Sayın Adnan Oktar'ın 21 Mayıs 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 21 Mayıs 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Olağanüstü Kongresi’nde 998 gün sonra 1414 oyla AK Parti’ye yeniden genel başkan seçildi.)

Hanlar hanı oldu, yedi ceddine rahmet olsun. Dürüst ve samimi, sonuna kadar yanındayız şahsının, AK Parti’nin değil. Ben AK Partili değilim ama şahsını sonuna kadar destekliyorum. Dürüst, doğru delikanlı, samimi, elinden yüzünden nur akıyor. Kılına zarar getirttirmeyiz. Denemeye kalkanı bin kere pişman ederiz söyleyeyim kanunla hukukla yani ne gerekiyorsa yaparız.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına Fatiha Suresi’nin Türkçesini okuyarak başladı ve şunları söyledi. “Ülkem için, ümmetim için hayırlı olmayan hiçbir şeyin bizim nezdimizde yeri yok. Buradan sesleniyorum eğer Tayyip Erdoğan’ın ülkenin ve milletin hayrına olmayan en küçük bir tavrını, sözünü, davranışını, icraatını duyarsanız bugüne kadar yaptığı her şeyi bırakın ve gereğini yapın. Böyle bir yanlışın içine düşen Erdoğan’ın tüm hakları size helaldir. Ben de sizden bugün helallik istiyorum. Biz bu dünyanın fani olduğunu hiç aklımızdan çıkarmadık. Eksiklerimiz, hatalarımız elbette oldu ama ihanetimiz asla olmadı.”)

Yiğit delikanlısın, kabadayısın, sonuna kadar millet yanında, gözün gönlün açık olsun, rahat olsun. Kılına tüyüne zarar getirtirsek gençliğimiz bize haram olsun. Sonuna kadar devam et, çok da rahat ol. Yani bilgimiz dahilinde sana kimse bir şey yapamaz Allah’ın izniyle. Sonuna kadar da görevin müddetince görevini yapacaksın, kimse de sana dokunamaz. Dürüstlük elinden yüzünden akıyor, çok rahat ol. Yani gücü yeten varsa gelsin. Senin aleyhine bir şey yapmak isterlerse karşılarında bizi bulurlar, hukukla kanunla. Gördükleri ve görmedikleri çok büyük destekçi grubun var; görmediğin, göremediğin çok büyük destekçi bir grubun var, gönlün rahat olsun.

Tayyip Hocam kabadayının şahı, delikanlısı. Bak, çok güzel söylemiş. Diyor ki; “Bu milletin istiklali ve istikbali için neler yapabileceğini görmek istiyorlarsa dönüp tarihe baksınlar. 15 Temmuz’a baksınlar. İfademizi anlamayanlara karşı meramımızı er meydanında ifade etmekten başka çaremiz kalmıyor demektir. Namert kaçar, mert dövüşür” diyor. Tam bir kabadayı delikanlıya yakışacak tarzda konuşmuş. Helal olsun sana Tayyip Hocam. Bundan sonra benim gözümde Hanlar Hanısın. Allah yolunu açık etsin. Allah yolunda sana selamet versin. Gayet candan konuşuyor. Onun dürüstlüğünü de Sayın Bahçeli gördüğü için can-ı gönülden şahsını destekliyor, şahsını. Partisini değil bak, şahsını destekliyor, en önemli konu bu işte. En başında dedim bak, “şahsını destekleyelim. Partisini desteklemeye gerek yok” dedim. Partisini isteyen desteklesin. Ben tamam AK Partililer kardeşimdir bir şey demem ama Tayyip Hocamız bu vatanın evladı. İngiliz derin devleti kafayı ona taktı mı? Taktı. Biz de İngiliz derin devletinin kafasını ezeceğimize göre ilimle, irfanla, kanunla, hukukla bütün gücümüzle destek olmak durumundayız.

 

(“Yazın toplu taşıma araçları çok havasız oluyor. Bunun çözümü ne olabilir?” sorusuna cevap)

Çok haklı, doğru söylüyor. Yol da uzun. O kadar mesela kırk kişi var içinde, kırk kişinin nefesi o otobüsün içinde oluyor. Öyle şey olur mu? Bir kere yaz otobüsleri tamamen ayrı olması lazım. Tamamen açık olabilir. Sadece tavan koruyucu kısmı olur. Tamamen açık olsun. Afrika’da falan var ya öyle açık, o tarz olması lazım. Hem terlemez insanlar hem havadar olur. Püfür püfür millet gitsin yani. Zor bir şey değil, yapılabilir.

 

(“Suç işleme oranı, uyuşturucu bağımlılığı ilkokul seviyesine kadar düştü. Bunları nasıl önleyebiliriz sizce?” sorusuna cevap)

İşte Allah inancı olmayınca çocuklar çok sıkılıyorlar. Diyorlar ki; “Siz mikroptan oldunuz. Atanız solucan” O da kahroluyor yani. “Yok olup gideceğim” diyor. Vücudu kaldırmıyor bedeni, akıl almaz sıkılıyor. İlaç alıyorlar doktorlardan falan, onu kurtarmıyor. Ondan sonra gidip uyuşturucuya başlıyorlar. İmansızlığı vücut kaldırmaz. Mahvolur vücut. Alkol, uyuşturucu, sinir ilaçları, zibil gibi gidiyor iman zafiyetinden. Allah korkusu, Allah sevgisi oldu mu bunların hiçbiri olmaz. İnsan bayağı zinde, rahat, huzurlu olur.

 

(“İnsanlar zeka ve zihin gelişimi için ne yapabilir?” sorusuna cevap)

Çok düşünmesi lazım, her şeyi çözmeye çalışması lazım, çok sorumluluk alması lazım. Hiçbir şeyi oluruna bırakmamak lazım. Mesela bak Mehdi için diyor ki Bediüzzaman “Kendi zamanının” diyor “meseleleriyle ve çileleriyle çok fazla meşguliyetle gelişen kabiliyetiyle” diyor bak “sanat yönü vardır” diyor ama bunu ayrıca vurguluyor. “O kadar çok zorlukla karşılaşır ve o kadar çok çözer ki” diyor “muazzam bir tecrübi zekaya, akla sahip olur” diyor Mehdi için, çilelerin, zorlukların etkisiyle. “Bir de o devirde taassup geriye çekilecek” diyor. Hakikaten bak her yerde çekiliyor görüyorsunuz. Suudi Arabistan beni kendi çizgilerine çekmek istediler. Ben çok seviyorum Suudileri. Ama onlar benim çizgime uydular şu an. Bak Prens söyledim, kızlar bayağı süper mini etekliler bütün çalışan kızlar. Ama hiçbir adam o kızlara gözlerini dikip bakmıyor, bir saygısızlık yok herkes hürmet ediyor.

 

(“Çevremdeki insanlar çok samimiyetsiz. Bağımızı nasıl iyileştirebiliriz?” sorusuna cevap)

Gençler bundan çok yangınlar. Bu büyük bir milli bela sevgisizlik. O samimiyetsizlikten dolayı da o çocuklar onlar da onlara samimiyetsiz davranıyorlar. Bir tiyatro oynanıyor. Mesela genç kızlarla bazen tanışıyorum “Oo nasılsınız?” falan böyle acayip şamata falan bir türlü sakinleşmiyor. Gereksiz gülmeler, stresli hareketler, garip heyecan atakları, gereksiz abartılı konuşmalar. Konuşa konuşa sakinleştiriyorum sonra oturuyor artık yani sakinleşiyor. “Ya” diyor “insanlar o kadar samimiyetsiz ki” diyor “adeta deli gibiyiz” diyor “rahat yaşayamıyoruz” diyor. Kendi olamıyor bak kendi kendisi olamıyor. Mesela en az yarım saat, bir saat konuştuktan sonra kendi kendisi olabiliyor bir genç kız ben konuştuğumda. O yapmacıklıktan bir türlü kurtulamıyor. Mesela bir şey görüyor beğeniyor, heyecanlanıyor beğendiği şeyin aleyhine konuşmaya başlıyor bu sefer. Böyle bir anormallik olur mu? Beğendiği bir şeyin aleyhine konuşuyor gururuna ağır geldiği için sıkıntı geliyor garip reaksiyonlar gösteriyor. Bunları tabii tarif ederek, anlatarak o beladan onları kurtarabiliyoruz. Samimiyetin tek yolu Allah’ı sevmektir, Allah’tan korkmaktır.

(“İnsanların bedeni yaşlanıyor. Ruhları da yaşlanıyor mu acaba?” sorusuna cevap)

Ruh yaşlanmaz tabii ki. Onu dün de konuşmuştuk yaşlanması için bir neden yok. Katrilyonlarca sene yaşıyor ruh aynısıyla duruyor. Ama bedende değişiklikler olur. Bazen on dokuz, yirmi yaşında oluyor ama felaket yaşlanır, çöker hastalık nedeniyle çöker. Hafızasında çökme olur, bedeninde de çökme olabilir. Ama adam seksen beş, doksan yaşında oluyor çakı gibi oluyor, yarışmalara falan bile katılıyor. Atletizm yarışmalarına falan katılıyor. Dolayısıyla alakası yok tabii. Yani yaşlılık diye bir şey yoktur. Sadece bedenin yıllara dayanamayıp Allah’ın kanununa uygun olarak hücresel çökümü mevzubahistir. Ama ruh dipdiri durur. Ama bazılarının da ruhu yaşlanıyor gibi taklit yapıyorlar. Aslında o bir oyun. Kendi kendilerine yaptıkları bir oyun. “Evladım” falan ne evladım da ne zorun? Konuşma zorun varsa o ayrı mesele ona bir şey demem ben. Görüyorsunuz dede taklidi yapıyor. Bırak, normal adamsın sen ne ihtiyacın var? Mesela ben altmış üç yaşındayım dede taklidi yapmıyorum değil mi? Baba taklidi de yapmıyorum, ağabey taklidi de yapmıyorum on sekiz yaşında neysem oyum ben. Yapamam zaten çok komiğime gider nasıl yapayım ben şimdi?

 

(“Manevi eksiklikler mutsuzluğun sebebi midir?” sorusuna cevap)

Tabii ki ben her gün dışarı çıkıyorum, bakıyorum filinta gibi, aslan gibi genç kızlar var. Canlarım benim ben bir tanesinin mutlu olduğunu görmüyorum. Bir kere bir genç kız beğenilmekten çok zevk alır. Bir genç kızın en çok hayatta hoşlandığı şey beğenilmek ve sevilmektir. Beğenilme isteklerini kaybetmişler. Sevilmek istiyor seveni yok. Şimdi beğenilmeyince sevme de olmuyor. Beğenilmeyi yasaklamışlar genç kızlara, çirkin göstermişler. Eğer beğenilecek haldeyse bir genç kız çok kötü bir tavır içindeymiş gibi gösteriyorlar. Sanki ahlaka uygun olmayan bir şey yapıyormuş gibi, kirli bir şey yapıyormuş gibi gösteriyorlar güzel olmayı, temiz olmayı. Bakımsız mesela saçları keçe gibi, eli yüzü bakımsız makyajsız, bitap, sapsarı sadece bir t-shirt giymiş, bir de pantolon, lastik ayakkabı sokağa çıktıysa o natürel olmuş oluyor, doğal kız olmuş oluyor “Ben doğallıktan yanayım” diyor. Dünyanın doğal olduğunu düşün. Dünya yaşanmaz. Olur mu, ne demek doğal? Ağaçlar, bitkiler doğal olur, insan doğal olmaz. Kuran onun için indiriliyor bize doğal olsa biz bambaşka bir şey olurduk. Saçımız sakalımız birbirine karışırdı doğallık diye bir şey yoktur. Kuran’ın çizgisi içerisinde biz kendimizi mükemmelleştireceğiz, hem güzelleştireceğiz, ruhen ve bedenen de mükemmel hale getireceğiz.

 

(“Neden hepimiz eşit haklara sahip değiliz?” sorusuna cevap)

Kadın-erkek anlamında diyor değil mi? O bir felaket ben anlamıyorum. Bunu zamanında erkekler elde etmişler. Her yerde çoğunluk onlarda. Hangi üstünlük iddiasıyla bunu elde ettiler? Neye göre oldu ve neye göre millet bunu normal karşıladı ben bunu anlayabilmiş değilim. Meclisin en az yarısı kadın olması lazım. Dekolte hanımlar da olması lazım, böyle çok güzel manken gibi genç kızlar da olması lazım, neşeli, canlı bir ortam olması lazım, işyerlerinde de öyle. Kadınlar mazlum ve tatlı oldukları için, itaatli oldukları için kabul etmişler. Adamlar da ataktan atağa geçmişler “Madem mevziiyi aldık ilerleyelim” gibisinden. Mehdiyet devrinde bu korkunç durum tamamen düzeltilecek. Peygamberimiz (sav)’in açık hadisleri var, açık müjdeleri var. “Bir kadın” diyor “mesela İstanbul’dan Şam’a kadar ayağı” diyor “çimlere dokunacak şekilde, bacaklarına çimler dokunur” diyor “özgürce hiç kimsenin müdahalesi olmaksızın Şam’a kadar gider” diyor açık.

 

(“İngiltere toplumu Avrupa Birliği’nden neden çıkmak istedi?” sorusuna cevap)

Çünkü İngiliz derin devletinin böyle bir yapıya ihtiyacı yok, zaten kontrolünde. Zaten kontrolünde olan bir yapıyı neden bir birlik içerisinde toplamaya çalışsın? Müstakil olduğunda daha gururuna uygun, daha kafasına uygun hareket edeceğini düşünüyor. Bunları da zaten rahatça yönlendireceğini düşündüğü için kendisinin müstakil olmasını istiyor bu kadar basit.

 

(“Sizce taş devri var mıdır?” sorusuna cevap)

“Beş bin yıl önce” diyor “atalarımız baltalarla falan taş devrini yaşıyorlardı” diyor beş bin yıl önce, on iki bin yıl önce mason dergahı var adam pergel, iletki diğer masonik sembollerle orda koskoca bir mason mabedi yapmış, yüzlerce tonluk kayaları alıp getirmiş ve onları demir aletlerle yontmuş, muazzam bir medeniyet yaşamış adam, oturmuş taş devrinden bahsediyorlar. On iki bin yıl önce adam masonik toplantı yapıyor mason toplantısı yapıyor ve muazzam mason dergahı kurmuş, şimdi bile yoktur o kadar büyük. Bir de onun ahşap kısımlarını düşünün, ahşap porselen, kumaş kısımlarını, metal kısımlarını düşünün sadece taş kısımları kalmış. Bize bıraksınlar bu mavalları. Yedi bin, sekiz bin yıllık, on bin yıllık duvar resimlerinde kullanılan boyanın tekniğine daha yeni ulaşılıyor, solmamış olduğu gibi duruyor.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün Auguste Comte’un ‘sorunlu’ ifadesini kullanarak eleştirmesi Ahmet Hakan gibi gazetecileri rahatsız etti. Ahmet Hakan şöyle bir yazı yazdı: “Ve sıra filozoflara geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan felsefeci, sosyolog, Auguste Comte için ‘sorunlu’ demiş. Kant, Freud, Hegel, Nietzsche, Sartre kollayın kendinizi sıra her an bir yerinize gelebilir.”)

Darwin’e gelecek Darwin’e, sakin olsun. Tayyip Hocam peşrevde iyidir pehlivandır. Önce peşrevle girer sonra da kündeyi bastı mı rakibini tuş eder. Bak hepsini saymış bir tek Darwin’i saymamış. Halbuki orada ana hedef Darwin’dir, gayet de akılcı yaptığı eleştiri, doğru. Çünkü bizim manevi köklerimize yönelen bir çalışma yapıldı. Manevi köklerimizin tahrip edilmesini istemiyor ve tedbir alacağı anlaşılıyor, Millet de onu destekliyor, biz de onun yanındayız.

 

(“Fethullah Gülen ile hükümetin arası çok iyiyken şu an neden bozuk?” sorusuna cevap)

Tayyip Hocam, dürüst delikanlı, iyi niyetli, samimi yani Nurcuları her zaman sever, her zaman koruyup kollamıştır. Bunlar da Nur talebesi diye inanıyordu, ya ne güzel dedi işte hukukta ataklar yapıyorlar, tıpta ataklar yapıyorlar, emniyette güzel görevler alıyorlar iftihar etti, çok hoşuna gitti. Tayyip Hoca’yı da koruyup kolluyor görünümündeydiler işte Ergenekon şu bu falan konularını ortaya çıkarttılar. Tayyip Hocam Anadolu delikanlısıdır, iyi niyetlidir böyle kötü düşünmez, oyun oynayacaklarını, kahpelik yapacaklarını falan aklının ucundan geçirmedi. Hatta Fethullah Gülen’i davet etti Türkiye’ye. “Ne gerek?” dedi. “Hukuki bir engel yok. Gel rahatça kendi vatanın” dedi. Yaptıkları büyük organizasyonlara AK Partililerin hepsi katılıyordu. Tayyip Hoca her yerde onları teşvik etti, takdir etti, tasvip etti, koruyup kolladı. Bir baktı sabah evine dayanmışlar. Kaldığı, tatil yaptığı oteli basıyorlar, şehit etmek istiyorlar. Halkı tankla eziyorlar, havadan otomatik silahla tarıyorlar. İnsanlar bir canavarla karşılaştı adeta. Alenen bir canavar yani. Nerede hani kelebekler, kuşlar, karınca ezmez insanlar? Karşımıza azılı katiller çıktı. Nedir bu? Tayyip Hocam çok şaşırdı ama dirayetsiz, güçsüz bir insan değil; cesur ve kararlı. Allah’ın yardımı üzerine en az yüz yerde Allah’ın yardımını gördük. Mehdiyet’in bereketiyle Allah bütün deccali saldırıları altüst etti.

 

(Trump’ın dünya ülkeleri gezisinin ilk ayağı Suudi Arabistan oldu. İki ülke arasında toplam değeri 100 milyar doları bulan ve içinde önemli silahların bulunduğu dev bir anlaşma imzalandı. Trump’a kızı Ivanka ve damadı da eşlik etti. Trump’ın damadı Yahudi olduğu için Şabat günü motorlu taşıt kullanma yasağı olduğu için hahamdan özel izin alarak uçağa bindi ve bu seyahate katıldı.)

Ne güzel öyle dindar olması. İşte dindar oldukları için Allah yollarını açıyor, bereket de veriyor. Elleri yüzleri de nurlu, gayet iyi. Ama tabii Trump o kadar rahat olmasın. Her türlü oyunu oynayabilirler, her türlü ahlaksızlığı yapabilirler. İngiliz derin devleti kafayı bayağı takmış durumda. Şimdi onu sahtekarlıkla falan suçlamaya başladılar. Muhtemelen dava falan da açıp, mahkemeyle düşürmeyi düşünüyorlar. Türkiye de, Arap ülkeleri de herkes Trump’a destek olsun. Çok yakından takip edelim, ezilmesine göz yummayalım. İngiliz derin devletinin oyun oynamasına müsaade etmeyelim.

 

(“Engelli çocuklara yönelik, otistik çocuklara yönelik ne yapmamız gerekiyor?” sorusuna cevap)

Devlete bırakmamak lazım bunu. Devleti yormamak gerekiyor. Devlet emniyeti sağlasın, asayişi sağlasın. Birçok konular var dışişleri, içişleri. Bunlar vakıf işidir. Çok fazla vakıf kuralım, sırf engelliler için hayır vakıfları. Teberruda bulunsun vatandaş, gece gündüz hizmet etsinler. Tek bir vakıf değil, üç yüz-beş yüz vakıf kurulabilir. Ama iyi kontrol edilsin. Vatandaş sevgi dolu, merhametli. O vakıflarda görev almak isteyen binlerce, on binlerce insan var. Teberruda da bulunacak çok fazla insan var. Dolayısıyla devlete bırakmadan, vakıflar, dernekler yoluyla bu işler halledilirse çok güzel olur. Bunun için de tabii yine Allah sevgisi, Allah korkusu gerekir. Yoksa Allah’tan korkmayan, Allah’ı sevmeyen böyle bir şeye hiç girmez.

 

(“Üçler, beşler, yediler aslında bir şahıs mıdır?” sorusuna cevap)

Üçler, yediler var beşlerden haberim yok ama olabilir. Benim bildiğim üçler, yediler, kırklar vardı bir de. “Üçler, yediler, kırklar demine devranına hu diyelim” demişler. Daima bir kutb-ul aktab bir de kutb-ul irşad oluyor Hızır (as)’la beraber üç. Efendim yediler de yine işte bu yöneticilerden oluşuyor. Onlar da ayrı değil onlar da yine Mehdi (as), İsa Mesih, Hızır (as) ve Cebrail (as), Mikail (as), İsrafil (as), kırklar da daha kalabalık bir ekip.