Sayın Adnan Oktar'ın 25 Mayıs 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 25 Mayıs 2017

 

(“Lokantada ve restoranda artan yemekler nereye gidiyor?” sorusuna cevap)

Çöpe atıyorlar. Çok korkunç bu. Bayağı da güzel yemekler. Mesela kazan kazan et, türlü. Niye döküyorsun? Fakir fukara ne kadar? Şu iddia edilebilir yemeğe belki bir mikrop bulaşmış olabilir bakteri bulaşmış olabilir. Biz de steril olmasına dikkat ettiğimiz için döküyoruz. Kaynat ver. Özen gösterilmesi gerekiyor. İşyerlerinde, lokantalarda falan içler acısı. Olduğu gibi çöpe dökülüyor hem de çöpe. Yazık günah. Hayvanlar da yemiyor bak dikkat et. Hayvan da istifade etmiyor. İnsan da istifade etmiyor. Fakir fukara acayip mutlu olur. Tertemiz yemekler kazanın dibinde kalmış götür ver. Ona bir çözüm nasıl olabilir? Hep Mehdiyet’te olay kilitleniyor bakın söyleyeyim hep Mehdiyet’te kilitleniyor. Mehdiyet devrinde böyle bir şey olması mümkün değil haram zaten. Mümkün değil. Zaten fakir fukara kalmaz da. Ama olsa bile böyle bir israf olmaz.

 

(“Aile bireylerinin çocuklara baskı uyguladığını düşünüyor musunuz?” sorusuna cevap)

Çocuklara çok baskı uygulanıyor. Ben neden yapıldığını bilmiyorum. Yani “terbiye edilmeleri için gerekir” diyor. Niye gereksin el kadar çocuk, üç yaşında çocuk? Onun canını yakınca onun terbiye olacağına inanmak bana çok mantıksız geliyor. Bir kere çocuğa çocuk muamelesi yapılmaması lazım. Aklı başında bir insanla konuşulduğu izlenimi vermek lazım. Dengeli, tutarlı bir insan olduğunu ona hissettirmek lazım. Sen deli yerine koyarsan çocuğu o da deli gibi görüntü veriyor. Bu çocuktur mantıklı konuşmaz dersen o da çocuksu konuşup mantıksız tavırlar gösteriyor. Dolayısıyla çocuğa Allah’ın kulu olarak bakmak, Allah’ın tecellisi olarak bakmak değer verip saygı göstermek lazım. Çocuğu kaale almamak çok çok yanlış.

 

(“Ekonomik kriz nasıl düzelir?” sorusuna cevap)

Ekonomik kriz yüzyıllardan beri devam ediyor, yüzyıllardan beri. Bir tek Peygamberimiz (sav) zamanında bir zenginlik oldu. Peygamberimiz (sav)’in vefatından bir süre sonra yeniden fakirlik başladı. Hz. İsa (as)’nın zamanında da halk fakirdi. Sadece Hz. İsa (as)’nın talebelerinden oluşan bir topluluk vardı, onlar kendi mallarını kendi aralarında birleştirdiler. Rahat güzel yaşadılar ama kısa bir dönem oldu. Yüzyıllardan beri bütün toplumlar fakirdir. Bu, Allah tarafından özel olarak bir görevli grup tarafından yerine getirilir. Yani Allah’ın yönlendirmesiyle. Ekonomik krizi yani fakirliği özel meydana getirildiğini Allah Kuran’da belirtiyor. Allah’a yaklaştırmak içindir. Yoksa ben size diyor evlerinizi gümüşten tavanlarla süslerdim diyor Allah. Merdivenler her şey altın ve gümüş olurdu yani öyle bir şey olsaydı. Fakat isyankar olursunuz diyor Allah. Yani isyan edersiniz diyor. Şükreden olmanız için, isyan etmemeniz için sizi fakirlikle kontrol altında tutuyorum diyor Allah. Çünkü zenginlik cennettedir. Bunun özel melekleri vardır, yani ekonomik krizin. Mikail (as) ilgilenir baş melek olarak Mikail (as). Ama sebep olarak dünyadaki uygulamasında Hz. Hızır (as) da görevlidir ve Hz. Hızır (as)’ın emrinde de bir grup, topluluk vardır. Yani ekonomik yönden insanların sürekli belirli bir düzeyde kalmasını sağlayan bir teknik ekip görev alır.

 

(“Trump’ın Ağlama Duvarı’nı ziyaret etmesi sizce nasıl oldu?” sorusuna cevap)

Çok güzel olmuş. Çok çok güzel olmuş. Zaten Trump’ın en önemli gücü Musevileri desteklemesinden kaynaklanıyor. Yani sebep güç olarak diyorum. Tabii gücü Allah’tan alıyor da. Sebep güç. Musevileri koruyup kollamak bereket getirir. Çünkü mazlum insanlar. Kim mazlumu korursa bereket gelir. Nerede bir mazlum Müslüman var korur. Mesela Tayyip Hocam Suriyelileri koruyor. O ona bereket getiriyor. Allah onun vesilesiyle ona merhamet ediyor, koruyor. Vesile eder. Zaten Hristiyan olduğu için Tevrat’a bağlılar. Gayet doğal yani. Tevrat’a göre dua ediyor olması da çok normal. Çünkü eski ahid olarak kabul ediyor. Tevrat’ı reddetmiyor. Evanjelikler kabul ederler biliyorsunuz Tevrat’ı. Protestanlar da kabul eder. Trump, Protestan olduğu için rahatça o dinin hükmü olarak dua edebilir. Musevilerle bağlantıda da olmasında da bereket var, iyilik var. Güzel olmuş. Hayırlı olmuş. Kızı da çok dindar biliyorsunuz. O da Musevi, kızı da. Museviler aslında temiz güzel insanlar ama bilinmiyor. Hep böyle işte asar, keser, zulmeder olarak biliniyor. Öyle bir şey yok. Ahlaksızı vardır Musevi’nin. Zalimi vardır. Katili vardır. Ama halk tertemizdir, Musevi halkı. Çok efendi terbiyelidirler.

 

(“Medyaya aldırış etmeden İran hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?” sorusuna cevap)

Medyaya sen de önem verme. Ben de önem vermeyeyim. Hiç kimse önem vermesin. Yani medyada İran’a aleyhtarı konuşmalar birçoğu şeytanidir. Rahmani değildir. İran tertemiz bir ülkedir baştan sona. Yiğitlerin, kahramanların yaşadığı, Allah’tan korkan, Allah’ı seven insanların yaşadığı nurlu tertemiz bir ülke. Güçlü bir Müslüman ülkesidir. Allah güç kuvvet versin. Devletlerini ayakta tutsun Allah. Fitneden korusun. İran’a iftira edenler şeytanın etkisinde. Şeytanın etkisinden kurtulduklarında kendilerine de şaşıracaklar. İran’a karşıt olmak için hiçbir sebep yok. Halkı da her şeyi de tertemizdir. Biz İran’la komşuyuz. Yüzyıllardan beri de dostuz İran’la. İran’ın neredeyse yarısı Türk’tür. Neredeyse yarısı da Sünni’dir. Bu kahraman ulusa, bu yiğit insanlara daima güvenmek, sevgi duymak, saygı duymak Müslümanlığın gereğidir. Aksi, şeytana hizmet olur. Farkında olur veya olmaz ama öyle. Kardeşimiz rahat olsun. Seviyoruz İran’ı.

 

(“Türkiye’deki seçimler sırasında oylarda bir hile söz konusu olabilir mi?” sorusuna cevap)

Darbenin suni olduğunu falan onu mu bahsediyor? Eğer Tayyip Hoca’yı bunlar herhangi bir şekilde Allah esirgesin şehit etseydi veyahut herhangi biri konu bittiydi. Peki ne diyecektik kontrollü darbe mi olmuş olacaktı bu? İstanbul’u ayıracaklardı, İzmir’i ayıracaklardı, Antalya bölgesini ayıracaklar, Güneydoğu’yu PKK’ya vereceklerdi, İç Anadolu’da Türkleri toplayacaklardı. Burada bir oyun yok, burada büyük bir felaket var. Bir de ayrıca Başkan olması bu olaylarla alakası yok, hiçbir olay olmasa bile, hiçbir olay bile olmasa Partili Cumhurbaşkanı olması gayet doğal çünkü Türkiye’de yüzde 70’tir sağ oylar, çıkan oy yine düşük yüzde 51,5. Yüzde 70’tir sağ oylar dolayısıyla sağ oylarla bu görevi devraldı Tayyip Hoca. Bir başkası gelse yine aynı oyu alır onu söyleyeyim onu anlamıyorlar. Tayyip Hocam Allah vermesin gittiğini düşünelim yerine gelen belki yüzde 60 alır yani sağ sürekli oy alır, Türkiye’nin yapısı itibariyle bu böyle. Mehdiyet’in olduğu bir yerde ikinci bir ihtimal olmaz. Hep iktidarlar Mehdiyet’e göre olur Türkiye’de, ikinci bir yol hiç olmamıştır. Adnan Menderes de dahil, Atatürk de dahil hep Mehdiyet’e göre gelişmiştir olaylar.

 

(“İnsanın sevdiğini kıskanması normal bir şey mi?”sorusuna cevap)   

Kıskanma demek yani korumak, kollamak, saygı duymak, nezaket göstermek, iffetine, haysiyetine, namusuna zarar gelmemesi için özen göstermek, onu yüce bilmek, ona her türlü güzelliği sunmak, kötülüklerden korumak. Yoksa potansiyel her şeyi yapabilir, her türlü kötülüğü yapabilir işte sürekli telefonla kontrol edeyim “Nereye gittin? Ne yapıyorsun? Şu an neredesin?” Bu hakaret gibi bir şey yani sen ona güvenmiyorsun demektir. Potansiyel suçlu olarak görüyorsun, her an bir iffetsizlik, bir günaha girme olacağından şüphe ettiğin için dakika bir, saniye bir kontrol edip araştırıyorsan, nereye gidiyor diye peşini takip ediyorsan bu kadına hakaret olur. Saygıda ciddi bir eksiklik demektir, kadına güven zaten hürmetin, saygının bir gereğidir yoksa “sesin bir acayip geliyor” diyor “yanında biri mi var?” Diyor. Ne demek istiyorsun? Gayrimeşru bir ilişkide misin? Onu soruyor. O zaman o kadar saygı duymuyorsan, o kadar değer vermiyorsan niye görüşüyorsun? Hakaret ediyorsun sen ona orada, olmaz. Tabii bu yakışıklı o anlamda demiyordur. Ben genel problemleri anlatıyorum.

 

(“Türkiye’deki cahilliği nasıl çözebiliriz?” sorusuna cevap)

Okuyarak, konuşarak, sohbet ederek, televizyonlar, radyolar boş şeylere vakit ayırıyorlar. Kısa kısa genel kültür bilgileri verilebilir yani kesintisiz her yerden özlü bilgiler insanlara aktarılabilir, bu cehaleti ortadan kaldırır. Genellikle işte komedi filmleri, boş yarışmalar işte kütük yarışması, odun yarıştırması, yok tavuk kovalama yarışması onun sonucunda bir boşluk meydana geliyor tabii. Genel kültürü artırıcı özet bilgiler kesintisiz aktarılsa televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden muazzam bir bilgi birikimi olur bu da çok faydalı olur ama tabii sırf bilgiyle olmaz. Allah korkusu, Allah sevgisi olmadan genel kültürün hiçbir faydası olmaz. Komünist, Stalinistler mesela Marks’ın muazzam bilgisi vardı ama dünyayı mahvetti. Lenin’in de çok bilgisi vardı ama dünyayı mahvetti dolayısıyla o tip bir bilgi değil kastettiğimiz. Allah aşkı, Allah’a olan sevgi, Allah’tan korkmak dünyanın asıl ana kanunudur, asıl ruhudur.

 

(“Nükleer santrallerin ülkemizde kurulması gerekli mi?” sorusuna cevap)

En tehlikeli elektrik elde etme yöntemi nükleer santral yani nükleer santralden şiddetle kaçınmak lazım her yönden tehlike. Ummadık bir kere patlamalar olabiliyor, ummadık arızalar oluyor bütün ülkeyi mahvedebilir, bütün bölgeyi mahvedebilir. Ne kadar tedbir alınırsa alınsın mutlaka bir olay çıkıyor bu tip teknik santrallerde her şey oluşabiliyor. Elektriği sudan elde etmek lazım, rüzgardan elde etmek lazım, kömürden elde et, her şeyden elde et ama en tehlikelisi nükleer santral. Bir kere halk orda yaşamak istemez korkar nükleer santralin olduğu yerde, düşün radyoaktif bir madde duruyor onun içinde sen de onların yanında yaşıyorsun. Etrafa radyasyon yayılıyor çok çok riskli. Oradan çıkan atık sular, şunlar bunlar, buhar muhar her şey tehlikeli. Özellikle de depremlerde falan çok tehlikeli oluyor. Doğal afatlar olabilir. Toprak kayması olabilir, çok büyük rezalet çıkabilir, hiç hiç hiçbir ülkeye yaklaştırmamak lazım.  

 

 (“İdamın gelmesiyle ilgili sizin fikriniz nedir?” sorusuna cevap)

İdam bence hiçbir şekilde çözüm olmaz. Son derece riskli olur. Mesela bu FETÖ için falan düşünüyorlar ama zaten onların muhatap olacağı bir konu değil. Bundan sonrası için düşünülebilir. PKK’lı için bir kurtuluş. Adam öyle görür zaten ölmek istiyor. Onun için PKK’lı oluyor. İntihar bombacısı oluyor daha da olmazsa adam. Asılmayı o bir risk olarak görmez. Korkutucu bir şey olarak görmez. Bir de bu tipleri etkileyecek, onları yıldıracak bir konu değildir asılma. Darbeciler de öyle. Onların zaten gözü dönmüş oluyor. Ölmek için ortaya çıkıyor zaten. Azgın kafada oluyorlar. Ölmek ve öldürmek onlar için esas olduğu için o tipler etkilenmez öyle şeylerden. Müebbet çok etkileyicidir, müebbet hapis. Binlerce kere pişman olmasını sağlamak mümkündür o zaman.

 

(Sayın Devlet Bahçeli geçtiğimiz gün mecliste “FETÖ’nün siyasi ayağına da müdahale edilsin” çağrısı yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Bahçeli’nin bu açıklamalarının sorulması üzerine, “Siyasette bu temizliğin yapılmadığını iddia eden, bunu somut olarak ortaya koyması lazım. AK Parti’yi kimse bu konuda suçlayamaz. Kimsenin hakkı da haddi de değildir. Herkes kendi içine baksın. Kendi içindekileri temizlesin.” dedi.)

Yani Sayın Bahçeli “MHP’yi halletsin önce, AK Parti’ye karışmasın” falan diyor. Bahçeli çok değerli bir insan. Tayyip Hocam da değerli. Ama normal muhalefet moduna geçmişler. Daha önce böyle gitmiyorlardı. Her şeyin bir vakti merhunu vardır. Erken ataklar çok tehlikeli olur. Yılanın başı çıkmadan kuyruğunu ezmeye kalkarsan kuyruğunu koparırsın, o kaçar uygun bir yere geçer, gelir seni sokar. Yılanın iyice başı çıkıncaya kadar beklemek gerekir. Tayyip Hocam’ın da bir bildiği vardır. Sayın Bahçeli’nin gönlü müsterih olsun. Bir bildiği vardır yani doğrudan olmaz öyle şeyler. Her şeyi yavaş yavaş vakti geldikçe yapıyor, ki bu akılcı bir şey.

 

(“Hayat hep zorluk sunuyor. Tek başıma neler yapabilirim?” sorusuna cevap)

Hiçbir şey olmaz. Allah’a güvenir dayanırsan, samimi olursan Allah sana her şeyin kapısını açar. İsa Mesih bir tek annesi vardı yanında. Allah onu başarılı kıldı bak, sultan yaptı onu. Ki dünyaya sultan olacak. Resulullah (sav) de öyle. Hem öksüz hem de yetimdi. Allah onu da sultanlar sultanı yaptı. “Fakir bulup seni zengin etmedi mi?” diyor Allah. “Yol bilmezken” yani “dalalette bulup hidayet vermedi mi?” diyor Allah. “Ve sana şöhret verdim” diyor Allah. “Herkese tanıttım seni” diyor. “Ve bir yetimken” diyor Allah. Onu da hatırlatıyor. Onun için yalnız bir insana Allah yeter. “Allah kuluna kafi değil mi?” diyor Allah ayette. O zaman seveceği insanları da yanına toplar Allah. Ona yardımcı olacak insanları da toplar. Onu düşünmemesi lazım.

 

(“İnsanlar niye doğululara önyargılı bakıyor?” sorusuna cevap)

Haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz bir insan olursa, ırkçı kafası varsa, ahlaksızsa zaten ona fark etmez. Hatta adam sırf İzmirli olmayı bile bir üstünlük sayıyor. İstanbul’la İzmir’i yarıştırıyor yahut İstanbullu olmayı üstünlük sayıyor. Yani sırf Güneydoğu’ya mahsus bir şey değil. Mesela bazı insanlar sırf Karadenizli olmayı bir üstünlük sayıyor, bir kısmı Antalyalı olmayı üstünlük sayıyor. Halbuki Allah’a kul olmak, güzel ahlaklı olmak, takva olmak esastır. “Allah Katında en iyi olanınız en takva olanınızdır” diyor Allah. Yani Allah’a en yakın olan, Allah’ın rızasını en çok arayan, en vicdanlı, merhametli, sevgi dolu insan değerlidir. Yoksa hangi coğrafyada, nerede olduğu ne fark eder? Ayrıca Mardin, Siirt, Diyarbakır o bölge tamamen peygamberlerin yaşadığı bir bölgedir. Eğer bölge üstünlüğü açısından değerlendiriyorsa, şeref açısından değerlendiriyorsa peygamberler oraları şereflendirmiş zaten. O zaman nedir zorları yani o hırs yapanların, o sevgisizlerin görüşü nedir? Geçersiz. Dolayısıyla sevgisiz yaklaşan merhametsiz insanların, egoist bencil insanların, ahlakı çökmüş insanların ırkçı ve alçakça, ahlaksızca sözlerine Güneydoğulu kardeşlerimizin hiç itibar etmemesi lazım, onları insan olarak görmemeleri lazım.

 

(“Okullardaki ezberci sistem hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

Tabii ki çocuklar mesela fizik formülleri ezberletiyorlar, belli ki unutacak. Spartaküs kaç yaşında öldü? Hepsini unutacağı belli. Bunlar gereksiz. Genel kültür eğitimi verilmesi lazım, genel kültürün neden ihtiyaç olduğu, neden genel kültürün onu güzelleştireceği anlatılması lazım. Yani hayatında nerelerde o bilgiyi kullanacağını bilmesi lazım. Çocuğa bir dayatma gibi veriliyor “sen bunu yapmazsan bitersin” mantığı gibi. Yani öyle anlaşılıyor bazı gençler tarafından, aktarılan bu yöntem. Yani “adam olamazsın, iş bulamazsın” yani “ya bu eziyeti çekeceksin ya bu diyardan gideceksin” gibi oluyor, öyle anlaşılıyor yahut öyle anlıyorlar. O yüzden bu konunun ne kadar zevkli olduğunu, genel kültürün ne kadar önemli olduğunu, kültürlü bir insanın güzel olacağını, kaliteli bir insanın iç açıcı olacağını, ona üstünlük sağlayacağını, hayatının her döneminde başarı sağlayacağını, eğer ona önden dikkatlice anlatırlarsa o zevkle bunu kabul eder. Ama anlatım şeklinin tamamen değişmesi gerekiyor. Çocukları tahta sıralara oturtup yan yana saatlerce havasız sınıflarda zorlu bir hayata sokmanın bir alemi yok. Öyle bir eğitim olmaz.

 

(“Evliliklerde neden eşler birbirlerinden çok çabuk sıkılırlar?” sorusuna cevap)

Şimdi Allah’ın tecellisi olarak görmüyor kadını, et, yağ ve kemikten ibaret bir bileşim gibi görüyor. Onun Allah’ın tecellisi olduğunu bilmesi lazım. Allah’tan ona verilmiş bir emanet olduğunu ve Allah’ın onda bir nurla ona göründüğünü bilmesi gerekiyor. O zaman kadını değerli görür, yüce görür. Kadını öyle sadece basit çıkarları için kullanacağı bir varlık olarak görüyorsa, bıkma değil de doğrudan nefret ediyor, kinleniyor. Çünkü sonunda kadını ya öldürüyorlar, ya bıçaklıyor, ya yaralıyor yahut feci şekilde dövüyor ve bu çok yaygın, bayağı yaygın. Allah sevgisi, Allah korkusu olmayınca sonuç böyle oluyor. Kadınlar Allah korkusu, Allah sevgisi olmayan insanlara yanaşmasın bence. Benim tavsiyem, yine kendileri bilir. Allah korkusu olmayan bir insandan çekinsinler. Allah’a karşı boyun eğici olmayan, Allah’tan korkmayandan ona bir fayda gelmeyeceğini bilmesi gerekir.

 

 (“İzdivaç programları hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

İzdivaç, belli bir derecede konuşulabiliriz yani saygıyla, hürmetle, nezaketle, iffetine haysiyetine, şerefine, namusuna halel getirmeyecek şekilde. Onu rencide etmeden, onore ederek, kalbini kırmadan konuşup tanışabilir. Ama “gel yukarı çıkarım seninle beraber bir çay içelim” falan bu olacak iş değil. Yahut “sizi gönderiyoruz gidin nereye gidiyorsanız baş başa” anlamı garip oluyor bunun, bu böyle olmaz. Bu şekilde olmaz. Tabii ki biz o insanlara güveniriz her ikisinin de ahlakına, iffetine, onuruna güveniriz ama görünüm estetik durmuyor. “Çıkın yukarıya baş başa görüşün.” Halk bunu nasıl değerlendirir? Muhafazakar İnsan bunu nasıl değerlendirir? Suizana da açık bir durum olmuş oluyor. Gereksiz fitne olmuş olur. Bundan kaçınmak lazım.

 

(“İnsanlar yaşadıkları sıkıntıları ibadet ederek çözebilirler mi?” sorusuna cevap)

İbadetle çözemez. Samimi olursa çözebilir. Allah’tan korkarsa. Yoksa “namaz kılayım”, kalbi temiz değilse, Allah’tan korkmuyorsa, Allah'ı sevmiyorsa gidip abdest alıp namaz kılmakla kurtulamaz. En başta Allah'ı coşkuyla sevecek, Allah’tan korkacak. Samimi iman edecek Allah'a. Ve her şeyde Allah'ın rızasını arayacak. İbadet bir şükürdür zaten hayatın bir bölümüdür. Allah'a teşekkürdür.

 

(“Bazı insanlar yaşlanınca namaza başlıyor bu doğru mu?” sorusuna cevap)

Bu felaket tabii, çok çok yanlış. Çünkü neden? İbadetlerin onu hayattan tamamen koparacağına inanıyor. Müzik dinleyemeyeceğini, resim, heykel, neşe, sevinç, güzellik, estetik, kalite her şeyden çekilmesi gerektiğine inanıyor. Münzevi bir hayat yaşaması gerektiğine inanıyor. Artık evle caminin arasında bir hayat. Onu da “emekli olunca yaparım” diyor. Zaten ölümü bekliyor ondan sonra da. Topluca ölümü bekleyen insanlar gibi oluyor bazıları. Gece gündüz falancayı kaybettik diyorlar onun cenaze namazını kılıyor. Böyle değil. Müslüman İslam’ı yaşadığında gürül gürül canlı aktif bir hayatı yaşar. Hayatın bütün zevklerinden en güzel şekilde Müslümanlar zevk alır. Bütün güzellikler Müslümanlar içindir. Sanatın, estetiğin en iyisi Müslümanlarda olur. Eğer gençler bunu bilmiş olsa o yaşlanmayı bekleme mantığı tamamen ortadan kalkar. Çünkü Allah yaşlıyken sevilmez, her yaşta sevilir. Yaşlıyken iman edilmez, her yaşta iman edilir.