Sayın Adnan Oktar'ın 4 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar


A9 TV, 4 Haziran 2017

 

(İngiltere’nin başkenti Londra’nın merkezindeki Londra Köprüsü ve Borough Pazarı'nda dün meydana gelen terör saldırılarında en az yedi kişinin hayatını kaybettiği, kırk sekiz kişinin de yaralandığı açıklandı. Saldırılardan birinde bir minibüs Londra Köprüsü’nde yayaları ezdi. Diğer iki saldırıda kapalı mekanlarda insanlar bıçaklandı. Bazı kişilerin boğazlarının kesildiği söyleniyor. Üç ayrı saldırıda, üç ayrı saldırgan da öldürüldü. Ayrıca saldırganların araçtan inerek çevredekileri bıçakladığı da iddia ediliyor.)

Rezalet, çok korkunç. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının sonucu bu oluyor işte. Çünkü “Ehli Kitabın” Cenab-ı Allah “yemeğini yiyin” diyor. “Onlarla sofrada oturun sohbet edin, evlerinize davet edin, onların kiliselerini koruyun” ayet Kuran ayeti. “Ve sizi en çok sevenler de onlardır, Hristiyan’ız diyenlerdir” diyor. “Çünkü içlerinde mütevazı rahipler vardır” diyor, “din adamları vardır” diyor. Sen ne yapıyorsun? Gidip bıçaklıyorsun. Allah diyor ki, “Evlenebilirsiniz Ehli Kitaptan.” diyor Yani sevgilin oluyor ömür boyu. Cennette kardeşin olacak inşaAllah. Sen onu gidip bıçaklıyorsun. Mehdiyet gelmeden felaket bitmeyecek anlaşılan bu ve bu tırmanarak devam eder. Çünkü bak kadın ne diyor İngiltere Başbakanı, ne yapacağız biz diyor; “Ortadoğu’daki şiddetin durması için oraya her türlü operasyonu yapacağız” diyor. Yani hava bombardımanı.

 

(İngiltere Başbakanı Theresa May son zamanlarda düzenlenen saldırıların birbiriyle bağlantılı olmadığını ancak ortak noktalarının nefreti ve mezhepçiliği körükleyen radikal İslam ideolojisi olduğunu iddia etti. “Bu ideoloji İslam’ın ve gerçekliğin saptırılmasıdır. Zamanımızın en büyük görevi bu ideolojiyi yenmektir. Ancak salt askeri müdahale ile yenilemez, kalıcı bir savunmacı anti-terör operasyonu ile de yenilemez. Bunu ancak insanların gözlerini bu şiddetten farklı yöne çekip çok kültürlü İngiliz değerlerinin nefreti savunan vaizlerden üstün olduğunu anlatabildiğimizde olur” dedi.)

Bak çözümün ne kadar açmazda olduğunu görüyor musun? “İngiliz kültürünü İslam’a karşı bir değer olarak sunalım” diyor. Yani İngiliz kültürü neyse o. Din değil, bir inanç da değil İngiliz kültürü. İngiliz kültürü ne demek? Anglosakson ırkının üstünlüğünü savunan felsefe. Hayır o kadın onu demek istemiyor olabilir ama anlaşılan, bilinen bu. Anglosakson ırkının üstünlüğü, kainatın tesadüfler sonucu yaratıldığına dair Darwinist inanç ve en fazla Rumi olmak. Mevlana Celalettin Rumi’nin kitaplarındaki bizim yolumuzda Müslümanlık yok sözüne uygun olarak, İslam dışı şeriatsız İslam anlayışı ve dolayısıyla İngiliz kültürünü ya kabul edersiniz ya kabul edersiniz mantığı. İşte felaket burada. Halbuki çözüm Mehdiyet’tir. Seyyidina İsa Mesih’in nüzulü Mehdi (as)’nin zahir olmasıdır fakat onlar olayın fevkaladeliğini daha fark etmiş gibi olmamak istiyorlar. Fark etmemiş gibi görünmek istiyorlar. Şimdi önümüzdeki günleri seyredin, olaylar akıl almaz katlanarak gelişecek bunlar da açmaz politikasına devam edecekler. Bak İslam’a karşı İngiliz kültürünü benimseyin diyor. Felaketin kapısını sonuna kadar açıyor. Müslüman mı olacaksın, İngiliz kültüründe bir vatandaş mı olacaksın? Seçeneğe bak. Kuran Müslümanı olun desene. Türkiye’ye baktığımızda genelinde gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı var. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında Hristiyanlara sevgi yok. Hepsinde olmasa bile genel olarak böyle. Mısır’a git gelenekçi İslam. Fas, Tunus, Cezayir’e git gelenekçi İslam.  Hristiyanlardan rahatsız olan bir ideoloji.  Yani onları dışlayan bir ideoloji. Hayır, onu dışlama ile kalmıyor sakalını keseni öldüren, namaz kılmayanı öldüren. Sakal keseni adam öldürüyorsa, namaz kılmayanı öldürüyorsa, Hristiyan’a ne yapmaz bu adam?  Çözüm Mehdiyet. İngiliz kültürü değil. İngiliz kültürü dediği işte İngiliz derin devletinin etrafa yaymak istediği, İngiliz hayranlığına dayalı bir felsefe. Aylardan beri anlatıyoruz biliyorsunuz. 

 

“Bir öğrencinin hem çalışıp hem de okuması olağan bir şey midir?” Sorusuna Cevap

Çocuklara yazık benim hiç aklım yatmıyor o işe. Bir öğrenci nasıl hem çalışıp hem okuması olur mu? Zaten okul çok ağır bir olay. Bir de gidip çalışacak. Devlet burs versin yahut özel sektör burs versin. Bütün holdingler efendim işyerleri. En az mesela bir işyeri, en zayıf bir işyeri bile iki-üç öğrenciye burs verebilir ne olacak yani? Sadaka Allah rızası için. Değil mi? Öyle herkes verse. Öğrencilere mesela her görenin harçlık vermesi lazım. Öğrenci harçlığı. Bayramda nasıl çocuklar geldiğinde harçlık veriyorlar öğrenci de geldiğinde öğrenciye harçlık verilmesi lazım. Amcası, dayısı, akrabaları, sevenleri yani öğrenci için bu yanlış bir şey değil. Ve işyerleri özellikle çocuklara burs şeklinde harçlık vermeleri gerekir.

 

“Ben tıp elektroniği okuyorum. Sağlık cihazlarına nasıl önemli davranmalıyız?” Sorusuna Cevap

Ben onun sorusuna cevap vermeyeyim de genişletelim. Tıp cihazları çok hayati, çok faydalı ve önemli cihazlar. Biz imalatını yapalım, Türkiye imalatını yapsın ve çok yaygın olsun. Mesela halk tansiyonuna çok nadir bakıyor. Tansiyon aletleri bolca olsun. Mesela elektro kardiyografi aletleri her yerde olsun, değil mi? Hastayı oraya hastaneye taşıdığın vakit ancak mümkün oluyor. Bu tip cihazların yaygınlaştırılması yerel hastanelerin çoğalması demektir. Yerel muayene imkanının çoğalması demektir. Klinikler tarzı oluşmuş olacak bir yapılanma halk için büyük bir rahatlık. Hastanelerin yükünü de alır mesela elektro kardiyografi bir yerde yapılıyorsa bir mahallede çok iyi. Mesela kan tahlili cihazları küçük bir klinikte olsa diğer muayene imkanları da orada rahatça olur ve şahısların hastaneye gitmesine gerek kalmaz. Ben o anlamda anlamış olayım sorusunu gencimizin.

 

“Sizce sağlıkçılar sokakta devriye gezmeli mi?” Sorusuna Cevap

Tabii büyük bir otobüs her türlü tıbbi cihaz içinde var, mahalle mahalle gezse fakir mahallelerde çok güzel bir sağlık devrimi olur. Var buna benzer ama çok çok nadir yani bir-iki vaka gibi çok çok az sembolik. Öyle değil özellikle gecekondu kent semtlerinde, fakir semtlerde büyük otobüslerle gezilse diş muayenesi, göz muayenesi, kalp efendim özellikle kolesterol muayeneleri çok çok faydalıdır tabii bayağı iyi olur. Mehdiyet devrini bekliyor herhalde bu güzellik. Ama Tayyip Hocam da bayağı çalışkan bu konuda çok gayretli, şevkli.

 

“Bence televizyon kanallarında ya da toplumda ruh sağlığı hastalıkları ile ilgili insanlara damgalama yapılmasını çok yanlış buluyorum. Örneğin dizilerde şizofreninin bu kadar kötü gösterilmesine bu insanların daha çok topluma karışmasını sağlayıcı onların iyi yönlerini gösterici şeyler olmasını isterdim.” Sorusuna Cevap

Ah severim ben senin güzel huyunu. Hakikaten Türkiye’de de, dünyanın her tarafında deli bir hakaret gibi ifade ediliyor. “Ya adam sen deli misin?” diyor zaten hakaret davası açılıyor. Bir hastalık, yazık, böbrek rahatsızlığı gibi, kulak rahatsızlığı gibi, romatizma gibi bir hastalık. Beyninde hasar oluyor adamın yani akli dengesi bozuluyor. Şefkat göstermek lazım, ilgi alaka göstermek lazım, yardımcı olmak lazım. Yalnız tabii toplum içinde şizofren çok tehlikelidir. Paranoid şizofreni de çok tehlikelidir. Aile içinde özellikle çok tehlikelidir. Yani şizofren ani bir atak gösterebilir. Mesela birdenbire babasının kesilmesi emrini aldığını söylüyor ve adamı keser Allah esirgesin. Yahut kız kardeşini boğuyor “bana böyle emir geldi” diyor. Şizofrenlerde gevşek davranmak doğru olmaz. İlaçlarını çok muntazam vermek ve çok iyi doktor kontrolünde tutmak lazım. Paranoid şizofreni de özellikle yani süper riskli bir şey. Özellikle savunmasız insanlarda çoğu zaman cinayetle sonuçlanıyor olay. Akıl hastası olduğu için o da farkına varmıyor yaptığı suçun. İlaçlarının aksatılması özellikle çok çok tehlikeli olur şizofreni vakalarında ve sık kontrol, muayenelerin sık olması gerekir. Ama hakaret tarzında değerlendirmek görgüsüzlük, cahillik, bilgisizlik yani ahlak bozukluğudur.

Şizofren normalde topluma zarar vermez. Bayağı sakin, çok efendi de davranabilir. Ama reaksiyonunun yani anormal eylemin ne zaman çıkacağı belli olmaz. Yani mesela 20 yıl sonra bile bir şey yapabilir. Her an tetikte ve dikkatli olunması gerekiyor. Özellikle ilaçlarını almamaya başladığında diyor ki “Hiçbir şey yapmıyor. İlaç almasına ne gerek var?” diyor. Kardeşim içten içe o şizofren derinlik genişliyor demektir. Sen farkına varmazsın başını çok büyük belaya sokarsın. Şizofrenide o şizofreni yaşayan insan başka bir hayat boyutunda yaşıyor. Yani bizim hayat boyutumuzda olmaz. Yani şuuru kapalı oluyor. Bizim gibi algılamaz olayları dünyayı bizim gibi algılamaz. Bambaşka bir dünyada yaşamış oluyor o. Başka bir hayat boyutunda yaşıyor onun için o hayat boyutunun şartlarına göre hareket ediyor. O hayat şartlarında mesela adam öldürmek normal oluyor onun inancında. Makul bir şey oluyor hatta ibadet gibi görüyor “bana emir geldi” diyor. “Allah’tan emir geldi, ben de öldürdüm” diyor. Onun için “ilacı kesildi ama normal gidiyor, ne var ki” o süper tehlikeli bir şey. İlacı kesildi ise normal gibi görünüyor olması hiç önemli değil her an bir şey olur demektir.

 

Yönetmen Senarist Ertem Göreç’in, “Ben şunu merak ediyorum. Türk sinemasıyla yeni oluşmakta olan sinema arasındaki farkları nasıl buluyor? Onu bana iletirseniz çok memnun olurum.” Sorusuna Cevap

Arada çok dev bir fark var yani çok büyük bir fark var. Eski Türk filmlerinde derinlik, duygu ifade etme kapasitesi çok daha yüksekti. Yani şu anki Türk sinemasıyla arada dağlar var. Yani çok büyük bir fark var. Hatta boyut farkı var. Yani yeni Türk sinemasında ruh derinliği iyice hafifletilmiş, incelmiş durumda. Yani o yüksek ruh temaşasını orada göremiyoruz. Yeni Türk sinemasında göremiyoruz. Bu, müzik eserlerinde de kendini gösteriyor. Yani yeni meydana getirilen yeni yaratılan müzik parçalarında eski eserlerdeki ruh derinliği, ruh yüksekliği, o boyut güzelliğini bulamıyoruz. O ruh erozyonundan, ruh tahribatından kaynaklanıyor. Yani modernizm adı altında Darwinist, materyalist teorinin alttan alta ruhları kemirmesiyle gençlere derin sevme ve tutku duygusu unutturuluyor ve yavaş yavaş o erozyonla o yok ediliyor ve insanlık bunun farkına bile varmıyor. Mesela gençler arasında büyük bir ruh erozyonu oldu. Muazzam bir ruh tahribatı oldu. Gerçek sevgiyi çocuklara unutturdular, kaybettiler ve farkına bile varmadı onlar. Yani büyük bir kitlede bu kayıp meydana getirildi. Genç kızlar en büyük mağduru bunların, bu durumun. Sevgi unutturulduğu için onlar da sevgiye çok aç yaratıldıkları için, tutkuya çok müştak yaratıldıkları için sevgiyi ve aşkı bilmeden yaşayıp, sevgiyi ve aşkı hayatlarında doyuma ulaştırmadan vefat edip dünyadan gidiyorlar. Yani bu çok büyük bir felakettir. Deccaliyetin dünyaya büyük bir oyunudur. İnsanlığı bu yönde mahvettiler. Amerikan gençliği de, Avrupa gençliği de, Ortadoğu gençliği de bu yönde mahvoldu. Çok basit çıkarlar peşinde koşan çok küçük hedefleri olan insanlar haline geldi epey büyük bir kitle. Bu tabii sinemaya da yansıdı bu felaketin Üstat farkında, acı acı farkında onu benim dile getirmemi istemiş, doğrusu da bu. Büyük bir felaket yaşanıyor.

 

“Ben telefon fazla kullanmıyorum, arkadaşlarım çok aşırı kullanıyor. Nasıl vazgeçirebilirim?” Sorusuna Cevap

O hakikaten artık eroin gibi olmuş. Yolda gidenleri görüyorum kendi kendine konuşuyor böyle sürekli kulağına takılı. Bütün dünyayla bağlantısı kesilmiş yahut elinde telefon, kulağında dümdüz robot gibi gidiyor ama konuşacağı kimse yok. İnsanlarla dost olmak istiyor, sevmek istiyor muhtemelen annesiyle veyahut çok güvendiği bir veya birkaç kişi oluyor onların genç kızların arkadaşlarına o kadar güvenmiyorlar da ama hani dışarıya nazaran daha güvendikleri arkadaşları oluyor bir-iki tane. Daha çok annelerine güvenme eğilimi oluyor. Kısmen de babalarına güveniyorlar bir kısmı. Yalnız yaşıyor genç kızlar. Ben bakıyorum genç kızlarda muazzam yüksek bir sevgi gücü var. Akıl almaz bir tutku gücü var, akıl almaz bir aşk gücü var. Muazzam bir analiz, derinlik ruhuna sahipler. Ama o canlarımın muhatap olacakları insanlar olmuyor. Yani çok sıradan yaklaşıyorlar çocuklara birçok insan. Bu büyük bir felaket, dünyada meydana gelmiş en büyük felaketlerden. Tarihin en büyük felaketlerinden birisidir. Allah’ın verdiği büyük bir gazap bu, büyük bir azaptır. Büyük bir felakettir. Allah’a sığınmak lazım.

 

“Türkiye’de yapılan inşaatları nasıl buluyorsunuz?” Sorusuna Cevap

Çok sıradan, kaba oluyor genellikle. Sanat değeri olmayan sadece işlevsel yani insanların barınmasını amaçlayan eserler oluyor. Çok nadir sanatsal, kaliteli binalar. Genellikle yığma, beton yığma, taş yığma gibi görünüyor. Bu da ahir zamanın felaketlerinden bir tanesidir yani beton yığınları tarzında. Sanatla uzaktan yakından alakası olmayan eserler diyelim, birçoğu.