyor. Onlar da hiçbir kadını sevmiyorlar. Ama ne diyor adam hepsi için demiyorum bazıları için diyorum; “Erkek çocuğu on dokuz misli kadından daha etkileyici” diyor. Adam kadını devreden çıkartmış erkek çocuğuna yönelmiş zaten. “On dokuz misli etkiliyor” diyor. Ne demek? Yani “tahmin edilemeyecek kadar etkileyici oğlan çocuğu” diyor. Adamların yolu belli olmuş yani. Tabii ben hepsi için demiyorum bunu bir kısmı için diyorum.

Darbuka müziğin beynidir. Darbuka gitti mi bitti yani. Ritmi o sağlıyor. Sen onu ne yapmışsın? Mikadan darbuka yapıyorsun. Dalga mı geçiyorsun? Üstüne de naylon çekmişsin. Tıngır tıngır zaten çok kötü bir ses çıkıyor, boğuk, alakasız. Türk müziğine yapılan en büyük darbelerden birisi bu darbukaların böyle mikadan yapılması.

Resulullah (sav) imanı ilk bir kadına açıklamıştır. Bak, kadının üstünlüğü açısından. Hz. Hatice ilk iman eden kadındır. Resulullah (sav)’e de peygamberliğini ona söyleyen ilka eden, söyleyen de odur. “Sen Peygambersin” diyor, “Allah’ın peygamberisin.” Peygamberimiz (sav) heyecanlandı. Konuyu anladı fakat böyle tasdik edilmek istiyordu kanaati gelmesi için. Hanımı dedi; “Allah’a şükür sen vahiy aldın. Gelen Cebrail (as). Sen de peygambersin” dedi. İlk iman eden mümin kadın Hz. Hatice annemizdir. İlk kadının  iman etmesi de kadının üstünlüğünü gösterir. İlk imamlığı da Hz. Hatice yapıyor. İlk vahyi bir kadın duydu; Hz. Hatice. İslam’ı ilk bir kadın kabul etti; Hz. Hatice. Kadının nasıl mübarek bir varlık olduğunu Allah bize gösteriyor. İslam için ilk şehit olan da bir kadın oldu, sahabelerden.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Merdivenleri uçarak inmek yerine yürüyerek inmeyi tercih eden bir kuşumuz var.

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Kibar kuş tabii uçacak hali yok. Bak, tek tek deliliğine bak. O herhalde spor peşinde.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Büşra Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhabalar, Büşra ben. Ülkemizde kadına özgürlük daha iyi nasıl sağlanabilir?

ADNAN OKTAR: Nasıl şirin, nasıl sevimli, nasıl güzel. MaşaAllah. Çok acı bu. Bak bugün yine dışarıdaydım. Böyle bakımlı, süslü bir genç kız bulmak çok çok nadir. Genellikle hep sinirli birçoğu, gergin görüyorum ve kavgaya hazır bir moddalar. Mesela genç kızları bu hale getirdiler. Bu çok korkunç bir şey. O korkutuyor, bu korkutuyor. Arkadaşları, bilmem ne falan, savunma gardında oluyorlar. Kıyafetler hep işlevsel. Üşümemek için işte üstünü örtsün, rahat yürüyebilsin. Ayakkabılar işlevsel, yürüyebilmek için, rahat yürümek için. Gözünü yerden kaldıran genç kız çok çok nadir oluyor etrafına bakan. Hiç kimseye bakmıyorlar. Dümdüz böyle yere bakarak gidiyorlar. Neşe göremiyoruz. Halbuki genç kız selam verir, arkadaşlarına rastlar, gönül alır, manzaraya bakar, vitrinlere bakar. Hatta yüksek sesle de konuşur, güler. Böyle bir hayat yok. Ağabeyi; “neredeydin kız?” daha kapıdan girer girmez. Annesi; “seni babana söyleyeceğim.” Her hareketi çocuğun suç. Mesela bakımlı çıkıyor “Oo” diyor dayısı “ne oluyor? Nereye böyle bu makyajı yapmışsın, gözü boyamışsın?” “Saçının rengini niye açtın?” Mümkün mü bir genç kız saçının rengini açsın, bazı yerlerde. Yani felaket. Nefes aldırmıyorlar çocuklara. Mesela saçının kıvırcığını açıyor. Onu bir felaket haberi gibi görüyor. Ama bakımsız, pejmürde bir görünüm olursa, gözü de yer falan, ona ses çıkartmıyorlar. Ama pek de değer vermiyorlar. Ama bir kadının bakımlı olması, bir genç kızın neşeli olması, dimdik göğsü dik yürümesi falan adeta mümkün değil birçok yerde. Kadınların hürriyetinin olmadığı bir toplum neşeli olamaz, huzurlu olamaz. Yani bir toplumdaki kalite, kadının kalitesiyle ölçülür. Kadındaki kalite de, kadının bakımı, neşesi, özgürlüğüyle orantılı olur. Dayısı potansiyel suç makinası gibi görür. Amcası karışır, suç makinası gibi görüyor. Ağabeyleri; iki ağabeyi oluyor mesela yahut üç ağabeyi oluyor. Babası, annesi. Kardeşim insaf. Mesela erkek çocukları onlara karışmıyorlar. Gece bilmem kaçta geliyor, istediğini yapıyor, ne yapıyorsa yapıyor. Yani gayrimeşru hayatı da olsa onlara karışmıyorlar. Ama genç kız hep potansiyel, gayrimeşru bir şey yapacak baskısıyla yaşatılıyor. Birçok yerde ve birçok insan bunu yapıyor. Hatta gelenekçi sistemde öyle. Adam diyor; “Evin pencereleri eğer caddeye, sokağa bakıyorsa orayı mutlaka örün” diyor. “Dostuna, oynaşına mektup yazar, atar oradan” diyor. “Yazı da öğretmeyin. Kendine dost tutar, yazı yazar, bağlantı kurar” diyor. Yani potansiyel, fahşaya gidecek insan olarak görüyor. Güvenmiyor yani. Halbuki nur gibi genç kızlar. Ben bakıyorum hepsi gayet namuslu, efendi, terbiyeli. Böyle namussuzluk yapmaya meyyal kız ben hiç göremedim, görmedim yani. Allah vermesin bir kısım genç kızları aileleri teşvik etmişler. Onlar fahişelik yapıyorlar. Gördük onları, konuştuk. İkna edemedim ama. Çok uğraştım, para da verdim, gönüllerini almaya çalıştım, destekledim, hediye de aldım. Yok. Yani deliye dönmüşler, aklı gitmiş. Başka bir boyuta geçmiş adeta. Kendine saygıyı kaybetmiş. Yapacak bir şey olmuyor öyle vakalarda. Dolayısıyla genç kızların hürriyeti bir ülkenin kalitesi demektir. Onun üstünlüğü demektir. O ülkenin güzelliğini oradan anlarız. Kadınların özgürlüğünden anlarız. Evet.

VTR: Merhabalar, ben Emre. Irkçılığın önüne nasıl geçilebilir?

ADNAN OKTAR: Irkçılık Türkiye’de yok, kalmadı ırkçılık. Yani Suriyelilere karşı bir nefret var bazı kimselerde. Ama bu ahlaksızlığından kaynaklı oluyor. Irkçılığından değil. Egoistliğinden, bencilliğinden, haysiyetsizliğinden kaynaklanıyor yani nefreti. Normal bir insanda böyle bir şey olmaz. Ahlaksız adam, sen bir savaş olsa, bir yere kaçmak istersin değil mi, bir yere sığınmak istersin? Bir yerde bomba patladığında bombanın üstüne gitmezsin. Mecburen bir yere kaçacaksın. Onlar da güvenli buldukları için buraya kaçmış, gelmişler. Hicret etmiş. Ne istiyorsun adamlardan? Allah getiriyor, Allah’ın getirdiği misafir. Onu yaratan da Allah. Sen nereden geldin? Sen de göçmensin, muhacirsin. Baksak ya Balkanlardan geldin ya Rusya tarafından geldin ya İran tarafından yahut Arap kökenlisin. Veyahut Türkmenistan’dan işte Orta Asya’dan geldin. Atalarımız da buraya Orta Asya’dan gelmişler. Dolayısıyla ahlaklı bir insan ırkçı olmaz. Güzel ahlakı olan, Allah’tan korkanın yapabileceği bir şey değil.

Evet, kardeşlerimizin sorularını alalım.

VTR: İsmim Erdal. Gençlik festivalleri nasıl daha iyi hale gelebilir?

ADNAN OKTAR: Şimdi iki tür bir görüş var. Bir; gelenekçi Ortodoks gençlerin sanat, eğlence anlayışı var. İşte ok atıyorlar. Küçük, herhangi böyle sıradan bir mehter takımı geliyor, mehter çalıyor. Paçalarını sıvayıp bir güreşiyorlar. Karagöz-Hacivat falan oluyor. Mevlevi kıyafetli adamlar allı, güllü giyinip dönüyorlar falan. Bu bir eğlence oluyor, bir çeşit var. Bir de boğazına fular bağlamış falan işte küçük tırnağını boyamış böyle tipler oluyor. Entel, dantel işte İngilizce kelimeler arada Fransızca kelimeler, Budist töreni tarzında bir şey yapıyorlar. Yani bir şeyler böyle karışık. İkisinin de ortası bulunamıyor. Mesela adam piyano dinliyor. Turuncu fularıyla böyle ılık ılık bakıyor. Garip tipler. Öbür türlü de böyle genzinden konuşan tipler böyle acayip. Halbuki makul bir insan profili olması lazım. Yani operadan da hoşlanacak, batı müziğinden de hoşlanacak, arabesk de dinleyecek, Rumeli türküsü de dinleyecek. Ne bileyim, yağlı boya tablolardan hoşlanacak, karakalem de hoşlanacak, modern resimden de hoşlanacak. Sanatın her dalından hoşlanması lazım. Ve her kesimden insanlarla görüşecek gibi. Mesela Marksistler de olabilir, ateistler olur, Müslüman, Nakşibendi, Kadiriler olabilir. Hep beraber, kardeşçe eğlenebilirler. Bir yanda ateist olur, bir yanda Nakşibendi, bir yanda Nurcu olur. Kesin çizgilerle ayrılıyorlar. Mesela onların gittiği yere onlar gitmiyor, onların gittiği yere onlar gitmiyor. Öbürleri böyle Marks’ın torunu havasında, uçmuş havalarda böyle bir garip. Bu bir sorun. Yani makul bir insan profili var. Ben mesela dışarı çıkıyorum. Her türlü genç geliyor. Aydın gençler, özellikle yaşı küçük gençlerde çok müthiş bir sevgi halesi görüyorum. Orta yaşta da, hepsinde de görüyorum. Ama böyle kazıklaşmış tiplerin sevgi anlayışı çok kazıklaşmış oluyor. Yani sertleşmiş oluyor. Adamın sevgisi de tohuma kaçmış artık. Odun gibi olmuş kafası. Ne sevgi, ne şefkat, ne merhamet, hiçbir şey bilmiyor. Ama gençlere bakıyorum -tabii hepsi için demiyorum bu orta yaşı, bir kısmı için diyorum- ama gençlerin hemen hemen tamamı çok sevgi dolu. Ve çok makuller. Bir de gelenekçi eğitim almadıkları için tertemiz sayfa gibiler. Yani pis bir batağa düşmemişler. Yani gelenekçiliğin o insanı zift içinde bırakan, boğan, örümcek ağı gibi her tarafını saran, beynini uyuşturan, felsefi acımasızlığına gark olmamışlar. Bir kısmı için diyorum tabii. Ve gelenekçi kesimin de bir kısmı için söylüyorum bu fikir açısından. O yüzden çok berrak akılları. Sevgi anlayışları da çok berrak. Mesela dışarı çıkıyorum. Bugün yine büyük bir çarşıya gittim. Tam kapıdan çıkacaktım. Akıl almaz yoğunluk böyle resim çektireceğiz diye. Birisi Adnan Hocam diye bağırdı, bir genç. Çok şeker böyle koşarak geldi. Ben de gel dedim. Resim çektirmek istedi. Çektirdim. Artık peş peşe, peş peşe yani dışarı çıkamadık. Orada bir yığılma oldu. Bir de seyredenler de var böyle. “Ne oluyor, bitiyor?” gibisinden. Ama hep gençler. Böyle çok sevgi dolu, insancıllar. Çünkü neden seviyorlar? O çocuklara iki tür inanç gösterildi. Biri; katı, Marksist, Leninist, sevgisiz, acımasız dünya. Bir de zift batağına batmış, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Bir ara yol göstermediler. Normal, makul, ışıklı, aydınlık, ferah, güneş gibi bir yol gösterilmedi. Bizim anlattığımız İslam’ın doğru ve samimi olduğunu bütün açıklığıyla görüyorlar. Çünkü ben hepsini ispat ediyorum. Kim gelirse hemen delilini veriyorum. En girift konularda bile çok kapsamlı delil vererek açıklıyoruz. Ben hiç demagoji yapmıyorum. Çünkü utanırım yani kendime saygım var benim. Makul olmayan, mantıksız bir şeyi ben asla savunmam. Delili olmayan bir şeyi de söylemem. Akılcı konuştuğum için de gençler arasında müthiş bir sevgi oluşmuş. Bu da Allah’tan. O da çok hoşuma gidiyor, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Samet Kılıç. Terör olayları bizi korkutmalı mı?

ADNAN OKTAR: Terör olayları bizi teşvik etmeli, şevklendirmeli, imanın, Kuran’ın kıymetini bilmemizi sağlaması lazım. Çünkü dinsizliğin, ateistliğin, Darwinist-materyalist düşüncenin terörü meydana getirdiğini bilip; terörü meydana getiren bataklığa karşı nefret oluşması lazım. Yani Marksist, Leninist, ateist düşüncenin o terörist ruhu ortaya çıkarmasını nefretle karşılamamız lazım. O yüzden Marksizm’i, Leninizm’i, Darwinist felsefeyi, Darwinist görüşü, Darwinist yazıları akılcı, bilimsel delillerle, paleontolojik delillerle, mikrobiyolojinin zengin, milyonlarca deliliyle çürütüp, o tahribatı en kısa sürede tedavi etmemiz gerekiyor. O tedavinin teşvikidir terör. Allah eğer teşvik ediyorsa bizi, bu hastalığı tedavi edin diye teşvik ediyor. Yani terörü nasıl bitireceğimizi Allah bize gösteriyor. Kuran ahlakıyla, iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle, Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini bilimsel delillerle anlattığımızda terör biter. Ama bombayla, silahla terörün bitmesi mümkün değil. Yani polisiye tedbirlerle imkansız. Bak kırk yıl oldu, katlanarak gelişiyor. Her yıl derler işte “bu sene kurutacağız, bitireceğiz” derler. Öyle bir şey olmaz. Herkes bilir yani. Ama bilimsel metotla kurutmayı hiç denemedi devlet. PKK’yı, Marksist-Leninist terörü bilimsel metotlarla, ikna ederek, eğiterek bitirmeyi devlet asla denemedi. Ve yapmadı ve yapmamaya da devam ediyor. Devletin bunu yapması için hükümetin devreye girmesi lazım. Yani devlet derken hükümeti kastediyoruz yani hükümetler. Çünkü devlet bir sistem. Hükümetler tabii burada kastedilen. O yüzden çıkıyorlar mesela, “terör nasıl durdurulur?” Boş konuşmaların boş adamları oluyor. Geliyorlar, üç-beş kişi oturuyorlar. Onlara da çay falan getiriyorlar. Bir de kurabiye de getirseler daha da rahatlayacaklar. Konuşuyor, konuşuyor. “Sabah dört oldu. Artık gitsek mi?” falan diyor. Milletin gözleri nokta gibi oluyor adeta insanların böyle. Hipnoza giriyor insanlar. “Çok güzel oldu” diyor, “çok verimli bir konuşma oldu.” Havanda su dövdün her zamanki gibi ne yani? Yirmi yıldan beri havanda su dövüyorsun. Aynısı yani. Nöbetleşe; biri bitiriyor biri başlıyor, biri bitiyor biri başlıyor. Böyle olmaz. Marksist-Leninist düşünce, Darwinist-materyalist düşünce ancak bilimle, bilimsel delillerle ortadan kalkar. Çünkü Marksist-Leninist düşünce bilimle karşımıza çıkıyor. Kendine göre, uydurma bilimle. Darwinizm uydurma bilimle karşımıza çıkıyor. Bu adamlar analarından doğduğunda Marksist olmuyorlar. Sonradan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı Darwinist kitaplardan etkileniyorlar. Ve onun sonucunda Darwinist oluyorlar. Darwinist olunca materyalist oluyorlar. Materyalist olunca da komünist oluyorlar. Büyük bölümü, hepsi için olmasa da büyük bölümü böyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Geçmişi düşünüp üzülmek mantıklı bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Geçmişte olan bir şeyi Allah yaratmış. Allah’ın yarattığına üzülürsen olmaz. Pişman olacaksın. Pişman olmak demek kafasını duvarlara vurmak değil. Bir dahaki sefere tecrübe edinip, daha iyisini yapmak, doğrusunu yapmak. Aynı hatayı tekrarlamamak. Evet.

VTR: Yunus Şentürk. Evli erkeklerin yüzük parmaklarına gümüş yüzük takmalarının anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: İşte güya altın harammış. Allah’ın helal kıldığını haram kılıyorlar. Yerden çıkan metal, tertemiz. Allah’ın yarattığı metali haram kılıyor adam. Neye göre olduğu belli değil. “Peygamber dedi” diyor. Hadi Peygamber (sav)’in dediğini düşünelim. Bir devir için diyebilir. Herkes moda haline getirmiştir, altına çok talep vardır. Altına talep de ekonomiyi sarsıyordur. Yani hasetleşmeyi geliştirmiş olabilir. İnsanları gayrimeşru yola itme ihtimali vardır. Peygamberimiz (sav) geçici olarak bunu yapmayalım diyebilir. Bu hatta meşru, Kuran’daki su, “ırmaktaki sudan bir avuçtan fazla içmeyin” diyor mesela o devrin kumandanı. Adamlar bol bol içiyorlar. Su içmek haram mı? Değil. O an için alınan bir tedbir o. Mesela dersin ki; “Bu evden dışarıya çıkmayın bugün.” Evden dışarı çıkmak öbür boyu haram anlamında değil. O an içindir o. Geçici olarak Peygamber (sav) muhtemelen haram kılmamıştır da yasaklamış olabilir. “Yapmayın şimdilik, riskli olur” demiş olabilir. Kıskançlığı önlemek için. Çünkü Peygamberimiz (sav)’in hanımlarından birisi, Peygamberimiz (sav)’den bir hediye istedi. Peygamberimiz (sav) de; “Sana altın yüzük alayım” dedi. Ama sonra Peygamberimiz (sav) pahalı olduğunu bildiği için, onu İslam’a, Kuran’a harcamak için gümüş yüzüğü altın kaplattı. Dedi ki; “Bak, içi gümüş, dışını altın kaplattım” dedi. Aldı Peygamber (sav)’in üstüne attı hanımı, yüzüğü. Müthiş bir kabalık ve çok çirkin bir hareket. O benim kızım olsa ben bilirdim orada ne yapacağımı, o ayrı mesele. İnanılır gibi değil. Belki buna benzer muhtemel gelişmeler yani diğer Müslümanlar rahatsız olmasınlar, üzülmesinler diye geçici tedbir olarak; “altına şimdilik pek yaklaşmayın” demiş olabilir. Ama bir ilanihaye anlamında değil. Dolayısıyla gümüş yüzük işte sanki bir alamet-i farika haline getirdiler. Böyle bir şey olmaz. Bir alamet-i farika değildir gümüş yüzük. Herhangi bir metalden de olur isterse insan yapabilir. Mesela platinden de olur, efendim değerli birçok metal var. Altından da olur, altın haram değil. Gümüş yüzüğün de bir özelliği, bir anlamı yok.  

Evet, dinliyorum.

VTR: Betül. İngilizce zorunlu yabancı dil olarak okutulmak zorunda mı?

ADNAN OKTAR: Betül bayağı güzel, hanım kız. İngilizce beynelmilel bir dil. Bence iyi olur tabii. Çünkü bir anlaşma dili gerekiyor. Dünyada da kabul edilmiş İngilizce. Nereye gitsek İngilizce biliyorlar. Çin’e de gitsen, Fas’a da gitsen, Tunus’a gitsen her yerde İngilizce var. Bir tek Fransızlar yaklaşmıyor İngilizceye. Ben bu kadar katı bir topluluk görmedim. Bu konuda çok katılar. İngilizce hiçbiri bilmiyor. Hiçbir şekilde de öğrenmek istemiyorlar. Fransızca biliyorsan biliyorsun, yoksa yok. Özetle İngilizce öğretilmesi lazım. Bütün dinlerin öğretilmesi lazım. Hristiyanlık, Musevilik ve Müslümanlık. Üç dinin de öğretilmesi lazım, mecburi olarak. Yani nasıl bilmez insan yaşadığı toplumların dinini? O nasıl genel kültür? O zaman okula gitmesine gerek yok ki. Yani yaşadığı toplumun dinlerini bilmiyorsa, inançlarını bilmiyorsa okula gitmesine gerek yok. Evet.

VTR: Tuana. Eğitim nasıl daha eğlenceli bir hale getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Bir kere sınıflar çok geniş olması lazım. Çocukların içini açacak ortamlar olması lazım. Yani biz ilkokula giderdik tahta sıralara oturturlardı. Yakalığımız olurdu. Hazır, plastik gibi, beyaz. Siyah önlük giyerdik. Üç kişi otururduk yan yana. Kıpırdayamazdık bile. Fısıltıyla bile konuşma yoktu. Saatlerce o tahtanın üstünde otururduk. Saatlerce yani. Ve sürekli hocanın tek yanlı anlattıklarını karatahtada bak kara. Tebeşir tozuyla sürekli muhatap olarak ve muazzam bir oksijen eksikliğiyle yaşayarak. Çünkü elli kişi bir sınıfta var. Ufacık bir sınıf. Elli kişinin nefesi nasıl oradaki ortamı değiştirmez? Yani her yer karbondioksitle doluyor. Karbondioksit soluyor insanlar. O çocuğun kafası nasıl çalışsın öyle bir ortamda? Bitkinleşiyor çocuklar sapsarı oluyorlar havasızlıktan. Zil çalıyor “Zarrr” öyle zil çalması mı olur? Acayip hoplatacak bir ses. Güzel bir ses olsun değil mi? Mesela bir şarkıyla çocukları göndersinler ne olur? Şarkı olsa ne olur? Ve sınıflar geniş ve rahat olsun. Salon gibi. Sinema tekniğiyle öğretilmesi lazım. Ve neşeyle sevecen ortamda ve pratik göstererek anlatmak lazım. Mesela kahveyi anlatıyorsan, kahve çekirdeklerini getirip göstererek anlatırsın. Mesela üzümü anlatıyorsun. Salkımıyla alır getirirsin. Neşeli bir ortam yapmak lazım. Ve genel kültürün zevki o çocuklara öğretilmesi lazım, faydası öğretilmesi lazım. Yani neden ondan zevk alması gerektiğini iyice ona anlatmak ve ikna etmek gerekir. Evet.

VTR: Merhaba ben Merve. Genelde ülkelerde altyapı önemli bir konu. Siz Türkiye’dekini yeterli buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Zaten Türkiye’nin en önemli sorunu altyapıdır. Yani gelişmekte olan ülkelerin hepsinin sorunu altyapıdır. Ama yine iyi hızı Türkiye’nin yani hükümetin atakları çok güzel. Sıhhatli ataklar yapıyor. Ama tabii savaşa para verilmese, teröre para harcanmasa, bu lüzumsuz harcamalar dünya çapında durdurulsa dünyanın her tarafında altyapı da üstyapı da kısa sürede biter. Çok huzurlu güzel bir hayat olur.

Şu anda gençlerin mesela bilgisayarla eğitim alıyorlar. Ama yine yorucu. Çocuklar yani ekrana bakıyor sürekli. Bilgisayarın başında sırtı iki büklüm. Ama batının dışında doğuda yine her yerde karatahta var. Yani diğer ülkelerde falan da Tahran’da, İran’da şurada burada falan çocuklar aynı şekilde eğitiliyor. Yani birisi bir hata yapmış, bütün dünyaya bu hata yayılmış. Birisinin yaptığı hata dünyadan yüz yılda falan gidiyor. Yani gitmiyor. Kara tahtaya niye gerek var mesela kimse bunu düşünmüyor. Çocuklar balık istifi gibi neden sınıflara doldurulması gerekiyor? Neden onlara eğlendirilerek anlatılmıyor? Niye oksijensiz ortamda yaşatılıyor? Niye sınav stresi o çocuklara yaşatılıyor? Bu bilinmiyor. Kim bilir kim çıkarttı onu, aklından? O oturmuş gidiyor. Onu geri çevirmeye de kimsenin aklı yetmiyor. Durduramıyorlar yani. Mehdiyet’te bu bütün bu yanlışlıklar tek kerede kökünden halledilecek.

Evet dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Sevimli bir papağanımız var.

ADNAN OKTAR: Bu enerji ney bu enerji? Seni yiyeceğim ben. Enerjiye bak sen ya.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında yayınlanan makaleleriniz hakkında bilgi vereceğiz Adnan Bey.

OKTAR BABUNA: Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’nın İngilizce yayınında “Erdoğan-Trump görüşmesi, derin devlet ve YPG gerçeği” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dünyanın birçok ülkesinde tıp Amerika’da olduğu gibi İngiliz derin devletinin kontrolünde örtülü bir sistem işlediğini, bu sisteme direnen nadir ülkelerden olan Türkiye ve Rusya’nın da bu sebeple sürekli olarak tehdit, saldırı ve yaptırımlara maruz kaldıklarını anlatıyorsunuz. Bu nedenle ülkelerin sağlam bir ittifak ve işbirliği içinde olmalarının, bu derin yapılanmalara karşı koymada en akılcı yöntem olacağını vurguluyorsunuz.

Pravda’nın Rusça yayınında “Rus sınırında NATO silahları” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda savaş stratejistlerinin yönelttiği bir dünyanın karanlık bir gelecek demek olduğunu anlatıyorsunuz. Barışın sesini getirecek olanın ise dünyadaki iyilerin ittifakı olacağını vurguluyorsunuz.

Merkezi Cidde’de bulunan Suudi Arabistan’ın en köklü günlük gazetelerinden Al Bilad Daily’de “Mutsuz ülkeler ve intiharlar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda ülkelere mutluluk ve ferah getirecek yegane unsurun dindarlık olduğunu belirtiyorsunuz. Dindarlık dışında çözüm arayan toplumların ne kadar teknik önlemler almaya çalışırlarsa çalışsınlar, toplumsal belaların getireceği korkunç sonuçlardan kurtulamayacaklarını ifade ediyorsunuz.

Hindistan’ın Jammu ve Kashmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan, tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’da; “Dünyada artık Guantanamolar olmamalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda terörü ve şiddeti ortadan kaldıracak olan asıl etkenin, dünyanın değişik noktalarına saklanmış hapishaneler akıl almaz soru yöntemleri, işkenceler değil terörü doğuran sebeplerin ve besleyen felsefelerin fikren ortadan kaldırılması olduğunu anlatıyorsunuz. Bunun da ancak kapsamlı bir kültürel çalışmayla mümkün olabileceğini vurguluyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesi ve Yeni Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da sizin fahri başkanlığını yürüttüğünüz Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nın öncülüğüyle gerçekleştirilen, dünyaca ünlü Hristiyan bilim adamlarının katıldığı “İkinci Uluslararası Yaşamın ve Evrenin Kökeni” konferansını haber yaptı. Haberde konferansın genetik, biyoloji, paleontoloji, fizik, kimya ve astrofizik bilim dallarının ‘Yaşam nasıl başladı?’ sorusuna ‘Yaratılış’ şeklinde cevap verdiği anlatılıyor. Konferansa katılan konuşmacıların detaylı tanıtıldığı haberde, ayrıca konferans salonunun girişinde milyonlarca yol öncesinden günümüze gelen fosillerin yer aldığı serginin çok dikkat çekici olduğu dile getiriliyor.

ADNAN OKTAR: Evet çok iyi olmuş.

Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var yine Adnan Bey.

VTR: Adnan Hocam selamünaleyküm. İsmim Fatih. Kitaplarınızda çok resim var. Bir de hep altın yazılar bulunuyor. Neden bunlar yani neden altın yazılar? Neden çok resim var?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Resimlerin iki nedeni var. Biri, belge olarak kullanılıyor. Belge zaten çok hayatidir. Fotoğraf olmadan, belge olmadan kitabı anlatamayız. İkincisi, güzel manzaralar, güzel insanlar, güzel çocuklar, kelebekler yani Allah’ın yarattığı güzellikler. Zaten en önemli konu, Allah’ı sevmek, Allah’ın sanatını temaşa etmek, takdir etmek olduğu için Allah’ın güzelliklerini sık sık görüntüyle hatırlatmak da en mükemmel yollardan biri. Çünkü herkes dışarı çıkıp kırlarda o güzellikleri göremeyebilir. Ama kitabı eline aldığında sokaktaki, dağlardaki, ovalardaki o güzellikleri yeniden temaşa etmiş oluyor, hatırlamış, tefekkür etmiş oluyor. Orada amaç Allah’ı hatırlatmak. Allah’ı sevdirmek. Allah’ı düşündürtmek. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Metin. Beyin ölümü gerçekleşen hastaların fişinin çekilmesi doğru mu?

ADNAN OKTAR: Ben yapamam öyle bir şeyi. Beyin ölümü çünkü izafi bir şey. Yapılmasını tasvip etmem. Çünkü bir kız arkadaşımız vardı benim eski talebelerimden. Yani otuz yıllık falan arkadaşım. Babası Amerika’da ameliyat oldu. Aile fertlerinin tamamı doktorların “Artık beyin ölümü gerçekleşti. Fişini çekelim.” Teklifini kabul ettiler. Son imzayı da onun atması gerekiyordu, kız arkadaşım. O da bana sordu “Hocam nasıl uygun olur? Yani İslam’a göre” dedi. “Sureti katiyede olmaz öyle bir şey” dedim. “Benim inancıma göre asla olmaz öyle bir şey” dedim. Sonra adam yaklaşık bir hafta sonra falan dirildi. Ayağa kalktı. Türkiye’ye geldi adam. Bayağı yaşadı uzun süre. Sonra yine vefat etti ama uzun süre yaşadı adam. O fişi çekme ne olmuş oluyor o zaman? Bana göre öyle.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. Ben Betül. Güzellik anlayışınız ruhen midir yoksa bedenen midir?

ADNAN OKTAR: Şimdi beden bir kalıp. Etten kemikten oluşmuş bir tablodur. Allah’ın hazırladığı mükemmel bir heykeldir. Ama bu güzel düzgün beden diyelim derinlikle, tutkuyla, aşkla, sevgiyle, akılla, ince düşünceyle, sanatçı güzellik anlayışıyla, Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla, kültürle, görgüyle, yüksek kaliteyle bezenmedikten sonra o et ve kemik insana açıkça söyleyeyim itici gelir. Öyle bir şey oluyor. O insan itici gelir insana. İnsan güzel ahlak, akıl, derinlikle, kaliteyle, temizlikle, sadakatle, vefayla, sabırla güzel olur. Kadın da öyledir. Kadın güzelliği detaylarla güzel olur. Dolayısıyla vasat görünümlü bir kadın bile eğer tutkuyu, aşkı, derinliği, aklı, keskin bir zekayı, sanat gücünü, klaslığı, kalite anlayışını, uyumu, mükemmel bir şekilde icra edebiliyorsa o muhteşem bir varlıktır. Yani aşık olunacak bir varlıktır. Allah’ın tecellisi olarak ona aşık olunur. Yoksa züppe, ters, küstah, kavgacı, alıngan, dengesiz, pis, bakımsız, görgüsüz, ince düşünemeyen, vefasız garip bir kadın tabii ki beğenilmez. Yani nasıl beğeneceksin? Allah beğenilmesini ruhunun ihtişamına bağlı kılmıştır. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Sarp. Bir insana kendinizi mimiklerle değil de kelimelerle ifade etmemiz daha doğru değil mi?

ADNAN OKTAR: Mimikle ifade etme asil bir davranış değil. Yani soylu bir insan, kaliteli bir insan mimikle bir şey anlatmaz. Çok zorda kalırsa, mesela uzaktan işaret yapılabilir. Mesela konuşamayacak konumdaysa, ağır baskı altındaysa, riskliyse işte yüzünün ifadesiyle bir şeyler anlatmaya çalışabilir. Ama kaliteli bir insanın yapacağı bir şey değil. Hatta Peygamber Efendimiz (sav)’e diyorlar ki bir gün olumsuz bir durum oluyor da, Peygamberimiz (sav) diyor ki “Beğenmedim o yaptığınızı” diyor. “Ya Resulullah bir kaş göz işareti yapsaydınız biz yapmazdık” diyorlar. “Peygambere yakışmaz öyle bir şey” diyor. Yani “Bir peygamberin yapacağı bir şey değildir” diyor. Kuran’da kaş göz işareti çirkin görülmüştür. Yani çirkin tavırlar içerisinde anlatılmıştır. Dolayısıyla mesela bir şeye somurtarak karşılık vermek, sessizleşerek karşılık vermek ahlak bozukluğudur. Kişilik bozukluğudur. Veyahut pis bakmak. Yahut sırtını dönmek. Bunlar ahlaksızlık olarak Kuran’da geçer. Yani ahlaksız insanların eylemi olarak geçer. Haysiyetsiz insanlar genellikle pis mimiklerle karşılarındakini rahatsız etmek isterler. Pis bakarak, somurtarak, cevap vermeyerek, ani kafa hareketleriyle yani bilinen iğrenç tavırlar gösterirler. Bunu da gören bir insan bazen ondan daha gelişmiş olmak için daha da beterini yapıyor. O ahlaksızlığı gören de daha da beterini yapıyor. Bu sefer ahlaksızlık katlanarak gelişiyor. Halbuki gören tiksinip, hiçbir şekilde öyle bir şeye yanaşmaması lazım. Yani onu güzel bir örnek yahut iyi bir hayat mücadele yöntemi olarak görmek değil de, iğrenç bir tavır olarak, hayatı karartan bir pislik olarak görüp hiçbir şekilde yanaşılmaması lazım. Yani daha beterini yaparak hayat mücadelesi olmaz. Hayat mücadelesi, daha güzelini yaparak olur. Evet.

VTR: Merhaba. Adım Faruk Korkut. Sizce iklim değişikliği bir tehdit midir?

ADNAN OKTAR: İklim değişikliği, zaten kıyamet kopacak. Tabii ki iklim değişikliği oluyor. Çünkü bunu yaşıyoruz. Ani değişiklikler, ani olaylar oluyor. Fakat asıl olan, yeryüzünde sürekli depremler oluyor. Yani 1980'lerden sonra yoğunlaşan ve tırmanan, dünyanın yaratılışından bu yana olmayan yükseklikte, bak. Dünyanın yaratılışından bu yana olmayan yükseklikte, yani yüz bin, iki yüz bin yıldır olmayan güçte, şiddette depremler oluyor ve sık. Bu bir kıyamet alameti. Zaten hadiste de belirtilmiş. Göktaşlarının dünya yüzeyini yani atmosferi yahut işte dünyanın üst katmanlarını bulut gibi kaplamış olması. O da 1980'lerden sonra oldu. Daha önce pırıl pırıldı dünyanın üstü hiçbir şey yoktu. Çok az göktaşları vardı, yani tek tük, seyrek. Yani sayılabiliyordu, sayı olarak sayılabiliyordu. Şu an sayı olarak sayılamıyor. Yüz binlerce, milyonlarca göktaşı dünyanın üzerini kaplamış durumda, bu da kıyamet alameti. Dolayısıyla kıyamete yakın olduğumuz için bu tip bozukluklar değil de, asıl kökten gelecek bir kıyamet vardır. Küçük küçük kıyametler değil de, büyük bir kıyametle net sonuç belli olacaktır.

VTR: Merhaba ben Azerbaycanlıyım. Türkiye ve Azerbaycan’la kardeşliği daha nasıl iyilik yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Devlet düzeyinde Azerbaycan, Türkiye çoktan birleşti. Yani o anlamda. Mesela Türk askeri, ordusu, Azerbaycan'ı canı gibi sever. En yakın bilir. Milli İstihbarat Teşkilatı'yla, emniyetiyle Azerbaycan Türkiye'de ezberden bilinir. Dostumuz ve kardeşimiz oldu. Yani milletin gönlünde bu konu bitmiştir. Çoktan o birliktelik, kardeşlik olmuştur. Sadece detaya kalmıştır. Yani pasaportların, vizelerin kaldırılması. Mühim olan gönüller olduğu için, gönüller kısmı tamamdır. Gönülde o sevgi oluştuktan sonra, teknik yön halledilir. Ama teknik yönün hallolması; önce Ermenistan'la sınırların açılması gerekiyor yani bu dünyanın gönlünü fetheder. Ermenistan'la sınırların açılması yani pasaport ve vizenin Ermenistan'dan kaldırılması. Gürcistan'la nasıl kaldırıldı? Ermenistan'la da kaldırılsın, sonra Azerbaycan. Azerbaycan'dan kaldırdıktan sonra zaten Ermenistan ve Azerbaycan da Türkiye sınırında olduğu için, Türki devletlerle artık sıradan bir bağ kurmak ve süratlice bağ kurmak ve pasaport ve vizeyi kaldırmak saatler içerisinde olacak bir güzellik.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Değişik uyuma şekliyle dikkat çeken bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Bu ne yapmış böyle anlamaya çalışıyorum. Ah severim ben senin tatlılığını, şekerliğini. Hava sıcak herhalde, böyle hem serinlemek istiyor. Burun da tam öpmelik.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Aras. Türkiye’de Sakarya Üniversitesi'nde öğrenciyim, üçüncü sınıfım. Sorum şöyle olacak; Türkiye'deki eğitim sistemini, bu güzel eğitim sistemini Azerbaycan'da nasıl yapılabilir diye sormak istiyorum?

ADNAN OKTAR: Bak onlar da Azerbaycan’a göre kıyasladığında bunu güzel görüyor Türkiye'deki eğitim sistemini. Ama Türkiye'deki gençler de Avrupa'yla kıyasladıklarında eğitim sistemini çok yetersiz görüyorlar. İzafi bir şey bu. Azerbaycan süratle modernleşen, aydın bir ülkedir. inşaAllah yakın zamanda onlar da çok ileri teknolojiye geçecekler. Ama Türk-İslam Birliği'nin oluşması şart bunun için. Yani Mehdiyet.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Murat, Azeri’yim. Sizin Hocalı Katliamı bahsinde ne düşündüğünüzü çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Hocalı katliamını İngiliz derin devletinin profesyonel katilleri yaptı. Türkiye ile Azerbaycan’ın bağını kopartmak, zaten bölge açısından çok açık görülüyor haritada bakıldığında. Azerbaycan’la da Ermenistan’ın bağını tamamen kesmek, Ermenistan’la Türkiye’nin birleşmesini ortadan kaldırmak için ve dolayısıyla Türki devletlerle birleşmeyi ortadan kaldırmak için yaptıkları alçakça bir katliam. Tamamen derin devlet çetelerinin yaptığı, İngiliz derin devletinin yönettiği alçakça da demeyeyim de yani artık vahşice, alçakçanın da üstünde vahşice, hunharca bir katliam. O zamanlar altı yüz elli Azeri kardeşimiz şehit olmuştu, birçok kişi de şiddetli işkenceler sonucunda hayatını kaybetmişti, Allah gani gani rahmet etsin yani şehit olmuşlardı. Hatta birçoğu yakıldı, gözlerinin oyulduğu da görüldü. Başlarını kestiler. Yani bu tam İngiliz derin devletinin yaptığı yöntemlerdir. Profesyonel katiller yapar bunu. Yani normal bir Ermeni bunu yapmaz. Allah’tan korkar. Hiçbir şekilde, Ermeniler şefkatlidir. Bak, göz oyma, baş kesme, işkenceler yani çok kapsamlı işkence bu profesyonel katillerin işidir, normal bir insan bunu yapmaz. Yani bir Ermeni’nin bunu yapması imkansızdır. Bütün Ermeniler çok terbiyeli, efendi, nezih insanlardır, halim selimdirler. Çok fazla tanıdığınız vardır Ermeni, bakın hangisi yapar böyle bir şey. Derin devletler bu tip alçaklığı yaparlar yani İngiliz derin devletinin katilleri. Sonra da mesela elli yıl, altmış yıl, yüz yıl sürecek bir kavganın zeminini hazırlamış olurlar. Mesela bak altı yüz elli kişi şehit etti ama çok uzun süreden beri o gerginlik devam ediyor. Adamlar neler elde etmiş oldular? Bir kere Ermenistan’la birleşmemizi engellediler. İki; PKK’nın gücünü artırmış oldular çünkü öyle bir şeyde PKK’nın gücü ciddi şekilde kırılacaktı. Azerbaycan’la birleşmemizi engellediler ve üç-dört; İslam devletleriyle ve Türki devletlerle birleşmemizi engellemiş oldular. Yani eylem küçük gibi görünüyor genele bakılırsa ama netice çok büyük onlar açısından. Yani İngiliz derin devletinin bu tip provokatif olayları çok fazladır. Mesela IŞİD’le muazzam netice alıyorlar. PKK ile muazzam netice alıyorlar.  O da küçük bir grubun yaptığı katliamdır. Evet.

VTR: Merhaba, ben Ramazan. Bir şey soracağım. Türkiye’de bu kadar maden kazaları olmasına rağmen neden hala kalıcı bir çözüm bulunamıyor?

ADNAN OKTAR: Kalıcı çözüm madenin makinelerle çıkarılmasıdır. Yani o köstebek denen büyük dişli çarklar var biliyorsunuz, o madenin içine sokuluyor o var gücüyle kazıyor, kazdıklarını da geriye atıyor. Onlar da otomatik kayan sistemlerle dışarıya çıkarılıyor.

VTR: Merhaba Adım Ayşegül, stajyer avukatım. Değinmek istediğim bir konu var. Türkiye’de kadınlar çok fazla şiddete maruz kalıyorlar, bu konuyla ilgili neler yapacaklarını nereden biliyorlar? Bu konuyla ilgili bazı hakları var mı acaba? Bunları onlara nasıl anlatabiliriz? Mesela Türkiye’de uygulama var, adli yardım uygulaması, kadınlar istediği zaman gidip ücretsiz adli yardım alabiliyorlar. Gördükleri şiddete karşı ne yapacaklarıyla ilgili bunları nasıl anlatabiliriz kadınlara, nasıl daha bilinçli olmalarını sağlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kadınların korunmasını toplum yapması lazım. Yani bak dikkat edersen bu güzel hanım kız diyor ki şiddete maruz kaldıktan sonra diyor nasıl adli haklarını kullanabilirler? Şiddete maruz kalmış yani ağzı, burnu parçalanmış, dövülmüş, ağır yaralanmış en fazla gidip adli tıbba gidecek işte rapor alacak, sonra o dosyasını tanzim edecek, karakola gidecek başvuracak, karakol savcılığa, savcılık mahkemeye, mahkemede huzura çıkacak konuşma yapacak, adamı getirecekler adamı tutuklayacaklar, adamı hapse atacaklar veyahut tutuksuz yargılanacak adam. Çözüm değil ki bu. Bu bir felaketin sonucunda kadının intikam istemesi ve adaletin tesisi için yaptığı bir çalışma olmuş oluyor. Bu, kadının yaralanmasını, dövülmesini engelleyen bir şey değil. Veyahut diyor ki mesela kadın hemen emniyeti arasın orada polis derhal gelir. Adam kapıda bekliyor onu, kadın dışarı çıktığında kadının yolunu kesiyor kadının kolundan tutuyor mesela sürüklemeye başlıyor. Kadın hadi diyelim o anda telefonunu açtı polisi çağırdı. Adamın en fazla beş dakikaya ihtiyacı var. Polisin oraya gelmesi en az yarım saat, kırk beş dakika sürer, en az. Hadi on beş dakika sürdüğünü düşünelim. Adam birkaç dakikanın içinde zaten konusunu halletmiş oluyor. Ya kadını bıçaklıyor, ya kurşunluyor, ya dövüyor. Dolayısıyla bunların bir çözüm olmadığı açık. Çözüm bütün milletin bu konuda görev almasıdır. Yani kadın mesela bağırdığında orada bulunan delikanlıların, kadınların, vatandaşların o kadının hemen yardımına yetişmesi ve bütün güçleriyle onu korumaları gerekir. Buna göre bir kanun tanzim edilmesi gerekir. Saldırgan erkekten kadın korunurken saldırgana karşı yapılan savunma ataklarından şahısların sorumlu olmaması lazım. Mesela adam ayağından yaralanabilir böyle bir şeyde. Ne bileyim kadına adam bıçak çekmiş saldırıyor, bunu durdurmanın tek yolu vardır; ayağından vurmak. Adam ayağından vurunca “hadi gel bakalım karakola anlat, adamı niye vurdun?” derseler ve adam sürekli mahkemelere çıkmak durumunda kalırsa bu bir zorluk. Böyle olmaması lazım. Adamı ayağından vurduysa eline sağlık diyeceksin, iyi yapmışsın diyeceksin. O kadar. Ve takdir edeceksin. Böyle kanun çıkarılması lazım. Bak her zaman söylüyorum bizim askerimiz, çocuk İstanbul’a gelmiş buraya, PKK’ya kinli gayet güzel bir şey bu öfkeli. Bilgisayarını koymuş, PKK’nın aleyhinde yazılar yazıyor. Konum da bildirmiş orada, bilgisayarında. Orada şu an bunları yazıyorum diyor. Adamlar geldi PKK’lılar, çocuğu vurdular orada. Ama elinde silahla içeri giriyor adam, uzun uzun yürüyor koridorlarda sallaya sallaya, orada da adamlar var herkes görüyor, herkes bakıyor yani. Geliyor çocuğun ensesine kurşunu sıkıyor, bir daha sıkıyor, bir daha sıkıyor ve çıkıp gidiyor. Ya kardeşim kapıdan içeriye girdiğinde eline vur, silahı düşür. Veyahut varsa silahın ona göre bir karşılık verirsin. Yani askerin vurulması niye beklensin? Ama bu kanunen kolaylaştırılması lazım yani vatandaş teröristle veya böyle bu tip psikopatla karşılaştığında kendini veya vatandaşı koruduğunda onu koruyan kanun maddeleri olması lazım, kolaylık sağlanması lazım. Yani zorluğun kaldırılması gerekiyor. Dolayısıyla kadına bir saldırı varsa mesela ev, kapıyı kırıp içeri girme yetkisi olması lazım komşuların. Mesela kadın bağırdı mı, mesela adam çığlık atıyor “Cankurtaran yok mu Allah rızası için?” diyor, bunu duyduğunda kapıyı adam omuzlayıp kırması lazım komşunun. Kırdın mı haneye tecavüz. Nasıl bu işin içinden çıksın adam? Bir de orada yaralama olduğunu düşün adamı bertaraf etmek isterken adamın kolunu bacağını kırdığını düşün. Bunlar da hep hapis cezasını gerektiren ağır suçlar oluyor. Bunların kanunla düzenlenmesi gerekiyor yani kapıyı kırmak suç olmaması lazım böyle bir şeyde, bağırdıysa. Yani zili çalıp içeri girmek mümkün değil, vatandaş bu konularda mağdur olmaması lazım.

Allah esirgesin bazen genç hanımları veyahut normal anneleri, eşleri ciddi şekilde tehdit ediyorlar. Adli şikayette bulunuyor ama kimsesiz oluyorlar. Çok zor durumda olan kardeşlerimiz bizi telefonla ararlarsa biz adli yönden yardımcı olmak isteriz. Yani ciddi bir tehlike varsa adli yönden yardımcı olmak isteriz yani yardımcı olabiliriz. Karakola bildirilmesi, savcılığa bildirilmesi, takip edilmesi konularında çünkü kimsesiz olunca bu çok zor olur, Allah vermesin, rahatça bizi arayabilirler, bana söyleyebilirler, arkadaşlarımıza söyleyebilirler. Gecenin üçünde, dördünde bile olsa yardımcı oluruz inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba, benim adım Özer. Bir şirkette çalışıyordum, daha önce çalışırken patron beni ofise çağırdı konuştuk ettik. Kafasına göre beni işten attı. Benim hakkım nedir acaba?

ADNAN OKTAR: Tabii merhamet çok önemli, şefkat çok önemli. Mesela el kadar çocuk bu delikanlı belli ki üzülmüş de çok rencide olmuş ve rahatsız olmuş. Mümkün mertebe barışçıl, sabırlı, sevecen davranmak lazım. En azından çıkartsan bile işten onun başka bir işe girmesini sağlaman gerekir değil mi? Çocuğu sokağa atıp yani parasız pulsuz zor durumda bırakmak günah olur, yazık. Bu çok yaygın olan bir şey olduğu için yine Allah korkusu, Allah sevgisinin olması gerektiği aşikar görülüyor. Çünkü merhamet denen bir şey vardır, şefkat denen bir şey vardır. Daima Allah korkusuyla hareket etmek lazım. Evet.

VTR: Ben Barış. Hiç kimsenin bilmediği bir özelliğiniz var mı?

ADNAN OKTAR: Kimsenin bilmediği bir özelliğim. Karate ustasıyım. Yok, benim içim dışım bir, normal herkes gibi bir insanım. Samimiyim ben sadece. Egoist değilim ben, bencil değilim. Kendim için yaşamam ben sevdiklerim için yaşarım. Yani farklı yönüm o.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Nuh. Hiç pişman olacağınız bir şey var mıydı hayatta?

ADNAN OKTAR: Çok soruyorlar çocuklar ama pişmanlık sürekli olur. Pişmanlık bizi mükemmelleştirir zaten. Mesela şu kitabın baskısında bile bak mesela ben şu zemin kısmının parlatılmasının, bu kısmının mat olmasını söylemiştim. Yanlış basılmış mesela bu. Ama güzel yine ilginç olmuş, daha ön plana çıkmış. Bir hayır vardır. Nedir bu? Bunu yapan, yanlışlık yapan kişi de pişman olur ama hayır var pişmanlıklarda da hayır vardır. Bizim eğitimimizi sağlar o, düzgün davranmamızı sağlar. Mesela açık yaraya tentürdiyot basarsın pişman olursun çünkü yarayı daha da açar tentürdiyot, zarar verir, daha beter hale gelir. Onu tecrübe eden adam bir daha yapmayayım der, pişman olur. Bütün hayat boyu devam eder bu tip şeyler. Evet.

VTR: Merhaba ben Atakan. Neden dünyada bu kadar insan var?

ADNAN OKTAR: Az bile canım. İşte iyi kalabalık olalım daha güzel.

VTR: Merhaba ismim Ufuk Ekinci. Sizce motosiklet kullanımı tehlikeli mi?

ADNAN OKTAR: Çok fazla ölüm vakası var motosikletle, en yüksek motosiklette oluyor. Açıkta gidiyor çünkü dizi, kolları her şeyi açıkta gidiyor. Arabalara şu kadar farkla geçiyorlar, bazen şu kadar farkla. Kolu yırtılabilir, bacağı yırtılabilir, kafası yırtılabilir. Korumasız bir araç. Etrafı korunsa yine bir derece. Başına bir şey düşebilir. Ve çarpma ihtimali en yüksek olan araçlardan bir tanesi, iki tekerlek üstünde gidiyor nihayetinde. Arabaların arasında zaten dans ediyor, bir oradan oraya gidiyor, oradan oraya, kenardan geçiyor falan. Ben tavsiye etmem kardeşlerimize yani sürekli acı haber geliyor motosiklet kullananlardan. Motosiklet kullanıp da sonuna kadar devam eden, otuz yıl motosiklet kullanan insanlar çok nadir olur. Mutlaka ya bir kaza oluyor, ya bir şey oluyor Allah esirgesin.

VTR: Ben Zeynep Kübra Özcan. Bir insana güvenebilmeniz için nasıl bir insan olmanız gerekmektedir?

ADNAN OKTAR: Bir insana güvenebilmemiz için iyi analiz gücümüz olması lazım, akılcı bakış açımız olması gerekiyor. Bir kere Kuran’ın ölçüsü insan teşhisinde olabilecek en mükemmel modeldir. Allah dünyayı rahat yaşayabilmemiz için, insanları rahat teşhis edebilip kendimizi de rahat teşhis etmemiz için ve dünyayı rahatça değerlendirmemiz için Kuran’ı yaratmıştır. Çünkü yabancı bir yere geliyoruz biz dünyaya. Bilmediğimiz bir yer.  Buranın nasıl kullanılacağını bilmeyiz yani insanlar nedir, nasıl davranır, onlara karşı nasıl davranmamız gerekir, kendimizi nasıl koruyabiliriz, kendimiz nasıl düzgün olabiliriz, kendimiz kendimize nasıl zarar vermeyebiliriz bunu Kuran’dan öğreniriz. Bu ilaç içindeki prospektüs gibi yahut bir makinenin içine yerleştirilen kullanma talimatı gibidir. Allah tarafından dünyanın nasıl kullanılacağı bir prospektüsle bildirilmiştir. Yani Kuran bir nevi prospektüstür. Kuran’a göre dikkatlice olayları incelediğimizde bir kere bir insanın akıllı mı, dengeli mi, tutarlı mı, normal birisi mi olduğunu rahatça çıkarabiliriz. Bir kere egoist bencil mi, akli dengesi yerinde mi, hırslı kindar bir insan mı, makul birisi mi, Allah’tan korkuyor mu, Allah’ı seviyor mu hepsini anlayabiliriz. Yani bunlar bakışından bile anlaşılır, bakışından, konuşmasından, ses tonundan, kıyafetlerinden, yürüyüş şeklinden birçok şeyinden anlaşılır. Akıllı bir insan kısa sürede teşhis eder. Ve nasıl davranması gerektiğini de ona göre ayarlar. Bazen mesela adam bir hanımla evlenmek istiyor yahut bir hanım bir beyle evlenmek istiyor. Üç yıl nişanlı kalıyorlar. Bir türlü anlayamıyor. Adam dördüncü yıl kadını doğruyor. Adam psikopat.  Mesela üç yıl olduğu halde anlamıyor onun psikopat olduğunu. O seri katilde de öyle olmuştu. Genç kızlar anlamıyorlar. Adamın her yerinden akıyor şizofrenlik. Ben bir filmini gördüm, adamın video filmini. Bakar bakmaz anlaşılıyor adam. Yüzü “şizofrenim” diyor yani. Bağırıyor böyle. Ama anlayamıyorlar. Yani o evlilik hırsı, o işte tek bir kişiye sahip olma hırsı, mesleği olması, okul mezunu olması o bütün bakış açılarını perspektiflerini boğuyor. Yani onları artık detay olarak görüyor. Onları lüzumsuz görüyor. Adamın deliliği, manyaklığı, dengesizliği onlar gözünde kayboluyor.  Onun diploması, gençliği ve tek evlilik yapacak olması yani sadece ona bağlı olarak onun malı olacağı ihtimali onun beynini adeta felç ediyor. Muhakeme yargısı, basiret ve feraseti tamamen bozuluyor. Adeta hipnoza giriyor. Adam ne derse kabul ediyor. En psikopat, en densiz adamlarla bile genç kızlar gidip evlenebiliyorlar yahut nişanlanıyorlar. Sonradan yakasını kurtaramıyor çocuklar. Adam işte “vururum, asarım, keserim” diyor. Hakikaten de yapıyor. Birçok genç kız korku belasına devam ediyorlar. Adam mesela evini basıyor. Psikopat. Çekilmiyor da yani. Şikayet ediyor gidip. “Evimi bastı” diyor. Gözaltına alınıyor. TCK’ya göre o hapsedilecek bir suç olmuyor. En fazla dava açılabiliyor. Davası da yıllarca sürüyor ama genç kıza yine adam gidip saldırıyor. Mesela gidip tokatlıyor. Kız adliyeye gidiyor. Tokatlanmadan ne ceza çıkar? Ve çok az bir iz kalır o tokattan. Mesela en fazla üç günlük rapor alıyor. Üç günlük raporla yine tutuklama olmaz. Adamın attığı sopa onun yanına kar kalmış oluyor. Davası devam ediyor yine üç yıl, dört yıl. Böylece bu o genç kız için bir kör açmaz oluyor. Sonunda boyun eğiyorlar çoğu kere. Yalnız olanlar özellikle böyle koruması olmayan insanlar yani akrabaları falan çekinen insanlar çok zor durumda kalıyor. İşte diyorum ya genç kız, mesela o arkadaşın babası “seni döverse saldırırsa karakola git” diyormuş. Bu alenen korkaklık acizlik. Başka bir şey değil. Teslim olmuş adama. Bırakmış. “Ne yapıyorsan yap” diyor yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Kerem. Bir kadında, ilk yani yeni tanıştığınız bir kadında ilk önce neyi merak edersiniz? Neye dikkat edersiniz?

ADNAN OKTAR: Gözlerinden anlaşılır bir kadın. Akıllı mı akılsız mı? Gözündeki tutku yeteneği onun aklını gösterir. Gözündeki derinlik gücü onun ruh kapasitesini gösterir. Gözünden anladığında zaten konuştuğunda da onu teyit eder o çoğu zaman. Yani akıllı, dengeli, tutarlıysa, vicdanlıysa, zeki bir kadınsa -hoşgörülü mü diyelim, sabırlı mı diyelim- sabırlı bir insansa, kaliteliyse, ufku genişse, sanatçı ruhluysa bütün ihtişamıyla bu görülür. Peş peşe peş peşe görülür. Ama kaliteli insan, kaliteli kadın nadir olur. Aslında o kadar çok da değil. Genellikle insanların epey bir bölümü vasattırlar. Yani gününü kurtarmak ister. Mesela kıyafet giyer günlük. Sadece ısınmak için veyahut işte giyinmiş olmak için giyer. Ayakkabıyı yürümek için giyer. Saçı onu ilgilendirmez. Saçı onun için bir derttir. Arada sırada yıkar. Taramakla bile uğraşmak istemez saçıyla. Yemek onu ilgilendirir sadece. Yemek. Uyku ilgilendirir. Mesela on beş, yirmi saat uyur günde. On, on beş saat. Rahatlamıyor on beş saat uyumaya rağmen. Rahat on altı, on yedi, on sekiz saat bile uyuyor. Ne zaman nerede bir yemek bulsa yemek yiyor. Boş ve amaçsız oluyor. O çok ürkütücü tabii. Ama genç kızları da bu şeye de çok itiyorlar, çekiyorlar. Çünkü her zaman bakımlı eğer çekici olursa kadın için bu suç oluyor. Yani ağabeyi, babası, dayısı, halası falan hepsi onu suçluyor. Yani gayrimeşru bir eylem içinde olan insan gibi gösteriyorlar, bakımlı ve temiz olmasını. Cazibeli olmasını, güzel olmasını, gösterişli olmasını asla kabul etmiyorlar. Potansiyel tehlike olarak görüyorlar.

“TV’ye geçsek nasıl olur acaba insanların kotası açısından?” Bu ne kotası? Bir de kota mı var? Nedir bu?

EBRU ALTAN: İnternet kullanımı.

ADNAN OKTAR: Ama bu çok acı bir olay. Böyle şey olur mu? Ne kotası? İnternet bir kere bedava olması lazım bir. Bir de kota mota olmaması lazım. Bu ne ki? Gaz mı, mazot mu yani tükenecek? İnternet yayını var. O insan da onu kullanıyor. Kullansın. Bundan niye para alınsın? Niye kota kullansın? Niye kotaya gerek olsun? Kota bu devrin bir acı olayı olarak hatırlanacaktır ileride. Yani 2017’lerin acı bir olayı. Ne kotası? Bilgisayarın vardır açarsın, derhal bağlantıya geçer ve seyreder bakarsın. Niye para veresin yani? Para verecek ne var bunda? Hayır, elektriğe para verebilirsin ama internet yayınını izlemek niye pahalı olsun, niye paraya tabi olsun?

VTR: Merhaba ben Serkan. Affetmeyeceğiniz bir yanlış var mı?

ADNAN OKTAR: Serkan, dünya iyisi Serkan. Yok. Öyle şey olmaz. Her insan hata yapabilir. Çok ciddi hatalar da yapabilir. Tövbe ettikten sonra yahut bana karşıysa da özür diledikten sonra konu biter. Nasıl affedilmez yani? Değil mi? Allah cinayeti bile affedin diyor da neyi affetmeyeceksin? Samimi vazgeçen bir insan niye affedilmesin ki?

Evet dinliyorum.

VTR: Kendinizde beğendiğiniz en çok üç özelliği söyler misiniz?

ADNAN OKTAR: Ben samimiyim. O özelliğimi seviyorum. Kendim için yaşamam. Kabadayıyım ben. O hoşuma gidiyor. Yani kendi için yaşamayana kabadayı denir. Bir de merhametliyim. O özelliklerimi seviyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yunusların yeteneklerini gösteren bir video var.

ADNAN OKTAR: Bu nasıl oluyor, böyle bir şey? Bayağı akıllı bunlar. Allah Allah. Hayret nasıl eğitmişler bunları böyle? Canlarını yakmıyorlar değil mi bunları eğitirken?

KARTAL GÖKTAN: Yok hayır.

BEYZA BAYRAKTAR: Ödüllendirerek.

ADNAN OKTAR: Ödüllendirerek. Olur öyle. O köpeğin canını yakan adama kafam takıldı. Onu bulmanın bir yolu yok mu, o adamı? Bu çok kızdırıcı yani.

OKTAR BABUNA: Bakılabilir evet.

ADNAN OKTAR: Tabii ya, o internetten oradan buradan tespit edilebilir. Onu savcılığa bildirelim. Onu bulsunlar, onu yapanı. Yani yurtdışındaysa, yurt dışına bildirelim. Evet.

VTR: Bir çocuğunuz olsa ismini ne koyardınız?

ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Ne olur? Peygamberimiz (sav)’in ismi tabii ilk akla gelen o. Çok hoş isim Muhammed. Hamd eden. Evet.

VTR: Ailenizde huy olarak en çok kime benziyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ben anneme çok benziyorum. Köye gitmiştim. Batmantaş Köyü’ne. Oradan biri geldi. “VAllaha da Mediha’nın oğlu, billaha da Mediha’nın oğlu” dedi. Ama o Çerkez şivesiyle söyledi tabii. Evet.

VTR: Merhaba ben Sedat. En çok kız çocuklarını mı seviyorsunuz, erkek çocuklarını mı?

ADNAN OKTAR: Kız çocuğu tabii kız çocuğu. Hatta Peygamberimiz (sav) diyor ki “Erkek çocuklarını sevin” diyor. “Ya Resulullah” diyorlar. “Kız çocuklarını sevmeyelim mi?” “Kız çocukları zaten kendini sevdirir. Onlar çok tatlıdır” diyor. “Yaratılıştan çok şeker olurlar.” Diyor Peygamberimiz (sav). “Zaten insanı onlar doğal olarak sevmeye çeker” diyor. “Onun için bir gayrete gerek yoktur” diyor. “Erkek çocuklarını sevin” diyor “onda gayret edin” diyor. Kız çocukları çok tatlı olurlar, bıcır bıcır. Ama tabii dokunmak doğru değil çocuklara, hastalanırlar. Yani ağzına, burnuna dokunmak mesela şırak diye çocuğun yanağından öpüyor. Kardeşim incecik derisi var bunun alerjik olur. Öpüyorsun, orada bakteri gelişir. Ağzını da yıkamıyor birçoğu, gelip çocuğun yüzünü, kıpkırmızı oluyor sonra alerji oluyor. Gidiyor mesela yahut gözünden öpüyor çocuğun, enfeksiyon kapar gözünden öpülür mü çocuk? Yahut yanağını alıp sıkıyor, zoruna ne oluyor niye sıkıyorsun yanağını? Eli kirli her yere dokunuyor metale şuna buna alerjik maddelere dokunuyor. Çocuğun su gibi cildi var, sen elinle sıktın mı ne olur? Kızarır çocuk alerji olur. Yahut mesela grip de olabilirsin sen, bilmiyorsundur geçirmişsindir grip, çocuğa gidip sarılıyor hastalık geçirirsin. Çocuk çok nazik bir varlık. Gözünle seveceksin onu, sözle sevilir gözüyle sevilir. Çocuğu sevmeye hakkı olan anne ve babadır, sarılır, o da nezaketiyle çok canını yakmadan. Yani öyle mesela bazen yavrum diye gidiyor çocuğu yanağından ısırıyor. “Ne yapayım çok seviyorum” diyor. Ya kardeşim vahşilik o olur mu öyle şey? Çocuk hastanelik olmuştu ya bir kere. Böyle çam yarması gibi bir adam, gazeteler de yazdı. “Ne yapayım aşka geldim” diyor. Tamam da çocuk el kadar çocuk yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Annenizin yaptığı en güzel yemek nedir?

ADNAN OKTAR: Annem bir kere böreği çok iyi yapar. Şimdi doksan yaşında maşaAllah çakı gibi yani. Kıymalı böreği iyi yapıyor. Dolmayı çok güzel yapar annem, biber dolmasını meşhur. Patlıcan yemeğini çok güzel yapar, şahane yapıyor. Pilavı iyi yapar, tavuklu pilav. Çerkez ananelerden falan herhalde gelen yoğun bilgi var.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Hilmi. Yanınızdaki arkadaşlarınıza en çok verdiğiniz nasihat nedir?

ADNAN OKTAR: Allah’tan korkması. Her şeyin başı Allah korkusudur. Allah’tan korktu mu her türlü güzellik olur. Samimiyet de olur, helale harama dikkat eder, ahlakı da düzgün olur. Allah’tan korkma bütün güzelliklerin başıdır.

VTR: İsmim Eren. İnsanlarda olumlu anlamda gurur olur mu?

ADNAN OKTAR: Olur tabii. Mesela İslam gururu olur, Allah ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminlere karşı şefkatli, merhametli ve alçak gönüllü” yani koruyucu, tevazu kanatlarını indirmiş, onlara karşı mahviyetini, aczini bilen bir ruh halinde. Ama “küfre karşı” diyor Allah “onurlu ve zorlu” yani baş eğmeyen mesela Darwinizm’e, materyalizme karşı baş eğmeyen, komünizme, PKK’ya karşı baş eğmeyen, İngiliz derin devletine karşı baş eğmeyen yani efe mizaçlı kabadayı olacak Müslüman. Ama tabii kanunla hukukla, ilimle irfanla; kırarak dökerek falan değil. Evet.

VTR: Benim adım Cengizhan Köse. Sizce arkadaşlar arasında yapılan şakalar bir espri midir yani?

ADNAN OKTAR: Ağır şakaya halk arasında eşek şakası derler. Çok tehlikeli yani. Mesela ensesine vuruyor yahut altından sandalyeyi alıyor, düşüyor, farkına varmıyor sandalyede oturduğunu zannediyor o, sandalyenin arkasında durduğunu zannediyor mesela taşlık alana düşüyor. Veyahut denizde yüzüyor zor bela sahile geliyor ancak yani artık tükenmiş, dinlenmek için sahile geliyor, başından basıp suyun içine sokuyor, üç-dört metre suyun içine giriyor bayağı tehlikeli. Delice, münasebetsiz çok fazla yahut geliyor kafasının arkasında torba patlatıyor mesela. Bunlar vahşi hareketler. Tansiyonu ani çıkabilir, kalp enfarktüsü geçirebilir. Veyahut beyaza sarılıyor mesela çarşafa sarılıyor gece karanlıkta evin içinde aniden bağırarak karşısına çıkıyor. Kardeşim tamam da yani bu kadar densizlik olmaz. Adamın tansiyonu da çıkabilir, bayılabilir de her şey olabilir. Çok ağır hasta da olabilir sonra. Savunma sistemi kırılabilir. O tip densiz şakalar olmaz, çok ayıp, çirkin hatta haram. Evet.

VTR: Merhaba, ben Gökhan. Hobilerinizi öğrenmek istiyorum söyler misiniz?

ADNAN OKTAR: Hobilerim çok. Bir kere resim. Dekorasyon. Sık sık eşyaları değiştiririm oradan alır oraya götürürüm oradan alır oraya, en mükemmeli elde etmeye çalışırım. Başka? İyi ızgara yaparım, Tokat Kebabı yaparım. Daha sayayım mı? Bu kadar yeter.

VTR: Adım Volkan. Ölülerin yıkanması şart mı?

ADNAN OKTAR: Ölülerin yıkanması İslam geleneğinde var. Çok eski bir gelenek. Farz değil tabii, farziyeti yok. Gömülmesine Kuran işareti var, Kuran’da toprağa gömülmesine işaret var. Sadece o vardır. Mesela şehitler yıkanmaz. Diğer dinlerde de var. Ortadoğu dinlerinin dışında nasıl diyelim Asya, uzak Asya’daki sapkın dinlerde de var. Hatta ölüyü ayakta yıkıyorlar, adam donmuş ayakta. Son azılı terörist komünist vardı Kamboçyalı mı, Vietnamlı mı onu yıkıyorlardı resmi vardı gazetede. Kendi inançlarına göre ayakta yıkıyorlar. Çok eski bir gelenek gördüğüm. Yani bir farziyeti yok.

VTR: Benim adım Yakup. Kıyamet ne zaman kopacak?

ADNAN OKTAR: Allah bilir tabii ama Bediüzzaman iki Kuran ayetinden, bir hadisten üçünü topluyor, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinin açık ifadelerini bir araya getiriyor, Tevrat’ın hükmünü de bir araya getiriyor, İncil’e göre olan hükümleri de bir araya getirerek “2120 gibi” diyor. Zaten 2120’de büyük bir göktaşının, çok büyük bir göktaşının dünyaya teğet geçeceğini söylüyor bilim adamları. 2120. Yalnız ben açıkça söyleyeyim ben pek teğet geçeceğini zannetmiyorum. Bayağı büyük bir göktaşından bahsediliyor. Numarası falan da var onun. “Tam 2120’ler civarı dünyaya teğet geçeceğini umuyoruz” diyor. Bence teğet meğet geçmeyecek ve bindirecek tam ortasından ve spin atıp bir daha bindirecek ve dümdüz olacak. Bunun sonucunda ay ve güneş birleşecek, dünya birleşecek hepsi tek parça haline gelecekler. Büyük bir müsademe olacak yani yıldızların çarpışmasından. Sonra tepsi gibi dümdüz bir alan meydana gelecek. Ama biz zaman mefhumuna göre hareket ettiğimiz için belki başkaları onu milyarlarca yıl görecek ama biz saniyeler içerisinde göreceğiz. Yani derhal ahiret oluşacak, derhal. Yani yıldırım hızıyla.

VTR: Merhaba. Eğer okey, tavla ve iskambil kağıtları ortada bir bahis olmadan oynamak haram mıdır?

ADNAN OKTAR: Yok. Niye? Ne güzel oynarsın. Bahis yoksa niye oynanmasın? Kızmabirader falan da istersen bahisle oynarsan kumar olur. Satranç da bahisle oynarsan kumar olur satranç, bahisle oynamazsa oyundur. Ama çok vakit alıyor okey mokey. Pek akılcı gelmiyor bana, o kadar. Kahvehane zaten havasız basık bir yer, güneş de görmüyor. Yani üç-beş saatini orada hapsetmek yazık, omurgaları, ayakları, bacakları; git gez dışarı bir şey yap. Ne bileyim? Git komşuya yardım et, bir hayır bir şeyler yapılabilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Leyla ben. İçki içilen masada oturmak doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Oturursun tabii bir şey olmaz. Yani nezaketen mesela Hristiyan’dır adam, inancına göre yahut Budist’tir alır yahut ateisttir inanmıyorum der içer, sen de başka bir şey yersin. Yani o haramı o ayrı işliyor. O zaman hatta der ki adam evden çıkayım mı diyebilir, mahalleden çıkayım mı, ülkeden çıkayım mı? Öyle olmaz. O bir nezaket olarak orada oturulması gereken bir durum olur. Çünkü sofradan kalkarsan çok ayıp. Hem inancına saygı duyuyorsun hem protesto etmiş oluyorsun gibi olur, olmaz. Ama içki içip taşkınlık yapacaksa falan o tehlikeli olmaz tabii öyle. Mesela bir şişe viski içmiş bir daha içmeye kalkıyor belli ki rezalet çıkacak yani başına bela olur. Arkadaş dersin içki içme. Bir bardak içtiğinde bile uyarmak lazım yani bu çok tehlikeli olur, zarar verir dersin. Çünkü kısa süre sonra kontrolsüz davranışlara başlayacaktır. Büyük bir ihtimalle. Hani derler ya bardaktaki gibi durmaz diye. Onu anlamıyorlar insanlar. Masaya geliyor gayet kibar nezaketli oturuyor, bir süre sonra adam ayakkabısı bir yanda, ceketin kolu kopmuş falan karakola falan gidiyor, ne dediğini bilmiyor. Aklı beyni darmadağın oluyor. Çok büyük bir tehlike olur. Yani çok fazla içki içilen bir masada değil evde de durulmaz, derhal uzaklaşılması lazım ve ailesine de haber verilmesi lazım, tehlikeli bir durum olduğu söylenmesi lazım. O meyhane mi artık lokanta mı neyse orada sahibinin de uyarılması lazım, tehlikeli olacağını gelişmenin. Çünkü birbirlerini vuruyorlar kapıda falan bayağı bir olay çıkıyor, rezalet çıkıyor. O yönden çok tehlikeli olur. Ama nezaketiyle içiyorsa az bir şey ayıp olur kalkıp gitmek yani olmaz. Evet.

VTR: Merhaba, ben Talat. Hayvan beslenen evde ibadet olur mu?

ADNAN OKTAR: Olur tabii. Niye olmasın? Ama hayvan tabii iç içe yaşamak doğru değil. Bizim Sarman geziniyor ama biz çok iyi antisepte ediyoruz gidiş güzergahını falan çok özen gösteriyoruz, aşılarını falan yaptırıyoruz. Ultraviyoleyle de ayrıca antisepte yapıyoruz yani her gün ultraviyole oluyor. Dolayısıyla buna herkes titiz davranamaz. Hayvanla iç içe yaşamak tehlikelidir, tüyü akciğere kaçar çok ciddi tehlikeli hastalıklara sebep olabilir. Akciğer kanserine dahi sebep olabilir Allah esirgesin. Kedi tırmığı hastalığı vardır mesela kan kanserine çok benzer. Lenfleri falan şişirir, çok tehlikeli bir hastalık. Ona sebep olabilir. Dikkat etmek gerekiyor.

Bir daha sorusunu sorsana o sevimlinin. Çünkü hayvan sever birine benziyor şimdi kalbi kırılmasın.

VTR: Merhaba, ben Talat. Hayvan beslenen evde ibadet olur mu?

ADNAN OKTAR: Talat çok sevimli. Ağabeyinin kuzusu o. Gelenekçi inançta işte köpek olursa namaz bozulur falan inancı var, işte eşek, köpek bilmem ne. Hiçbir şey olmaz yani önünden eşek, köpek geçsin, tavşan geçer, insan geçer hiçbiri namazı bozmaz öyle bir şey olmaz. Hayvanın evde bulunması eğer teknik tedbirler, tıbbi tedbirler iyi alındıysa hiçbir mahsuru yok. Ama hepsi çok nurlu dikkat ediyor musunuz? Bayağı temiz yüzlüler hepsi çok efendiler yani o şey çok hayati yüzlerindeki ifadeler. Yeni neslin kişiliği açısından çok hayati. Bak hepsi makul ve dengeliler böyle hani psikopat, münasebetsiz, lafını sözünü bilmeyen, vicdansız, var ya böyle sığır sürüsü diyoruz sığır, bak sığırlar hemen hemen kalmadı gibi görünüyor çok nadir rastlanıyor. Hepsi kaliteli çocuklar. Genç kızlar özellikle çok efendi ve çok güzeller.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Furkan. Aklımızdan geçenlerden sorumlu muyuz?

ADNAN OKTAR: Yok, aklımızdan bizim zaten fırtına gibi geçer bilgiler. Şahıs aklında Allah’ı inkar eder, Peygamberin olmayabileceğini düşünür, dinin doğru olmayabileceğini düşünür. İşte ne bileyim kendisinin şeytan olduğunu düşünebilir. Bin bir türlü kötü şeyler aklına gelebilir. Kötü kötü suçlar aklına gelebilir. Dolayısıyla onu durdurmak mümkün değildir insanlarda, sürekli akar o. Hiçbir şekilde de sorumluluğu olmaz insanın, onlardan çekinmesine gerek yok. Ama bilinçli olarak tabii kötü bir şeyi tefekkür etmek olmaz, düşünmek olmaz. Mesela Allah aleyhinde bilinçli olarak düşünmek olmaz ama kendi kontrolü dışında beyin sürekli hareketli olduğu için muazzam bir kıvraklığa sahip olduğu için bilgi akar sürekli bu tip bilgiler gelir gider ondan sorumlu olmaz. Ama bilinçli olarak, dikkatini vererek Allah aleyhine düşünmek olmaz tabii. Yani kötü şeyleri bilinçli olarak düşünmek doğru olmaz.

VTR: İrem Uzuner. Namaz kılmadan dindar olunur mu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki olunur. Bak İrem de çok güzel maşaAllah hepsi çok nurlu. Yeni nesil öyle çok temiz güzel yetiştiler, çok iyi oldu elhamdülillah. Namaz kılmaz dindar tabii olabilir. Yani samimidir, Allah onu çok samimi kılmıştır, bir şekilde namaz ona nasip olmamış olabilir. Allah başka iyi yönlerini esas alır. Ona göre ona cennet nasip edebilir. Ama tabii tehdit de var namaz kılmamak ürkütücü bir şey yani ve kolay olan bir şey namaz çok çok kolay, zor gösteriyorlar ama çok kolaydır namaz. Bak diyor ki Allah “cehennem ehline sorulur” diyor “sizi buraya düşüren nedir?” ilk söyledikleri “biz namaz kılanlardan değildik” diyorlar. O yüzden böyle bir şeye kardeşlerimiz yanaşmasınlar. Hiç olmasa kılabildikleri kadar mesela kılamıyorsa sabah namazını kılsın, kılabiliyorsa öğle namazını kılsın yahut akşam namazını kılsın veyahut yatsı namazını kılsın. Veyahut sırf sabah ve akşamı kılsın, öğleni kılsın ama yapabiliyorsa beş vakit kılsın. Ama tamamen terk etmesin hiç olmasa cumaları kılsın. Yani hiç namaz kılmayan konumda olmasınlar. En en olmazsa bayram namazını kılsın, hiç namaz kılmayan hükmünde olmasınlar. Evet.

VTR: Merhaba ben Nurcan. Toplumumuzda kızlar arasında özellikle dedikodunun çok yaygın olduğunu görüyorum. Bununla nasıl başa çıkabiliriz bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Kadınların en çok sevdiği şeylerden birisi dedikodudur. Ama bu daha ziyade cahil kadınlarda olur yani mahalle aralarında çok rastlanır. İş güç olmadığı için boş oluyorlar sakız çiğneyerek falan birbirlerinin dedikodusunu yaparlar. Dedikodu genç kızları daha güzelleştirir, zindeleştirir. Hiç korkmasınlar. Sevapları artar, daha uzun ömürlü olurlar. Dedikodu yapanın ömrü kısalır, sağlığı bozulur, güzelliği bozulur, bereketi gider. Dedikodusu yapılan da zengin ve güçlü, sağlıklı olur isterse baksınlar incelesinler dediğimin doğru olduğunu görecekler. Hiç korkmasınlar. En çok dedikodusu yapılan benim, görüyorsunuz yani saymayayım şimdi tek tek. Hiç umurunuzda bile olmasın. Gayet rahat olun yani keyfinize bakın. “İt ürür kervan yürür” derler. “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” derler. Zenginin malı derken onun her türlü üstünlüğü, iyiliği, kalitesi anlamına geliyor. O bir geniş atasözü o. Mesela bir kadının güzelliği dedikoduya sebep olur, adam konuşur. Malı, aklı, okulu, becerisi, başarıları hepsi dedikoduya sebep olabilir. Ondan hiç gücenmemek, rahatsız olmamak lazım, kaale almamak gerekiyor. O onun gücünü gösterir, üstünlüğünü gösterir. Bir insanın çok dedikodusu yapılıyorsa o muhteşemdir, büyük birisidir o.

VTR: Merhaba, ben Bekir Kürkçü. Hayatınızda bir siyasi parti kurmak isteseydiniz en önemli üç kural ne olurdu?

ADNAN OKTAR: Adalet, sevgi, barış. Bak nasıl temiz yüzü görüyor musun çocukların? Hepsi çok temiz yüzlüler. Hepsinin elinde yüzünde nur var. Bu nesil Mehdi nesli, nur nesli maşaAllah. Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor hepsine, Allah hepsinin yüzünde Nur ismiyle tecelli ediyor ayrıca. Çok nurlular. Bak bir tane nursuz insan görmedik. Ki lalettayin seçilen insanlar sokakta giderken birisiyle karşılaşıyor. Hepsi tertemiz maşaAllah.

VTR: Adım Deniz Ertürk. Ülkede neden tiyatrodan çok dizi ve filmlere önem veriliyor?

ADNAN OKTAR: Tiyatroculuk kolay bir şey değil. Tiyatro biraz pahalıya mal oluyor, bir de bir şey kazanamıyorlar tiyatrocular. Tiyatro sanatçısı bulmak da çok zor. Sanatçı azaldı daha Türkçesi. Ama tabii tiyatro çok eğlendirici, güzel bir şey. Çok uzun olmaması lazım, geniş salon olması lazım. Havalandırması iyi olacak. Konunun iyi olması lazım. Zevkli bir şey tiyatro. Ama tabii sanatçıların çok yetenekli olması gerekiyor. Şimdi bazı sanatçılar görüyorum, çıkıyor, espri yapıyor. Espriye benzemiyor esprisi. Yani her lafına gülüyorlar. Çok sıkıntı verici bu. Orada insan durmak istemez. Arada sırada insan gülebilir. Tamam. Hakikaten bir espri yapar, gülersin. Kesintisiz. Kapıdan biri giriyor, gülüyor. Bir şey söylüyor, gülüyor. “Nasılsın?” diyor, gülüyor. Bu zorlama bu, acı bir durum.

Evet, Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Uyuyan, sevimli bir kedimiz var.

ADNAN OKTAR: Sahibinin iyi niyetinden eminim, hayvanın rahatlığından da o anlaşılıyor da ben kuşkulanıyorum bazen. Çünkü hayvan baygın yatıyor. Hiç kıpırdamıyor. Ben tedirgin oluyorum yani. Bir ilaç falan vermiş olmalarından tedirgin oluyorum. Çünkü bazı fotoğraflar var, öyle bir şey olmaz kedide. Böyle duruyor hayvan. Kedi kolay kolay öyle durmaz. Onun için sık sık kontroller, veteriner kontrolleri yani devletin hayvanları insanları kontrol etmesi gibi kontrol etmesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü eziyet edilmesi çok korkunç bir şey hayvanlara. Büyük bir zulüm, çok büyük bir zulüm. Kendilerini koruyamıyorlar.

İt ürür, kervan yürür. Doğru. Hiç kimse köpeğin üremesinden rahatsız olmaz.

2018’de kota kaldırılacak. Gençlere müjdesi verilmiş zaten. Biz bir daha o müjdeyi verelim.

Tayyip Hocam aslandır. Tayyip Hocam’a şefkatle yaklaşsınlar. Çok ayıp yapıyorlar. Yani bakış açıları çok kötü. Öyle olmaz. Bak şefkatle yaklaşsınlar. Öyle bir ruh hali onların içinden gider. Tayyip Hoca öyle zannettikleri gibi bir insan değil. Yani kendini Allah’a, dine adamış, vatana adamış bir insan. Ve çok zor onun görevi. İnanın bir hafta bile yapamaz birçok insan onun görevini. Çok çok zor. Ne kadar güzel şevkli bir insan, gayretli işte bırak, yapsın. Niye yapışıyorsun yakasına? Ne güzel hizmet ediyor.

Allah Hümeze Suresi, 1’de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline” diyor Allah. Tehdit ediyor Allah.

Evet, arkadaşlarımızın sorularını yine alalım.

VTR: İsmim İnciay. Sorum; Neden bütün kadın arkadaşlarınız tek tip?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzelliğini. Çok çok güzel, maşaAllah. Tek tip derken? Kiminin saçı siyah, kiminin sarışın. Nurları benziyor birbirlerine. Yani o yüzlerindeki aydınlık ışık benziyor. Zaten ümmet benzer yani. Allah ayette; “Siz bir ümmetsiniz” diyor. Mesela kuşlar bir ümmet. Onların hepsi birbirine benziyor. Müslümanlar da bir ümmettir. Birbirine benzer. Makyaj modelleri açısından diyor olabilirler. Koyu makyaj kadının güzelliğini en iyi ortaya çıkaran makyajdır. Diyor ki; “Ben makyaja gerek duymam, doğallıktan yanayım.” Geçenlerde bir model hanım vardı. Hatta yüzündeki o bakımsızlığın iyi olacağını… Halbuki erkek çocuğu gibi oluyor. Ben makyajsız halini gördüm. Gerçekten hiç yakışmıyor. Ama makyajla çok güzel, tam bir kadın görünümü elde ediyor. Makyajlarının benzediğini iddia edebilirler. O doğru. Üç aşağı beş yukarı. Ama makyajda da çok ciddi bir farklılık olmaz zaten. Makyajlar birbirine benzer. Nurları benziyordur. Onu kastediyor olabilir. Hepsi çünkü insancıl, güzel, nurlu yüzü. Bak kendisi de çok güzel, nurlu yüzü. Görebiliyor muyum ben bir daha yüzünü? Bak sen de benziyorsun bu kız arkadaşlarına. Aynı onlar gibisin. Bak yüksek kaşlı. Çok güzel yüksek kaş. Burnu çok güzel, elmacık kemikleri falan. Yüzündeki ifade çok temiz. Mesela alnı, nasiyesi falan her yeri nur. Sen nasıl nurluysan onlar da nurlular. Benzer yani o nasiye benzerliği müminlerin hepsinde var. Mesela Hz. Ali (ra)’ın bir resmi var, biliyorsunuz, yayınlanıyor. Hz. Hasan (ra)’ın resmine bakıyoruz, aynısı. Hz. Hüseyin (ra)’ın aynısı. Bütün sülale, on iki imamın tamamı birbirine benzer. Hepsi aynıdır. Yani yüksek kaşlı, koyu kaşlıdırlar. Çoğu yeşil gözlüdür Ehli Beyt, Hz. Ali (ra)’ın nesli. Kendi yeşil gözlüydü Hz. Ali (ra)’ın. Ben de dedeme çekmişim. Yeşil göz oradan geliyor bizde de.

Mesela bu benim dekolteye pek yanaşmayan kız arkadaşlarım var. Onlar da birbirine benziyorlar hakikaten. Göstersene resimlerini. Bak buradaki arkadaşlarım en az otuz yıllık arkadaşlarım. Otuz ve otuz beş yıllık. Ama ortak bir nur var hepsinde, dikkat ederseniz. Hatta hep kardeş zannediyorlar. Sorduklarında hep “birbirinize benziyorsunuz” diyorlar. Nurlarındaki benzerlikten kaynaklanıyor o. Yani en az yirmi yıllık arkadaşlarım oradakiler. Ortalama otuz yıl. Otuz sekiz yıllık arkadaşlarım da var. Gürlek kırk yıllık, maşaAllah. O zamanlar yirmi yaşında falan genç kızdılar tanıştığımızda.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Abdullah. Kızlar neden bu kadar makyaj yapar?

ADNAN OKTAR: Kızlar makyaj yapmazsa hanımlar, erkek çocuğu gibi olurlar. Yani çok nadirdir makyajsız böyle tam kadın görünümünde olan bayan, nadir olur. Yani erkeklerden ayırt edici en iyi özelliklerden birisi de makyajdır. Onun için Peygamber Efendimiz (sav) hep kadınlara makyajı tavsiye etti. Sürme sürmelerini, yanaklarına haluk sürmelerini, dudaklarına da haluk sürüyorlardı. Ellerine kına sürüyorlardı. O zamanın boyaları onlardı. O makyajı yapan da Allah’tır. Kaderde onları öyle süsler. Kadın makyajla güzel olur, bakımlı olur. Diyor ki, ağır makyaj, hafif makyaj. Yakışan makyaj vardır. Ağırı, hafifi olmaz. Ne demek ağır yani? Sen hiç belli belirsiz bir makyaj yaparsın. Yok hükmünde olur o. Etkili olmaz. Mesela kadın da kaş, hafif incecik bir kaş olsa, hiç belli olmayan, görünmez, belli olmaz. Makul bir kaş görülür. Mesela göz de, normal bir göz güzel olur. Çok çok küçük bir göz görünmeyeceğine göre makyajın da dolgun olması makul. Yani sıhhatli hatlar kadında çok güzeldir. Güçlü hatlar güzeldir. Yani kadınlar da erkeklerde o tarz hatları ararlar. Yani hatların sağlıklı olmasını ararlar. Bu normal yani biz kedide bile mesela bak Sarman yapılı bir kedi, hoşumuza gidiyor. Yani daha gösterişli daha hoş olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanların derdini neden merak ediyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Müminlerin birbirlerine yardımcı olması farz. Allah ayette, “birbirinizin velisisiniz” diyor. Velisi ne demek? Anlamı; annesi babası gibisiniz. Yani erkekse babası hükmünde, kadınsa annesi hükmündedir, Müslümanların. Yani çocuğu gibi onlara bakmak ve ilgilenmekle mükelleftir. Hastaysa, aynı kendi çocuğuna bakar gibi bakması gerekir. Evi yoksa aynı kendi çocuğuna bakar gibi ona ev sağlamakla mükelleftir, yiyeceği yoksa bak, açık farz bu yani- velayet diyor. Açık hüküm. “Velisisiniz” diyor Allah. Veli, her yönüyle koruyucu anlamında. Ayette de bu açıkça şerh edilmiş. Yemesi, içmesi, barınması, sağlığı, sıhhati, korunması, hepsi içinde. Hepsinden sorumludur müminler birbirlerinin. Dolayısıyla farz olduğu için Müslümanlara velayet görevimizi yapmış oluyoruz. Evet.

VTR: Ben Türkiye’ye geleli bir ay oldu. Annemi babamı Suriye’de kaybettim. Biz de Türkiye’ye geldik. Türkiye’de ters ters şeyler gördük. Gerçekten ben Türkmen olsam önem verilmiyor ama Arap olsam verirdiniz. Ben Türkmen’im Hatay tarafta hep aslan gibi savaşan bir insan, kaçan bir insan değil. Şimdi ben onu merak ediyorum. Komşulara gidiyoruz kimse bizi almıyor. Ne yapayım? Aç mı kalayım yahut günah mı yapayım? Adam da diyor ki “Valla ben bilmiyorum istediğini yap.” Ben belediyeye gittim görüştüm diyor ki “Ağabey dışarıda kalmak iyidir. Sen Arap olsan olurdu, Türkmen oğlusun ben sana yardımcı olamam.” Ama param olsa baş üstünde tutarlar. Bak şimdi nasıl öyle bir şey oluyor ben de anlamadım.

ADNAN OKTAR: Canım benim Allah sana huzur versin. Bunların hepsi hallolur öyle bir şey olmaz. Türkmen olman zaten baş tacısın, öyle bir şey olmaz. Arap olman da baş tacı. Hiç farkı yok Arap’la Türkmen’in. Belki kanunlar hukuk ona göre tüzükler hazırlamış olabilirler. Yani Araplara göre orada bir madde koymuşlardır, o böyle bazen açmaz meydana getirir. Yani oradaki ifade iyi niyetle yapılmış bir ifade bazen hukuku kilitliyor. Mesela diyor ki “Türkiye sınırları dışından gelen Arap mültecilere yardım yapılması için gereken her şeyin temin edilmesi” diyor. Şimdi orada memur bakar Arap geçiyorsa artık oraya takılır o. Halbuki orada amaç mültecidir yani onu vurgulamak içindir. Vurgu yanlış yapılmış. Onu yarın hükümetin ilgili birimlerine bildiririz yıldırım hızıyla düzelir. Öyle bir şey olmaz. Türkmen olman da baş tacı olmanı sağlar. Öyle bir konu olmaz. Türkiye’nin en titiz olduğu gruplardan biri de Türkmenlerdir. Türkmenlere zaten yardım götürüldüğü için hükümetin başı derde girdi güya. Türkmenlere biz çok titiziz. Bilmiyorum kardeşim tabii bu konulardan belki ama çok özenli bir yardım politikamız var Türkmen kardeşlerimize karşı. Ve onların olduğu bölgeye de hiçbir terör grubunu sokmuyoruz. Yani oralarda -her şey söylenmez de- gereken tedbirler alınıyor, öyle söyleyeyim. Evet.

VTR: Ben Melis. Neden ülkemize sürekli Suriyelileri alıyoruz?

ADNAN OKTAR: Canım benim onlar orada can havliyle kaçıyor. Mesela birisi adamı bıçağı eline almış “seni öldüreceğim” diye kovalıyor birisini. Adam da “imdat” diye kaçıyor. Can havliyle senin evinin kapısına gelir, kapıyı vurur girer kendini evin içine atar. “Beni koruyun” diye sana sarılabilir de. Değil mi? Sarılıyor “Beni koru Allah rızası için” diyor. Ne yapsın? Sen de aynısını yaparsın. Seni de birisi bıçakla, silahla kovalasa ilk gördüğün yere kaçarsın. Ama Türkler de en güvenilir ülke olduğu için, Türkiye en güvenilir ülke olduğu için, merhametli oldukları için kardeşlerimiz bize geldiler. Nereye gitsinler? Yer yok. İlk buldukları yere gidiyorlar zaten.

Hz. Ali (kv), Hz. Hasan (ra), Hz. Hüseyin (ra)’nin resimleri var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Hz. Ali (kv), Hz. Hüseyin (ra).

ADNAN OKTAR: Tam tarife göre çizilmiş resimler bunlar. Bak hepsi birbirine benziyor görüyor musun? Yani birini diğerinden ayırt etmek adeta mümkün değil. Ümmet olmaktan kaynaklanan bir özellik.

Evet Fikret Bey buyurun dinliyorum.

VTR: Kadir. Ülkemizde tiyatroya neden bu kadar önem verilmiyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Kadir tiyatro biraz para isteyen bir şey, geniş bina isteyen bir şey. Adam tiyatrocu oluyor, ne kazanacak oradan? Çok az bir şey kazanıyor. Büyük bir salon, onun parasını karşılayamaz, çok büyük bir salon. Işıklandırması var. Oraya gelen sanatçıların paraları var. Ancak halkın yardımıyla olabilir. Bir de gönüllü, yetenekli tiyatro elemanları gerekiyor. Kalitesiz bir tiyatroyu kimse seyretmek istemez. Son zamanlarda bazı yapanlar var, ilkokul müsameresi gibi. Yani sıkılıyor insanlar. Çok absürt espriler, münasebetsiz espriler, her şeye gülme falan. Adam oraya stres kazanmak için değil rahatlamak, hoşnut olmak, bir şeyler öğrenmek için gitmek ister. Kaliteli tiyatro kolay bir şey olmadığı için, hem devlet desteği, hem halk desteği gerektiği için o, Mehdiyet devrinin bir güzelliği olarak ümitle bekler. Evet.

VTR: Benim ismim Kerim. Soru da şu; engelli arkadaşlarımıza daha iyi iş imkanı nasıl sağlarız çok merak ediyorum. Engelli arkadaşım ve işsiz. Nasıl daha bir yaşam sağlarız devlet olarak bunu merak ediyorum, sorum bu.

ADNAN OKTAR: Engelliye iş olmaz. Engelliye direkt devlet maaş verecek, bu kadar basit. Ne yapsın? Adam, ayağı aksıyor, kolu aksıyor zaten zor hayat. Sabahın köründe otobüs bekleyecek işyerine gidecek. Ona niye iş yaptırırsın? Ver iki bin lira, üç bin lira neyse. Değil mi? Kessinler bizim maaşımızdan, paramızdan kessinler ben bir şey istemiyorum. Toprak yolda da yürürüm. O kardeşlerimize versinler. Zaten zor bir hayat, bir de onun üstüne engelli çalıştırılır mı? Ne kadar zor bir şey. O hayatını ancak idame ettiriyor. Hayır, kendi isterse ayrı, vakit geçirmek, dinlenmek amacıyla istiyorsa. Ama onu yorarak onun iş gücünden istifade etmek diye bir konu olamaz. O imtihan oluyor zaten. Biz onu desteklemekle ve ona velayet görevini yapmakla mükellefiz. Değil mi kardeşim? On ekmek yiyorsak beş ekmek yeriz o kardeşlerimize bakarız. Böyledir bunun usulü. Engelli çalıştırılmaz. Gönlü istiyorsa ayrı mesele. Ver üç bin lira maaş ne olacak yani? Biz sağlamız yani o sağlam olmanın bir şükrü olarak onu vermemiz lazım o parayı. Mesela yaşlı oluyor adam para veriyorsun, yetim oluyor aylık veriyorsun. Tamam, o da engelli işte adı üstünde. Hayır biz çalışalım kardeşim. Mesela altı saat çalışıyorsam on saat çalışırım o çalışmasın. Niye yorayım onu?

Evet dinliyorum.

VTR: Eski zamanda çocuklar ne kadar olursa olsun yiyip içip, gezebiliyordu. Veyahut da çalıştığını bulabiliyordu. Ama şimdi bir nüfusta beş nüfusun beş tanesi çalışamıyor. Bir tanesi kendisini göremiyor ki beş nüfusu görsün, beş kişiyi görsün. Ben misal olarak, emekli memur olarak beş çocuğuma baktım büyüttüm ama bundan sonrasını büyütemiyor.

ADNAN OKTAR: Bu sevimli amcanın anlatmak istediği ekonomik kriz var diyor yani paramız yetmiyor diyor. bu ekonomik kriz Mehdiyet devrine kadar devam eder. Mehdiyet devrinde de ekonomik krizi meydana getiren komite, vazifesi son bulacağı için akıl almaz bir zenginlik olacak. Savaşlar da duracak, olay bu. Evet.

VTR: Merhaba ben Mertcan. Bitkiler de insanlar gibi ilaçlanıp güçlenir mi?

ADNAN OKTAR: O çok şeker mesela ağaç yaşlanıyor dede oluyor. Her yeri, mesela kanserleşiyor vücudu. Alenen ölüme doğru gidiyor yani ilaç versen de kurtulmuyor yaşlanınca. Bitkiler de öyle mesela menekşe çok gençken bayağı dinç oluyor, sonra yavaş yavaş yaşlanıyor menekşe, ihtiyarlıyor alenen çöküyor gidiyor. Ama ağaçlar da çok sevimli. Ömrü var belli, ömrünün sonlarına doğru her türlü hastalık geliyor üstlerine. Artık ayakta duramayacak hale geliyorlar. Sonra da zaten bir rüzgarda falan devrilip gidiyorlar. Evet.

VTR: Ben Diren. Daha evvelki ramazanlarda inanmayan veya oruç tutmayan birçok kardeşimize darp edildiğini görmüştük. Dilerim bu ramazanda böyle bir sıkıntı yaşanmaz. Daha çok saygı ve hoşgörü içerisinde bir ramazan olur. Bütün insanları sükunete davet ediyoruz ramazan ayında. Tutulan oruçlar Hak ile kendi aranız olan oruçtur. Kulun sıkıntısı değildir bu. Teşekkür ederim, sağ olun.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanıma doğru söylüyor. Adam Hristiyan, ağzını burnunu kırıyorlar oruç tutmuyor diye. Yahut adam hasta, tansiyon hastası “Lan sen nasıl oruç tutmazsın” diye komaya sokuyorlar. Bu, psikopatlık ve ahlaksızlık, haysiyetsizlik. Bir kere İslam’da böyle bir hukuk yok. Adamın oruç tutup tutmaması asla ilgilendirmez. Dövemezsin, sövemezsin, hiçbir şey de diyemezsin ayrıca. Sen kendi işine bakacaksın, kendinden sorumlusun. Sana ne adam oruç tutmuyorsa? Vardır bir bildiği. Dayanamıyor olabilir, hasta olabilir, inanmıyor olabilir, başka dindendir, başka bir inançtandır. Zorla din olmaz, zorla ibadet olmaz. Allah dinini kolaylaştırmış. Ne diyor Cenab-ı Allah ayette? “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” bir. Yani nedir? Hastaysak oruç tutmayacağız. Nasıl söylüyor Allah? “Eğer zorlanıyorsanız, hastaysanız oruç tutmayın” diyor Allah. Oradan açık. Dinde zorlama var mı? Allah diyor ki “Dinde zorlama yoktur” diyor. Yasaklamış. Ayet net. Yani inancına adamı zorlayamazsın. Hatta Allah diyor ki, Hristiyanlar, Museviler yani diğer inançtaki insanlara “Sizin dininiz size, benim dinim bana” diyor. Tam demokrasinin kısa özeti. Demokrasiyi en net açıklayan ayettir. Bak “Sizin dininiz size, benim dinim bana” bu kadar. Doğru söylüyor o aslanımız.

VTR: Merhaba ben Havva Olgun. İçine kapalı çok fazla insan var. Bu insanları açmak için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Güzel Havva çok baskı yapılıyor genç kızlara, delikanlılara hepsine. Mesela genç kız eğer erkek arkadaşı yoksa cinsi sapık, lezbiyen falan diyorlar kızlara, erkek arkadaşı oluyor fahişe falan diyorlar. Şimdi çocuk ne yapsın bu durumda? Terbiyeli evde oturuyorsa erkek arkadaşı yoksa sapık olduğuna inanıyorlar. Öbür türlü fahişe bilmem ne diyorlar yani müthiş ahlaksız insanlar. Genç kızlar böyle adamlara hiç ehemmiyet vermesinler, bunlara üzülmesinler, kaale de almasınlar. Mesela makyaj yapıyor hakaret ediyor, bakımsız oluyor ona da çirkin söz söylüyor. Başı yerde gidiyor ona da bağırıyor, kızıyor. Bakıyor ona da kızıyor yani bu tip insanların ayarı dengesi diye bir şey yoktur. Genç hanım arkadaşlarımız kendi aralarında birbirlerini destekleyerek mutlu, özgür, rahat yaşasınlar. Bu baskı, yeter artık yani çok rahatsız edici. İstediği gibi giyinsin isterse yazın mesela şort da giyinir. Şort giyiyor diye çocuğu tekmelediler biliyorsunuz, gayet de rahat adam. Mesela o genç kızı aldı adam zorla götürdü tecavüz etmeye kalktı biliyorsunuz apartmanda falan bir pervasızlıktır gidiyor. Millet olarak birbirimize destekçi olursak herkes mutlu olur. Ama mutluluğun asıl güzel güneşinin doğacağı zaman Mehdiyet’tir. Mehdi devrinde bütün kadınlar huzurlu ve rahat olacaklar. İstediği gibi giyinecek, istediği gibi yiyecek, istediği gezecek kuşlar gibi hür olacaklar. Ama şu an ben mutlu genç kız göremiyorum. Yani çok büyük bölümü ben yüzde vermiyorum, çok büyük bölümü içine kapalı. Kadınlığını unutmuş, çekiciliğini, güzelliğini tamamen bir kenara bırakmış. Hatta korkuyor kadınlığından çünkü ona suç gibi sunulmuş o. Mesela cazibesi ona suç gibi sunulmuş. Onun için itici olmaya çalışıyor, konuşmalarıyla, sesiyle, bakışıyla her şeyiyle itici olmaya çalışıyor. O da o zaman güzelliğini kaybediyor. Güzelliği kaybedince sevgiyi tamamen unutmuş oluyor. Sevgi unutturulmaya çalışılan bir genç kız ne hale gelir? Hayatta ne beklentisi kalır sevgiyi unutturulan bir kadın? Hayatın amacı sevgi zaten sevgiyi de elinden almışsın. Ne kaldı geriye? Öldürdün onu yani manen öldürmüş oluyor. Sadece yaşıyor artık bir organizma gibi yaşıyor. Olmaz böyle şey. Evet.

VTR: Her insanın fobileri vardır, bu fobiler utanılacak bir şey midir?

ADNAN OKTAR: Yok. Niye utanılacak şey olsun? Korkar mesela, karanlıktan korkabilir, yükseklikten korkabilir. Yalnız kalmaktan korkabilir, kapalı bir alandan rahatsız olabilir. Yüzlerce çeşit oluyor. İnsani bir durum ama iradesini kullanıp yavaş yavaş onları yarabilir. Ama ayıplamak çok çok çirkin çünkü onun istemi dışında onun hiç hoşlanmadığı bir durum. Yani bir baş ağrısı gibi, göz ağrısı gibi insanın elinde olmayan bir şey dolasıyla suçlanacak bir şey yok. Suçlayan anormal hareket etmiş olur. Evet.

VTR: Merhaba ben Eray. Kızlar neden trip atar?

ADNAN OKTAR: Erkekler trip atıyor, kızlar trip atıyor o zaman, kızlar trip atınca da erkekler trip atıyor. Çok çirkin bir ruh haline doğru çocukları sürüklüyorlar. Bir de genç kızları böyle dişli -hepsini tenzih ederim çok az bir bölümü için söylüyorum- saldırgan hatta çirkef olmazsa yaşayamayacağı imajını veriyorlar. Etrafın çok kötü olduğunu, insanların kalleş, vicdansız, oyuncu olduğu inancını o çocuklara iyice pekiştirtiyorlar. Hakikaten de öyle adamlarla karşılaşıyorlar. Hepsinin bir yanmış, ızdırap çekmiş bir yönü oluyor. Mutlaka bir erkek arkadaşı ona bir kötülük yapmış oluyor. Benim konuştuğum kızlarda hep bunu gördüm. Hemen hemen hepsinde diyebilirim yani yüzde yetmiş, seksen diyebilirim. O yüzden onlar da savunma refleksi geliştiriyor Bir kere sevgiyi unutma eğilimi oluyor. Ya diyor ben sevgiyi bitirdim. Mesela kadınlığını unutma eğilimi oluyor. Kadınlığından korkuyor, kadın olmaktan korkuyor. Kadın olmak onun başına bela oluyor, erkek gibi olmak istiyor o zaman. Bu sefer de erkekleri kadınlaştırıyorlar yani toplumun bütün doğal dengesini Allah’ın yarattığı fıtratı bozuyorlar. Bu şeytanın bir oyunu, İngiliz derin devleti de bu oyuna bütün gücüyle destek veriyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Enes. Bir yakınım ölmüştü ve öncesinde organ bağışında bulunmuştu, yani bu doğru mu dinde?

ADNAN OKTAR: Organ bağışı olur da adam ölmüşken olabilir veyahut saniyeler olmuştur öleli. Netleşmiştir o zaman ne yapıyorsan yap, istersen bütün vücudunu alsınlar. Ama adamın kalbi çalışıyor, karaciğeri çalışıyor, kolu, bacağı her yeri çalışıyor hatta konuşuyor. Diyorlar ki “beyin ölümü gerçekleşti” ben onu kabul edemem. Vicdanen kabul edemem ben. Ama bilmiyorum tabii bu vicdan meselesi. Ya ölmediyse adam değil mi? Nereden emin olacağız? Gerçekten ölmüş olması lazım. Bir de yeni ölmüşken organ niye tamamen kaybedilsin? Onun tıbben bir yolu olabilir yani vücudunu makinaya bağlayıp canlı tutabilirler. Vücut hakikaten vücut da ölmüş olur o zaman tamam. Kalp takılabilir suni kalp. Kalbi durur, karaciğeri durur. Mesela akciğeri durur o zaman akıl alır. Tıbbın orada daha aktif görev alması gerekiyor, diye düşünüyorum. Çünkü ben o tecrübemden sonra zaten hiç aklım yatmıyor. İmza aldılar, o kız arkadaşımız eğer imzayı verseydi adamı öldüreceklerdi. Adam yaşadı İstanbul’a geldi yeniden.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ramazanda uyuyarak orucu geçirmek hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Olur olur gayet güzel olur. Genç kızlar özellikle bünyeleri zayıf oluyor, daha naif oluyor bünyeleri hava da sıcaksa tabii ki uyusun mühim olan oruç tutmak. “Uykuya tutturdun” diyor kardeşim öyle bir hüküm var mı Kuran’da? Ne demek uykuya tutturdun bilmem neye tutturdun? Allah ona oruç tut diyor, tutuyor, uyumak da helal olan bir eylem. Helal olan bir davranış istediğin gibi uyursun. Niye olmasın? Hiçbir şey olmaz. Çalışmayabilir mesela vücudu hassastır gündüz uyur, o şekilde de orucu tutabilir. Ama tabii dayanamayacak şekildeyse o zaman çok tehlikeli olur. Mesela diyor ki “tansiyonum çok düşük altı tansiyonum. Altıya dört falan oluyor” diyor. “Ben uykuda tutacağım” diyor. Kardeşim sen uyuduğunda tansiyonun daha da düşecek uykuda. Allah vermesin ikiye falan düştüğünü düşün uykuda komaya girersin. Haberi bile olmaz. Alenen komaya girer öyle tehlikeli iş olmaz. O derece düşükse tutmaması gerekir. Yine doktorlara falan danışsın kardeşlerimiz ama olmaz. Ne zorun kardeşim? Dayanamıyorsan diyor Allah işte tamam açık görünüyor. Vücudun sana delil vermiş artık. Veyahut çok şiddetli migren oluyor. Kafasını tutamayacak hale geliyor. Öyle oruç tutulur mu? Haberi bile olmayacak oruç tuttuğundan gayet rahat olacak o şekilde tutulur oruç. Böbrekleri ağrıyor mesela tutuyor, midesi ağrıyor sürekli gastrit, gastrit rahatsızlığı var devam ediyor. Bu kahramanlık değil ki. Allah bak “zorlanıyorsanız tutmayın” diyor. Zorlanma ne demek? İşte o niye anlamazdan geliyorsunuz? Zorlanma demek kafanın üstünde basınç falan değil. İşte bu.

VTR: Diş fırçalamak orucu bozar mı?

ADNAN OKTAR: Diş fırçası nezakettir, nezafettir, temizliktir, güzelliktir. Kaliteli bir insan sık sık dişlerini fırçalar tabii diş etlerini tahriş etmeden, nezaketiyle yapmak lazım. Oruçluyken özellikle diş macunuyla defalarca ağzın yıkanması gerekir. Tertemiz pırıl pırıl olacak. Hiçbir şekilde orucu bozmaz. Su, tabii ki suyun tadı kalır ona öyle derler, ağızdaki suyun. O bozmaz orucu yani suyu alenen içmek bozar. Senin suyu gargara yapman, diş macunu tabii milimetrik küp hesabıyla su yutulur o alakası yok onun ne alaka sen ağzını yıkıyorsun orada. Onu orada vakumlan temizlemek diye bir konu olmayacağına göre su orada çok az miktarda kalacaktır ve yutulacaktır. Onun orucu bozmayacağını herkes bilir. Mesela yıkanmak, duş almak. Duş alırken de su yutulur yani az da olsa su gider yani insanın ağzı açık olur yıkandığı için yani nefes yoluyla buharla girebilir yani öyle bir konu olmaz. Evet.

VTR: Merhaba benim adım Pelin. Kıyamet var mıdır, yok mudur?

ADNAN OKTAR: Pelin, kıyamet tabii ki var. Yani bilimsel yönden de var da bak adamlar dünyayı tedirgin etmemek için söylüyorlar. Halbuki bak 2120 gibi bir göktaşı dünyaya teğet geçeceğini söylüyorlar. Ben de diyorum ki; “O göktaşı tam dünyanın göbeğinden vuracak.” Çünkü bak 7 bin yıllık verilen bir süre var o dolmuş. Yani Peygamberimiz (sav)’in söylediği yedi hadis var, yedisine göre süre zaten dolmuş, tamam. Hz. Mehdi (as) vesilesiyle durduruldu kıyamet. Onu da Peygamber (sav) söylüyor otuzun üzerinde hadis var. Yani sırf Hz. Mehdi (as) ve İsa Mesih vesilesiyle durduruluyor. İsa Mesih’i de Hz. Mehdi (as)’a yardımcı olarak gönderiyor Cenab-ı Allah. Yani artık düşünün olayın büyüklüğünü. İki ayet ve bir hadis tam mutabık olarak tam o tarihleri veriyor. Bediüzzaman diyor; “Allahualem ve bil sevap” diyor. “La ya’lemu’l-ğaybe illaAllah.” diyor, “Gaybı Allah bilir.” Ama “bu mutabakat bana zannı galip meydana getirdi” diyor. Hadislere de dayandırarak çünkü Tevrat’a göre de vakit tamam. Yani Tevrat alimlerine göre de vakit tamam. Alametlere göre de tamam, her yönden tamam. Allahualem 2120 yani net tarih. Evet.

VTR: Bazı insanlar sıkıntılı olduğu zaman Allah’a çok yaklaşıyorlar normal hayata dönünce dini unutuyorlar bunun cevabı nedir acaba?

ADNAN OKTAR: O Kuran’da çok ayetle belirtilmiş bir husus. "Denizde..." diyor "..sıkışırlar Allah'ı anarlar, kıyıya geldiklerinde Allah'ı unuturlar." diyor. İnsan vicdanının hepsi düzgün olmuyor. Allah ayette insan için "Zalim ve cahildir" diyor. "Zaluma ve cehula" diyor ve "nankördür" diyor. Hatta Allah diyor ki; “Eğer sizin hak ettiğiniz karşılık olarak karşılığını vermeye kalksaydım” diyor “bir kişi kalmazdı dünyada” diyor. Yani insan Allah vermesin Allah’ın bu harikaları karşısında çok acı bir olay ama nankör, büyük bir bölümü. Çok şaşırtıcı. Her yer mesela bitkilerle dolu her yer canlılarla dolu, muazzam bir akıl muazzam bir koruma açık açık görülüyor. Biz bir magma tabakasının üstünde incecik bir tabakanın üstünde yaşıyoruz şu an. Fokur fokur maden kaynıyor. Yani erimiş toprak ve kaya su gibi. Onun üstünde yaşıyoruz. Göktaşları böyle sağımızdan solumuzdan habire geçiyor, hiçbiri çarpmıyor dünyaya ve akıl almaz bir hızla boşlukta ilerliyoruz ve kimsenin umurunda değil. Adamlar daha hala totoda kaç tutturdu, çek-senet ödendi mi, domatesin iyisini mi aldı kötüsünü mü aldı onun derdindeler yani bu tabii çok öfkelendirici bir durum Allah Katında. Ama Allah merhametli olduğu için, adil olduğu için insanlara süre veriyor, bir süre daha. Ama Allah’ın merhametine güvenip bu şekilde lakaytlık çok korkunç bir şey aslında yani insanlar yaptıklarının farkında değil bir kısmı. O farkındalığı sağlamak lazım. Yani onun için uğraşıyoruz. Çok çirkin bir şey yapıyorlar. Aslında yaptıkları çok vahim bir suç yani bir saniye bile bu yapılmaz. Yapılmaması gerekiyor. Ama Allah’ın bir sırrı şu an ellemiyor Allah yani dokunmuyor. Bak tekrar diyorum çok büyük hata yapıyorlar. Çok çok utanıp, pişman olacaklar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba kardeşim. Gündüz edilen dua mı etkilidir yoksa gece sessiz edilen dua mı?

ADNAN OKTAR: Allah geceyi övüyor. “Gece neşesi güzeldir” diyor Allah. Ama tabii duanın samimiyeti çok önemlidir gece-gündüz olmasından ziyade samimi olması. Evet.

VTR: Merhaba ben Gülşah. Neden insanlar dini sadece Ramazan’da yansıtıyor? Neden normal hayatımızda dayatmıyorlar bu dini inançlara?

ADNAN OKTAR: Ramazanda gerçekten mesela bak rakı-şarap içenler içmiyorlar, hiç namaz kılmayanlar beş vakit namazını kılıyorlar. Teravihe de gidiyorlar. Yani bayağı koyu dindar oluyorlar. Bayramın ilk günü rakıyla başlıyor. Bir gelenek yani bir mantığı yok. Çok acı bir olay yani biraz mantık bozukluğundan oluyor diyeyim. Ama gerçekten çok acı. Yani hiç olmaması gereken bir durum ama hiç olmamak derken namaz kılması çok iyi ibadet, oruç tutması çok iyi. Yılda bir kere de olsa Müslümanlığın gereğini yapması çok iyi. Ama kendi kendilerini yıldırıyorlar. Halbuki din kolay farkında değil. Yani biz anlatsak Kuran’daki İslam’ı tam, insanlara “A ben bunu zaten yaşarım ne var gayet güzel” diyecek. Yani yemek-içmek kadar kolaydır İslam’ı yaşamak. Nefes almak kadar kolay. Ama çok zor gösterdikleri için insanlar ancak bir ay dayanabiliyorlar, birçok insan. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, size sorum şu olacaktı; Cennette insanlar istediği gibi üzerini değiştirebiliyor peki insanlar birbirlerini nasıl tanıyacak?

ADNAN OKTAR: İşte o Allah’ın harikası. Yani şaşılacak bir şey. Özel bir güçle çok rahat tanıyorlar. Hiç benzemiyor, binlerce yüzü var ama mesela eşi görür görmez onu hemen tanıyor. Başka bir adam normalde görünüşü sesi de değişik yüzü de değişik ama onu net o olarak biliyor. Onun sırrı cennet sırrı onu şu an yani bilimsel olarak mantıklı açıklamamız mümkün olmaz. Yani bilimsel nasıl birçok şeyi açıklayamıyorsak mesela şöyle düşün, düşünsün kardeşimiz; haşa benzetmek gibi olmasın da mesela bin tane kuzu oluyor bin tane de koyun oluyor, hepsi aynı kuzuların, koyunların da hepsi aynı hepsi anında annelerini gidip buluyor, yavrular. Yani kudurmuş gibi koşuyor keratalar böyle hoplaya-zıplaya. Akıl almaz bir sürat yani yaklaşık birkaç dakikanın içinde üç dakika bile sürmüyor. Hepsi annesini bulmuş diz çöküyorlar önünde annelerini doya doya emiyorlar. Evet, yani nasıl buldun desen kuzuya, kuzu artık kuzu yani. Aynı koyunlar nasıl oluyor? Buluyor işte. Allah bulduruyor. Emin yani yüzde yüz emin. Evet.

VTR: Merhaba ben Şevket. Organ bağışı dinimizce uygun mudur?

ADNAN OKTAR: Uygun da yani ölümün oluştuğuna kani olmamız gerekiyor. Tabii ki uygun, toprakta çürüyeceğine ver adam göz veriyoruz ne güzel işte gözüyle görüyor. Karaciğer veriyorsun kurtuluyor, kalbini veriyorsun kurtuluyor, her yönden faydalı yani çok çok iyi bir şey. Ama diyorlar ki “şimdi ölürse adam organları kangren olduğu için kullanamayız” diyorlar özetle. Kangren olmaması için suni akciğerle devam ettir, akciğerin iflas ettiğini biz bilelim. Özellikle kalbin durması çok önemli, kalp durduysa, akciğer de durduysa, karaciğer durduysa bitti zaten, ölmüş. Beyni durmuş onu da hareket ettiriyorsun ama tabii ben çok vicdanlı düşündüğüm için çok vicdan azabı çekiyorum o konuda ben fetva veriyorum demiyorum. Ben ölümün tam olmasını istiyorum. O zaman verilebilir diyorum. Bilimsel bir şey geliştirsinler bir yol bulsunlar. Öyle diyelim.

OKTAR BABUNA: Yapılabilir inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki yapılabilir. Yani vücut tamamen öldüğü anlaşılsın hücrelerin tamamı öldüğü anlaşılsın teknik sadece canlı tutulsun vücut. Yani vücut ölümü kabul ettiğini görelim. Çünkü ölümü vücut anlıyor zaten. Bütün vücut canlı kardeşim şimdi o nasıl olur? Adamı canlı canlı kesiyorlar, olacak iş mi? Kalbi atarken kalbini çıkartıyorsun. Değil mi, kalp atarken çıkartıyorlar kalbini. Olmaz o ben ona evet diyemiyorum. Ben, organ nakli tamam kabul ama ölüm tam gerçekleştiğine dair net kanaat olması lazım. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Şebnem. Oruç tutan bir insanın yanında yemek yenir mi?

ADNAN OKTAR: Yenir. Ne olur? Bir şey olmaz. Allah aşkına o kadar iradesiz mi insan? Şimdi yemek. Normal insan iradeli olur. Etkilenmez. O büyütüyorlar onu. Yani insan hayvan değil ki kontrolsüz olsun. Mesela kedi de köpek de hayvan. Çılgınlaşıyor, birisi yemek yerken. En fazla imrenebilir. Ama insan kaliteli ve akıllı bir varlık. O kadar acze düşecekken onu kabul etmek ayıp bence. Yiyorsa yesin. Sen normal konuşursun. Hayır oluyor da insan mesela aç oluyor. Bir yere gidiyor. Değil mi? Lokantada arkadaşıyla konuşuyor. Herkes yemek yiyor. Yahut lokantaların önünden geçiyor. Hiçbir şey olmuyor insan. Aynısı. Zaten oruç tutan lokantanın önünden geçmiyor mu? Manavın önünden geçiyor. Lokantada görevli oluyor zaten adam. Aşçı oluyor. Kebap pişiriyor. Etleri hazırlıyor. Ona bir şey olmuyorsa, hiç kimseye de bir şey olmaz. O kadar kurala gerek yok.  İnsanlar zayıf yaratılmıştır. O kadar dar çembere insanları sokmamak lazım. Evet.

VTR: Merhaba. Adım Hasan benim. Doktorların fikir birliğiyle “iyileşmez” dediği hastalık, dua ile iyileşir mi?

ADNAN OKTAR: Dua ile değil de, Allah’ın gücüyle olabilir tabii. Allah’ın gücüyle olur. Mesela bazen vücut kanseri yeniyor durduk yere. Adam haberi bile olmuyor. Kanser gelişiyor. Vücut yeniyor onu kanseri. Sonra diyor doktorlar “Kanser yenmiş vücudun” diyor. Yani teşhis konuyor. Mesela zatürre oluyor. Haberi olmuyor. Zatürreyi vücut yeniyor. Röntgende anlaşılıyor. Zatürreyi vücudun yendiği. Sonradan anlaşılıyor. Veyahut verem oluyor. Haberi olmuyor. Gelişiyor. Vücut onu yeniyor. Doğal olarak yeniyor Allah’ın dilemesiyle. Sonra herhangi bir konuda tedavi için gittiğinde yahut muayene için gittiğinde anlaşılıyor vücudunun yendiği.  Hatta birçok kanseri vücut yeniyor. İnsanın haberi bile olmuyor. Yani vücudun birçok yerinde kanser oluşur. Küçük kanser vakaları. Vücudun savunma sistemi onu yok ediyor. İnsanların da haberi olmuyor bundan. Fark etmezler. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Erdoğan. Şöyle bir sorum olacak benim. “Kıyamet akşam ezanından sonra kopacak” diyorlar. Burada akşamken, bazı yerlerde gündüz oluyor. Bunu nasıl yapacak? Yani nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Hepsi bak temiz insanlar, görüyor musunuz? Yani bir tane dengesiz insan çıkmıyor. Yani çünkü seçilmiş kimseyle görüşmüyor çocuklar. Kimi görürse ona soruyorlar. Gençler hep aklı başında. İstanbul esas alınarak söylenmiş bir hadis o. İslam aleminin son merkezi esas alınmıştır. Ahir zamanla ilgili bütün hadislerde vaka yeri, İslam aleminin son merkezi neresiyse orasıdır. Dolayısıyla İstanbul. Mesela “bir büyük ateş çıkacak” diyorsa, İstanbul’da kastedilmiştir. “Mehdi çıkacak” diyorsa şehirden “Medine” İstanbul’dur. Hepsinde İstanbul kastedilmiştir. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Doğan. Şunu merak ediyorum. Bitkilerin ruhu var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii, hepsinde Allah’ın ruhu vardır. Yani bitkilerdeki akıl, insan aklının milyonlarca mislidir. Hücredeki akıl, insan aklıyla kıyaslanmaz. Onun da mitokondrisi var, kofulu var, golgi cisimciği var. Mesela kromozomların gösterdiği akıl, insan aklında yok bu akıl. Hücrenin içinde milyarlarca detay var. Mesela farz edelim bir menekşe. Sıradan bir menekşe yahut ot. Normal çim. Onun hücresinin içine girdiğimizde, koskoca bir aleme giriyoruz. İnsan aklıyla kıyaslanmayacak muazzam bir akla sahip olduğunu görüyoruz. Kofulların, kromozomların. Mesela kromozomların kontrol sistemleri. Mesela o kromozomlar kontrol sistemiyle yaratılıyor. Bitkinin o hücresinin oluşmasında hata var mı yok mu gidip kontrol ediyor. Proteinlerin yapısında hata var mı yok mu kontrol ediyor her gün. Varsa düzeltiyor hücre. İnsan bunu yapamaz. Bütün dünyanın insanları bir araya gelse yapamaz. “Ot gibi adamsın” diyor. Adam keşke ot gibi olsa yani. Akıl almaz zeki demek ki. Yani dünyanın en akıllı adamı demektir “Ot gibi” dediği adam. Evet.

VTR: İyi günler. Herkese hayırlı ramazanlar diliyorum. Benim merak ettiğim soru. Keyfi olarak neden oruç tutulmuyor? İnanç nedir? Onu bilmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: İnancı zayıfsa tutmaz. Allah’tan korkusu olması lazım. Allah’ı sevmesi lazım. Allah inancı olmadığında tutmayacağı aşikar. Ama bazen de hastalık nedeniyle olabilir. Namaz da inançla bağlantılıdır. İnanmayan bir insan ne oruç tutar, ne namaz kılar. Nede İslam’ın diğer gereksinimlerini yerine getirir. Yapsa bile ibadet kastiyle yapmaz. Yani başka bir art nedeni vardır. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kaliforniya’da Nevada Dağı’nda yaşayan dev bir ağaç var. İsmi 'The President' yani ‘başkan.’ Üç bin iki yüz yaşında bu ağaç.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Üç bin iki yüz.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel.

KARTAL GÖKTAN: Evet Hoş Sohbetler programımızın bugünkü yayını sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.